YEREL HABERLER - 02 Mart 2012 Cuma 17:36

VEREM TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK

A
A
A
VEREM TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK

65. Verem Eğitim Propaganda Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen resim ve kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.
Ödül törenihe Vali Memduh Oğuz, İl Milli Eğitim Müdürü Sabri Caner ve çok sayıda davetli katılırken, yarışmada birinci olan öğrencilere diz üstü bilgisayar, ikinci olan öğrencilere dijital fotoğraf makinesi, üçüncü olan öğrencilere MP4 ve mansiyon ödülü alan öğrenciye ise MP3 hediye edildi. Öğrencilere hediyeleri Vali Memduh Oğuz ve İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Karakaya tarafından verildi.
HASTALIK ANİDEN ORTAYA ÇIKMAZ
Verem (tüberküloz) hastalığını insanlık tarafından bilinen en eski, ölümcül ancak tedavi edilebilir bulaşıcı bir hastalık olarak tanımlayan İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Karakaya konuşmasında, verem hastalığının mycobacterium tuberculosis mikrobunun bulaşması ile oluştuğunu söyledi. Hastanın öksürmesi, hapşırması ve tükürme ile de hastalığın bulaşabildiğini anlatan Karakaya, “Tüberküloz hastalığı aniden ortaya çıkmaz. Sinsi ve yavaş ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam ede gelen halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da gelebilir. Ağrıya pek rastlanmaz. Akciğer dışı organ tüberkülozlarında tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Sayılan belirtiler görülünce tüberküloz teşhisi kesindir denilemez. Çünkü bu belirtilerin hiç birisi tüberküloza özgü olmayıp diğer bir çok hastalıkta da rastlanabilen şikayetlerdir. Bu nedenle bu tür şikayetleri olan hastaların mutlaka konunun uzmanı bir hekim tarafından değerlendirilip, göğüs röntgeninin çekilip araştırılması gerekir. Kişinin tüberküloz olduğu ancak vücut örneklerinde tüberküloz mikrobunun görülmesi ve üretilmesiyle söylenebilir” dedi.
TEDAVİSİ UZUN SÜRÜYOR
Hastalıkta kombine ilaç tedavisi uygulandığını ancak tedavinin uzun olduğunu belirten Karakaya, şunları söyledi:
“Hastanın yapması gerekenler; ilaçları düzenli olarak kullanmak, şikayetler azalsa bile ilaç kullanmayı kesmemek ve yakın temasta olan insanlara mikrobun bulaşmasını önleyici tedbirleri almaktır. Tedavinin yarıda kesilmesi halinde, basiller direnç kazanmakta ve tedavi güçleşmektedir. Önerilen biçimde ilaçların kullanılması tedavi olma şansını yüzde 95 arttırmaktadır. Hastalığın gelişmesini; AIDS, şeker ve böbrek hastalığı, bazı kanser türleri, ilaç ve alkol bağımlılığı ve sigara kullanımı gibi direnç kırıcılar etkilemektedir. Ayrıca verem hastalarının dinlenmeleri, özel beslenmeleri, uygun iklimde stresten uzak yaşamaları tedavinin seyrini olumlu etkileyen faktörlerdir. Bulaşıcı bir verem hastasını tedavi etmek, hastalığın başkalarına yayılmasını önleyecek en iyi yoldur. Hastalığın iyileşmesinin sağlanması; toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından son derece hassas ve önemli bir süreçtir”
Geçen yıl 54 verem hastasının kayda alındığını kaydeden Karakaya, “190 kişiye de verem hastalığından koruma amaçlı ilaç başlanmıştır. Verem Savaşı Dispanserimiz tarafından yıl içinde 5 bin 976 verem taraması ve 776 balgam incelemesi yapılmıştır” diye konuştu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara ASO Başkanı Ardıç: "Teknoparklarda ürünleşme, ticarileşme ve ihracatta sıçrama zamanı" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, "Şimdi teknoparklarda ürünleşme, ticarileşme ve ihracatta sıçrama zamanı" dedi. Ankara Sanayi Odası (ASO), Türkiye’nin teknoloji geliştirme bölgesi ekosistemini uluslararası örneklerle karşılaştırmalı olarak ele alan kapsamlı raporunu yayınladı. ‘Küresel Teknoloji Politikaları Perspektifinde Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Analizi’ başlıklı rapor, Türkiye’deki teknoparkların 25 yıllık dönemde önemli bir ölçeğe ulaştığını; ancak bu ölçeğin patent, ticarileşme ve sanayi ölçeğinde teknoloji üretimine aynı düzeyde yansımadığını ortaya koydu. "Ekosistemde büyüme var ancak teknoloji ihracatı ve derinleşme sınırlı" Rapora göre, Türkiye’de 113 Teknoloji Geliştirme Bölgesi bulunuyor. Bunların 94’ü aktif olarak faaliyet gösterirken, 19’unda altyapı çalışmaları devam ediyor. Son 25 yılda teknoparklarda 88 bin 77 proje tamamlanırken faaliyet gösteren firma sayısı 12 bin 188 ve bu bölgelerde toplam istihdam ise 125 bin 124 kişiye ulaştı. Aynı dönemde toplam satış hacmi yaklaşık 1,15 trilyon liraya, toplam kümülatif ihracat ise 16 milyar dolara yükseldi. Ancak rapor, bu güçlü ölçeğin patent ve ürünleşme tarafında aynı derinliği oluşturamadığını ve sanayiyle entegrasyonu süreçlerinde de yapısal bir kopukluk olduğunu ortaya koydu. 2002-2024 döneminde Türkiye genelinde yapılan 112 bin 131 patent başvurusunun yalnızca 5 bin 228’i teknopark kaynaklı gerçekleşti. Patent tescilinde ise toplam 31 bin 757 tescilin sadece 2 bin 412’si teknoparklardan geldi. Böylece teknoloji geliştirme bölgelerinin ulusal patent tescilindeki payı yüzde 7,6 seviyesinde kaldı. Üniversite merkezli mevcut teknopark yapılanması, bilgi üretiminde önemli bir rol oynasa da, bu üretilen bilginin sanayiyle yeterince buluşamaması, Ar-Ge çıktılarının patent, ticarileşme, ekonomik değer ve üretime dönüşme kapasitesini sınırladığına dikkat çekildi. Raporda ayrıca, teknopark firmalarının yüzde 56’sının patent üretimi yapısal olarak sınırlı olan yazılım ve dijital teknoloji alanında faaliyet gösterdiği; imalat ve donanım odaklı firmaların payının ise yüzde 5’in altında kaldığı belirtildi. Söz konusu girişimci yapısının patent üretimini sınırladığına dikkat çekildi. Mevcut tablo, Ar-Ge’den prototipe, prototipten ürüne ve seri üretime uzanan zincirde yapısal güçlenme ihtiyacını açıkça ortaya koydu. ASO’nun raporunda, teknoloji geliştirme bölgelerinde uluslararasılaşma tarafında da istenen derinliğe henüz ulaşılamadığına dikkat çekildi. 2014 yılında 126 olan yabancı firma sayısı, 2025 yılı Ekim ayında 525’e yükseldi. Ancak bu artışa rağmen, yabancı firmaların toplam ekosistem içindeki payı yaklaşık yüzde 4,3 seviyesinde kaldı. Raporda, uluslararasılaşmada asıl ihtiyacın yalnızca sayı artışı değil; daha güçlü iş birlikleri, daha derin etkileşim ve daha kalıcı bir küresel entegrasyon olduğu vurgulandı. "Teknoparklarda ürünleşme, ticarileşme ve ihracatta sıçrama zamanı" ASO Başkanı Seyit Ardıç, rapora ilişkin değerlendirmesinde, teknoparklarda niceliksel büyümenin önemli bir eşik olduğunu ancak yeni dönemde asıl ihtiyacın nitelik odaklı dönüşümden geçtiğini belirterek, "Teknoparklarda ulaşılan niceliksel büyüme önemli bir eşiği temsil ediyor. Ancak asıl mesele, bu ölçeği güçlü fikrî mülkiyet çıktısına, ürünleşmeye ve sanayi ölçeğinde teknoloji üretimine dönüştürebilmektir. Bu noktada, üniversitelerdeki araştırma derinliği sorununun da sanayi ile ortak bir bakış ve iş birliği yaklaşımıyla ele alınması kritik önem taşımaktadır. Şimdi teknoparklarda patent ve ticarileşmede sıçrama yapma zamanıdır" ifadelerini kullandı. Teknoloji geliştirme bölgelerinin teknoloji üretiminde ve küresel pazarlara açılmada önemli bir kapasite oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Ardıç, "Bunun kalıcı rekabet avantajına dönüşmesi ise fikrî mülkiyet, ürünleşme ve sanayi entegrasyonunun güçlendirilmesine bağlıdır" değerlendirmesinde bulundu. ASO’dan 13 maddelik reform paketi: ‘4 stratejik eksen’ Raporda, patent ve ürünleşme derinliğindeki açığın yalnızca kaynak yetersizliğinden değil, statü bazlı, çıktıyı yeterince öncelemeyen teşvik yapısından, kira yönetimine sıkışan işletme modellerinden ve zayıf ürünleşme hatlarından kaynaklandığı vurgulanarak, teknoparklarda ikinci sıçramayı sağlayacak 13 maddelik reform çerçevesi ortaya konuldu. Reform önerileri dört ana stratejik eksende toplandı. Teşvik mimarisinde dönüşüm Teknopark teşviklerinin yalnızca bölgede bulunma statüsüne göre değil; patent, ürünleşme, ihracat ve teknoloji çıktısına göre performans odaklı hale getirilmesi önerildi. Alan işletmeciliğinden teknoloji yatırımcılığına geçiş Yönetici şirketlerin yalnızca kira ve alan yöneten yapılardan çıkarılarak; ortak altyapı, teknoloji transferi, yatırım ve ticarileşme süreçlerini yöneten aktörlere dönüşmesi gerektiği vurgulandı. OSB-TGB entegrasyonu ve finansman derinliği Ar-Ge ile üretim arasındaki kopukluğun giderilmesi, prototipten pilot üretime uzanan hattın güçlendirilmesi ve teknopark finansman yapısının girişim sermayesi araçlarıyla derinleştirilmesi gerektiği ifade edildi. Performans, insan kaynağı ve uluslararasılaşma Teknoparkların çıktı ve etki bazlı izlenmesi, akademik sistemin patentin ürüne dönüşme süreciyle daha güçlü ilişkilendirilmesi ve büyük ölçekli teknoparklarda uluslararası ortaklık kapasitesinin artırılması önerildi. Uygulama zemini: ‘ASO Teknoloji Üssü’ Ankara Sanayi Odası’nın raporunda ortaya konulan reform çerçevesi yalnızca öneri düzeyinde bırakılmadı; bunun kurulum hazırlıkları hızla devam eden ASO Teknoloji Üssü ile uygulamaya dönüşeceği vurgulandı. Temelli Sanayi Havzası’nda 1 milyon metrekare alanda konuşlanacak olan ve fizibilite çalışmaları tamamlanan ASO Teknoloji Üssü, Ar-Ge, üretim, girişimcilik ve ticarileşmeyi aynı kampüste buluşturan bütünleşik bir inovasyon ekosistemi olarak tasarlandı. Tam kapasiteye ulaştığında ASO Teknoloji Üssü’nün Ankara ihracatına yaklaşık 1,5 milyar dolar katkı sağlaması, 18 bini aşkın nitelikli istihdam üretmesi ve 800’den fazla Ar-Ge şirketi ile girişime ev sahipliği yapması hedefleniyor. "Ülkemizin rekabetçiliği açısından kritik önemde" Raporda yer alan reform paketini değerlendiren ASO Başkanı Seyit Ardıç, "Teşviklerin sonuç ve etki üreten bir yapıya evrilmesi, yönetici şirketlerin ‘kira yöneten’ değil ‘değer üreten’ bir modele geçmesi ve üretimle entegrasyonu sağlayan uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi, ülkemizin rekabetçiliği açısından kritik önemdedir" dedi. Ardıç, raporun tamamlayıcı stratejiler ve uygulama yol haritasıyla birlikte, dönüşümün nasıl hayata geçirileceğine dair somut bir çerçeve ortaya koyduğunu belirtti. ASO Teknoloji Üssü’nün bu dönüşümün somut uygulama zemini olacağını belirten Başkan Ardıç, "Teknoparklarda yeni dönemin anahtarı, Ar-Ge’yi üretimle ve ticarileşmeyle aynı hatta buluşturabilmektir. ASO Teknoloji Üssü, bu yaklaşımın somut uygulama zeminini oluşturacaktır" ifadelerini kullandı.
Gaziantep Kasap Halil Usta’nın sahipleri Bakışgan kardeşlere dünya ahilik ödülü Ankara’da düzenlenen 2025 Yılı Dünya Ahileri Ödül Töreni’nde geleneksel meslek temsilcileri, sanatçılar ve kurum yöneticileri bir araya geldi. Ödül töreni’ne Gaziantep’ten Kasap Halil ustanın sahipleri Abdullah ve Yunus Bakışgan kardeşler damga vurdu. Ankara’da, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen "Anadolu’nun Ahisiyiz, Türkiye’nin Ailesiyiz" projesi kapsamında 2025 Yılı Dünya Ahileri Ödül Töreni gerçekleştirildi. Musiki Muallim Mektebi salonunda düzenlenen programa çok sayıda siyasetçi, bürokrat, sivil toplum temsilcisi ve davetli katıldı. Bakışgan kardeşlere ödül Dünya esnaf ve sanatkarlar derneği Ankara’da düzenlediği ödül törenine Gaziantep, Türkiye ve Dünya’nın en büyük kebapçıları arasında olan Kasap Halil Usta’nın sahipleri Abdullah ve Yunus Bakışgan kardeşler damga vurdu. Kasap Halil Usta adına Abdullah Bakışgan’a ödülünü Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin alkışlar arasında verdi. Esnaflık övgüsü, Bakışgan kardeşlere Aynı zamanda Dünya Esnaf Sanatkarlar Derneği ve Ahi Enstitüsü Başkanı Fehmi Çalmuk Gaziantep’in meşhur kebapçısı Kasap Halil Usta’nın sahiplerine ahilik ödülü almasından mutluk duyduğunu belirterek, "Biz böyle esnaflara sahip çıkmazsak ahilik geleneği sona erer diyerek Abdullah ve Yunus Bakışgan kardeşlerin başarısını ve esnaflık tutumunu gerçekten takdir ediyorum" dedi. Ustalara ve markalara ödül Törende Edirne’den süpürge ustası Hamdi Gaspar, Gaziantep’ten sedef ustası Muzaffer Demir ve Türkye’nin en meşhur kebapçıları arasında yer alan aynı zamanda Gastonomide Unesco ödüllü olan Kasap Halil Usta adına Abdullah ve Yunus Bakışgan kardeşlere, Malatya’dan damascus ustası Yusuf Bayyiğit’e ödülleri takdim edildi.