KÜLTÜR SANAT - 14 Mayıs 2026 Perşembe 10:09

Türkiye’nin ilk koku müzesi Isparta’da 4 bin 500 yıllık parfüm formülü sergileniyor

A
A
A
Türkiye’nin ilk koku müzesi Isparta’da 4 bin 500 yıllık parfüm formülü sergileniyor

Gül ve gül yağı üretimiyle dünyaca tanınan Isparta’da, 1750’li yıllardan kalma Aya Baniya Kilisesi restore edilerek "Misparta Koku Medeniyeti" adıyla Türkiye’nin ilk koku müzesine dönüştürüldü. Müzede, dünyanın en eski parfüm formülü ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.


Dünyaca ünlü parfüm markalarının kokularında kalıcılığı sağlayan gül ve gül yağı üretimiyle öne çıkan Isparta’da önemli bir kültür projesi hayata geçirildi. 1750’li yıllarda inşa edildiği düşünülen Aya Baniya Kilisesi, Isparta Belediyesi tarafından restore edilerek "Misparta Koku Medeniyeti" adıyla Türkiye’nin ilk koku müzesine dönüştürüldü. Koku müzesi, bu alanda Türkiye’de ilk olma özelliği taşırken, dünyada ise sayılı örnekler arasında yer alarak 5’inci müze olma niteliği taşıyor. Isparta’nın gül ve koku kültürünü yansıtan müze, hem tarihi dokusu hem de içerdiği özel koleksiyonlarla dikkat çekiyor. Müze koleksiyonunda; dünyanın bilinen ilk parfüm formülü, tarih boyunca kullanılan parfüm kapları, kokuya dair etnografik unsurlar ve kilise yapısından elde edilen arkeolojik buluntular sergilenmektedir.


4 Bin 500 yıllık parfüm formülü ve deneyim atölyesi aynı çatıda buluşuyor


Müzede, dünyada ilk kez sergilenen birçok eşsiz eserin yanı sıra, 4 bin 500 yıllık geçmişe sahip dünyanın en eski parfüm formülü de bulunuyor. Mezopotamya kökenli olan ve deneysel arkeoloji yöntemiyle günümüze kazandırılan formülde, aralarında gülün de yer aldığı toplam 16 farklı ham madde bulunuyor. Bu özelliğiyle söz konusu formül, dünyada yalnızca Isparta’daki bu müzede sergileniyor. Atölye bölümünde ise ziyaretçilere, kokunun tarihsel serüveninden parfüm yapım sanatına uzanan bir perspektif sunuluyor. Antik Çağ’dan günümüze kokular üzerine aktarılan bilgiler, aromaterapi uygulamaları ve kişiye özel parfüm tasarımı eğitimleri aracılığıyla deneyimleyici bir öğrenme ortamı oluşturuluyor.


"1750’lik kiliseden Türkiye’nin ilk koku müzesine uzanan etkileyici yolculuk"


Isparta Belediyesi Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi’nin küratörü, aynı zamanda bilim sorumlusu Meryem Karakurt Göksal, "İçerisinde bulunduğumuz Kilise, 1750’li yıllarda inşa edilmiş bir Ortodoks Rum Kilisesi’dir. Bugün ise Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan koku müzesi ve atölyesi konseptiyle hizmet vermektedir. Bu proje, Isparta Belediyesi’nin Sayın Belediye Başkanımızın 2021 yılında başlattığı kültür projelerinin ilklerinden biridir. Bulunduğunuz müze bölümünde, tarih boyunca kullanılan parfüm kapları sergilenmektedir. Özellikle aristokratların özel hayatlarından izler taşıyan bu kaplar dikkat çekmektedir. Apsis olarak adlandırdığımız sahne kısmında ise kokular, etnografik hikâyelerle birlikte ve gülü de içerisine alarak sunulmakta ve pek çok ham maddenin yer aldığı bir koku hafızası oluşturduğu bir noktadır" şeklinde konuştu.


4 Bin 500 yıllık sır Isparta’da gülle yeniden hayat buluyor


En önemli eserlerden biri, dünyanın en eski parfüm formülünün bu müzede bulunduğunu belirten Göksal, "Yaklaşık 4 bin 500 yıllık bu formül, Mezopotamya’dan çıkmıştır ve içerisinde 16 farklı ham madde bulunmaktadır. Bizim için önemli olan nokta ise bu formülün içinde gülün de yer almasıdır. Gül, modern anlamda hem parfümeride hem günlük yaşamda tıptan mutfağa kadar hayatın her alanında kullanılan bir bitkidir. Aynı zamanda Isparta ile özdeşleşmiş bir çiçektir. Bu nedenle Misparta koku medeniyeti oluşturma yolunda attığı adım, gül ile birlikte şekillenmiş ve bu durum kesinlikle tesadüf değildir. Anadolu’nun zengin kokusu adeta Isparta’dan yükselmektedir. Gülle birlikte pek çok endemik türün merkezi olan Isparta, aynı zamanda Anadolu’nun dünyaya açılan önemli kapılarından biridir" ifadelerini kullandı.


Gör, dinle, kokla kendi parfümünü tasarla


Müzede ziyaretçiler için oluşturulan deneyim alanında 12 farklı koku türünün bulunduğunu ifade eden Göksal, "Bu kokular, Isparta Belediyesi Ahşap Atölyesi tarafından oyma tekniğiyle hazırlanan çiçek formları içerisinde sunulmaktadır. Ziyaretçilerimiz kokuları deneyimlerken aynı zamanda bu bitkileri görme ve bizlerden dinleme imkânı da bulmaktadır. Bu yönüyle müzemiz görmek, duymak ve koklamak olmak üzere üç duyuya hitap eden yaşayan bir müzedir. Kişiye özel parfüm tasarımı yapılan bölümümüzde ise yaklaşık 600 farklı koku bulunmaktadır. Ziyaretçilerimiz bu kokular arasından seçim yaparak kendi koku hafızalarını oluşturabilir ve kendilerine özgü parfümler tasarlayabilirler" dedi.


Yaşayan müze anlayışıyla sürekli yenilenen bir deneyim


"Müzemizi sabit bir yapı olarak görmüyoruz" diyen Göksal, "Müzemiz sürekli gelişen ve yenilenen bir anlayış benimsiyoruz. Bu doğrultuda düzenli olarak etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Örneğin, Atatürk’ün Isparta’ya gelişinin 96. yılına özel olarak, Bekir Kantarcı koleksiyonundan getirilen Atatürk’e ait koku ve şişeler burada sergilendi. Bu etkinlik, ziyaretçilerimizin büyük ilgisini gördü ve sadece bu deneyimi yaşamak için kilometrelerce uzaktan gelenler oldu. Buna benzer pek çok çalışma önümüzdeki süreçte de devam edecektir" diye konuştu.


Herkese açık ücretsiz koku deneyimi


Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de müzenin herkese hitap etmesi olduğunu dile getiren Göksal, "Bu nedenle müzemize girişler ücretsizdir. Çalışma saatlerimiz ve sosyal medya hesaplarımız aktiftir. Ziyaretçilerimizin tek yapması gereken buraya gelerek kokuları deneyimlemeleridir" şeklinde konuştu.


Gül ve gül yağıyla özdeşleşen Isparta’da kurulan müze, koku kültürünü gelecek nesillere aktarmayı hedeflerken, ziyaretçilere de benzersiz bir deneyim sunuyor.


(FGY-

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep "Akıllı mercek uygulaması gözlük ihtiyacını azaltabiliyor" Akıllı mercek uygulamalarının özellikle katarakt ve yaşa bağlı yakın görme problemi yaşayan hastalarda tercih edildiğine değinen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Fatih Karadağ, "Akıllı mercekler, göz içerisine yerleştirilen ve görme kalitesini artırmayı hedefleyen özel lenslerdir. Bu uygulama sayesinde hastalar uzak, yakın ve orta mesafede daha kaliteli bir görüş elde edebilmektedir. Günlük yaşam aktiviteleri gözlüğe daha az ihtiyaç duyularak sürdürülebilmektedir" dedi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte göz kusurlarının tedavisinde kullanılan yöntemler de değişiyor. Özellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan yakın görme problemleri ve katarakt hastalarında uygulanan "Akıllı Mercek" tedavisi, hem görme kalitesini artırmayı hem de gözlük ihtiyacını azaltmayı hedefliyor. Liv Hospital Gaziantep Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Fatih Karadağ, akıllı mercek tedavisinin doğru hasta seçimiyle başarılı sonuçlar sağlayabildiğini belirterek önemli açıklamalarda bulundu. "Hem uzak hem yakın görme sorunlarına çözüm sağlayabiliyor" Akıllı mercek uygulamalarının özellikle katarakt ve yaşa bağlı yakın görme problemi yaşayan hastalarda tercih edildiğini ifade eden Op. Dr. Mehmet Fatih Karadağ, "Akıllı mercekler, göz içerisine yerleştirilen ve görme kalitesini artırmayı hedefleyen özel lenslerdir. Bu uygulama sayesinde hastalar uzak, yakın ve orta mesafede daha kaliteli bir görüş elde edebilmektedir. Günlük yaşam aktiviteleri gözlüğe daha az ihtiyaç duyularak sürdürülebilmektedir" diye konuştu. "Tedavi kişiye özel planlanmalı" Her hastanın göz yapısının farklı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Karadağ, "Kornea yapısından retina sağlığına, hastanın mesleğinden günlük yaşam beklentilerine kadar birçok faktör değerlendirilmelidir. Her hasta akıllı mercek tedavisi için uygun olmayabilir. Bu nedenle ameliyat öncesinde yapılan detaylı göz muayenesi ve tetkikler büyük önem taşır" şeklinde konuştu. "Operasyon kısa sürede gerçekleştiriliyor" Ameliyat sürecine ilişkin bilgi veren Op. Dr. Karadağ, "Akıllı mercek operasyonu genellikle damla anestezisi altında gerçekleştirilmektedir. İşlevini kaybetmiş doğal göz merceği alınarak yerine özel lens yerleştirilir. Hastalar çoğu zaman aynı gün taburcu olabilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmektedir" açıklamasında bulundu. "40 yaş sonrası görme şikâyetleri ihmal edilmemeli" Yaşa bağlı yakın görme problemlerinin toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Op. Dr. Karadağ, "40 yaş sonrası ortaya çıkan bulanık görme, yakın okuma zorluğu, ışık hassasiyeti veya görmede azalma gibi şikâyetler dikkate alınmalıdır. Erken teşhis ve uygun tedavi planlamasıyla başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir" dedi. "Düzenli göz muayenesi önemli" Düzenli göz kontrollerinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Karadağ, "Göz hastalıklarının erken dönemde tespit edilmesi hem görme sağlığının korunması hem de uygun tedavi seçeneklerinin zamanında planlanabilmesi açısından önemlidir. Özellikle 40 yaş sonrası düzenli göz muayenesi ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı.
Denizli Denizli 38. Uluslararası Amatör Tiyatro Festivalinde coşku devam ediyor Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde bu yıl 38’incisi düzenlenen Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali, şehri dev bir açık hava sahnesine dönüştürmeye devam ediyor. Türk tiyatrosunun en köklü ve uzun soluklu organizasyonlarından biri olan 38. Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali, tüm hızıyla sürüyor. 9 Mayıs’ta Denizli Valiliği önünden başlayan renkli kortej ve "Sığıntılar" oyunu ile perdelerini açan festival, yerli ve yabancı tiyatro topluluklarının performanslarıyla sanat coşkusunu zirveye taşıyor. Festival kapsamında; ekipler, Denizli sokaklarını ve sahnelerini sanatla buluşturuyor. 4’ü yurt dışından toplam 28 tiyatro topluluğu şehrin farklı noktalarındaki sahnelerde oyunlarını sanatseverlerin beğenisine sundu. Konuk ekiplerin katılımıyla bugüne kadar gerçekleştirilen gösterimlere sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Tiyatro coşkusu ilçelere de taşındı Festival bu yıl sadece şehir merkeziyle sınırlı kalmayarak sanatı, Denizli’nin geneline yaydı. Tavas, Acıpayam ve Sarayköy ilçelerinde gerçekleştirilen özel gösterimlerle tiyatro heyecanı ilçe sakinleriyle buluşuyor. Meydanlarda, caddelerde ve salonlarda sergilenen oyunlar, hayatın her alanına dokunarak şehre estetik bir kimlik kazandırıyor. Büyük final "Hamlet" ile olacak Her gün 4 farklı sahnede 4 farklı oyunun sahneye taşındığı sanat dolu günlerin ardından festival, 17 Mayıs Pazar günü görkemli bir finalle sona erecek. Kapanış perdesi, Maltepe Belediye Tiyatrosu’nun özgün yorumuyla sahneleyeceği dünya klasiği "Hamlet" ile inecek. Tiyatro tutkunları, festival programına ve izlemek istedikleri oyunların e-biletlerine https://ebilet.denizli.bel.tr/ adresinden online olarak ulaşabiliyor.
İstanbul Küçükçekmece’de 5. Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması’nın finalistleri belli oldu Küçükçekmece’de bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması’nın finalistleri belli oldu. Küçükçekmece Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen yarışmada 12 proje finalist oldu. Küçükçekmece Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen "5. Kısadan Anlat Film Projesi Yarışması"nın finalistleri açıklandı. Türkiye’nin dört bir yanından toplam 127 projenin başvurduğu yarışmada, jüri değerlendirmesi sonucunda 12 proje finale kalmaya hak kazandı. Finalist projeler, düzenlenen özel lansmanda yönetmen ve yapımcı ekipleriyle birlikte kamuoyuyla paylaşıldı. Bu yıl yarışmanın jüri başkanlığını ise Zeynep Günay üstlendi. "Masumiyet Müzesi" dizisi başta olmak üzere birçok önemli dizi ve projeye imza atan Günay’a ödüllü filmlerin yapımcısı Dilde Mahalli eşlik edecek. Küçükçekmece Belediyesi Soğuksu Tesisleri’nde gerçekleştirilen programa Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Deniz Gürbey, Film Yapımcısı Dilde Mahalli ile çok sayıda davetli katıldı. "Bizim için sanat bir kentin nefesidir, hafızasıdır" Programda konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Kısadan Anlat Kısa Film Proje Yarışması’nın 5’incisini düzenlemenin gururu içerisinde olduğunu ifade ederek, "Küçükçekmece’nin sanatla büyümesini arzu ettiğimiz vizyonunu bir kez daha vurgulamak, film üretmek isteyen sinema gönüllülerine alan açmak ve yol arkadaşlığı yapmak açısından bu toplantıyı çok önemsediğimi bilmenizi istiyorum. Biz Küçükçekmece’de sanatı yalnızca belirli günlerde hatırlanan bir etkinlik, birkaç salona sığdırılmış bir uğraş olarak görmüyoruz. Bizim için sanat bir kentin nefesidir, hafızasıdır. Küçükçekmece’de göreve geldiğimde bir hayalim vardı. Bu ilçenin sanatla, sporla, edebiyatla, kültürle anılmasını istiyordum. Çünkü bugün şehirleri birbirinden ayıran şey yalnızca yüksek binalar, geniş yollar ya da büyük projeler değildir. Bir kentin gerçek kimliğini, sokaklarında dolaşan sanat, duvarlarında biriken hikayeler ve insanların hayal gücü belirler. Ve o daha önemlisi o yeteneklere fırsat vermek, imkan tanımak belirler. İşte bu anlayışla 2023 yılında İstanbul’da belediye bünyesinde bir ilki başarmanın gururuyla, aktif olarak çalışan ilk Film Ofisi’ni kurduk. Sinemacıların ve film meraklıların nefes alabildiği, üretebildiği, cesaret bulabildiği bir alan olarak burayı hayal ettik. Bugün geldiğimiz noktada bu hayalin karşılığını bulduğunu görüyorum ve inanın çok mutluyum. Film Ofisi bünyesinde eğitimler, atölyeler, sektörün önde gelenleriyle söyleşiler, sektörel buluşmalarla sinemacıların gelişim süreçlerine katkı sunmayı sürdürürken, bugün de 5. Kısadan Anlat Film Yarışması’nın lansmanını gerçekleştiriyoruz. Bu yıl da bu projenin kazananına 100 bin TL ödül ve prodüksiyon desteği sunacağımızı belirtmek istiyorum" dedi. "Önümüzdeki yıl uzun metrajlı projelerin müjdesini vermek istiyorum" Kısa film yolculuğunu uzun metrajlı film projesine dönüştüreceğinin müjdesini veren Çebi, "Bu hedeflerle adımlarımızı büyüterek, kısa filmlerle başladığımız bu destek yolculuğunu önümüzdeki yıl uzun metrajlı projelere de taşıyacağımızın müjdesini vermek istiyorum. İstiyorum ki Küçükçekmece yönetmenlerin, yapımcıların ve sektörün aklına gelen bir film platosu olsun. Sokaklarıyla, gölüyle, tarihiyle, insan hikâyeleriyle sinemacıların ilham aldığı bir çekim merkezi olsun. Bu doğrultuda bugün olduğu gibi yarın da üretmek isteyen, anlatmak isteyen, kamera arkasında kendi hikâyesini kurmak isteyen herkesin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi. 5. Kısadan Anlat Kısa Film Proje Yarışması’nda finale kalan 12 film şöyle: "Abbas" - Yönetmen: Can Kahraman / Yapımcı: Utku Çırak "Bir Belgeselin Dilemması" - Yönetmen/Yapımcı: Muhammed Hubeyb Üzüm "Bir Ruhsal Otopsi Denemesi" - Yönetmen: Abdullah Korkut / Yapımcı: Hüseyin Enes Balcı "Çatlak" - Yönetmen/Yapımcı: Berrin Öz "Karşı Kaldırımdaki Adam" - Yönetmen/Yapımcı: Kemal Akçay "Kuşun Kanadında" - Yönetmen: Belkıs Bayrak / Yapımcı: Merve Sena Kılıç "Kül Başıma" - Yönetmen: Çamran Azizoğlu / Yapımcı: Rabia Özmen "Made in China" - Yönetmen/Yapımcı: Baturay Tunçat "Sahibinden Satılık" - Yönetmen: Eren Yiğit Ekici / Yapımcı: Gizem Alpay "Tam Burslu" - Yönetmen/Yapımcı: Biriz Aydinç Öztüzemen "Tanık" - Yönetmen: Savaş Hamarat / Yapımcı: Süleyman Civliz "Tavukkarası" - Yönetmen: Muhammet Emin Altunkaynak / Yapımcı: M. Kerem Kurtuluş
Samsun Karacan: "Her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun oluyor" Samsun Eczacı Odası Başkanı Onur Ferhat Karacan, eczacılık alanında ciddi bir istihdam sorunu yaşandığını belirterek, "Her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun oluyor. Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, genç insan sermayesinin de heba edilmesi anlamına gelmektedir" dedi. Bilimsel eczacılığın 187’nci yıl dönümü dolayısıyla Samsun’daki Onur Anıtı’nda çelenk sunma töreni düzenlendi. Törende sırasıyla Samsun İl Sağlık Müdürlüğü, Samsun Eczacı Odası, Samsun Tabip Odası, Samsun Diş Hekimleri Odası ve Samsun Bölgesi Veteriner Hekimler Odası tarafından anıta çelenk bırakıldı. Saygı duruşu yapılması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşma gerçekleştirildi. "Her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun oluyor" Eczacı Odası Başkanı Onur Ferhat Karacan yaptığı konuşmasında eczacılık alanındaki istihdam sorununa dikkat çekerek, "Genç meslektaşlarımızın içinde bulunduğu istihdam darboğazı, mesleğimizin en yakıcı sorunlarının başında gelmektedir. Plansız açılan fakülteler ve kontenjan artışları nedeniyle artık ülkemizde eczacılık alanında ciddi bir istihdam krizi yaşanmaktadır. 2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir. 2017 yılında bin 448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılında 3 bin 868’e yükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3 bin 800 eczacı mezun olurken, hâlen fakültelerde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerindedir. Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, ülkenin en büyük gücü olan genç insan sermayesinin de heba edilmesi anlamına gelmektedir" ifadelerini kullandı. Eczacıların sağlık sistemi içerisindeki rolünün artırılması gerektiğini söyleyen Karacan, kamu eczacılarının kadro yetersizliği, özlük hakları ve çalışma koşullarıyla ilgili yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu kaydetti. Karacan ayrıca, Türk Eczacıları Birliği’ni oluşturan ilk 8 odadan biri olan Samsun Eczacı Odası’nın bu yıl 70’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığını belirterek, "70 yıllık köklü ve güçlü bir çınar olmanın gururunu yaşıyoruz" ifadelerini kullandı. Tören toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.