EĞİTİM - 22 Nisan 2017 Cumartesi 13:22

"Hz. Peygamberi sanatla anlatmak" sempozyumu

A
A
A
"Hz. Peygamberi sanatla anlatmak" sempozyumu

"Hz.

"Hz. Peygamberi sanatla anlatmak” başlıklı sempozyumun 2.gününün ev sahipliğini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi yaptı.


Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen sempozyumun 2.gününün ev sahipliğini FSMVÜ yaptı. “Hz. Peygamberi sanatla anlatmak” başlıklı sempozyumun 2. günü de 1. günde olduğu gibi geniş değerlendirme ve yorumlarla dolu dolu geçti.


Edebi eserlerde hazreti peygamberin tasavvurunun tartışıldığı panel de çocuk kitaplarından roman ve şiirlere kadar bütün edebi eserler ele alındı. Hazreti peygamberi doğru anlama ve anlatma başlıklarının da konuşulduğu panel Peygamber hayatlarını konu alan eserlere rehberlik edecek içeriği ile katılımcılardan yoğun ilgi gördü.


“Sanatı, Hazreti Peygamber teması etrafında sorguluyoruz”


Peygamber temasının modern sanatlardaki ifadelerinin bu sempozyum vesilesiyle tartışmaya açıldığını dile getiren Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M.Fatih Andı, “Bu alanda münhasıran, tematik yapılmış sanırım ilk sempozyumlardan birisi. Konusu itibari ile çok dikkat çekici, Çünkü Hazreti Peygamberi bugüne kadar büyük kitlelere insanlara nasıl anlatacağımıza dair farklı farklı fikirler ileri sürüldü,farklı vesilelerle ve farklı imkanlarla nasıl aktarabileceğimize dair görüşler dile getirildi ancak, özellikle sanatın üzerinden Hazreti Peygamberimizin nasıl anlatılacağına dair çok daha dikkat çekici bir sempozyum olsa gerek. Bu sempozyumu dikkat çekici yapan bir başka özellik ise bugünün modern toplumunda muhatap olduğumuz modern sanatlar karşısında, modern sanatların imkanları, teknikleri, kazanımları ve yayılabilirlik alanları göz önünde bulundurularak Hazreti Peygamber’in anlatılıp anlatılamayacağı,eğer anlatılabilecek ise nereye kadar sınırsız bir anlatma imkanına sahip olup olmayacağımız gibi çok hayati temel,muhatap olduğumuz sanat algılarını sorgulayıcı, birazda eleştirel bakıcı bir sempozyum olması. Ben bu sempozyumu en çok eleştirel olması ve günün içerisin ki sanatı, Hazreti peygamber teması etrafında sorgulayıcı olması açısından önemsiyorum ve değerli buluyorum” şeklinde konuştu.


“Romanlar Hazreti peygamberi anlatamaz”


Roman dili ile Hazreti Peygamberi anlatmanın mümkün olamayacağını vurgulayan M.Fatih Andı; “Hazreti Peygamberi sanatı bir imkan bir araç olarak kullanarak anlatmak elbette mümkündür. Fakat sanatın her bir dalının, her bir tekniğinin Peygamberimizi anlatması konusunda sıkıntılar oluşmuştur çünkü Hazreti peygamberi tanımamız, hayatını bilmemiz, kendi hayatımızla bitiştirmemiz ve kendi hayatımız için örnek almamız bizim için bir ibadet bir emir hatta yaratıcımızın bir emridir. Hazreti Peygamber’in mübarekliğini muhteremliğini, onun şahsiyetini,hayatını ve öğrettiklerini bilmemizin bizim için farz oluşu, sanatın sınırsız olarak kullanılıp kullanılamayacağı sorununu da dile getiriyor.Bu sempozyumda ben başta olmak üzere ısrarla vurguladığımız modern romanın Hazreti peygamberi anlatamayacağı. Anlatmaması gerektiği halde anlatırsa mutlak şekilde çarpıtacağı, dönüştüreceği sahih bir Peygamber algısını kurmaca bir dünyanın çarpıtılmış bir peygamberi algısına dönüştüreceği fikrinde bir ittifak hasıl oldu. Örneğin benzer şekilde bugünlerin çok da ilgi odağı olmuş bir konu olarak, sinemanın Hazreti Peygamber’in suretini veya Hazreti Peygamber’in varlığını temele alarak bir sinema filmi çekilemeyeceği, sinemada bu şekilde anlatılamayacağı, gerek ‘Çağrı’ filmi gerek ise İranlı yönetmen Mecidi’nin filmi göz önünde bulundurulduğunda sinemanın da bir modern sanat İmkanı olarak peygamberi doğrudan gösterme doğrudan temsil imkanı, anlatıp anlatılamayacağı fikri de tartışıldı. Tıpkı heykel ,resim, karikatür gibi sinemanın ve modern bir tür olarak romanın da Peygamberden uzak durması gerekliliği çok dikkate değer bir konuydu. Bu sempozyumun en önemli temalarından birinin de Hazreti Peygamber’in hayatını romanlaştırmış olan romancılarımızda gereken hassasiyeti, oluşturmak olduğunu düşünüyorum. Bu konu son zamanlarda yoğun bir şekilde Mecidi’nin filmi ile gündeme geldi. Hazreti peygamberi dijital teknolojinin ve sinema sanatının imkanları ile anlatma çabası ve Hazreti Peygamber’i anlatan onlarca roman söz konusu. Yıldan yıla kutlu doğum haftaları başlığının getirdiği popüler kültür, maalesef anlatımların ucuzlatıcılığını artıyor. Bunu büyük bir tehlike olarak görüyorum. Roman ile Hazreti Peygamber’in anlatılmaması gerektiğini, o kurmaca dünyanın trajikleştiriciliğinin, parçalanmış insanı anlatmasının, tamamlanmamış insanı anlatmasının, yüceden uzak duracak bir dünyayı anlatmasının, bir yazarın tasavvurunun kitleye dayatmasının, Hazreti Peygamber’i anlatanlar için tehlikeli sularda dolaşmak olacağını düşünüyorum. Hazreti peygamberi anlatan romanlar yekununun çok berbat bir şekilde popüler bir söylemi, ucuz bir anlatım düzeyini yakaladığını düşünüyorum. Bu da peygamberini seven bir Müslüman olarak beni çok rahatsız ediyor. Umarım bu sempozyum bu konuda bir hassasiyet oluşturur” dedi.


“Daha uzun bir süre bu konunun, teorik temelleri ve uygulamalarını tartışmalı”


Bu tartışmaların ve sempozyum konuşmalarının sanat konusunda gereken sorgulamaların ilk adımı olduğuna ve bu yolda ilerlenmesi gerekliliğine dikkat çeken Sakarya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu; “Hazreti Peygamberi geleneksel olarak anlatan sanatlar ve edebiyat birikimleri var. Bir peygamber edebiyatından söz edebiliriz. Fakat modern çağda bunun kesintiye uğradığı görülüyor. Bu Sempozyum vesilesiyle geleneği ne kadar dönüştürebiliriz, modern hayatın imkânları içerisinde Hazreti Peygamberi sanata ne kadar aktarabiliriz sorularını tartışalım ve konuşalım istedik. Gerçekten de iki gündür konuşmacılardan ve dinleyicilerden aldığımız izlenim buna büyük bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Görsel sanatlarda Hazreti Peygamberin temsilinin, mümkün olup olmadığı tartışıldı. Bunun yansıtmacı bir kuramla değil fakat başka araçlarla yapılabileceği düşünülüyor. İki gündür roman türü üzerinden, yayınlanmış örneklere bakılarak ciddi bir tartışma sürüyor. Roman türü içerisinde Hazreti Peygamberin bir karakter olarak kullanılıp kullanılmayacağı, bu sempozyumun en önemli tartışma konularından biri haline geldi. Daha uzun bir süre bu konunun, teorik temellerini ve uygulamalarını tartışmamız, konuşmamız lazım. Konuşmaya başlamış olmak bile çok değerli benim açımdan, dolayısıyla bu sempozyumun bu konuşmaların başlangıcını oluşturmak gibi bir özelliği olacak ve Hazreti Peygamber’in entelektüel hayatımızdaki yeri düşünülmeye başlanacak. İnsanlar kendi hayatlarında, düşünce hayatlarında ve estetik algılarında Hazreti Peygamberle ilgili bir alan açmaya çalışacak. Günümüzün sanat, edebiyat faaliyetleri için büyük bir kaynak olarak Hazreti Peygamberin hayatı, vazifesi, işlevleri nasıl bir besin kaynağı oluşturabilir sorgulamaları ile gündem oluşturma imkânı olacak” ifadelerini kullandı.


“İsabetli davetlerde bulunduğumuzu görüyoruz”


Sempozyumun içeriğine ve konuşmacı davetine büyük önem gösterildiğini dile getiren Yılmaz Daşcıoğlu, “Geçen yıl Hazreti peygamberi anlatan filmler yayınlandı. Bu filmlerden yola çıkarak düşünelim, konuşalım istedik ve samimi kaygılarla bu sempozyum fikri olgunlaştı. Birkaç ay önce de fiiliyata aktardık. Konuşmacılarımızın tamamını, kim neyi söyleyebilir neyi konuşabilir diye belirleyerek biz davet ettik yani bir ilana çıkıp ya da duyuru yoluyla talep almadık. İsabetli davetlerde bulunduğumuzu görüyoruz. İki gün içerisinde birçok oturum ve bir panel gerçekleştirdik. Konuşmacılarımız dolu dolu, konuya özel vurgu yapan teorik cephesini, uygulamalarını tartışan ve önerilerde bulunan konuşmalar yaptılar. Bu sempozyumun sanat hayatımıza ve kültürümüze bir katkı sağlamasını ümit ederim” dedi.


“Romanlar Hazreti Peygamberi kutsal varlık olmaktan çıkarıyor”


Modern türlerindeki ifade şeklinin doğru olmayan bir peygamber tasavvuru çizdiğini dile getiren Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr Mesut Koçak, “Modern dünya yazarları içerisindeki roman türlerinde Hazreti Peygamberin anlatılması noktasında özellikle Türk edebiyatının son 30 yılına bakmamız gerekiyor. Bu romanların, romanın felsefi kurgusal dayatması nedeniyle Hazreti Peygamberin, romanların mantık ve mantalitesine uygun bir şekilde fantastikleştirildiği, romantikleştirildiği ve trajikleştirildiği bir peygamber tasavvuru çizildiğini görüyoruz. Benim kanaatim itibari ile söylüyorum genel olarak baktığımız zaman modern bir tür olan roman, görselleştirmeyi, tasviri ve diyaloglaştırmayı öngörür, şiirden ya da bizim diğer klasik türlerimizden temelde ayrılır. Romanlar bu özellikleri ile, Peygamberi kutsal varlık kimliğinden uzaklaştıran, onu bizim yaşadığımız hayata dahil eden bir yaklaşım gösterir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Başkan Çerçioğlu, ADÜ öğrencileri ile iftarda bir araya geldi Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Ramazan ayı nedeniyle kentin farklı noktalarında iftar sofraları kurulmaya devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi’nin sofralarında binlerce Aydınlı iftarlarını hep birlikte açıyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından bugün Efeler ilçesinde Atatürk Kent Meydanı’nda, Girne Mahallesi’nde ve Kocagür Mahallesi’nde, İncirliova ilçesinde Cumhuriyet Meydanı’nda, Sultanhisar ilçesinde Cumhuriyet Meydanı’nda, Karacasu ilçesinde Ataköy Mahallesi’nde, Karpuzlu ilçesinde Ulukonak Mahallesi’nde ve Koçarlı ilçesinde Esentepe Mahallesi’nde iftar programı düzenlendi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent ve AK Parti Aydın İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Pekgüzel ile birlikte Atatürk Kent Meydanı’nda düzenlenen iftar programında öğrenciler ile bir araya geldi. ADÜ öğrencileri ile aynı sofrayı paylaşan Başkan Çerçioğlu, öğrencilerle sohbet ederek onların görüş ve düşüncelerini dinledi. Başkan Çerçioğlu, öğrencilerle bir araya gelmenin kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, gençlerin her zaman yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı. İftar sofralarının kurulmasından memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar ve öğrenciler ise Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Diplomasi ve diyalog adil ve kalıcı bir barışa giden en güvenli yoldur" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Takdim Töreni’nde yaptığı konuşmada, "Diplomasi ve diyalog adil ve kalıcı bir barışa giden en güvenli yoldur. Dolayısıyla bölgemizin bir ateş çemberine döndüğü bu zor günlerde Sayın Genel Sekreterin diplomasi ve diyalog çağrılarını bu bakımdan çok değerli bulduğumu vurgulamak istiyorum" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu’nda "BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Takdim Töreni"nde katıldı. Burada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birleşmiş Milletler Genel Sekreterlik görevini tarafsızlık ve büyük bir ferasetle yürüten kıymetli dostum Sayın Antonio Guterres’i ülkemizde ağırlamanın memnuniyeti içindeyim. Sayın Guterres’in ülkemizi her ziyareti bizler için ayrı bir önem ve mana taşımıştır. Kendileri 2017’de Genel Sekreterlik görevini üstlenmesinin ardından ilk ikili ziyaretini yine Türkiye’ye gerçekleştirmiştir. Müteakip her ziyaretinde mültecilerin korunması, küresel adaletin tesisine dair projelerin uygulanması ve Ukrayna’daki savaş bağlamında mekik diplomasisine yaptığı çok değerli katkılara hep birlikte şahit olduk. Uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için adeta sessiz çoğunluğun sesi olan değerli dostuma bu 6’ıncı ziyareti vesilesiyle Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü takdim etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum" ifadelerini kullandı. "Bölgemizdeki çatışmalar, savaşlar, zulümler ve insani krizler olmak üzere nerede bir yangın varsa söndürmek için su taşıyoruz" Guterres’in hayatı boyunca birçok vazife üstlendiğini tüm vazifelerinde de barışı, diyaloğu, refahı öne çıkaran birisi olduğunu söyleyen Erdoğan, "Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan ’yurtta sulh cihanda sulh’ ilkesini atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz. İnsanlığın ortak vicdanını, küresel dayanışma iradesini ve geleceğe yönelik umudunu temsil eden Birleşmiş Milletlerin kurucu değerlerinin 80 yıldır en güçlü destekçilerinden biriyiz. Başta bölgemizdeki çatışmalar, savaşlar, zulümler ve insani krizler olmak üzere nerede bir yangın varsa söndürmek için su taşıyoruz. Nerede bir acı varsa, dram, trajedi, gözyaşı varsa tüm gücümüzle onu dindirmeye çalışıyoruz. Burada değerli dostum Guterres’in hakkını özellikle teslim etmek isterim. Sayın Guterres, 9 yıldır büyük bir başarıyla icra ettiği bu önemli vazifeyi üstlenmeden önce de barışı, diyaloğu, refahı öne çıkaran bir siyasetçiydi. Portekiz Başbakanı olarak ülkesinde refahın artmasına ve demokrasinin kökleşmesine eşsiz katkılar yapmış, yapıcı ve uzlaştırıcı siyaset tarzıyla halkının takdirini kazanmıştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yaptığı 10 yıllık dönemde ise yerinden edilenlerin insanlık onuruna yakışır şekilde muamele görmeleri ve korunmaları yönünde üstün gayretler sarf etmişti. Sayın Guterres’in bu süreçteki vicdanlı ve kararlı liderliğinin kendisini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine taşıyan merhaleyi teşkil ettiğine inanıyorum" diye konuştu. "Diplomasi ve diyalog adil ve kalıcı bir barışa giden en güvenli yoldur" BM Genel Sekreteri Guterres’in görevi sırasında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler çatısı altındaki katkılarını her alanda güçlendirdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aradan geçen 10 yılda Sayın Genel Sekreterle gerek bölgemizde gerek dünyada barışı tehdit eden meseleler konusunda yakın diyalog içerisinde olduk. Bu istişare ve çabalarımızın bazen en zorlu şartlarda dahi sonuç verdiğini de memnuniyetle gördük. Sayın Guterres’le birlikte yoğun çaba sarf ettiğimiz Karadeniz Tahıl Girişimi bu sayede küresel bir gıda krizinin önüne geçmeyi başardık. Ukrayna’da barışın yeniden inşasına ve savaşın sonlandırılmasına yönelik çabalarda Birleşmiş Milletlerle yakın iş birliğimizi devam ettiriyoruz. Diplomasi ve diyalog adil ve kalıcı bir barışa giden en güvenli yoldur. Dolayısıyla bölgemizin bir ateş çemberine döndüğü bu zor günlerde Sayın Genel Sekreterin diplomasi ve diyalog çağrılarını bu bakımdan çok değerli bulduğumu vurgulamak istiyorum" ifadelerini kullandı. "Genel Sekreterin, çağımızın en büyük mezalimlerinden birinin yaşandığı Gazze’de sergilediği duruş her zaman övgüyle anılacaktır" Türkiye olarak coğrafyanın topyekun bir felakete sürükleme riski taşıyan İran merkezli şiddet sarmalının daha fazla büyümemesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Umutları kırmak, bizi mücadelemizden vazgeçirmek isteyenlere rağmen sabırla ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Burada şunun da bilinmesinde fayda görüyorum; Sayın Genel Sekreterin, çağımızın en büyük mezalimlerinden birinin yaşandığı Gazze’de sergilediği duruş her zaman övgüyle anılacaktır. İnsanlık değerlerimizin sınandığı bu vahşet, özellikle bunun karşısında Sayın Genel Sekreter kendisinden beklenen ilkesel tavrı güçlü şekilde ortaya koymuş, Birleşmiş Milletler parametreleri temelinde iki devletli çözüm yönünde çalışma kararlılığında asla taviz vermemiştir. Sayın Guterres’in gönlünde müstesna bir yere sahip olan mültecilerin korunması ise yakın iş birliği içinde çalıştığımız bir başka alan olmuştur. Bunun da hiçbir zaman unutulmayacağını burada vurgulamak istiyorum. Bu vesileyle asrın felaketinin ardından yaşadığımız zor günlerde bize dost elini uzatarak yaraların sarılmasına destek olan tüm Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na, Sayın Genel Sekreter’in şahsında tekrar teşekkür ediyorum" dedi. "Birleşmiş Milletler Evi projemizi hayata geçirmeye hazır haldeyiz" Genel Sekreter Guterres’in gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma hedefi için büyük bir özveriyle çalıştığına şahit olduğunu dile getiren Erdoğan, "Bu vesileyle kendilerinin bilhassa iklim değişikliğiyle mücadele alanında başlattığı girişimlerin önemini vurgulamak istiyorum. Türkiye olarak bu çalışmalara katkıda bulunma hedefiyle Kasım 2026’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31’inci Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyoruz. Eşim Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 2017 yılında başlattığımız Sıfır Atık Projesi’nin küresel bir girişime dönüşmesini sağlayan, Birleşmiş Milletler sürecinde desteğini esirgemeyen ve Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nın ilk imzacılarından olan Sayın Guterres’e bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. İstanbul’u bir Birleşmiş Milletler merkezi haline getirme vizyonumuz doğrultusunda teşkilatın ofislerini aynı çatı altında toplayacak Birleşmiş Milletler Evi projemizi hayata geçirmeye hazır haldeyiz. Bu projenin Sayın Genel Sekreter’in Birleşmiş Milletler 80 girişimine de ulusal düzeyde önemli katkı sunacağını düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Birleşmiş Milletleri daha kapsayıcı bir yapıya dönüştürmeyi amaçlayan tüm girişimleri desteklemeyi sürdüreceğiz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yaşadığımız her hadise ve kriz ilk kez bundan 13 yıl önce dile getirdiğimiz dünya 5’ten büyüktür tespitimizin haklılığını teyit ediyor. Adalet olmadan dünyada kalkınma, barış, istikrar olmayacağına inanan bir lider olarak Birleşmiş Milletleri daha kapsayıcı bir yapıya dönüştürmeyi amaçlayan tüm girişimleri desteklemeyi sürdüreceğiz. Sayın Genel Sekreter, şahsınıza ve liderlik ettiğiniz teşkilata yönelik karalama kampanyalarına rağmen Gazze başta olmak üzere insani krizlerin aşılması ve uluslararası barışın tesisi için ortaya koyduğunuz ilkeyi ve özverili çabalarınızın bu müstesna ödülümüzün ruhu, manası ve hedefleriyle fevkalade uyumlu olduğuna inanıyorum. Sizin nezdinizde dünyanın dört bir tarafında çetin şartlarda barış için fedakarca görev yapan Birleşmiş Milletler personelini selamlıyor, hayatını kaybeden Birleşmiş Milletler çalışanlarını saygıyla yad ediyorum. Şahsınıza tevcih ettiğimiz Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün Birleşmiş Milletler ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum" diye konuştu. "Ben bu ödülü kabul etmekten onur duyuyorum" BM Genel Sekreteri Guterres, bu ödülün bölgede çok büyük ızdırapların yaşandığı bir döneme denk geldiğinin farkında olduğunu dile getirerek, "Çok kötü çatışmalar, giderek derinleşen jeopolitik bölünmeler var. Küresel iş birliğine güven azalıyor. Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, barışın soylu bir vizyonun ötesinde bir şey olduğunu bize gösteriyor. Barış bir toplanma çağrısıdır. Ben bu ödülü kabul etmekten onur duyuyorum. Atatürk’ün toplumsal ilerlemeye, eşitliğe ve refaha kendini adamış olması, bu konudaki çalışmaları Birleşmiş Milletler misyonu içinde kendisini buluyor. Bu miras bugün Türk halkı aracılığıyla yaşamaya devam ediyor. Burada, mübarek ramazanda hepinizle birlikte olmak istedim. Birleşmiş Milletler ailesinde geçirdiğim 20 yıl boyunca hep bir ramazan geleneğim oldu. Şahsi olarak bir Müslüman topluma gittim ve iftar yaptım. Bu ziyaretler hem bana hem de dünyaya İslam’a gerçek ruhunu hatırlatan ziyaretler oldu; Merhamet, cemaat ve empati. Türk halkının olağanüstü ve yüce gönüllü ruhuna da dikkat çekmek için geldim. Gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir yerinden etme durumunda Türkiye kapılarını açtı ve milyonlarca insan şiddetten Türkiye’ye kaçtı. Başka hiçbir ülkede insanlar bu kadar rahat ve güvenli bir şekilde sınırı geçmediler. Türkiye bu anlamda birinci sırada geliyor. Bölge bir kırılma noktasına gelmek üzere ve bunun sonuçları da tüm dünyada etkili oluyor. Güvensizlik, istikrarsızlık artıyor. En kırılgan olanlar da en çok acıyı çekiyor. Şiddetin azaltılması ve diyalog en iyi çıkış yolu olacaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Sekreteri Guterres’e ’Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü takdim etti. Törenin ardından iftar yemeğine geçildi.
Bolu Boluspor - Çorum FK maçının ardından Trendyol 1. Lig’in 30. haftasında oynanan Boluspor-Çorum FK maçının ardından iki takımın teknik direktörleri açıklamalarda bulundu. Trendyol 1. Lig’in 30. haftasında Boluspor ile Çorum FK, Bolu Atatürk Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Son dakika golüyle Çorum FK, mücadeleden 2-1’lik skorla galip ayrıldı. Mücadele sonrası düzenlenen basın toplantısında teknik direktörler karşılaşmayı değerlendirdi. "Son dakikada gelen gol bizi gerçekten çok sevindirdi" Son dakika gelen golle çok mutlu olduklarını ifade eden Çorum FK Teknik Direktörü Uğur Uçar, "Zorlu bir deplasmandan üç puanla döndüğümüz için mutluyuz. Tabii maç içindeki sakatlıklar biraz oyun aksiyonumuzda etkisiz kalmamıza neden oldu. Ama oyuncu değişiklikleriyle beraber çok fazla pozisyon yakaladık. Ama son vuruşlarda eksikliğimiz devam ediyor. Daha farklı bir skorla ayrılabilirdik. Son dakikada gelen gol bizi gerçekten çok sevindirdi. Dört gün sonra kupa maçı var, ona en iyi şekilde hazırlanıp oradan da üç puanla ayrılırız inşallah" dedi. "Oyuncuların yaptığı mücadeleden son derece memnunum" Oyuncularının mücadelesinden memnun olduğunu ifade eden Boluspor Teknik Direktörü Suat Kaya ise, "İlk yarıyla ikinci yarı siyah ve beyaz gibi bir oyun oynandı. Açıkçası oyunu oynarken sahada bir faktör vardı; iki takım için de değişik değişik, kimsenin anlamadığı acayip acayip kararlar veren hakem. Böyle durumlarda kelimeleri iyi seçmek lazım. Bizim yediğimiz ilk gol ve hemen akabindeki yaptıkları atak aynı karbon kağıdı gibi iki futbolcuda 1 metre, 1,5 metre ofsayt, net. İki kulübe de bakışıyoruz, herkes ofsayt diyor. Oradan bir gol çıkıyor, direnç kırılıyor tabii. Böyle içeri girdiğimizde rakibi konuşmamız lazım. Ama biz ikinci yarı rakipten daha fazla isteğimizi sahaya yansıttık, golü de bulduk. Ve son dakikada da, uzatma bölümü başlamadan son dakikada galibiyeti de kaçıran taraf olduk aslında. Yani Alex’in o koşuyu yapmayıp da önündeki adamı başka tarafa doğru hareketlendirse Barış’ın önünü açacak ve karşı karşıya bırakacak, olması gereken pozisyondu. Ama orada direkt kaleci, sonra uzatmada son saniyede golü yedik. Buna çok üzüldüm, oyuncular da çok üzüldü. Ben oyuncuların yaptığı mücadeleden son derece memnunum. Bir şeylerin arkasına sığınmadığımı ilk sizle konuşmamda da söyledim. Şu anda hasta, sakat, cezalı; bunların bir sürüsünü sayabilirim ama hiç önemli değil. Oynayanlar da gerekli mücadeleyi verdi. Dört gün sonra bir maçımız daha var, şimdi ona yarından itibaren hazırlanmaya başlayacağız" diye konuştu.