EKONOMİ - 27 Mart 2018 Salı 10:13

"Güçlü ekonomi için büyük ve derin limanlar şart"

A
A
A
"Güçlü ekonomi için büyük ve derin limanlar şart"

Beldeport CEO’su Nilhan Değer, “Küresel pazarlarda rekabet eden Türk ekonomisinin deniz taşımacılığı alanında dünyanın en büyük gemilerinin yanaşabileceği limanlara eskisinden daha çok ihtiyacı vardır” dedi.

Beldeport CEO’su Nilhan Değer, “Küresel pazarlarda rekabet eden Türk ekonomisinin deniz taşımacılığı alanında dünyanın en büyük gemilerinin yanaşabileceği limanlara eskisinden daha çok ihtiyacı vardır” dedi.



Beldeport CEO’su Nilhan Değer, deniz taşımacılığı üzerine açıklama yaptı. Türkiye’nin eskisi gibi içine kapanık bir ekonomi olmaktan çıkıp küresel pazarlarda rekabet eder hale geldiğini belirten Değer, "Küresel pazarlarda rekabet eden Türk ekonomisinin deniz taşımacılığı alanında dünyanın en büyük gemilerinin yanaşabileceği limanlara eskisinden daha çok ihtiyacı vardır" şeklinde konuştu.



"Deniz taşımacılığı dünya çapında rekabette önemli bir güç"


Limanların dünya deniz taşımacılığının olmazsa olmaz unsuru olduğunun altını çizen Değer, "Deniz taşımacılığı ise küresel piyasalarda rekabet edebilmenin en önemli anahtarı. Gerek güvenlik açısından gerekse uygun maliyetli taşımacılık açısından, deniz taşımacılığı dünya çapında rekabette önemli bir güç. Tabii burada gemi taşımacılığından bahsederken, yük taşıyan bu gemilerin yanaşarak güvenli, hızlı ve sorunsuz hizmet alabilmelerinin, gerekli lojistik ihtiyaçlarının karşılanarak yüklerini tahmil/tahliye edebilmelerinin ve yüklerin planlanan terminal noktalarına zamanında ulaştırılmasının hayati öneme sahip olduğunu vurgulamalıyız. İşte bu noktada büyük ve derin limanların önemi ortaya çıkıyor. Türkiye jeopolitik konumu açısından dünya ticareti için bir kesişim noktası olarak çok büyük öneme sahip. Bu gerçeklik binlerce yıldır değişmedi. Bugün tüm ticari akışın yönlenme merkezi olan Türkiye, geçmiş dönemlerde de İpek Yolu ile yine ticaret için bir köprü vazifesi görüyordu" ifadelerini kullandı.



"Gemi işletmeciliği ile limancılık sektörü birbirinden ayrılmaz parçalardır"


Dünya ticaretinde aktif oyuncu olmak adına olaya sadece gemi işletmeciliği olarak bakmak küresel pazarlarda büyük hamleler yapmak adına eksik kalacağını vurgulayan Nilhan Değer, "Örneğin; Türkiye’nin enerjide bağımsızlaşması ve millileşmesi hamlesinin en önemli safhalarından birini gerçekleştirerek dev bir doğalgaz ve petrol sondaj gemisi satın alması, Milletimiz adına bu alanda çok büyük bir adım. Tabii bu noktada bu tür mega gemilerin geleceğini öngörüp yıllar öncesinde bu gemiyi yanaştırabilecek, gerek barınma gerekse lojistik destek verebilecek özelliklere sahip Beldeport gibi bir limanı inşa etmek ve işletmeye açmak da konuyla ilgili tamamlayıcı diğer bir adım olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, gemi işletmeciliği ile limancılık sektörü birbirinden ayrılmaz parçalardır. Beldeport olarak İzmit Körfezi’nde hem yöreye büyük katkılar sağlamaktan hem de Türkiye’nin dev enerji hamlelerinin yanısıra küresel ticaretine destek veren Milli bir liman olmaktan dolayı gurur duyuyoruz" dedi.



Nilhan Değer, limancılık sektörünün Türkiye’nin milli büyüme ve gelişme hamleleleri açısından taşıdığı önemin farkında olduklarını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Türkiye’nin güçlü ve küresel bir ekonomiye sahip olması ve dünya ticaretinden pay alması için dünyanın en büyük gemilerine ev sahipliği yapacak büyük ve derin limanlar şarttır".

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Malatya Malatya’da spor emekçileri onurlandırıldı, Arslantepe Yarı Maratonu’nun imzaları atıldı Malatya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde Sporda Vefa Gecesi düzenlendi. Gecede aynı zamanda Türkiye Atletizm Federasyonu ile de Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu’nun protokolü imzalandı. Malatya’da spora uzun yıllar emek vermiş sporcu, antrenör, gazeteci, il temsilcileri ve farklı branşlarda hizmet etmiş spor insanları Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin programında onurlandırıldı. Nikah Sarayında yapılan programda Türkiye Atletizm Federasyonu ile de Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu için protokol imzalandı. Programda konuşan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, hem şehirde yürütülen spor yatırımlarını hem de Malatya’nın geleceğine yönelik vizyon projeleri anlattı. Malatya’da deprem sonrası yürütülen yeniden yapılanma sürecine değinen Sami Er, kamu kurumları arasındaki iş birliğiyle şehrin yeniden ayağa kaldırıldığını belirtti. Büyükşehir Belediyesi olarak yalnızca fiziki inşa sürecine değil, sosyal ve kültürel donatılara da önem verdiklerini vurgulayan Er, kütüphaneler ve gençlik alanlarıyla vatandaşların geleceğini güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gençlerin karşı karşıya kaldığı dijital bağımlılık ve madde bağımlılığı risklerine dikkat çeken Er, "Bu sorunlarla mücadelenin en etkili yolu spordur. Yaklaşık 4 milyar liralık spor yatırımı gerçekleştirdik. Bu çalışmalar Malatya’nın uzun vadeli gelişimine katkı sağlayacak" dedi. "Malatya bizim gönlümüzde çok özel bir yere sahip" Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Dr. Ahmet Karadağ ise Malatya’da yapılan atletizm faaliyetlerinden dolayı memnun olduğunu belirterek, "Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu, kentin tanıtımında önemli olacak. Bu şehirde yaşayan insanların morale ihtiyacı var ve spor faaliyetleri bu moralin yükselmesine ciddi katkı sağlayacaktır. Atletizm de her yerde kolaylıkla yapılabilen, ulaşılabilir bir spor dalı. Biz de bunu kullanarak burada yaşayan insanların moralini yükseltmek için elimizden geleni yapacağız. Malatya bizim gönlümüzde çok özel bir yere sahip. Aynı zamanda bir spor şehri. Sadece kayısısıyla ya da gastronomisiyle değil, her yönüyle takdiri hak eden bir şehir" diye konuştu. Konuşmaların ardından Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu için Türkiye Atletizm Federasyonu ile protokol imzalandı. Program, spor camiası ve yerel yöneticilerin katılımıyla gerçekleşti.
Kayseri Baki Ersoy: "TMSF’nin bir lig içerisinde 2 kulübü yönetme yetkisi yok" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, "TMSF’nin bir lig içerisinde 2 kulübü yönetme yetkisi yok. 2 kulübün de düşmesi gerekiyor diyoruz, hukuk bunu söylüyor" dedi. MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, TBMM Genel Kurulu’nda bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi görüşmelerinde konuştu. Konuşmasında gündeme dair açıklamalarda da bulunan Ersoy, "Görüşmekte olduğumuz teklifin ikinci bölümünde yer alan düzenlemeler, üretimin desteklenmesi, teknoloji girişimciliğin teşvik edilmesi, kayıtlı ekonominin güçlendirilmesi ve finansal altyapının daha rekabetçi hâle getirilmesi açısından önemli hükümler içermektedir. Teklifte yer alan düzenlemelerle birlikte özellikle üretim, yatırım, teknoloji ve finans alanlarında faaliyet gösteren kurumlarımızın desteklenmesi amaçlanmaktadır. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir hâle gelmesi için üretim odaklı yaklaşımın güçlendirilmesini önemli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Teklifin önemli başlıklarından biri sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetleriyle iştigal eden kurumlar ile zirai üretim faaliyeti yürüten kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara yönelik kurumlar vergisinin yüzde 12,5 oranında indirimli uygulanmasına ilişkin düzenlemedir. Üretimi önceleyen bu yaklaşım, sanayicilerimizin yatırım motivasyonunu artıracak, üretim kapasitesinin güçlenmesine katkı sağlayacak, istihdam açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır. Özellikle üretim maliyetlerinin ve küresel rekabetin yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde üreticilerimizin desteklenmesi son derece kıymetlidir. Diğer yandan, zirai üretim faaliyetinde bulunan kurumların da bu kapsam içerisine alınması, tarımsal üretimin desteklenmesi, üreticilerimizin korunması ve gıda arz güvenliğinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adımdır. Üreten her kesimin desteklenmesi ülkemizin ekonomik bağımsızlığı açısından da stratejik bir öneme sahiptir. Öte yandan, söz konusu indirimden yararlanan kurumlar için ihracat kazançlarına yönelik mevcut indirimlerin ayrıca uygulanmamasına ilişkin düzenlemeyle vergi sisteminde daha dengeli ve sistematik bir yapı oluşturulması hedeflenmektedir" ifadelerini kullandı. Dünyadaki ekonomik rekabetin yalnızca üretimle değil, teknoloji ve dijitalleşmeyle şekillendiğini belirten Ersoy, "Teklifin 11’inci maddesiyle teknoloji ve girişimcilik ekosistemine yönelik önemli adımlar da atılmaktadır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen teknogirişim rozetine sahip, halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine ilişkin düzenlemelerle yenilikçi girişimlerinin finansmanına erişiminin kolaylaştırılması amaçlanmaktadır. Bugün dünyada ekonomik rekabet yalnızca üretimle değil teknoloji, inovasyon ve dijitalleşmeyle şekillenmektedir. Bu nedenle, genç girişimcilerimizin, teknoloji odaklı şirketlerimizin ve yenilikçi projelerin desteklenmesini son derece kıymetli buluyoruz. Öte yandan, teknoloji geliştirme bölgeleri kapsamında faaliyet gösteren ve dijital şirket niteliği taşıyan girişimcilerin kuruluş tarihinden itibaren üç yıla kadar oda kayıt ve yıllık aidat ödemelerinden muaf tutulması da özellikle başlangıç aşamasındaki girişimcilerimizin üzerindeki mali yükü azaltacaktır. Bu düzenlemelerin genç girişimcilerimizin daha güçlü şekilde ayakta kalmasına, yeni yatırımların artmasına ve teknoloji alanındaki üretim kapasitemizin gelişmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Teklifin önemli başlıklarından biri de İstanbul Finans Merkezi’ne yönelik düzenlemelerdir. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kuruluşlarda istihdam edilen ve yurt dışında belirli mesleki tecrübeye sahip personele yönelik gelir vergisi istisnasının kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir. Nitelikli insan kaynağının ülkemize kazandırılması, finans sektörümüzün bilgi birikimi, uluslararası rekabet kapasitesi ve hizmet kalitesi açısından önem taşımaktadır. Özellikle küresel finans piyasalarında güçlü bir konum elde edilmesi bakımından nitelikli personelin desteklenmesini önemli görüyoruz. Diğer yandan, İstanbul Finans Merkezi katılımcılarına sağlanan kurumlar vergisi indiriminin süresinin 2047 yılına kadar uzatılması ve finansal faaliyet harçlarına ilişkin muafiyet süresinin artırılması da yatırımcı açısından uzun vadeli güven ortamını güçlendirecektir" şeklinde konuştu. Süper Lig’deki bahis ve şike operasyonlarına değinen Ersoy, "Türkiye Futbol Federasyonu ekim ayında bahis ve şike operasyonlarını başlattı ve böylelikle futbolcu ve hakemlerden başlamak üzere binlerce futbolcu, yüzlerce hakem arkadaşımızın TC kimlik numaralarıyla birlikte hesapları incelendi. Bu incelemeler sonucunda belli idari ve adli cezalar alan şahıslar oldu. Ancak bu konu Türkiye’de ilk defa bu şekilde gündeme geldiği için ve lig ortasında gündeme geldiği için çok mağdur olan futbol takımlarımız oldu. Özellikle alt liglerde 25 futbolcuya sahip bir futbol takımının 18 futbolcusu kendi TC kimlik numarasını girmek kaydıyla devletimizin bazı bahis sitelerinde bu oyunları oynadıkları tespit edildi ve idari cezalar aldılar; üç ay hak mahrumiyeti cezası alan oldu, altı ay alan oldu, on iki ay alan oldu maalesef. Bu futbolcu kardeşlerimizin kendilerine "Niye böyle bir şey yaptınız?" diye maalesef sorduğumuzda "Bilmiyoruz." dediler, bilinçsizlikten yaptılar; yoksa hiç kimse kendi TC kimlik numarasını girerek bir suç işlemez diye ben de düşünüyorum. Bunu da o dönemde Plan ve Bütçe Komisyonumuzda Sayın Bakanımız, Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak’a bizzat iletmiştim. Alt kulüpler, alt ligdeki kulüpler, 3. Lig’de özellikle, 2. Lig’deki kulüpler, 25 futbolcunun 17’si hak mahrumiyeti cezası alınca bütün denge bozuldu. Kulüp başkanları şunu söylüyor: "Biz transfer yaptık, tamam; lig başladı; tamam, bu ligin lisansını veren Türkiye Futbol Federasyonu futbolcuları, bu futbolcular oynamaya başladılar ama lig ortasında böyle bir şey oldu. Bizim takımlarımızda kurduğumuz yapıdan zaten yıllık 6-7 milyon TL federasyondan para alıyorlar ama çok büyük bütçeler gerekli. Kurduğumuz yapıdan başka bir yere doğru gitti." diye serzenişte bulundular ve bununla alakalı da burada bir haksızlık olduğunu söylediler" dedi. Bir ligde TMSF’nin iki ayrı kulübü yönetemeyeceği belirten Baki Ersoy, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Ayrıca, 20 Şubat’ta İstanbul Başsavcılığımızın başlatmış olduğu bir operasyon vardı, bir soruşturma vardı, onu da İstanbul Başsavcılığımız açıkladı. Dedi ki: "33 yönetici kendi takımları aleyhine bahis oynamışlar." Biz Türkiye Futbol Federasyonu’na bir gün sonra dedik ki: "Ya, bu 33 yönetici kim? Bunlar hangi kulüplerde yönetici, bunları açıklayın. Bunlar talimat 56’da açık; ya 12 puan sileceksiniz ya da ligden düşeceksiniz, bunu yapın." ama üç aydır maalesef T.C. kimlik numaraları gelmedi. Bugün Türkiye Futbol Federasyonu bir açıklama yaptı "Bugün geldi." dedi ama çok enteresandır, bir gün önce lig tescil edildi. 18 tane Süper Lig kulübü var. Bu 18 futbol kulübünün on beşer yöneticisi olsa 270 kişiyi de bir günde kontrol edersiniz. Bunların bahis oynadığı çıktığında, 12 puan silme olduğunda, ligden düşürme olduğunda nasıl bir lig sıralaması bizi bekleyecek? Bununla alakalı Sayın Genel Başkanımız, büyüğümüz Devlet Bahçeli Beyefendi "21’inci yüzyılda 21 kulüple devam etsin." diye bir irade ortaya koydu. Bu şunun içindi: Eğer bu yıl bahis ve şike ortamında böyle bir kaos varsa hiç kimse adaletsizliğe uğramasın diye böyle bir öngörü ortaya koyup bunu yirmi gün önce söyledi, ligler bitmeden düşenler, çıkanlar daha belli olmadan söyledi. Ama biz tabii ki bunu federasyona ilettik. Dün maalesef ligler alelacele Süper Lig’e çıkacak son takım belli olmadan yani daha Çorumspor ve Erokspor maçı tamamlamadan, Erokspor mu çıkacak, Çorumspor mu çıkacak, daha bu belli olmadan böyle bir irade Türkiye Futbol Federasyonu ortaya koydu. Biz Türkiye Futbol Federasyonunu futbolu seven insanlar olarak desteklemiş kişileriz, destekliyoruz da, tabii ki alınan kararlara saygı duyuyoruz ama ortada da gerçekler var. Mesela, TMSF’nin yönettiği 2 tane kulüp var, Eyüpspor ve Kasımpaşa. TMSF’nin bir lig içerisinde 2 kulübü yönetme yetkisi yok. Bunlar yirmi gün boyunca 2 kulübü yönetmişler, 2 kulübün de düşmesi gerekiyor diyoruz, hukuk bunu söylüyor diyoruz."
Ankara E-imza davasında sanıklar savunma yaptı Bazı kamu kurumlarındaki yöneticilere ait elektronik imzaların taklit edilerek sahte belge düzenlendiği iddiasıyla 29’u tutuklu 286 sanık hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi. Savunma yapan tutuklu sanık Mıhyedin Yakışır, "E-imza alırken çikolata alır gibi kimlik verip aldım. Ben e-imzanın ne olduğunu, ne için kullanıldığını bilmiyorum" dedi. Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmada ‘Hoca’ lakaplı örgüt elebaşı Ziya Kadiroğlu, Gökay Celal Gülen, Zeynep Karacan ile bazı tutuksuz sanıklar ve taraf avukatları katıldı. Mahkeme hakimi bu celse sanık beyanlarıyla devam edileceğini bildirerek, tutuklu sanık Ali Çiçekli’ye söz verdi. Sanık Çiçekli, "Ben yaklaşık 20 aydır cezaevindeyim. Örgüt üyelerinden hiçbirisini tanımıyorum. 17 aydır tutuksuz yargılanıyordum. Son celse tutuklanmama karar verildi. Zaten ben hükümlüyüm, içerdeyim. Olaylar olduğunda da cezaevindeydim. Kaçma şüphem yoktur. Hiç kimseyle bir bağlantım da yoktur. Beraatimi talep ediyorum. Ben bir suç işlemedim" ifadelerinde bulundu. "Ben ceza çekmiyorum, çocuklarım ceza çekiyor" Söz alan tutuklu sanık Abdurrahim Dursun, "7.5 aya yakındır tutukluyum, herhangi bir yeteneğim yoktur. Ben hiçbir sisteme girmedim. Dosyadaki hiç kimseyi tanımıyorum. Herhangi bir örgüt yapılanması içerisine de girmedim. Adli bir vukuatım olmadı. Mağdurum, ben ceza çekmiyorum, çocuklarım ceza çekiyor, tahliyemi talep ediyorum" dedi. "Kendi çocuklarım için kullanmadığım imkanı başkası içinde kullanmam" Hakimin söz vermesi üzerine konuşan tutuklu sanık Ayhan Ateş, "Davanın başından itibaren kendimi ifade etmeye çalıştım. Ben burada mağdurum. Benim elimde diploma yapmak gibi bir imkanım olsa, kendi kızıma yapardım. Oğlum ehliyet sınavından 2 kez kaldı, başarısız oldu. Böyle bir suça iştirakim olsa oğluma da yardımcı olurdum. Kendi çocuklarım için kullanmadığım imkanı başkası içinde kullanmam. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum" iddialarında bulundu. "Suçun büyüklüğü konusunda bir bilgim yoktur" Beyanlarda bulunan tutuklu sanık Gökay Celal Gülen, "E-imzaların benimle alakalı olmadığı bellidir. Çıkartılan imzalarla aynı şehirde bile değilim. Ben konuya da hakim değilim, olaydan bir menfaat elde etmediğimde açıkça ortadadır. Hiçbir bağlantım da yoktur. Zeynep Karacan ile ilgili olan yazışmalarımız bütün olarak değerlendirilmemiş. Ben bu işin dahilinde olan bir suçlu değilim, suçun büyüklüğü konusunda bir bilgim yoktur. Şunu söyleyebilirim ki ben bu suçu işlemedim" ifadelerinde yer verdi. "E-imza alırken çikolata alır gibi kimlik verip aldım" Tutuklu sanık Mıhyedin Yakışır ise önceki ifadelerini tekrar ettiğini, işlediği suçları itiraf ettiğini ancak üzerine atılı diğer suçları kabul etmediğini belirtti. Elebaşı Ziya Kadiroğlu’yla da tesadüfen karşılaştığını ve onun talep ettiği doğrultuda e-imza çıkardığını söyleyen Yakışır, "E-imza alırken çikolata alır gibi kimlik verip aldım. Ben e-imzanın ne olduğunu, ne için kullanıldığını bilmiyorum" diye konuştu. Tutuklu sanık Ziya Kadiroğlu, sanık Ali Çiçekli’nin çocukluk arkadaşı olduğunu iddia ederek, kendisini 5 yıldır görmediğini, 5 yılın ardından babasının cenazesinde karşılaştıklarını ve cenazenin ardından Çiçekli’nin kendisine Atatürk Üniversitesi’nde okumayan kişilere mezuniyet işlemi yaptığını, çevresinde diploma ihtiyacı olan varsa yardımcı olabileceğini söylediğini anlattı. Kadiroğlu, Gazi Üniversitesi’nin sistemine girildiğinde Çiçekli’nin cezaevinde olmadığını öne sürerek, "Mersin Üniversitesi’nden de 5 kişi adına çıkartılan diplomalardan sadece Özge Baydemir adına çıkarılan işlemle bağım vardır. A.E. tarafından bana verilen şifreyle sisteme giriş yaptım. TC kimlik numarasını bildiğim kız arkadaşım Baydemir adına diploma oluşturdum. Bu durumdan Özge’nin haberi yoktur. Bu işlemler kullanıcı adı ve şifreyle yapılmıştır, e-imzayla yapılmamıştır. Kabul ettiğim suçların hiçbiri e-imzayla işlenmedi. Nasıl kullanıldığını da bilmiyorum. Üzerime atılı suçları da kabul etmiyorum. Ben örgüt kurmadım, birilerine talimat vermedim." Diğer sanıklarda önceki beyanlarını tekrar ettiklerini, herhangi bir örgüt yapılanmasının içinde bulunmadıklarını ve suçsuz olduklarını savunarak tahliye ve beraat talebinde bulundu. Önceki beyanlarını tekrar eden tutuklu sanık Zeynep Karacan, bu tür bir davada yargılanmasından dolayı utanç duyduğunu ifade etti. Karacan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ailesinden özür diledi. Örgüt lideri olarak gösterilen kişilere istenen cezanın kendisi hakkında da istendiğini ifade eden Karacan, bu durumu kabul etmediğini söyledi. Beyanların ardından duruşma yarın devam etmek üzere ertelendi.