MAGAZİN - 31 Mart 2018 Cumartesi 14:02

(Özel haber) Oyuncu Bülent Şakrak: “Bir dönem kendimin salak olduğuna inandım"

A
A
A
(Özel haber) Oyuncu Bülent Şakrak: “Bir dönem kendimin salak olduğuna inandım"

Ünlü oyuncu Bülent Şakrak, bir dönem İngilizce öğrenmekte çok zorluk çektiğini ifade ederek, “Bütün samimiyetimle inanarak söylüyorum, hakikaten bir dönem kendimin salak olduğuna inandım.

Ünlü oyuncu Bülent Şakrak, bir dönem İngilizce öğrenmekte çok zorluk çektiğini ifade ederek, “Bütün samimiyetimle inanarak söylüyorum, hakikaten bir dönem kendimin salak olduğuna inandım. Bir sürü şeye kafam basıyor ama ben dil öğrenemiyorum demek dedim” diye konuştu.


Ünlü oyuncu Bülent Şakrak, Çekmeköy Belediyesi Sinema Akademisi kapsamında verilen eğitimlerde öğrencilerle buluştu. Turgut Özal Kültür Merkezi’ndeki eğitimlerde oyuncu Erdem Baş’ın moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşinin konuğu olan ünlü oyuncu, mesleki yolculuğunu ve deneyimlerini öğrencilerle paylaştı. Ünlü oyuncu, genel sanat yönetmenliğini tecrübeli oyuncu Burak Hakkı’nın yaptığı akademide, sanata ilgisi olan gençlerin sorularını yanıtladı. Çukur dizisindeki Vartolu karakteriyle milyonların beğenisini kazanan Erkan Kolçak Köstendil’in dayısının oğlu olduğunu ifade eden oyuncu, Köstendil’in bu noktaya gelebilmek için çok çalıştığını belirtti. Şakrak’ın bir dönem İngilizce öğrenmek için çok çaba sarf ettiğini esprili bir dille anlattığı o anlar ise öğrencileri oldukça güldürdü.



“İstihbaratçı gibi çalışıp bugün Erkan Kolçak Köstendil oldu”


Erkan Kolçak Köstendil’in kendini geliştirerek çok başarılı bir oyuncu olduğunu ifade eden ünlü oyuncu Bülent Şakrak, “Erkan Kolçak Köstendil, Vartolu benim öz dayımın oğlu, Bursaspor’da lisanslı kaleciydi. Rüştü’nün de Barcelona’ya tranfer olduğu dönem; o dönem kaleciler de çok önemliydi. Rahmetli dayım ve babam “Bu çocuğu tutma, milli topçu olacak bu oğlan tiyatro falan yapma şu çocukla” dedi. Bizim oğlan böyle bir istihbaratçı gibi çalışıp bugün Erkan Kolçak Köstendil oldu. Ben herhangi bir şeyde jüri olarak bulunmadım. Yapanı küçümsediğim için söylemiyorum çok emek verilen işleronlar tiyatro da da sinemada da insanların yaptığı işin iyisini kötüsünü belirlemek benim haddim olmadığı için cesaret edemiyorum. Olmadım herhalde de olmam" dedi.



“Bir dönem kendimin salak olduğuna inandım”


Yabancı dil öğrenmek için çaba sarf ettiğini ancak çok zorluk çektiğini dile getiren Şakrak, “İngilizce kurslarına falan gittim olmadı benden ve gerçekten bunu bütün samimiyetimle inanarak söylüyorum. İnanın ne olur hakikaten bir dönem kendimin salak olduğuna inandım. Bir sürü şeye kafam basıyor, ezber yapabiliyorum oyun oynuyorum ama ben dil öğrenemiyorum demek dedim. Almıyor kafam, hiçbir şekilde basmıyor. Ama sonra döndüm dolaştım kendime bir İngilizce öğretmeni buldum, adam geldi öğretti” ifadelerini kullandı.


15 ile 81 yaş arası vatandaşların eğitim için başvurduğu akademide; öğrencilere oyunculuk, yönetmenlik, senaryo, yapım ve teknik bölümler alanında eğitim veriliyor. Akademiye 500’e yakın öğrenci kayıt yaptırırken Mayıs ayına kadar devam edecek dersler her cumartesi ve pazar sabah saat 10.30-12.30 arasında gerçekleştiriliyor. Eğitimler kapsamında her hafta ünlü bir isim öğrencilerle bir araya geliyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.