GENEL - 09 Haziran 2023 Cuma 09:42

‘Ölüm’ hakkında çocuklara yalan söylemeyin

A
A
A
‘Ölüm’ hakkında çocuklara yalan söylemeyin

Ölüm kavramı üzerinde konuşulması, anlaşılması ve kabul edilmesi oldukça güç birçok kişi için.

Ölüm kavramı üzerinde konuşulması, anlaşılması ve kabul edilmesi oldukça güç birçok kişi için. Konu çocuklar olunca bu durumla baş etmek ve anlamlandırmak daha da zorlu bir sürece yol açıyor. Çocukların gelişim düzeylerine göre ölüm kavramını algılayışlarının ve anlamalarının farklılık gösterdiğini ifade eden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Öğr. Üyesi Deniz Yıldız; çocuğa yalan söylemeden, ölümün yaşamın sonu olduğu ve ölen kişinin artık geri gelmeyeceğinin basit bir dille anlatılması gerektiğini belirtti.


Ölüm, hem çocuk hem de yetişkinler için kabullenilmesi zor bir gerçek. Yetişkinler bazen kendi kaygılarından ötürü bazen de çocukları ölümün sarsıcı etkilerinden korumak için, bunun çocuklardan gizlenmesi gereken bir durum olduğunu düşünebiliyor. Çocukların bu zor durumla baş etmek adına güvendikleri yetişkinlerin açıklamalarına ve yardımlarına ihtiyaç duyduğunu ifade eden İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ), Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Öğr. Üyesi Deniz Yıldız, çocukların gelişimsel düzeylerine göre dürüst ve samimi açıklamaların yapılmasını; duygularını ifade edebilecekleri ortamların sağlanması ile yas sürecini daha sağlıklı bir şekilde atlatabileceklerini belirtti.


“Ölen kişinin tekrar döneceğini düşünürler”


Çocukların gelişim düzeyine göre ölüm kavramını algılayışları ve anlamaları farklılık gösteriyor. 2 yaşına kadar çocukların, ölüm kavramını tam olarak algılayamayacak kadar küçük olduklarını belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Öğr. Üyesi Deniz Yıldız, “Ölüm onların gözünde uzun süreli bir ayrılık ya da yolculuk gibidir. Okul öncesi dönemde ise çocuk için ölüm geçici bir olaydır. Ölen kişinin tekrar döneceğini düşünürler. İlkokul döneminden itibaren çocuklar, ölümün geri dönüşü olmayan bir son olduğu gerçeğini artık algılamaya başlar ancak kendinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanırlar. Genellikle ölümün hasta veya yaşlı kişilerin başına geleceğini düşünürler. 10 yaşından sonra ise, ölüm kavramını daha net algılamaya başlarlar. Ölümün; yaşamın sonu olduğunu, herkesin başına gelebileceğini ve yaşama geri dönüşün olmadığını bilirler” dedi.


“Ölen kişinin çocuğu yukardan izlediği, gördüğü şeklindeki yorumlar da çocuklarda tedirginliğe yol açabilir”


Hayatın döngüsünün içinde yer alan ölümün, çocuklara kim tarafından ve ne şekilde anlatıldığı büyük önem taşıyor. Ölüm haberinin çocuğa mümkünse ebeveyni, eğer ebeveynler hayatta değilse sevdiği, güvendiği ve kendisine en yakın hissettiği kişi tarafından anlatılması gerektiğini belirten Deniz Yıldız, “Çocuğa yalan söylememek önemli, aksi halde gerçeği öğrendiğinde güven hissi sarsılabilir. Çocuğa, ölümün yaşamın sonu olduğu ve ölen kişinin artık gelmeyeceği basit bir dille anlatılmalıdır. ‘Ölüm’ kelimesini kullanmak çok önemli. Vefat etti ya da gitti gibi kavramların kullanılması, somut evredeki çocuğun kafasını daha çok karıştırır. Ölümü uykuya benzeterek anlatmak, özellikle küçük çocuklarda uykuda kendisinin de ölebileceği fikrinin gelişmesine ve bunun sonucunda uyku problemleri yaşamasına neden olabilir. Anne ve babasının uyumasından da huzursuzluk hissedebilirler. Ölen kişinin çocuğu yukardan izlediği, gördüğü şeklindeki yorumlar da çocuklarda tedirginliğe yol açabilir.” şeklinde ifade etti.


“Açık ve güven verecek yanıtlar önemli”


Durumu anlatacak olan kişinin tutum ve davranışları, çocuk açısından oldukça önemli. Çocuğun kendini ve duygularını ifade edebilmesi için abartılı tepkilerden kaçınması; çocuk anlatmak isterse ona alan açmasının gerekliliğine değinen Yıldız, “Bir yakınını kaybeden çocukta güvenlik endişesi oluşabilir. Çocuk, anne-babasının her zaman yanında olacağına dair inancını yitirir ve bir gün kendisinin de öleceği duygusuyla tanışır. ‘Siz de mi öleceksiniz? Ben de mi öleceğim?’ gibi soruları sıklıkla sorarlar. Bu sorulara, ‘Şu anda hepimiz sağlıklıyız, senin ve bizim için önümüzde uzun bir yaşam var. Şimdi, burada ve birlikte güvendeyiz’ düşüncesine yardımcı olacak, açık ve güven verecek yanıtlar önemli. Yakınını kaybeden çocukta öfke, saldırganlık, bebeksi tavırlar görülebilir. Bu durumun geçici olduğu bilinmeli ve anlayışlı, sabırlı davranılmalıdır. Yaşadığı üzüntüyü; oyun oynama, resim yapma, spor gibi etkinliklerle dışa vurmasına olanak sağlanmalı. Kaybedilen yakına ait fotoğraflar, eşyalar, anılar ortadan kaldırılmamalıdır. Ailenin kaybeden kişiyi hatırlayabileceği bir anı köşesi oluşturulabilir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bingöl Enkazdan atölyeye bir hayat mücadelesi: İki çocuk annesi mobilyaya şekil veriyor Asrın felaketi olarak hafızalara kazınan depremlerde, Bingöl’den Gaziantep İslahiye’ye ilk koşan gönüllülerden biri olan Nevin Baysan, bugün hem bir anne hem bir kahraman hem de başarılı bir iş kadını olarak memleketinde iz bırakıyor. 6 Şubat depremlerinin ardından iki çocuğunu geride bırakarak, bir AFAD gönüllüsü olarak Gaziantep İslahiye’ye giden Nevin Baysan, günlerce enkaz başında yaşam mücadelesi veren vatandaşlara el uzattı. Kayıp izi süren ve umudun tükendiği anlarda dahi sahada umut veren Baysan, bir annenin şefkatini arama kurtarma disipliniyle birleştirerek onlarca hayata dokundu. Nevin Baysan’ın hayatındaki tek zorlu sınav afet sahaları değildi. Eşi Ahmet Baysan’ın önce Almanya, ardından İstanbul’daki iş hayatı sürecinde geçirdiği sakatlık, aileyi yeni bir kararın eşiğine getirdi. Nevin Baysan, eşine sunduğu "Kendi toprağımızda, Bingöl’de üretelim" teklifiyle büyük bir risk aldı. İstanbul’un karmaşasından dönüp Bingöl’de mobilya sektörüne girme kararı alan Baysan, eşinin de desteğiyle kolları sıvadı. Gerekli makineleri temin ederek işinin başına geçen Nevin Baysan, bugün mobilya tasarım dükkanında hem imalat hem de yönetim süreçlerini bizzat yürütüyor. Özellikle mobilya gibi erkek egemenliğinin yoğun olduğu bir sektörde bir kadının varlığını ve başarısını kanıtlayan Baysan, Bingöl’deki kadın girişimciler için de büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Afet bölgelerinde enkazlara girerek "yaşamlarda derin izler bırakan" Nevin Baysan, şimdi ise atölyesinde ahşaba şekil vererek "mobilyada kendi izini bırakıyor." Kendi memleketinde üretim yapmanın ve istihdam sağlamanın gururunu yaşayan Baysan, disiplini ve azmiyle hem çocuklarına hem de çevresine örnek olmaya devam ediyor. Sabah çocuklarını okula gönderdikten sonra atölyenin yolunu tuttuğunu aktaran Nevin Baysan,"Eşim 33 yıldır bu işi yapıyor. Ona bakınca çok heveslendim ben de yapmak istiyorum diye eşime belirttim. Bir kadın olarak neden yapmayayım ben bu işi sonuçta mobilyayı kullanan kadınlar isteyen kadınlar projesini çizen kadınlar, genellikle hep mobilya üzerinde erkekler çalışıyor. Neden bir kadın olarak neden ben bu işi yapamayayım karar verdim eşim sağ olsun destek verdi. Atölyemi kurdum makineleri öğrenmeye başladım. Hem çocuklarımla ilgilenebiliyorum hem evle ilgilenebiliyorum hem burayı yürütebiliyorum, kadın isterse başaramayacağı şeyler yoktur. Yeter ki bir hedefleri olsun benim de bir hedefim vardı hep benim istediğim bir mobilya dükkanı kurmak. Ölçüme gittiğimiz zaman karşılarında kadın görünce müşterilerimiz daha çok seviniyor çünkü birbirimizin dillerinden anlıyoruz. Aynı zamanda ben bir AFAD gönüllüsüyüm Kahramanmaraş depreminde çok yerde görev aldım. Bir kadın olarak hem evime hem çocuklarıma hem de işime yetişiyorum. AFAD gönüllüsü olarak devletime de faydam olsun diye çok çalışıyorum" dedi.
Zonguldak Rektör Özölçer’den 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle bir mesaj yayımladı. Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, mesajında şu ifadelere yer verdi: "Kadın; insanoğlunu dünyaya getiren, onu üstün emekle yetiştiren ve eğiten; aynı zamanda ülkesinin kalkınmasına ve geleceğin şekillenmesine değer katan, azmi ve aklıyla insanlığın yarınlarına umut ve ilham kaynağı olan en değerli varlıktır. Toplumsal hayatın müstesna bir bireyi olan kadın, bilgi ve üretkenliğiyle dünyayı aydınlatır, gayretiyle geleceği değer katar. Eğitimden bilime, spordan sağlığa kadar hayatın her alanında kazandığı başarılar, toplumun ilerlemesinin dayanç kaynağıdır. Sabrı ve fedakârlığıyla nesillerin yetişmesinde büyük rol üstlenen kadınlar; sevgiyi, nezaketi ve merhameti öğreten, toplumun vicdanını ayakta tutan yegâne güçtür. Türk-İslam geleneğinde kadın, her zaman saygı ve hürmetle yüceltilmiş; kültürümüzde kadına şiddet hiçbir zaman tasvip edilmemiştir. Öyle ki milletimiz, iki cihan serveri Peygamber Efendimizin ‘Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi olan değer verir’ sözünü her daim kendine şiar dinmiştir. Kadim Türk kültüründe kadın, ‘evin temel direği’ olarak anılmış; sevgisi, vefası, adaleti, ilgisi ve cesaretiyle toplumun ve medeniyetimizin taşıyıcı gücü olmuştur. Nitekim tarihimizdeki İlk Türk kadın hekim Safiye Ali’nin insanlığa umut olma azmi, ilk Türk kadın kimyager Remziye Hisar’ın bilime sunduğu katkılar, ilk Türk kadın mühendis Sabiha Gürayman’ın kararlılığı ve ilk Türk kadın savaş fotoğrafçısı Semiha Es’in cesareti, kadınların her alanda ortaya koydukları başarıların ve azmin en güzel örnekleridir. Bugün de gerek ülkemizde gerek dünyanın her bir yerinde kadınlar; hukuk, ekonomi, sanat, siyaset ve sosyal yaşamın her alanında topluma yön veren, geleceği inşa eden güç olmaya devam etmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle kadınlara verilen değerin farkındalığında ve ayrımcılığın kati olarak karşısında olma şuuru içinde ülkemizin istiklali ve istikbali için gözünü kırpmadan canlarını feda eden aziz şehit ve kahraman gazilerimizin kıymetli anneleri, eşleri, evlatları ve kardeşleri başta olmak üzere; Üniversitemizin gelişimine mutena katkılar sunan kadın akademisyenlerimiz, personelimiz ve öğrencilerimiz ile ülkemizdeki ve dünyadaki tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü en kalbî duygularımla kutluyor; kendilerine sıhhat, mutluluk ve başarılar diliyorum."
Bingöl Enkazdan atölyeye bir hayat mücadelesi: İki çocuk annesi mobilyaya şekil veriyor Asrın felaketi olarak hafızalara kazınan depremlerde, Bingöl’den Gaziantep İslahiye’ye ilk koşan gönüllülerden biri olan Nevin Baysan, bugün hem bir anne hem bir kahraman hem de başarılı bir iş kadını olarak memleketinde iz bırakıyor. 6 Şubat depremlerinin ardından iki çocuğunu geride bırakarak, bir AFAD gönüllüsü olarak Gaziantep İslahiye’ye giden Nevin Baysan, günlerce enkaz başında yaşam mücadelesi veren vatandaşlara el uzattı. Kayıp izi süren ve umudun tükendiği anlarda dahi sahada umut veren Baysan, bir annenin şefkatini arama kurtarma disipliniyle birleştirerek onlarca hayata dokundu. Nevin Baysan’ın hayatındaki tek zorlu sınav afet sahaları değildi. Eşi Ahmet Baysan’ın önce Almanya, ardından İstanbul’daki iş hayatı sürecinde geçirdiği sakatlık, aileyi yeni bir kararın eşiğine getirdi. Nevin Baysan, eşine sunduğu "Kendi toprağımızda, Bingöl’de üretelim" teklifiyle büyük bir risk aldı. İstanbul’un karmaşasından dönüp Bingöl’de mobilya sektörüne girme kararı alan Baysan, eşinin de desteğiyle kolları sıvadı. Gerekli makineleri temin ederek işinin başına geçen Nevin Baysan, bugün mobilya tasarım dükkanında hem imalat hem de yönetim süreçlerini bizzat yürütüyor. Özellikle mobilya gibi erkek egemenliğinin yoğun olduğu bir sektörde bir kadının varlığını ve başarısını kanıtlayan Baysan, Bingöl’deki kadın girişimciler için de büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Afet bölgelerinde enkazlara girerek "yaşamlarda derin izler bırakan" Nevin Baysan, şimdi ise atölyesinde ahşaba şekil vererek "mobilyada kendi izini bırakıyor." Kendi memleketinde üretim yapmanın ve istihdam sağlamanın gururunu yaşayan Baysan, disiplini ve azmiyle hem çocuklarına hem de çevresine örnek olmaya devam ediyor. Sabah çocuklarını okula gönderdikten sonra atölyenin yolunu tuttuğunu aktaran Nevin Baysan, "Eşim 33 yıldır bu işi yapıyor. Ona bakınca çok heveslendim ben de yapmak istiyorum diye eşime belirttim. Bir kadın olarak neden yapmayayım ben bu işi sonuçta mobilyayı kullanan kadınlar isteyen kadınlar projesini çizen kadınlar, genellikle hep mobilya üzerinde erkekler çalışıyor. Neden bir kadın olarak neden ben bu işi yapamayayım karar verdim eşim sağ olsun destek verdi. Atölyemi kurdum makineleri öğrenmeye başladım. Hem çocuklarımla ilgilenebiliyorum hem evle ilgilenebiliyorum hem burayı yürütebiliyorum, kadın isterse başaramayacağı şeyler yoktur. Yeter ki bir hedefleri olsun benim de bir hedefim vardı hep benim istediğim bir mobilya dükkanı kurmak. Ölçüme gittiğimiz zaman karşılarında kadın görünce müşterilerimiz daha çok seviniyor çünkü birbirimizin dillerinden anlıyoruz. Aynı zamanda ben bir AFAD gönüllüsüyüm Kahramanmaraş depreminde çok yerde görev aldım. Bir kadın olarak hem evime hem çocuklarıma hem de işime yetişiyorum. AFAD gönüllüsü olarak devletime de faydam olsun diye çok çalışıyorum" dedi.
İstanbul Kağıthane’de ‘Gençlik Uyanıyor Duada Buluşuyor’ projesi ile camiye gelen çocuklara ödül dağıtıldı Kağıthane Belediyesi’nin hayata geçirdiği "Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor" projesi kapsamında 10 hafta boyunca sabah namazı buluşmalarına katılan yüzlerce genç, düzenlenen törenle ödüllendirildi. Proje ile gençlerin camiye olan ilgisi ve manevi değerlerle bağlarının güçlendirilmesi hedefleniyor. Kağıthane Belediyesi’nin İlçe Müftülüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü ve sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle gerçekleştirdiği "Gençlik Uyanıyor, Ailecek Duada Buluşuyor" programı büyük ilgi gördü. 10 hafta boyunca sabah namazında camide buluşan çocuklara düzenlenen törenle ödüller verildi. Yahya Kemal Spor Kompleksi’nde gerçekleştirilen ödül programı, Çeliktepe Merkez Camii İmam Hatibi Hafız Mürsel Çakmak’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Programa katılan yüzlerce çocuk ve genç, aileleriyle birlikte törenin coşkusunu yaşadı. Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin’in ev sahipliğinde gerçekleşen törene; Kağıthane Müftüsü Necmettin Kayar, Kağıthane Milli Eğitim Müdürü Mustafa Hoşyiğit, Diyanet İşleri Başkanlığı Gençlik Hizmetleri Daire Başkanı Dr. Mehmet İzci, AK Parti Kağıthane İlçe Başkanı Erkan Yıldırım ve Kağıthane Kaymakamı Yüksel Kara’nın yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. "Anne babalara ve çocuklarımıza canı gönülden teşekkür ediyorum" Ödül töreninde gençlere hitap eden Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, "Çocuklarımızın aşkıyla beraber annelerimizin ellerinde tutmasıyla babalarımızın çocuklarıyla beraber sabah namazına buluşmasıyla birlikte çok bereketli programlar oldu her birinizin emeğine sağlık diyorum. Anne babalara ve çocuklarımıza canı gönülden teşekkür ediyorum. Güzel programın düzenlenmesinde Eğitime Destek Platformu başkanımızla, yönetimiyle, gençlerimiz ve hocalarımızla her sabah sahada oldular, çocuklarımızla birlikte oldular, her sabah namazını vakit daha girmeden geceleri belki uykusuz geçirerek camide buluşmuş oldular. Çocuklarımızı daha küçükken hem şuurlandırmış olduk, hem de rabbimizin bizlere emirlerini yerine getirebilmek ailelerimizle beraber sabah namazlarında camilerde buluşmuş olduk" ifadelerini kullandı. Gençlere özel hediye seti Program kapsamında 10 hafta boyunca düzenli olarak sabah namazı buluşmalarına katılan gençlere, Kağıthane Belediyesi tarafından hazırlanan "Gençlik Seti" hediye edildi. Set içerisinde; sırt çantası, akıllı saat, futbol topu, dereceli termos, raket ve pinpon topu, kupa bardak, cep hoparlörü ve çikolata yer aldı. "Çok güzel bir etkinlikti devam etmesini isterim" Etkinliğin kendisi için verimli geçtiğini ifade eden Muhammed Yaşar Ön, " Çok güzel bir histi buradan belediye başkanımıza teşekkür ederim hepsinden Allah razı olsun ödüllerimiz de çok güzel kulaklık, akıllı saat. Çok güzel bir etkinlikti devam etmesini isterim" diye konuştu. 10 hafta boyunca camide sabah namazı kılarak ödüllendirildiği için çok mutlu olduğunu belirten Ravza Ön, "Ben programı çok sevdim 2’inci senem oldu bu programda. Hem manevi yönden geliştirdiği hem de maddi hediyeler verildiği için insanları namaza alıştırıyorlar ben çok beğendim devamını gelmesini istiyorum" dedi.