SAĞLIK - 25 Kasım 2025 Salı 11:23

Ağız sağlığı diyabet ve kalp hastalıklarının seyrini değiştiriyor

A
A
A
Ağız sağlığı diyabet ve kalp hastalıklarının seyrini değiştiriyor

Kış aylarında diş ve diş eti rahatsızlıkları yaygınlaşırken, yapılan araştırmalar ağız sağlığının diyabet ve kalp hastalıkları gibi kronik durumlarla da doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Dt. Can Gökkurt, ağız hijyeninin bu hastalıkların önlenmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.


Özellikle kış aylarında soğuk hava ve mevsimsel beslenme alışkanlıkları, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarını artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünya genelinde 3 buçuk milyar insan çeşitli ağız hastalıklarıyla mücadele ediyor. Diş çürükleri ve diş eti iltihapları, erişkinlerde diyabet komplikasyonlarını yüzde 30’a kadar artırabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Can Gökkurt, ağız bakımının tüm yaş gruplarında kronik hastalıkların önlenmesinde kritik bir yer tuttuğunu şu şekilde belirtti: "Düzenli ağız muayeneleri ve doğru hijyen uygulamaları sadece diş sağlığını değil, kalp-damar sağlığı, metabolik dengeler ve bağışıklık sistemi üzerinde de doğrudan etkili. Ağızda başlayan iltihaplanmalar, sistemik hastalıkların tetikleyicisi olabilir."



Ağızda başlayan sorun tüm vücudu etkiliyor


Ağız sağlığının sistemik hastalıklarla ilişkisi, özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarla daha net ortaya konuyor. Bir çalışmada, ileri düzey diş eti hastalığı olan bireylerde kalp krizi riskinin yüzde 20, inme riskinin ise yüzde 44 oranında arttığı tespit edildi. Benzer şekilde, diyabetli hastalarda düzenli ağız bakımı uygulanmadığında kan şekeri kontrolünde ciddi dalgalanmalar gözlendi. Dt. Can Gökkurt, araştırmayla ilgili bilgiler aktararak, "Ağız sağlığı ihmal edildiğinde, vücutta kronik iltihaplanmalar oluşabilir. Bu durum sadece diş kaybına değil, uzun vadede kalp hastalıkları, böbrek sorunları ve metabolik düzensizliklere de yol açar. Bu nedenle ağız hijyeni, genel sağlık stratejisinin ayrılmaz bir parçasıdır" ifadelerini kullandı.



Ağız hijyeninde bu yanlışlara dikkat


Ağız bakımında yapılan hatalar; özellikle hızlı ve eksik fırçalama, diş ipi kullanımının ihmal edilmesi ve ağız bakım ürünlerinin yanlış seçimi olarak öne çıkıyor. Dt. Can Gökkurt, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:


Dişler günde en az iki kez, her seferinde en az iki dakika olacak şekilde florürlü diş macunu ile fırçalanmalı.


Diş ipi veya ara yüz fırçaları ile diş araları temizlenmeli.


Şekerli ve asitli gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı, özellikle gece yatmadan önce ağız temizliği ihmal edilmemeli.


Düzenli diş hekimi kontrolleri, yılda en az iki kez uygulanmalı.


Bu basit önlemler, diş ve diş eti hastalıklarının yanı sıra diyabet, kalp-damar sorunları ve enfeksiyon risklerini de azaltıyor.



Çocuklarda ağız sağlığı bilinci ebeveyn desteğiyle güçlenir


Çocuklarda ağız hijyeni alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması, ilerleyen yıllarda ciddi diş ve diş eti sorunlarının önlenmesinde kritik öneme sahip. Dünya genelinde çocukların yüzde 60’ı 12 yaşına gelene kadar en az bir diş çürüğü problemiyle karşılaşıyor. Dt. Can Gökkurt, çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmanın yollarını şöyle açıkladı: "Okul öncesi dönemde doğru diş fırçalama tekniklerini öğrenen çocuklar, yetişkinlikte ciddi diş ve diş eti sorunları ile daha az karşılaşıyor. Oyun ve etkinliklerle desteklenen eğitim programları, çocukların ağız sağlığını bilinçli şekilde korumasını sağlıyor. Ayrıca ebeveynlerin rolü, alışkanlık kazandırmada oldukça etkili."



Düzenli kontroller diş kayıplarını önleyebilir


Diş kaybının önlenmesi ve ağız sağlığının korunması için düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını belirten Dt. Can Gökkurt, yılda iki kez yapılan diş hekimi muayeneleri ve profesyonel temizliklerin, diş kaybı riskini yüzde 50’ye kadar azalttığını söyledi. Dt. Can Gökkurt, koruyucu uygulamaları ise şöyle özetledi: "Bireyler kendi günlük bakım rutinlerini düzenli olarak sürdürmeli ve profesyonel kontrolleri ihmal etmemeli. Bu, hem ağız sağlığını korur hem de sistemik hastalıkların riskini azaltır."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Bursa Gürsu tarıma yeni destek Gürsu Belediyesi, ilçe tarımının potansiyelini yükselten ve Gürsu’ya katma değer sunan proje sayısını her geçen gün arttırıyor. Gürsu Belediyesi’nin proje tecrübesi sayesinde ARGE Müdürlüğü tarafından hazırlanan yeni proje ile Gürsu Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatif’ine kazandırılan meyve kasası üretim hattı için kalıp temini projesi hayata geçirildi. Kooperatife kendi kasalarını üretme şansını, hazırladığı proje sayesinde sunan Gürsu Belediyesi , bu kez de kalıp temininin sağlanmasına ve tasarrufun artmasını sağladı. Gürsu Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, ENCAHER hibe programı ile, Gürsu Belediyesi ARGE Müdürlüğü’nün hazırladığı proje sayesinde kasa imalat tesisi kurmuştu. Tesisin potansiyelini tam olarak kullanabilmek ve ihtiyaç duyulan meyve kasalarının üretebilmek, plastik kasaları geri kazandırabilmek için harekete geçildi. INSURE Projesi’nin bileşeni Kırsal Alanlarda Mevsimlik Tarımsal Kapasitelerin Güçlendirilmesi kapsamında; Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne 30.821 USD değerindeki "Gözlü Kasa Üretim Kalıbı" desteği yapıldı. Süreci takip ederek projelendirilen ve Gürsu tarımına bir katkı daha sunan Gürsu Belediyesi ARGE Müdürlüğü sayesinde, kasa başına depolama kapasitesi iki katına çıktı. İhracat yolculuğunda nakliye maliyetleri ciddi oranda azaldı. Üreticinin kazancı ve emeğinin katma değeri arttı. Teslim töreninde konuşan Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, " Gürsu Belediyesi olarak ilçe tarımımıza destek veren anlamlı hamleler yapıyoruz. Bu kalıplar, meyvelerimizin tarladan toplama merkezine, oradan da nihai pazarlara uzanan yolculuğunda yaşanan ürün zayiatını ve kalite kayıplarını engellemek için temel bir gereklilikti. Özellikle hassas yapılı armut meyvelerinin uygun olmayan kasalar nedeniyle zarar görmesi, hem ürün değerini düşürmekte hem de pazar erişimini sınırlamaktaydı. Yeni üretim kalıbı ile bu sorun ortadan kalkacak" diye konuştu.
Ankara DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.