KÜLTÜR SANAT - 26 Mayıs 2024 Pazar 10:21

Araştırmacı - Yazar Osmanlı mezar taşlarındaki sırları anlattı

A
A
A
Araştırmacı - Yazar Osmanlı mezar taşlarındaki sırları anlattı

Osmanlı mezar taşlarındaki sembollerin anlamları hakkında bilgi veren Araştırmacı-Yazar Fatih Çavuş, “Osmanlı mezar taşlarının barındırdığı işaretleri, o dönemde halk biliyordu. Osmanlı’da heykel yapmadığı için bunu dine uygun bir şekilde hem güzel bir hat sanatıyla hem de Kuran’da geçen, Türk kültüründe olan motifleri dine ters düşmeyecek bir şekilde mezar taşlarına işlemişti” dedi.


Tarihi mezar taşlarını araştıran yazar Fatih Çavuş, üniversite yıllarında Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi mezarlarını gezmeye başladı. Meşhur simaların mezarlarını keşfeden 42 yaşındaki Çavuş, harap olan mezar taşlarının korunması için yetkililere bilgi vererek tarihi mezar taşlarının gelecek nesillere aktarılması için çalışıyor. Genç yaştan itibaren yaptığı araştırmalarla 3 kitap hazırlayan Çavuş, mezar taşlarındaki sembolleri aydınlatıyor. Osmanlı mezar taşlarındaki sembolleri, o dönemde halkın yorumlayabildiğini ifade eden Fatih Çavuş, sanatlı ve edebi taşları anlattı.


“Türk-İslam geleneğinde heykel yapmak yoktur, Osmanlı motifleri mezar taşlarına işlemişti”


Osmanlı’nın mezar taşlarına Türk kültürüne uygun motifler işlediğini söyleyen araştırmacı - yazar Fatih Çavuş, “Üniversitede öğretmenlik okurken, yazarların mezarlarını merak edip Osmanlı ve Cumhuriyet mezarlıklarını gezerdim. Bu sırada, Osmanlı mezar taşlarıyla alakalı arkadaşlar çeşitli bilgiler söylerdi. Ben de okuduğum zaman anlatılan kulaktan dolma bilgilerin, benim okuduğumla aynı olmadığını fark ettim. Bundan dolayı da Osmanlı mezar taşlarını araştırmaya başladım. Bu süreçte de ortaya 3 tane kitabım çıkmış oldu. Osmanlı mezar taşlarının barındırdığı tasavvufi işaretler vardır. Bunları o dönemde halk biliyordu. Bir lale olduğu zaman bunun Allah’ı temsil ettiğini, bir gül olduğu zaman Hz. Peygamberi temsil ettiğini insanlar anlayabiliyordu. Yazıyı okuyamasa bile halkta dini bir yaşantı olduğu için daha bilinçliydi. Bu yüzden yapılan sembolleri halk yorumlayabiliyordu. Bir kişi yazıyı okuyamasa bile, bir çocuk bile olsa bu, tabak içinde bir meyve gördüğü zaman bunun bir cennet meyvesi, Kuran-ı Kerim’de geçen bir meyve olduğunu ve bunun bir dua niyetine geçtiğini anlayabiliyordu. Veya bir mezar taşında biz bir kandil motifi görüyoruz. Kandil o devir de ne işe yarar? Aydınlatmaya yarıyordu. Aynı şekilde bir gönderme yapılıyordu; ‘Allah’ım burada yatan kişinin kabrini nurlandır’ anlamında dua niyetine geçen sembollerdi. Türk-İslam geleneğinde heykel yapmak yoktur. Osmanlı’da heykel yapmadığı için bunu dine uygun bir şekilde hem güzel bir hat sanatıyla hem de Kuran’da geçen, Türk kültüründe olan motifleri dine ters düşmeyecek bir şekilde mezar taşlarına işlemişti” ifadelerini kullandı.


“Fesin şeklinden, büyüklüğünden veya durumundan hangi padişah döneminde yattığını anlayabiliyoruz”


Sultan 2. Mahmud döneminden itibaren kullanılan feslerin mezar taşlarına işlendiği hakkında bilgi veren Çavuş, “Klasik dönem dediğimiz dönemde, 15-16-17 ve 18. yüzyılda insanların taktıkları başlıklar onların rütbelerini gösteriyordu. Mesela padişahlar veya sadrazamlar kallavi bir kavuk takıyorlardı. İlim adamları örfi kavuk dediğimiz, kavuklar takıyorlardı. Tarikatlarda bulunan kişilerde, tarikatlarına ait olan başlıklar takıyorlardı. Hatta bu tarikatlardaki başlıkların her birinin de dilimleri farklıydı. Bu dilimlere göre de o tarikatın mensubiyetini anlayabiliyorduk. 12 dilimli olduğu zaman biz bunu Bektaşi tarikatı mensubu olduğunu anlıyorduk. Bir Mevlevi sikkesi gördüğümüz zaman Mevlevi tarikatına bağlı mürid veya şeyh olduğunu anlıyorduk. Bunlarda aynı zamanda birebir mezar taşlarına yansıtılmış. Sultan 2. Mahmud ile beraber bir fese geçiş var. Fesle beraber biz kavuk tiplerini göremiyoruz. Tamamen fesleri görmeye başladık. 2. Mahmud kendi fesini oluşturmuş. Sonra oğlu Sultan Abdülaziz’de kendi fes türünü oluşturmuş. Sonra gelen padişah Sultan 2. Abdülhamid’de kendine göre bir fes şekli geliştirmiş. Biz şu an baktığımızda fesin şeklinden, büyüklüğünden veya durumundan hangi padişah döneminde yattığını anlayabiliyoruz. Aynı zamanda genel olarak da fese baktığımız zaman Sultan 2. Mahmud’dan sonra yaşadığını anlıyoruz. Çünkü 2. Mahmud’dan önce daha farklı başlıklar kullanılıyordu” şeklinde konuştu.


“Mezar taşları için ileri seviyede Osmanlıca bilmek gereklidir”


Mezar taşlarını okumak için ileri seviyede Osmanlıca bilinmesi gerektiğini belirten Fatih Çavuş, “Mezar taşlarının kendi içerisinde bir hususiyeti var. Matbu Osmanlıca bilmek ne yazık ki yetmiyor. Burada mezar taşı yapılırken özellikle, özel mezar taşlarında bir şaire, şiir ısmarlanıyor. O kişi hakkında şair, bir şiir yazıyor. Hattat da bu şiiri hat sanatıyla yazıyor. Yazılan hat mermer ustasına gidiyor. Mermer ustası da o hattı mermere geçiyor. Çeşitli işlemlerden sonra mezar taşı ortaya çıkmış oluyor. Kendi içerisinde hem edebi üslup barındırdığı için hem de o dönemin makamlarını anlattığı için mezar taşlarını okumak kolay değil. Burada bir de hat sanatında istif dediğimiz harflerin iç içe geçmesinden kaynaklı da bir zorluk vardır. Mezar taşları için ileri seviyede Osmanlıca bilmek gereklidir.


“İstanbul’daki en büyük mezar taşı olan hazire”


Şeyhülislamların mezar taşlarının gösterişten uzak silindir şeklinde yapıldığını aktaran Çavuş, aynı zamanda İstanbul’un en büyük mezar taşı hakkında “Hoca Saadettin Efendi’nin mezarının başındayız. Büyük olan mezar taşı İstanbul’un en büyük tek parça mezar taşlarından biridir. 3 metreyi aşkın bir uzunluğu vardır. Kendisi Şeyhülislamdır. Sultan 3. Mehmed Edirne seferine gittiği zaman yanında bulunuyor. Hatta bir ara ordu bozguna uğrar gibi olmuş. Padişah geri çekilir gibi olunca bizzat padişahı yüreklendiren kişidir. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) hırkasını alan padişahı gören ordu manevi olarak güçlendiği için düşmanın üstüne yürüyor. Ve Meydan Muharebesini Osmanlı kazanmış oluyor. Aynı zamanda böyle bir unvana sahiptir. Bıraktığı eserler ve tarihi kitaplar hala okunur. Kendisi Yavuz Sultan Selim’in de dostu olan Hasan Can’ın da oğludur. Hem İslam dünyasında hem de Türk tarihinde yeri olan önemli bir yere sahip şeyhülislamdır. Yanında bulunanlarda kendi oğludur. Yine onlardan da şeyhülislamlar çıkmıştır. Bu hazirede yine İstanbul’daki en büyük mezar taşı olan hazire olarak geçer” diye konuştu.


“Keşke bu mezar taşının altında yatan ben olsaydım”


Osmanlı mezar taşlarının estetiğini anlatan Fatih Çavuş, “Osmanlı mezar taşlarında görebileceğimiz en güzel hatlardan biridir. Sultan 2. Mahmud’un da hat hocası olan Mustafa Rakım Efendi’nin yazmış olduğu bir mezar taşının başındayız. Bu mezar taşının en önemli özelliği, Mustafa Rakım gibi büyük bir hattatın bize bırakmış olduğu güzel bir yazıdır. Bunu tabii ki hattatlar daha iyi anlar ama bakıldığı zaman harflerin iç içe geçişi yani istifi noktasında hattatların bizlere aktardığı en güzel yazılı mezar taşlarından bir tanesidir. Sonrasında gelen yine dönemin meşhur hattatlarından, Hattat Sami Efendi der ki; ‘Bir daha böyle mezar taşı yazılamaz, yazarım diyenin alnını karışlarım’. Aynı zamanda şunu ilave ettiği söylenir; ‘Keşke bu mezar taşının altında yatan ben olsaydım’” dedi.



Araştırmacı - Yazar Osmanlı mezar taşlarındaki sırları anlattı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak Çaycuma’da gece saatlerinde film gibi kovalamaca kamerada: 366 bin TL ceza kesildi Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde gece saatlerinde yaşanan ve mahalle mahalle süren kovalamacanın sonunda sürücü yakayı ele verdi. Olay, gece saatlerinde Çaycuma ilçe merkezinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre C.A. (16) idaresindeki 74 ABZ 705 plakalı otomobil, ilçe merkezinde sergilediği şüpheli hareketler nedeniyle polis ekiplerinin dikkatini çekti. Ekipler aracı durdurmak için "Dur" ihtarında bulundu. Ancak sürücü bu uyarıya uymayarak hızla kaçmaya başladı. Kaçan sürücü önce ilçe merkezinde, ardından İstasyon Mahallesi, Velioğlu Mahallesi ve Perşembe beldesine bağlı Keçecioğlu Mahallesi güzergahında polis ekiplerini peşine takarak uzun süre kovalamacaya neden oldu. Mahalle mahalle süren kovalamacada ekipler şüpheli aracı yakalamak için geniş çaplı çalışma başlattı. Kovalamaca sırasında jandarma sorumluluk bölgesine giren araç, bir süre sonra gözden kaybolarak izini kaybettirdi. Bunun üzerine polis ve jandarma ekipleri bölgede koordineli şekilde çalışma başlattı. Yapılan araştırma ve takip sonucunda, kaçan sürücü ve otomobilinin yeri tespit edildi. Düzenlenen çalışma sonucunda C.A. isimli şüpheli yakalanarak polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Jandarma ekiplerinin de koordinasyon sağladığı operasyonun ardından şüpheli Çaycuma İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette yapılan kontrollerde sürücü C.A.’nın ehliyetinin bulunmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine sürücü hakkında Karayolları Trafik Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince işlem yapıldı. Çaycuma İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Amirliği ekipleri tarafından yapılan işlemler sonucunda sürücüye yaklaşık 366 bin TL para cezası kesildi. Polis ekiplerinin yaptığı işlemlerin ardından 74 ABZ 705 plakalı otomobil trafikten men edildi. Araç daha sonra çekici ile bulunduğu yerden alınarak yediemin otoparkına çekildi. Öte yandan olayda dikkat çeken bir detay da araç üzerinde bulunan yazı oldu. Şüpheli sürücünün aracının arka kısmında yer alan "Kamera şakası" yazısı görenlerin dikkatini çekti. Yapılan incelemelerde ayrıca araçta oldukça güçlü bir ses sistemi bulunduğu da tespit edildi. Çevredeki vatandaşlar, aracın yüksek sesli müzik sistemi nedeniyle sık sık çevreye rahatsızlık verdiğini ifade etti. Yakalanan sürücünün çevresinde hız tutkusu ile tanındığı ileri sürülürken, polis ekipleri olayla ilgili incelemelerini sürdürüyor.
Edirne Dedesinden kalan davulla mahalleliyi sahura uyandırıyor Edirne’de 23 yaşındaki genç, dedesinden kalan davuluyla mahalle halkını sahura uyandırıyor. Edirne’de Ramazan geceleri, asırlık bir geleneğin sesiyle hayat buluyor. Şehrin tarihi sokaklarını dolaşan davulcular, maniler eşliğinde mahalleliyi sahura kaldırıyor. Bu geleneğin genç temsilcilerinden 23 yaşındaki Umurcan Zurna, davulunu omuzlayıp sokak sokak dolaşırken sadece bir görevi yerine getirmiyor, aynı zamanda aileden devraldığı kültürel mirası yaşatıyor. Henüz 11-12 yaşlarındayken dedesi ve babasının yanında kapılara çıktığını anlatan Umurcan Zurna, davulculuğun kendi ailesinde kuşaktan kuşağa aktarıldığını söylüyor. "Dedelerimizden, babalarımızdan, amcalarımızdan bize kaldı. Küçükken onların yanında giderdik, şimdi davulu biz çalıyoruz" diyen genç davulcu, Ramazan davulculuğunu bir meslekten öte kültürel bir sorumluluk olarak gördüğünü dile getirdi. "Geleneklerimizi unutmamamız lazım" Edirne’de davul ve zurna geleneğinin güçlü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Umurcan Zurna, özellikle Kırkpınar Yağlı Güreşleri gibi tarihi organizasyonlarda da bu kültürün yaşatıldığını hatırlatarak, "Mahallede zurnacı olarak bilinen Alaattin amcam ve Fahrettin amcam gibi isimler de bu geleneğin önemli temsilcileri. Torundan amcaya, amcadan yeğene böyle devam ediyor. Hep beraber bu nesli sürdürüyoruz. Bize nasıl kaldıysa biz de bizden sonraki nesillere bırakacağız. Geleneklerimizi unutmamamız lazım. Zor zamanlardan geçiyoruz ama böyle güzel değerleri yaşatmak çok kıymetli" dedi. Gelenek kuşaktan kuşağa sürüyor Tarihi camileri, çarşıları ve taş sokaklarıyla öne çıkan Edirne’de Ramazan gecelerinde yükselen davul sesi, sadece sahura bir çağrı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir kültürün yankısı olmaya devam ediyor. Umurcan Zurna ve ailesi de her yıl aynı heyecanla davullarını omuzlayarak bu sesi yaşatmayı sürdürüyor.
Kayseri Hırsızlığın böylesi... Hırsızlık için girdiği kafede ısındı, yemek yedi Kayseri’nin Kocasinan ilçesinde 6 gündür girdiği kafede yemek yiyen, ısıtıcı karşısında yatan, kasadan para alan ve televizyon izleyen şahıs dükkan sahibinin dikkati sayesinde 6. gün yakalanarak gözaltına alındı. O anlar güvenlik kamerasına yansırken, hırsızın rahatlığı ‘pes’ dedirtti. İlçeye bağlı Sahabiye Mahallesi Birkan Sokak üzerinde bulunan bir kafede meydana gelen olayda, B.A. akşam saatlerinde bir kafeye girerek keyif çattı. İlk gün kasada bulunan 2 bin TL’yi aldıktan sonra kafenin içerisinde yemek yiyen, ısıtıcı karşısında keyif çatan hırsız dükkan sahibinin dikkatini çekti. Bu 5 günün ardından bu akşam saatlerinde yine kafeye gelen B.A., dükkan sahibi tarafından yakalandı. İhbar üzerine dükkana Polis ekipleri sevk edilirken, B.A. gözaltına alındı. B.A’nın dükkan içerisindeki rahatlığı güvenlik kameralarınca da kaydedilirken, kafe sahibi Yalçın Kaya, "Bugün 6. Gün. Üst üste kafeye giriyor. Polislerden yardım istedim. İlk gün kasayı boşaltmış ve ısıtıcıyı açarak yukarıda yatmış. İlk günün ardından kasada para bırakmadım. Her gün giriyor. Yiyor, içiyor ve yatıyor. Dün girdiğinde televizyonda izlemiş" dedi. Öte yandan, polis tarafından gözaltına alınan B.A.’nın yurtta kaldığı, buradan kaçarak geceyi dışarıda geçirdiği ve polis tarafından da arandığı öğrenildi. Gözaltına alınan B.A.’nın emniyetteki işlemleri sürüyor.