ÇEVRE - 24 Nisan 2026 Cuma 14:13

Bilim, teknoloji ve afet yönetimi buluştu: TÜBA çalıştayında kritik mesajlar

A
A
A

 İstanbul’da düzenlenen "Afetler ve Alınabilecek Önlemler Çalıştayı"nda ‘ahlaki deprem’ vurgusu öne çıktı. Uzmanlar, 6 Şubat depremlerinin yalnızca fiziki yıkımı değil, sistemsel eksiklikleri de ortaya koyduğunu belirtirken; dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının riskleri büyüttüğüne, üniversite kampüslerinin afet anlarında kritik merkezler haline geldiğine ve yapay zekâ destekli erken uyarı ile hasar tespit sistemlerinin yeni dönemin anahtarı olduğuna dikkat çekti.

Türkiye Bilimler Akademisi tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "Afetler ve Alınabilecek Önlemler Çalıştayı"nda, kamu yöneticileri ve akademisyenler afetlere hazırlık, risk azaltma ve bilimsel çalışmaların önemini ele aldı. Çalıştayda, 6 Şubat depremleri sonrası edinilen tecrübeler ışığında yeni stratejiler ve teknolojik çözümler masaya yatırıldı.

Açılış konuşmalarını ise İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Sözen, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Muzaffer Şeker, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya ve TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Mehmet Emin gerçekleştirdi.

"Afetlerden ders çıkaran toplumlar riskleri azaltıyor"

İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Sözen, "Kutsal değerleri olmayan, sadece dünyevi yaşamını en iyi şekilde dizayn eden bazı toplumlardaki hassasiyetin kaynağını da bilmek gerekiyor. Bizde 7, 7,5, 8 şiddetinde depremler olabileceği düşüncesi bile ciddi bir tedirginlik oluşturuyor. Ancak bazı toplumların afetlerden ders çıkararak altyapılarını ve sistemlerini buna göre kurduklarını görüyoruz" dedi.

Sözen sözlerini şöyle sürdürdü:

"6 Şubat depreminden sonra İstanbul Valiliği olarak Türkiye Afet Müdahale Planı ve risk azaltma planları kapsamında çok ciddi çalışmalar yürütüyoruz. Yerel ve merkezi yönetimler, üniversiteler, güvenlik birimleri ve ilgili tüm kurumların katılımıyla toplantılar gerçekleştiriliyor. Amaç, alınan önlemlerin topluma yansımasını artırmak ve afet anında hızlı müdahale ile kayıpları en aza indirmektir."

"Ahlaki deprem, fiziksel yıkımı büyütüyor"

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker ise "Depremin etkilerinin çarpan etkisiyle artmasına neden olan bir ‘ahlaki deprem’ gerçeğiyle de karşı karşıyayız. Bu durumun fiziksel yıkımı nasıl büyüttüğünü yaşadığımız afetlerde açıkça gördük. Asrın felaketi olarak tanımladığımız depremler, hem can kayıpları hem de ekonomik maliyetler açısından büyük sonuçlar doğurdu. Bu yıl Amerika’da düzenlenecek G20 Zirvesi kapsamında, doğal afetler başlığında Türkiye’nin deneyimlerini uluslararası platformda paylaşacağız. Doğaya müdahale ederken dere yataklarının korunması büyük önem taşıyor. Bu alanların yapılaşmaya açılması, felaketlerin maliyetini katlayarak artırıyor" açıklaması yaptı.

Prof. Dr. Şeker, "Ayrıca yaptığımız gözlemlerde üniversite kampüslerinin afet anlarında kritik merkezler haline geldiğini gördük. Barınma, enerji ve temel ihtiyaçların karşılanabildiği bu alanlar, kriz yönetiminde önemli rol üstleniyor" şeklinde konuştu.

"Yapay zekâ ile afet yönetiminde yeni dönem"

"Üniversitemiz, afetlerin azaltılması ve afet teknolojilerinin geliştirilmesi hedefiyle çok disiplinli çalışmalar yürütmektedir" diyen Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya, "6 Şubat depremi sonrasında özellikle Hatay başta olmak üzere sahada hasar tespiti, yapı analizi ve tarihi dokunun korunmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Geçici barınma sistemleri, hızlı üretim teknikleri ve altyapı yönetimi üzerine saha araştırmaları gerçekleştirildi. Bu verilerle afet yönetimi için yapay zekâ tabanlı bir karar destek sistemi geliştirildi" dedi.

Karakaya sözlerini şöyle sürdürdü:

"TÜBİTAK 1001 programı kapsamında yürütülen projelerde, sismik hareketlerin yapay zekâ ile analiz edilmesi ve risklerin daha erken öngörülmesi hedefleniyor. Ayrıca uydu verileriyle entegre edilen sistemlerle hasar haritaları oluşturularak arama-kurtarma ve lojistik faaliyetler için otomatik altyapı kurulması amaçlanıyor. Üniversitemizde kurulan Afet ve Acil Yardım Koordinatörlüğü ile öğrenciler ve personel arama-kurtarma konusunda eğitilerek sertifikalandırılıyor. Hedefimiz, mezunlarımızın ülkenin her yerinde afetlere müdahale edebilecek donanıma sahip olmasıdır."

"Afet yönetiminde öncelik risk azaltma olmalı"

Afetlerin çoğu zaman yanlış yer seçimi, eksik mühendislik hizmetleri ve yetersiz mevzuatın sonucudur olduğunu belirten TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Mehmet Emin da şöyle konuştu:
"Türkiye, jeolojik yapısı ve sosyoekonomik dinamikleriyle çoklu afet risklerinin kesişim noktasında yer alıyor. Kuzey Anadolu Fayı’ndan Doğu Anadolu Fayı’na uzanan hatlar; heyelanlar, yangınlar, kuraklık gibi risklerle birlikte birbirini tetikleyen karmaşık süreçler oluşturuyor. 2023 Kahramanmaraş depremleri ise sistemlerin ciddi şekilde test edildiği bir dönüm noktası oldu. Afet yönetimi tek bir kurumun değil, disiplinler arası ve çok aktörlü bir süreçtir. Küresel ölçekte de afetlerin etkileri sınırları aşarak farklı coğrafyalarda hissedilmektedir. Bu nedenle uluslararası iş birliği, veri paylaşımı ve erken uyarı sistemleri büyük önem taşıyor. En temel dönüşüm ise müdahale odaklı anlayıştan, risk azaltma ve önleme odaklı yaklaşıma geçiştir. Çünkü afet gerçekleştikten sonra kayıpları tamamen telafi etmek mümkün değildir."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Uzman Diyetisyen Demirci: "Mevsim geçişlerinde bedeninizi dinç tutun" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, mevsim geçişlerinde bedeni dinç tutmanın günlük yaşamı sürdürmede çok önemli rolü olduğunu söyledi. Uzm. Diyetisyen Demirci, "Havaların değişmesiyle birlikte sabahları uyanmakta zorlanıyor, gün içinde kendinizi sürekli halsiz hissediyorsanız bunun nedeni doğanın kabuk değiştirdiği bu dönemlerde insan metabolizmasının da bir adaptasyon sürecine girmesidir" dedi. Isı, nem ve basınç değişimlerine ayak uydurmaya çalışan bedenimizin, bu süreci genellikle fiziksel ve zihinsel bir yorgunluk hissiyle dışa vurduğunu kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, bu geçiş döneminin günlük yaşam kalitesinden ödün vermeden, doğru beslenme tercihleri ile enerjik bir şekilde atlatılabileceğini belirtti. Vücut direncini artırmak için yapılması gerekenler Uzm. Diyetisyen Demirci, mevsim geçişlerinde vücut direncinizi artıracak ve enerjinizi geri kazandıracak temel beslenme adımlarını şöyle sıraladı: "Hücrelerimizin enerji üretebilmesi için suya ihtiyacı vardır. Havaların serinlemeye veya ısınmaya başladığı dönemlerde su içme alışkanlığımız genellikle sekteye uğrar. Oysa hafif düzeyde bir susuzluk bile anında baş ağrısı, odaklanma problemi ve kronik yorgunluk olarak kendini gösterir. Günlük su tüketiminizi kilonuz başına 30 ml olacak şekilde hesaplayarak su içmeyi bir rutine dönüştürün. Çalışma masanızda, başucunuzda, arabanızda veya çantanızda her zaman kişisel bir su mataranız bulundurun. Sade suyun tadını sevmiyorsanız, kalorisiz ve doğal yöntemlerle aroma kazandırarak içimini kolaylaştırabilirsiniz. Suyunuzun içine taze nane yaprakları, limon, salatalık dilimleri, çubuk tarçın veya zencefil ekleyebilirsiniz. Mevsim meyvelerini (Çilek, elma, yaban mersini) doğrayarak, suyunuzda bekleterek hem görsel olarak cazip hem de lezzetli bir içecek elde edebilirsiniz. Kendimizi yorgun hissettiğimizde hemen canlanmak için elimiz genelde çikolatalara, şerbetli tatlılara ya da beyaz unlu poğaçalara, açmalara gider. Ancak bu yiyecekler saman alevi gibidir; kan şekerinizi bir anda fırlatıp size sahte bir enerji verir, ama hemen ardından hızla düşürerek sizi eskisinden bile daha bitkin, uykulu ve aç bırakır. Bu ani yorgunlukların önüne geçmek için kendinizi enerji verecek besinlerle destekleyin. Gün içinde tatlılar yerine sizi uzun süre tok tutacak besinleri seçin. Kahvaltıda yumurta, peynir, tam buğday ekmeği ya da yulaf; diğer öğünlerde ise nohut, mercimek gibi ev yemekleri tercih ederseniz, enerjiniz gün boyu kesintisiz devam eder." Bağırsak sağlığı önemli Yediğimiz yemekleri vücudumuzun kullanabileceği enerjiye çevirmek için B vitaminlerine ihtiyacımız olduğunu hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, şu bilgileri paylaştı: "Magnezyum kaslarımızın ve sinirlerimizin ilacı gibidir. Havalar değişirken ortaya çıkan kas ağrılarını ve ‘kolumu kaldıracak halim yok’ hissini yenmek için ıspanak, pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin. Gün içinde atıştırmalık olarak ceviz, badem, kabak çekirdeği gibi kavrulmamış çiğ kuruyemişler tüketmek de bedeninize çok iyi gelecektir." Bağırsaklarımızın ikinci beynimiz olduğunu ve hastalıklara karşı savaşan savunma hücrelerimiz ile kendimizi iyi hissettiren mutluluk hormonlarımızın burada yer aldığını hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, "Bağırsaklarınız ne kadar sağlıklıysa, siz de o kadar enerjik ve mutlu olursunuz. Ev yapımı yoğurt ve ev turşusu gibi doğal gıdaları sofranıza eklemek, mevsim geçişlerinin getirdiği o gergin ve halsiz ruh halini üzerinizden atmanın en lezzetli yoludur" diye konuştu. "Unutmayın bedenimiz bizim en kıymetli hazinemizdir ve onu ne kadar doğru besler ve iyi bakarsak, yaşam kalitemiz de o kadar iyi olur" diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Yapacağınız küçük ama kalıcı değişikliklerle havaların değişimini yorgun değil, canlı ve enerjik bir şekilde karşılayabilirsiniz. Sağlıklı ve zinde günler için doğru adımlar uygulayın."
Adıyaman Kahta’da sağlık hizmetlerinde kaliteyi artıran yatırım Adıyaman’ın Kahta ilçesinde sağlık altyapısını güçlendirmeye yönelik önemli bir yatırım daha tamamlandı. Kahta Devlet Hastanesi bünyesinde uzun süredir ihtiyaç duyulan oksijen altyapısının yenilenmesi kapsamında yürütülen çalışmalar başarıyla sonuçlandı. Kurulan likit oksijen tankı sistemi devreye alınarak hastanede kritik bir eksiklik kalıcı şekilde giderildi. Yeni sistem sayesinde hastanede oksijen arzında süreklilik sağlanırken, kapasite ve güvenilirlik de önemli ölçüde artırıldı. Özellikle yoğun bakım üniteleri, ameliyathaneler ve acil servis gibi hayati öneme sahip alanlarda kesintisiz ve yüksek debili oksijen temini mümkün hale geldi. Böylece hem hasta güvenliği hem de sunulan sağlık hizmetinin kalitesi üst seviyeye taşındı. Modern ve merkezi yapıya sahip olan likit oksijen altyapısı, aynı zamanda operasyonel verimliliği artırarak teknik arıza risklerini en aza indiriyor. Yapılan yatırımın yalnızca mevcut ihtiyacı karşılamakla kalmayıp, gelecekte artabilecek hasta yoğunluğu ve olağanüstü durumlara karşı da güçlü bir hazırlık sunduğu ifade eden Uzm. Dr. Başhekim Mustafa Akel, "Hastanemizde uzun süredir ihtiyaç duyulan oksijen altyapısının güçlendirilmesini tamamlamış olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Devreye aldığımız likit oksijen tankı sistemi sayesinde kritik bir ihtiyacı kalıcı olarak çözüme kavuşturduk. Bu yatırım, hem hastalarımızın güvenliği hem de sağlık hizmetlerimizin kalitesini artırma adına çok önemli bir adımdır. Gelecekte oluşabilecek yoğunluklara ve olağanüstü durumlara karşı da güçlü bir altyapı oluşturduk" dedi. Başhekim Akel, hastanede kalite standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirterek, yapılan yatırımın hasta ve çalışan memnuniyetine de olumlu katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.