SAĞLIK - 03 Şubat 2024 Cumartesi 10:11

Bitkilerin Profesörü, orkidenin faydalarını anlattı

A
A
A
Bitkilerin Profesörü, orkidenin faydalarını anlattı

Bitkilerin Profesörü Aysun Bay Karabulut, orkide bitkisinin karbon temizleme aktivitesi nedeniyle tabiatı da temizlediğini belirterek insan sağlığına da birçok faydası olduğunu söyledi.


Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı ziyaret etti. Ziyarette Kıbrıs’taki bitki türleri üzerine de konuşan Prof. Dr. Karabulut, Cumhurbaşkanı Tatar tarafından ‘Kıbrıs konusunda yeni perspektif ve Kapalı Maraş açılımı’ kitabı hediye edildi. Bitkilerin profesörü Karabulut ise Kıbrıs endemik bitkileri ve akademik çalışmalarını Tatar’a sundu.


Kıbrıs’ın en önemli endemik bitkisinin orkide olduğunu belirten Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, “M.Ö 4-5 YY Konfüçyüs çiçeklerin kralı diye bahseder. Zarif dayanıklı ve kırılgandır. Doğurganlığı temsil eder. Orchis kelimesi tabiatın kalbini de ifade eder. Başka bir efsane de Maraş’ta geçer. Dünya üzerinde sadece Geben Yaylası’nda yetiştiği de söyleyen bu çiçeğe Maraş Orkidesi ismini de vermişler” dedi.


Orkidenin karbon temizleme aktivitesi nedeniyle tabiatı da temizlediğine dikkat çeken Karabulut, “Göğüs ve bronşiti temizlediği gibi öksürüğü dindirmek içinde kullanılır. Çocuk ve gençlerde zihin açma etkisi de bilinir. Hemoroide iyi geldiği de söylenir. Çinliler orkide çiçeğini ateş ve şeker hastalığının yanı sıra, akciğerleri ve böbrekleri tedavi etmek için kullanırdı” ifade etti.


Orkidenin sağlık açısından önemli faydalarının olduğunu belirten Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, bu faydaları şu şekilde sıraladı:


“Öksürük ve balgam söktürür: Orkide çiçeği, öksürük şikâyeti olanlar kişiler için balgam söktürücü bir özelliğe sahiptir. Bu sebeple de bitkisel tedaviler için sıkça kullanılan bir bitkidir. Orkidenin yaprakları göğsü yumuşatarak balgamı söküp rahatlamayı sağlar.


Hücre aktivitesini uyarır


Orkidenin yaprakları ve tohumları, quercetin, astragalin, izoerkesin, amfolal glukokonoksit, amino asitler ve alkaloidler içerir. Ve bu kimyasal bileşikler hücre aktivitesini uyarır. Antosiyanin, nutin, apigenin de dahil bitki içerisinde bulunan güçlü bileşikler kan pıhtısı oluşumunu önler ve hatta iyileştirir.


Tiroid problemlerine de birebir


Azalan tiroksin hormonu; vücut ağırlığı artışı, düzensiz adet periyotları, ciltte sertleşme, saç dökülmesi, kabızlık, vücut ağrısı ve anksiyete ile sonuçlanır. Artan tiroksin hormonu; kilo kaybı, yüksek kalp hızı, öfke, depresyon, uykusuzluk, menstruasyon problemi ile sonuçlanır. Ancak salep (orkide) bitkisi çok sayıda tiroid aktifleştirici ve düzenleyici özelliğe sahiptir, bu nedenle vücuttaki hormon dengesini korumaya yardımcı olur.


Kadınlarda adet ağrılarını gideriyor


Orkide çiçeklerinin yardımı ile menstrüel sorunlar için ilaç hazırlayabilirsiniz.. Birkaç orkide çiçeği (köküyle birlikte) bir süre su ile kaynatılır, süzdükten sonra menstrüel düzensizlik ve uterus sorunlarını iyileştirmek için her gün içilir.


Kabızlığı ve bağırsakları düzenler


Orkide çiçeği ayrıca kabızlığın da önüne geçen özelliklere sahiptir. Bağırsakları rahatlatarak bağırsakların daha rahat ve düzgün çalışmasını sağlar. Böylece, kabızlık şikâyetleri son bulmuş olur.


Bu tip birçok faydası bulunan orkide çiçeği, bronşit ve öksürüğe de iyi gelir. Ayrıca vücudu ısıtıcı bir etkisi olduğundan dolayı kış aylarında vazgeçilmez bir içecek maddesidir.


Güzelliğin sembolü


Orkide, birçok parfümün ve çeşitlerinin içerisinde yer alan bir bitki türüdür. Bu kadar sık kullanılmasının asıl sebebi, hem cildi çevrenin olumsuz etkilerinden koruması hem de cildin yenilenip nemlenmesini sağlamasıdır. Farklı türdeki orkideleri bir arada kullanmak, içerisinde bulunan müsilajlar sayesinde, yaşlanmaya karşı savaşta çok daha etkili olabilmektedir. Bu etkileri dolayısıyla da Asya’da uzun senelerdir güzellik ve bakım alanında kullanılmaktadır.


Stresin önler


Salep bitkisinin ayrıca bir tonik gibi davrandığı ve sinir ağrısını, sinirleri çözerek ve üzerindeki stresleri azaltarak yararlı olduğu ileri sürülmektedir. Orkide aynı şekilde kokusuyla da hava temizleyici ve stres azaltıcı özelliklere sahiptir. Dolayısıyla hem tüketmek hem de çiçeklerini evinizde kullanmak isteyebilirsiniz.


Panzehir olarak da kullanılmış


Orkidenin ayrıca Doğu’da ve Çin’de panzehir olarak da kullanıldığını belirten Karabulut, “Tonik içecekler yapmak için neredeyse zararsız bazı orkide türleri kullanılır. Orkide ayrıca bağışıklığı artırabilir. Orkidelerden yapılan sütlü bir içecek olan salep çok popülerdir. Antik Yunan’da bir afrodizyak olarak da tüketilir. Orkide, dünyanın birçok ülkesinde yemek pişirmede kullanılmaktadır. Bilinen vanilyanın bir orkideden başka bir şey olmadığını da not edelim. Orkide, tamamen kadınsı bir enerjiye sahip olduğu söylense de erkeklerinde sevdiği bir çiçek olsa da yalnızca kadınsı bir çiçek olarak kabul edilir” dedi.



Bitkilerin Profesörü, orkidenin faydalarını anlattı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.