SAĞLIK - 10 Mayıs 2025 Cumartesi 11:49

Çocuk sağlığının geleceği masaya yatırıldı

A
A
A
Çocuk sağlığının geleceği masaya yatırıldı

Çocuk sağlığının ve hastalıklarının geleceği, hekimlerin problemleri ve çözüm yolları, bu yıl 60.’sı düzenlenen Türk Pediatri Kongresi’nde masaya yatırıldı.


‘Pediatri’nin Değişen ve Zorlaşan Yüzü’ temasıyla düzenlenen ve 2 binden fazla çocuk doktorunun katıldığı kongrenin farklı oturumlarında 300’ün üzerinde konuşmacı görev aldı. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, dünyanın her yerinde çocuklarla ilgili sorunlar yaşandığını belirterek, çocuklarda entelektüel gelişimin sağlanması, bağışıklık sisteminin gelişmesi ve tüm organların sağlıklı gelişimi açısından ilk 5 yaştaki beslenmenin çok mühim olduğunu söyledi. Kasapçopur, "Çocukları işlenmiş gıdalardan, sosyal medyadan, aşırı ilaç kullanımından korumak zorundayız. Çocukların ağrısız, acısız, özgürce hareket edebildiği, hayallerinin peşinden koşabildiği bir dünya oluşturmak zorundayız. Tek amacımız hastaları iyileştirmek ve çocukları güvenli bir geleceğe taşımak" diye konuştu.


Yapay zeka konusuna da değinen Kasapçopur, hekimliğin insanın yapacağı bir meslek olduğunu belirterek, "Tanı koyma süreci ve diğer süreçler hepsi insanın yaşama geçireceği süreçler. Yapay zeka, insanın yerini tutacak, insanın yaptığı tanı koyma sürecini yapacak diğer süreçleri yapacak bir etkinliğe sahip değil. Ancak yapay zeka neler yapılabileceğine yönlendirebilir. Yapay zeka hiç bir zaman hekim olmayacak" dedi.


Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Başer de obeziteye dikkat çekerek, obezite oranının yıllarca Avrupa’ya göre daha düşük olmasına rağmen son yıllarda yükselişe geçtiğini açıkladı. Başer, "Türkiye’de obezite diye tanımladığımız sorunun oranı yüzde 10-15 arasında. Bu da ABD’deki çocuklarla aynı düzeyde. 5 binden fazla çocuk üzerinde yaptığımız araştırma, batı tipi beslenmenin Avrupa ve ABD’dekilere oranla ülkemizde obezite oranlarını yükselişe geçirdiğini ortaya koyuyor" diye konuştu.


Kongre Başkanı Prof. Dr. Nur Canpolat, değişen dünyanın çocuk hastalıklarına yansımasının konuşulacağını belirterek, "Dijital yaşamın çocuklarda sebep olduğu sorunları da ele alıyoruz. Hareketsiz yaşamın getirdiği duruş bozuklukları, obezite, fiziksel ve ruhsal problemlerini de masaya yatırıyoruz. İklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkisi de yine gündemimizde yer alıyor" dedi.


Canpolat da, yapay zeka konusunda, "Yapay zeka insanın yerine geçemez. İyi, akıllı bir asistan yardımcı olabilir. Hekimin yerini asla alamaz. Bizim yapay zekadan ne kadar doğru, verimli yararlanabiliriz bunu anlamamız gerekir" dedi.


Hava kirliliğinin artmasının çocukların astım hastalığı ve daha fazla gribal enfeksiyonlarla karşılaşması gibi sorunları bulunduğuna da dikkat çekilen kongrede, çocuklarda ilk başta gribal enfeksiyon gibi algılanan ateşli hastalıkların genetik kaynaklı yinelenen ateşli hastalıklar arasında olabileceği ve bunun da ciddi sonuçları doğurabileceğini ifade edildi.


Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Çocuk sağlığı denildiğinde çocukla ilgili her türlü olay bu konu kapsamında olabilir. Şiddet, çocuk işçiler, taciz ve akran zorbalığı. Bu tür olaylara kurum olarak müdahale ederek süreçleri iyi yönde geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz" dedi.


Prof. Dr. Kenan Barut, artan şiddet eğilimlerinin çocuklara yansımasının akran zorbalığı olarak görüldüğünü belirtirken bu konuda hekimlere, ailelere ve devlete önemli görevler düştüğünü söyledi. Prof. Dr. Barut, "Sosyal medyanın kullanılmaya başlamasıyla birlikte ekranlarda çok fazla gördüğümüz şiddet tutumlarının çocuklara bir yansıması var. Bizlere çok iş düşüyor. Çocuklarımıza eğitim vermek. Doğruyu, güzeli yansıtmak. Doğruyu güzeli onlara ne kadar yansıtabilirsek, topluma yansıması da o kadar iyi olur" dedi.


Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, pestisitin sağlık üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çektiği konuşmasında, "Pestisit hemen kaybolmuyor, 20-30 yıl dünya üzerinde kalıyor. Bunu topraktan, toprağa değen sudan, gıdalardan alabiliyoruz. Bu da çocuklarda zeka ve dikkat eksikliği hatta otizim gibi sonuçlar doğurabiliyor" dedi.


"Sağlık Bakanlığı Türk Pediatri Kurumu ile işbirliği yapıyor"


Prof. Dr. Kenan Barut, çocuk hekim sayısının azalmasıyla ilgili problemin çözümü için Sağlık Bakanlığı’yla işbirliği yaptıklarını belirterek, "Doğuda bazı tıp fakültelerinin pediatri bölümleri kapanmanın eşiğinde. Bakanlık bizden dünyadaki modelleri incelememizi istedi. ABD ve Avrupa’yı araştırdık. Gördüğümüz kadarıyla homojenizasyonu sağlama durumundayız. İleride bu sorunlar giderildiğinde bu problemin de çözüleceğine inanıyorum" diye konuştu.



Çocuk sağlığının geleceği masaya yatırıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum ETÜ ve TU12 İş Birliğinde "Yapay zekâ temalı eğitimde iyi örnekler çalıştayı" düzenlendi Erzurum Teknik Üniversitesi (ETÜ) ve Teknik Üniversiteler Birliği (TU12) iş birliğiyle düzenlenen "Yapay Zeka Temalı Eğitimde İyi Örnekler Çalıştayı" gerçekleştirildi. ETÜ Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Teknolojileri Koordinatörlüğü tarafından bu yıl "Eğitimde Yapay Zeka ve Son Gelişmeler" temasıyla organize edilen çalıştayda, eğitim süreçlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin güncel gelişmeler ile yükseköğretimde dijital dönüşüm süreci ele alındı. Prof. Dr. Muammer Yaylalı Konferans Salonu’nda düzenlenen çalıştayın açılış programına ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak’ın yanı sıra Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ender Ciğeroğlu, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kul, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik, akademisyenler ve öğrenciler katıldı Rektör Çakmak: Yapay zekâ üniversiteler için bir yönetişim meselesidir Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir gelişme değil, yükseköğretim kurumları açısından aynı zamanda pedagojik, etik ve kurumsal bir dönüşüm alanı olduğunu vurguladı. Yapay zekânın eğitimden araştırmaya, kurumsal karar alma süreçlerinden akademik üretime kadar üniversitelerin tüm bileşenlerini etkileyen yeni bir paradigma sunduğunu ifade eden Çakmak, yükseköğretimde asıl meselenin yalnızca yeni araçların kullanımı olmadığını, bu teknolojilerin insan iradesi, akademik dürüstlük, veri güvenliği ve etik sorumluluk çerçevesinde nasıl yönetileceği olduğunu dile getirdi. ETÜ’nün yapay zekâ alanındaki yaklaşımını yalnızca teknolojiye uyum sağlama çabası olarak görmediklerini kaydeden Çakmak, üniversite bünyesinde yürütülen dijital dönüşüm sürecinin yapay zekâ teknolojileriyle daha da güçlendirildiğini ifade etti. Bu kapsamda öğretim elemanları ve öğrencilere yönelik farkındalık eğitimleri düzenlendiğini, yapay zekâ kullanımına ilişkin kurumsal ilkelerin oluşturulduğunu ve etik temelli bir kullanım anlayışının benimsendiğini belirtti. Üniversitenin geliştirdiği kurum içi yapay zekâ ajanı "ETÜ Bilge"ye de değinen Çakmak, sistemin kurumsal bilgi birikimini daha erişilebilir ve güvenli hâle getirmeyi amaçladığını belirterek, yapay zekânın karar verici değil, karar destek mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Mantar: Yapay zekâ tek bir disiplinin konusu değil Açılış programında konuşan Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ise yapay zekânın yalnızca bilgisayar ya da mühendislik alanlarına özgü bir teknoloji olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Yapay zekânın farklı disiplinleri yatay şekilde kesen dönüştürücü bir alan olduğuna dikkat çeken Mantar, yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini bu yeni döneme hazırlamak zorunda olduğunu belirtti. Yapay zekânın yasaklanması yerine bilinçli ve etkin kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini dile getiren Mantar, öğrencilerin bu araçları doğru kullanabilme, sorgulama ve doğrulama becerileriyle donatılmasının önemine vurgu yaptı. Üniversitelerde eğitim anlayışının değişmekte olduğuna işaret eden Mantar, geleceğin eğitim modelinde akademisyenlerin bilgi aktaran rolünün yanında daha fazla rehberlik ve mentörlük fonksiyonu üstleneceğini ifade ederek, yapay zekânın ölçme-değerlendirme süreçlerinden araştırmaya kadar pek çok alanda önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Prof. Dr. Engin: Önce insan, ardından yapay zekâ Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Naci Engin de konuşmasında, yapay zekâ teknolojilerinin etkin kullanımında insan faktörünün belirleyici olduğuna dikkat çekti. Yapay zekânın güçlü bir bilişsel araç olduğunu ancak verimli kullanımının kullanıcıların entelektüel donanımı, eleştirel düşünme becerisi ve etik yaklaşımıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Engin, teknolojinin merkezinde insanın yer alması gerektiğini vurguladı. Öğrencilerin yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmayı değil, aynı zamanda bu araçların ürettiği bilgileri sorgulamayı, doğrulamayı ve akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeyi öğrenmesi gerektiğini ifade eden Engin, yükseköğretimde yapay zekâ okuryazarlığının giderek daha büyük önem kazandığını kaydetti. Çalıştay oturumlarla devam etti Açılış programının ardından çalıştay, yapay zekânın eğitim süreçlerinde kullanımına ilişkin iyi örneklerin paylaşıldığı oturumlarla devam etti. Akademisyenler tarafından sunulan bildirilerde, eğitimde yapay zekâ uygulamaları, dijital öğrenme deneyimleri ve yükseköğretimde dönüşüm süreçleri farklı boyutlarıyla ele alınırken, günün sonunda gerçekleştirilen değerlendirme oturumunda ise geleceğe yönelik öneriler paylaşıldı.
Diyarbakır Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."