POLİTİKA - 31 Ekim 2025 Cuma 20:37

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye’nin savunma gücü 7 milyar dolar seviyesinden, kısa sürede 10 milyar doların üzerine çıktı"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye’nin savunma gücü 7 milyar dolar seviyesinden, kısa sürede 10 milyar doların üzerine çıktı"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Türkiye’nin savunma gücü 7 milyar dolar seviyesinden, çok kısa bir süre içinde 10 milyar doların üzerine çıktı" dedi.


Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul’da düzenlenen TRT World Forum 2025’in "Stratejik Özerkliğin İnşası, Türkiye ve Küresel Savunma Paradigması" panelinde konuştu. Bu yıl 9’uncusu düzenlenen forum İstanbul’daki bir otelde başladı. İki gün boyunca küresel konuların masaya yatırılacağı forumun açılışını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ’Stratejik Özerkliğin İnşası: Türkiye ve Küresel Savunma Paradigması’ başlıklı oturumun açılış konuşmasını yaptı.


Türkiye’nin küresel savunma vizyonuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Türkiye şu anda bir güç halinde ve küresel bir şekilde de mimari bir yapı oluşturuyor. Şu anda bağımsız politika vizyonlarımızla birlikte yapıcı bir yol oluşturmak istiyoruz. Tabii ki ülkeler kendi savunma kapasitelerini artırmaya devam ediyor. NATO’nun kolektif güçleriyle birlikte, özellikle müttefiklerimizle burada teknolojik inovasyonu görüyoruz. Stratejik özerkliğin de birlikte var olabileceğini gözlemliyoruz ve burada uluslar için bir model oluşturuyoruz. Bağımlılık olmadan bir güç oluşturulabileceğini de görüyoruz" dedi.



"Savunma ürünlerinde yüzde 20’den yüzde 80’e artış gördük"


Küresel alanda güçlü olmanın önemine dikkat çeken Yılmaz, "Günümüzde artık hem kendimiz güçlü olmalıyız hem de üretim yapmamız gerekiyor. Bu anlayış, Türkiye’nin stratejik özerkliğinin temelinde yatıyor. Güç olmadan adaletin sürdürülemez olduğunu görüyoruz. Özellikle Gazze ve Suriye örneklerinde Türkiye’nin tarihi tecrübeleri, uluslararası kurumların da ötesine geçti. Son yıllarda Türkiye bu felsefeyi politikalara dönüştürdü. Savunma ürünlerinde yüzde 20’den yüzde 80’e bir artış gözlemledik. En önemli sektörlerde değişimi 21’inci yüzyılda gördük. Donanım dışında, Türkiye’nin savunma sektörü ulusal bir dil de gösterdi. 250 binden fazla şirket, binlerce genç profesyonel ve uzman ile ilerledik. 180’den fazla ülke ile birlikte çalıştık. Türkiye’nin savunma gücü 7 milyar dolar seviyesinden, çok kısa bir süre içinde 10 milyar doların üzerine çıktı. Bu süreçte, değer eklenmiş ekonomi hedeflerimize doğru ilerlediğimizi gözlemliyoruz ve etkilerini görüyoruz" ifadelerini kullandı.



"Yerli sistemlerimiz stratejik bağımsızlığımızı temsil ediyor"


Savunma sanayisindeki yerli üretimin önemine vurgu yapan Yılmaz, "Savunma sektörü sadece güvenlik için değil, bağımsızlık politikaları için de kritik öneme sahip. Türkiye’de araç üretimleri yeniden hayata geçti ve küresel olarak da çok daha fazla ilerleme kaydedildi. Yerli platformlarımız; Bayraktar, HÜRJET, ATAK, TCG Anadolu, ATMACA ve GÖKDOĞAN gibi sistemlerle yalnızca teknolojik başarılarımızı değil, stratejik bağımsızlığımızı da temsil ediyor. İlk Altay tankları tekrar Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edildi ve Türkiye’nin savunma modernizasyonu çabalarında tarihi bir ana imza atıldı" diye konuştu.


Türkiye’nin terörle mücadelesi ve bölgesel alandaki güvenliğe değinen Yılmaz, "FETÖ, PKK ve DEAŞ gibi sürekli devam eden tehditlerden kurtularak bölgesel güvenliği sağladığımızı görüyoruz. Türkiye, gelişmiş savunma mekanizmalarıyla diplomatik seviyede de yeni bir katmana geçiyor. Rusya ve Ukrayna arasındaki görüşmelerden başlayarak, Karadeniz’e gönderilen yeşil tedariklerle Türkiye, çatışma sonrası istikrarın sağlanmasına ve yeniden inşasına katkıda bulundu. Ayrıca insani yardımlar ve ateşkesler aracılığıyla Türkiye, güvenlik ile siyasetin birbirine zıt olmadığını, aksine birbirini besleyerek ortak sorumluluk oluşturabileceğini gösterdi" şeklinde konuştu.



"Maalesef Netanyahu yönetimi, mevcut kırılgan ateşkesi bozma çabası içinde ve sürekli bahaneler arıyor"


İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin de konuşan Yılmaz, "Maalesef Netanyahu yönetimi, mevcut kırılgan ateşkesi bozma çabası içinde ve sürekli bahaneler arıyor. Uluslararası topluluk, müdahalede çok geç kaldı ve insani yardım için barışçıl bir ortam oluşturmakta gecikti. Uzun vadeye bakacak olursak, Gazze’nin yeniden inşasında gecikmeler yaşandı, durum hala çok kırılgan. Uluslararası toplulukta katkı sağlayan ülkeler, bu anlaşmanın bozulmasına katkı sağlayan ülkelerin farkında olmalı. Türkiye olarak elimizden geleni yapıyoruz, ateşkesi güçlendirmek ve insani yardımı yeterli şekilde sağlamak için çalışıyoruz" dedi.


Yılmaz, "Türkiye olarak tek başımıza daha adil bir dünya oluşturamayız. Müttefiklere ihtiyacımız var, daha çok uluslararası diyaloğa, iş birliğine, katılımcılara ve partnerlere ihtiyacımız var bu yeni düzeni kurmak için. Bu tek bir merkezi güçten gelen bir düzen olmayacak, iş birliği ile ilerlememiz gerekiyor. Bu nedenle uluslararası toplantıların yapılması ve farklı bakış açılarını öğrenmek, bölgemizin ve küresel durumların geleceği açısından çok önemli" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Tescilli lezzet kabak tatlısı depremzede ailenin ellerinde lezzet buluyor HATAY (İHA) – Hatay’ın yöresel lezzeti olan tescilli kabak tatlısı, depremin ardından yeniden hayata tutunan depremzede baba, kız ve torunun ellerinden lezzet buluyor. Babasından öğrendiği mesleğini evladına da öğreten Aynur Öztürk, "Kendimle gurur duyuyorum ve işimi severek yapıyorum" diyerek işine olan tutkusunu dile getirdi. Antakya ilçesi Kuzeytepe Mahallesi’nde yaşayan Aynur Öztürk, depremin ardından yeniden hayata tutunarak kabak tatlısı üretmek için iş yerini kurdu. Babasından öğrendiği mesleğini 14 yıldır sürdüren Öztürk’e kabak tatlısı mesaisinde babası Süleyman Öztürk ve oğlu eşlik ediyor. El lezzetiyle Türkiye’nin birçok iline kabak tatlısını tattıran Aynur Öztürk, "Kendimle gurur duyuyorum ve işimi severek yapıyorum" diyerek işine olan tutkusunu dile getiriyor. Kabak tatlısının yapım sürecini anlatan Aynur Öztürk, "Kabak tatlımız, Hatay’ın yöresel lezzeti. Bu mesleği ben babamdan öğrendim ve yıllardır devam ettiriyorum. Kabak soyulup, tek tek elden geçip çatallanıyor ve kirece yatırılıyor. Kabağı 1 gün kireçte beklettikten sonra kazanlara dizip, kaynıyor. Suyunu döküp, şekerini ekledikten sonra pişmeye bırakıyoruz. 1 gün piştikten sonra dinlendirip, paketliyoruz. 14 yıldır, babamla birlikte bu işi yapıyorum. Depremden önce ailemle birlikte çalışıyordum, depremin ardından sıkıntılarımızı atlatıp devam ettik. Kalkınmak zorundaydık, yine çok şükür bu günlere. İnternet ve telefon üzerinden ulaşan herkese gönderim sağlıyoruz. Ankara, İstanbul, Kahramanmaraş, Gaziantep, Antalya, Adana ve bütün illerimize gönderim sağlıyoruz. Tohumunu üreticilerimize verip, biz onlardan satın alıyoruz. Kabağımız Konya ve Niğde’den geliyor. Kabaklarımızı stoklayıp, hazırlıyoruz. Bu yıl kabakları biraz yüksek fiyattan stokladık. Satışlarımızda bu yıl biraz düşüş var ve tüketim biraz daha iyi. Kendimle gurur duyuyorum ve işimi severek yapıyorum" dedi. Babasından öğrendiği kabak tatlısının sırrını kızına ve torununa aktaran Süleyman Öztürk ise, "20 yıldır bu işi yapıyorum, babamın mesleğiydi ve ben de ondan öğrendim. Kızıma, torunuma da bu işi öğrettim ve onların eli de lezzetli" dedi.
Trabzon Yüksek fiyat verenler oldu ama o baba yadigarı diye satmıyor Trabzon’un Maçka ilçesinde Oğuz ailesi, baba yadigârı olan ve yaklaşık 30 yıldır kendilerinde bulunan yarım asırlık geçmişe sahip Ford marka kamyonu, kapalı garajda 7 yıldır büyük bir özenle koruyor. Babasının 2019 yılında vefat etmesinin ardından aracı trafiğe çıkamadıklarını belirten Maçka Ziraat Odası Başkanı Ogün Oğuz, aracı kapalı garajda muhafaza ederek yalnızca belirli aralıklarla kontrol amaçlı çalıştırdıklarını belirtti. Araca yüksek fiyat vermelerine etmelerine rağmen satmadıklarını belirten Oğuz, kendileri var olduğu müddetçe baba yadigarı kamyonu saklayacaklarını hata bu yönde vasiyet te bile bulunduklarını söyledi. Baba Refik Oğuz, özellikle 1990’lı yıllarda Trabzon Limanı’ndan İran’a yapılan uluslararası taşımacılıkta aracı uzun yıllar kullanırken 2019 yılında vefat etmesinin ardından araç bir daha trafiğe çıkmadı. Araca maddi değil, manevi değer olarak baktıklarını belirten Ogün Oğuz, araca yüksek fiyat bile teklif edenlerin olduğunu ancak satmayı hiç düşünmediklerini söyledi. Türkiye’de bu tür eski ticari araçların giderek azaldığına dikkat çeken Oğuz, kamyonun kendileri için sadece bir araç değil, aynı zamanda bir aile geçmişinin simgesi olduğunu belirterek, "Şu anda da aktif durumda, ancak bizim iş alanımız olmadığı için hatıra olarak saklıyoruz. Biz var olduğumuz sürece, hatta varislerimize de vasiyet ettik, orada kalacak" dedi. Baba yadigârı olarak orada, hatıra niyetine saklıyoruz Kamyonu baba yadigarı olarak sakladıklarını belirten Oğuz, "Rahmetli babamın aracıdır; Ford kamyon. Baba yadigârı olarak orada, hatıra niyetine saklıyoruz. Araç yaklaşık 30 yıldır bizde. Babam 2019 yılında vefat etti; o zamandan sonra araç trafiğe çıkmadı, ancak ara ara garajda kontrol amaçlı çalıştırıyoruz. Kapalı bir alanda muhafaza ediyoruz. Babam bu araçla genelde transit taşımacılık yapar, İran’a çalışırdı. Satın diyen çok oldu; yüksek fiyat teklif edenler bile çıktı, ancak baba yadigârı olduğu için satmayı düşünmüyoruz. Aracımız yaklaşık yarım asırlık. Babam 1990’lı yıllarda Trabzon Limanı’ndan İran’a nakliye yapıyordu. Araç o dönem oldukça faaldi; zamanının meşhur araçlarındandı. Şu anda da aktif durumda, ancak bizim iş alanımız olmadığı için hatıra olarak saklıyoruz. Biz var olduğumuz sürece, hatta varislerimize de vasiyet ettik, orada kalacak. Bununla ilgili bir proje olursa, örneğin restore edelim, koruyalım denirse o zaman yardımcı oluruz. Biz bunun maddi boyutunda değiliz; sadece bir hatıra olarak kalmasını istiyoruz. Bu nedenle her türlü projeye açığız. Yakın çevrem zaman zaman "sat" diyor, bizi arayanlar oluyor; ’satar mısınız?’ diye soranlar çıkıyor. Ancak biz maddi değil, manevi değerine bakıyoruz. Zaten Türkiye’de bunlardan çok fazla kalmadı" diye konuştu.