SAĞLIK - 22 Ağustos 2023 Salı 09:41

Devamlı yorgun hissediyorsanız nedeni “Psikolojik yorgunluk” olabilir

A
A
A
Devamlı yorgun hissediyorsanız nedeni “Psikolojik yorgunluk” olabilir

“Kendimi devamlı yorgun ve bitkin hissediyorum, hiçbir şeye enerjim yok” cümlesini gündelik hayatta sıklıkla duyuyoruz.

 İş yerinde ya da okulda uyuklama, eve gidince kendini kanepeden kaldıramama durumunun “Psikolojik yorgunluk” olabileceğini ifade eden Psikolog Arş. Gör. Simay Yılmaz, bu faktörlerin en temelinde stres unsurunun yer aldığını belirterek; stresli iş ortamı ve özel hayattaki ilişki sorunlarının da psikolojik yorgunluğa neden olarak günlük yaşantıyı olumsuz yönde etkileyebileceği konusunda açıklamalarda bulundu.

Yoğun şekilde enerjisiz, hâlsiz, tükenmiş hissetmeye ve dinlenmiş olmaya rağmen bu durumun azalmadan devam etmesine “Psikolojik yorgunluk” deniyor. Psikolojik yorgunluğun nedenleri arasında; günlük stres seviyesi, gelecek kaygısına bağlı olarak yoğun düşüncelere sahip olmak, geçmişteki olaylara dair tekrarlayıcı düşünceler, yüksek düzeyde fiziksel aktivite ve stres kaynaklı psikolojik rahatsızlıklar olabileceğini belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Psikoloji Bölümü’nden Psikolog Arş. Gör. Simay Yılmaz, “Uzun süre boyunca stres ve kaygıya maruz kaldığımızda zihinsel olarak kendimizi yorgun hissedebiliriz. Eğer stres ve kaygı uyandıran faktörler ortadan kalkmazsa bu psikolojik yorgunluk durumu kronik bir hâl alabilir. Bu durum da günlük yaşantımızı ve işlevselliğimizi olumsuz yönde etkiler” şeklinde konuştu.

Aile ve ilişki sorunları tetikliyor

Psikolojik yorgunluğun neden olduğunun sebebi kesin olarak her ne kadar bilinmese de ortaya çıkışını kolaylaştırıcı birtakım faktörler olduğu görüşleri bulunuyor. Bu faktörlerin en temelinde stresin yer aldığını belirten Psikolog Arş. Gör. Simay Yılmaz, “Sürekli stresli bir ortamda çalışmak, iş yaşamının yoğun olması, iş-yaşam dengesinin kurulamaması ile birlikte kendine zaman ayıramamak kronik psikolojik yorgunluğun ortaya çıkmasını etkileyen faktörler arasında. Stres ve iş yaşamının yanı sıra aile sorunları veya ilişki sorunları gibi bireysel problemlerin yoğun olarak yaşandığı bir dönemden geçmenin de psikolojik yorgunluğun ortaya çıkmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Kaliteli uyku, dinlenmiş hissederek uyanmak için son derece önemli. Bu sebeple uyku düzensizliği, geceleri aydınlık ortamda uyumak, yeterli uykuyu alamamak gibi sorunlar kronik yorgunluğu tetikleyebilir” dedi.

“Bilişsel Davranışçı Terapi’den yararlanılabilir”

Psikolojik veya mental yorgunluk tanısı alan kişiye takviye ilaçlar veya psikolojik süreçler kapsamında gerekli tedavi ve terapi uygulanabiliyor. Bu süreçte, psikolojik veya fiziksel düzeyde kronik yorgunluğa yol açan tetikleyici etkenlerin neler olduğunun tespit edilmesi oldukça büyük önem taşıyor. Yılmaz, “Psikolojik yorgunluğun tedavi süreci; psikolojik yorgunluğun yoğunluğuna, bireysel özelliklere ve kişinin motivasyonuna bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Psikolojik tedavi sürecinde ‘Bilişsel Davranışçı Terapi’den faydalanılabilir. Olumsuz duygu ve düşüncelerin olumlularla yer değiştirmesi hedeflenir. Kişide strese yol açan etkenlerin belirlenmesi ve bu stres etkenleri ile baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi amaçlanır. Davranışsal düzeyde ise kişinin sevdiği ve ona iyi gelen aktivitelere yönelmesi, kendisine daha fazla zaman ayırması, düzenli bir egzersiz planı yapması da yorgunluğunun geçmesinde oldukça önemlidir. Aynı zamanda, kişinin dinlenmeye ayırdığı zaman dilimini giderek azaltması ve yapmak için enerji bulamadığı işleri küçük parçalara ayırarak yapması konusunda planlama yapılabilir. Bunların yanı sıra kişinin iş yaşamında küçük ama etkili düzenlemeler yapması, sosyal ilişkilerini geliştirmeye yönelik adımlar atması ve iş yükünü hafifletmeye yönelik planlama yapması psikolojik yorgunluğun tedavi sürecinde oldukça önemli” şeklinde açıkladı.

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.