GENEL - 16 Eylül 2022 Cuma 16:54

Ertuğrul Fırkateyni şehitleri Beşiktaş’ta anıldı

A
A
A
Ertuğrul Fırkateyni şehitleri Beşiktaş’ta anıldı

132 yıl önce Japonya’dan dönerken fırtına sonucu batan Ertuğrul Fırkateyni şehitleri, Beşiktaş’ta düzenlenen törenle anıldı.

132 yıl önce Japonya’dan dönerken fırtına sonucu batan Ertuğrul Fırkateyni şehitleri, Beşiktaş’ta düzenlenen törenle anıldı. Törene katılan Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Kenji Yamada, “2023 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı, 2024 yılı ise Japonya ile Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinin 100’üncü yılı. Dostluk ilişkilerini daha da ileriye taşımak arzusundayız” dedi.


132 yıl önce Japonya’dan dönüş yaparken fırtınaya yakalanarak batan Ertuğrul Fırkateyni’ndeki şehitler için Beşiktaş’ta anma töreni düzenlendi. Barbaros Anıtı önünde düzenlenen törene, Kuzey Deniz Saha Komutanı Tümamiral İbrahim Özdem Koçer, Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Kenji Yamada, Beşiktaş Kaymakamı Önder Bakan ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeli katıldı. Ertuğrul Fırkateyni’nde şehit olan askerler için yapılan saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okundu. Ardından Öğretmen Albay Gökhan Atmaca tarafından günün anlam ve önemini anlatan bir konuşma yapıldı.


Atmaca’nın yaptığı konuşmadan sonra kürsüye çıkan Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Kenji Yamada, Ertuğrul Fırkateyni olayının yalnızca bir kaza olmadığını, bu olayın Japonya ile Türkiye’nin dostluk ilişkilerinin temelini oluşturduğunu söyledi. Bakan Yamada, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılı olan 2023’ten sonraki yılın Türkiye ve Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin başladığı tarihin de yüzüncü yılı olduğunu söyledi.



“Ertuğrul’un kahraman denizcileri sakura çiçekleri gibi her yıl kalbimizde açmakta”


Açılış konuşmasını yapan Öğretmen Albay Gökhan Atmaca, “Bizler için 16 Eylül 1890 günü, Ertuğrul Fırkateyni ve aziz şehitlerinin tıpkı bir sakura çiçeği gibi hayatlarının baharında aramızdan ayrıldığı gündür. 16 Eylül Türk bahriyelileri için görevini özveriyle yapmak, Türk milletini dünyanın bütün denizlerinde kıvançla temsil etmek ve tüm dünya halklarına bu iyi niyetini göstermek arzusunun somutlaşmış halidir. Bu nedenle Ertuğrul’un kahraman denizcileri ve çok vefalı Japon halkı sakura çiçekleri gibi her yıl kalbimizde bir kez daha açmakta, ölmez hatıraları ise Türk ve Japon halklarının gönlünde 132 yıldır en samimi şekilde yaşatılmakta ve icra edilen çeşitli faaliyetlerle bu kutsal mirasın genç nesillere daha iyi aktarılması hedeflenmektedir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın manevi huzurunda Mavi Vatan bekçileri olarak Beşiktaş’tan Japonya’ya, o kahramanlara ve aziz ruhlarına bir selam daha gönderiyoruz” dedi.



“Sadece bir gemi kazası değil, Japonya ile Türkiye’nin dostluk ilişkilerinin temeli olmuştur”


Ertuğrul Fırkateyni kazasının ardından iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmeye başladığını vurgulayan Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Kenji Yamada, “Bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu hadise sadece bir gemi kazası değil, Japonya ile Türkiye’nin dostluk ilişkilerinin temeli olmuştur. Ertuğrul Fırkateyni battıktan sonra Kuşimoto sakinleri gece gündüz demeden askerlerin tedavi ve bakımlarıyla ilgilenmiştir. Ardından hayatta kalan askerlerin birçoğu Japon donanmasına ait gemilerle İstanbul’a ulaştırılmıştır. Bu olay çok sayıda Japon’un Türkiye’ye karşı ilgi duymasına vesile oldu. Coğrafi olarak uzak olan Japonya ile Türkiye’nin duygusal olarak mesafeyi yakınlaştırmış olması iki ülke ilişkileri için oldukça önemlidir. Geçen 30 Ağustos’ta Japonya’da bulunan Türkiye Büyükelçiliğinin düzenlediği Zafer Bayramı resepsiyonuna katıldığımda sayın büyükelçiye de ilettiğim gibi, 2023 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı, 2024 yılı ise Japonya ile Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinin 100’üncü yılı. Anılması gereken bu yıla yönelik Japonya ile Türkiye’nin dostluk ilişkilerini bundan böyle daha da ileriye taşımak arzusundayız” dedi.


Konuşmaların ardından Ertuğrul Fırkateyni şehitleri adına Beşiktaş İskelesi’nden denize çelenk bırakıldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Nevşehir Avanos’ta kayıp şahsın ölümüyle ilgili davada tahliye kararı çıktı Nevşehir’in Avanos ilçesinde kaybolduktan 11 gün sonra cansız bedeni bulunan Azerbaycan uyruklu Hüseyin G.’nin ölümüyle ilgili davada tutuklu yargılanan sanık, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Sanık savunmasında "Alkol aldığım zaman sızıp kalıyorum. Bu nedenle hiç bir şey hatırlamıyorum" dedi. Olay, geçtiğimiz Eylül ayında Avanos ilçesinde meydana geldi. Azerbaycan uyruklu Hüseyin G.’den haber alamayan işvereni M.H., 5 Eylül’de polis merkezine giderek kayıp başvurusunda bulundu. Başvurunun ardından ekipler, cumhuriyet savcısının talimatıyla geniş çaplı arama ve kamera inceleme çalışması başlattı. Yapılan çalışmalarda Hüseyin G.’nin en son Yeni Mahalle’de arkadaşı İ.T.F. ile birlikte alkol aldığı tespit edildi. Saha çalışmalarını sürdüren ekipler, Hüseyin G.’nin cansız bedenini ilçe yakınlarındaki bir vadide buldu. Olayın ardından arkadaşı İ.T.F., "kasten öldürme" suçlamasıyla tutuklandı. Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına tutuklu sanık İ.T.F., avukatları ve yakınları katıldı. Mahkemede savunma yapan sanık İ.T.F., olay günü alkollü olduğunu belirterek, "Hüseyin’i evinden aldım. Birlikte alkol almaya devam ettik. Ben aracımda sızıp kalmışım. Uyandığımda Hüseyin yanımda yoktu. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Kayıp olduğunu iki gün sonra öğrendim. Polise giderek birlikte alkol aldığımızı söyledim. Yapılan çalışmalarda, son bulunduğumuz yerin yakınında kayadan düşmüş olarak bulundu. Bu olayda herhangi bir kastım yok. Arama çalışmalarına da katıldım. Beraatımı talep ediyorum" dedi. Tanık olarak dinlenen kişiler de sanığın sık sık alkol aldığını ve alkol aldıktan sonra bulunduğu yerde sızıp kaldığını ifade etti. Sanık avukatları ise müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak, "Kayıp ile cesedin bulunması arasında 11 gün bulunmaktadır. Müvekkilimiz bu süre içerisinde delilleri yok edebilirdi. Ancak emniyetle sürekli irtibat halinde olmuş ve arama çalışmalarına destek vermiştir. Tahliyesini talep ediyoruz" şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti, tutuklu sanık İ.T.F.’nin adli kontrol şartıyla, günde iki kez imza vermek suretiyle tahliyesine karar verdi. Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
Ankara İletişim Başkanı Duran: "Türkiye, NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı ile Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ortaklığında düzenlenen ‘NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma’ başlıklı panele katıldı. Burada açış konuşmasını yapan Duran, günümüzde uluslararası sistem açısında yeni bir konjonktürle karşı karşıya olunduğunu belirterek "NATO ittifakı tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıyadır. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşamaktadır. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi, doğal olarak da yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinlemektedir" ifadelerini kullandı. "Türkiye, NATO’ya ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir" Duran, Türkiye’nin NATO’ya katkı sunabilecek güçte olduğunu vurgulayarak "NATO’nun yapısal savaş ortamında kendini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO’ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde NATO da Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır" değerlendirmesinde bulundu. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın küresel sistemde bir eskalasyon endişesini doğurduğunu belirten Duran, süren gerilimin, dünyanın farklı noktalarındaki krizleri de etkilediğini ve bu krizlerin çatışmalara evrilme ihtimalini canlı tuttuğunu ifade etti. "BM çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır" Duran, "Birleşmiş Milletler (BM), çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır. Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler NATO’nun kendi içindeki dayanıklılığını ve iş birliğini tahkim etmesinin ne denli hayati olduğunu bizlere göstermektedir. NATO güçlü olduğu ölçüde müttefiklerinin güvenliğini temin edebilecek; dayanıklılığını geliştirdiği nispette krizlere yapıcı çözümler sunabilecektir. Türkiye bu anlamda NATO’nun en stratejik paydaşlarından biridir. Türkiye, ittifaka ‘istikrar’ başta olmak üzere farklı bağlamlarda kritik katkılar sağlayan bir ülkedir" diye konuştu. "Türkiye, NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" Türkiye’nin jeopolitik konumu ve tarihsel bağlamı nedeniyle Ortadoğu’da sözü geçen bir aktör konumunda olduğunu aktaran Duran, "Aynı zamanda Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır. Bu güvenlik perspektifiyle ülkemiz; askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik alandaki tehditlerle iletişim sahasında oluşan riskleri bütüncül biçimde ele almakta, sert güç ve yumuşak gücünü entegre biçimde kullanarak güvenliğini tesis etmektedir" açıklamasında bulundu. "Her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz" Duran, Türkiye’nin, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir bir barış yurdu olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye, ABD ile İran arasında 2 haftalık ateşkesin sağlanmasına da ciddi katkılarda bulunmuştur. Aslında Türkiye, krizin savaşa evrilmemesi için diplomasinin tüm imkanlarını en baştan itibaren devreye sokmuştu. Liderler arasında diyalog kurma girişimi de dahil olmak üzere farklı inisiyatifleri ortaya koyduk. Tarafları İstanbul’da bir araya getirerek çatışma iklimine meydan vermemenin, barışı sağlamanın mücadelesini gösterdik. Bölge ülkeleriyle temasa geçerek farklılıkları minimum seviyeye düşürmeye çalıştık. Savaş başladıktan sonra ise, ABD ve İran ile doğrudan görüşmeler de dahil geniş bir diplomatik seferberlik ilan ettik. Savaşın bölgeye yayılmaması için bölge ülkeleriyle ikili temaslar gerçekleştirdik. 20’nin üzerinde küresel aktörle ikili temaslar gerçekleştirdik. Bundan sonraki süreçte de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz." "Lübnan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafazasına güçlü desteğimizi yineliyoruz" Bölgede sağlanan ateşkese rağmen Netanyahu hükümetinin Lübnan’a yönelik saldırıları ile barış ve istikrarı tesis etmeye yönelik uluslararası adımları hedef aldığını anlatan Duran, "Türkiye olarak Lübnan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafazasına güçlü desteğimizi yineliyor, uluslararası toplumu bir an evvel harekete geçmesi gerektiğinizi hatırlatıyoruz Buraya kadar ele aldığımız tüm süreçler, Türkiye’nin küresel barış ve istikrar açısından ne kadar önemli bir aktör olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda NATO Zirvesi’nin bu yıl Ankara’da gerçekleşecek olması da ayrıca anlamlıdır. Böylesi stratejik önemi haiz bir ülkenin başkentinde liderlerin vereceği mesajlar, NATO’nun geleceği açısından büyük ölçüde belirleyici olacaktır" dedi. "Barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır" Dezenformasyon, algı yönetimi, yapay zeka tabanlı sahte içerikler ve daha nice unsurların çatışma ve savaşların bir parçası haline geldiğine dikkati çeken Duran, şu ifadeleri kullandı: "İletişim alanında hibrit tehditler ve bunların karşısında devletler, enformasyon trafiğinin tamamını kapsayacak bütüncül bir stratejik yaklaşımı ortadadır ve bunu benimsemek zorundayız. NATO da üye ülkelerin stratejik iletişim kapasitelerinin arttırılmasını öncelikleri arasına almıştır. Bugün NATO kapsamında dayanıklılığın pekişeceği yeni bir stratejik konumlanmadan söz edeceksek, mevcut küresel krizleri iletişim bağlamında da derinlemesine irdelememiz; bu alanda geliştirilecek iş birliği imkanları üzerine fikir teatilerinde bulunmamız gerekmektedir. Zira modern çağda barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi, mutlaka ama mutlaka hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır." Panel, açış konuşmalarının ardından ‘NATO ve Değişen Güvenlik ortamı’ ve ‘74’üncü yılında Türkiye-NATO Ortaklığı’ oturumlarıyla devam edecek.