SAĞLIK - 20 Ağustos 2025 Çarşamba 09:38

Gilaburu ile böbrek taşlarına doğal bir yaklaşım: Gelenekten Bilime

A
A
A
Gilaburu ile böbrek taşlarına doğal bir yaklaşım: Gelenekten Bilime

Böbrek taşı hastalığı, şiddetli ağrılara ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe neden olan yaygın bir sağlık sorunudur. Anadolu’nun bazı bölgelerinde uzun yıllardır kullanılan gilaburu (Viburnum opulus), geleneksel tıpta "böbreğin süpürgesi" olarak anılmaktadır. Dr. Ziypak, bu bitkinin modern tedavilerle birlikte destekleyici olarak kullanım potansiyelini değerlendirdi.


BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Dr. Tevfik Ziypak, "Gilaburu, özellikle Kayseri çevresinde sonbaharda toplanan kırmızı meyveleriyle bilinir. Yöre halkı bu meyveleri fermente ederek suyunu içmektedir" dedi. Buruk tadının, etkisinin bir işareti olarak kabul edildiğini belirten Dr. Ziypak, gilaburunun geleneksel kullanımının halen birçok evde sürdüğünü ifade etti.



Güçlü içerik: Vitaminler, asitler ve etkin bileşikler


"Bu meyvenin içeriğinde yüksek miktarda C vitamini, potasyum, malik asit, sitrik asit ve polifenoller bulunur. Ayrıca, düz kasları gevşetici etkisiyle bilinen "skopoletin" adlı bir bileşiğe de sahiptir. Bu özelliğin, taşın üreter içinde daha rahat ilerlemesini sağlayabileceği düşünülmektedir" diyen Dr. Ziypak’a göre, bu biyolojik etkiler, gilaburunun taş tedavisinde rol oynamasını mümkün kılabilir.


Dr. Ziypak, gilaburunun halk arasında uzun yıllardır "doğal taş ilacı" olarak kullanıldığını belirtti. Dr. Ziypak, "Ancak geleneksel gözlemler bilimsel verilerle desteklenmedikçe, modern tıpta tek başına bir tedavi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Yine de, bu gözlemler araştırmalar için önemli ipuçları sunabilir" dedi.



Yüzde 82 oranında taş düşürme başarısı elde edildi


Bilimsel olarak bakıldığında, gilaburu üzerine yapılmış ilk çalışmalar umut verici sonuçlar ortaya koymuştur. 2019 yılında 103 hastayla gerçekleştirilen bir araştırmada, 10 mm’den küçük distal üreter taşı olan bireylerde, gilaburu ekstresi verilen grupta yüzde 82 oranında taş düşürme başarısı elde edilmiştir. Kontrol grubunda ise bu oran yüzde 66’dır. Dr. Ziypak, ayrıca bu çalışmada taş düşürme süresinin de 14 günden 9 güne düştüğünü söyledi.


2021’de yapılan başka bir çalışmada gilaburu ekstresi, tamsulosin adlı alfa-bloker ilaçla karşılaştırılmıştır. Bulgulara göre iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Bu da, bazı hastalarda gilaburunun farmakolojik tedaviler kadar etkili olabileceğini düşündürmektedir. Ancak Dr. Ziypak, bu sonuçların henüz kılavuzlara girecek kadar güçlü kanıt oluşturmadığını vurguladı.



Nasıl etki gösteriyor


Gilaburunun muhtemel etkileri iki temel mekanizmayla açıklanabilir. Birincisi, antispazmodik etkisiyle üreter kaslarını gevşeterek taşın daha kolay ilerlemesini sağlamasıdır. İkincisi ise içerdiği sitrat sayesinde idrarda kalsiyum kristallerinin oluşumunu önleyebilmesidir. Dr. Ziypak’a göre ikinci mekanizma, hayvan ve laboratuvar çalışmalarında desteklense de insanlarda daha fazla veriye ihtiyaç vardır.


Dr. Ziypak, Avrupa Üroloji Derneği (EAU) ve Amerikan Üroloji Derneği (AUA) gibi uluslararası rehberlerde gilaburunun yer almadığını belirtti. Bunun başlıca nedeni, yeterli büyüklükte, kontrollü ve standardize ürünlerle yapılmış klinik çalışmaların henüz bulunmamasıdır.


Gilaburu, asidik yapısı nedeniyle özellikle mide rahatsızlığı olan bireylerde reflü ya da gastrit gibi semptomları tetikleyebilir. Şeker eklenmiş ürünler, diyabet hastaları için risk oluşturabilir. Bu yüzden Dr. Ziypak, gilaburunun mutlaka doktor gözetiminde ve mevcut tedavilerle birlikte, tamamlayıcı olarak kullanılmasını öneriyor.


"Destekleyici ama tek başına yetersiz"


Sonuç olarak gilaburu, bilimsel olarak potansiyel vaat eden bir bitkidir. Küçük boyutlu distal üreter taşlarında destekleyici olarak düşünülebilir. Ancak etkisinin kişiden kişiye değişebileceği ve şu an için modern tedavilerin yerini alamayacağı unutulmamalıdır. Dr. Ziypak, bu bitkinin gelecekte yapılacak geniş kapsamlı çalışmalarla daha net bir yer edinebileceğini ifade etti.



Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Denizli Karpuz ve bal kabağıyla mutfağı sanat atölyesine çeviriyor Denizli’deki bir beş yıldızlı otelde yapan şef Murat Ertürk, karpuz ve bal kabağını kısa sürede görsel şölene dönüştürerek mutfakta sanatı yaşatıyor. Denizli önemli konaklama ve termal tesislerinden birisinde şef görev yapan Murat Ertürk, farklı ebatlardaki bal kabağı, karpuz ve sebzeleri adeta birer sanat eserine dönüştürüyor. Kariyerinde Antalya başta olmak üzere turizm sektörünün önde gelen tesislerinde deneyim kazanan Ertürk, genç yaşlarda katıldığı yarışmalarla da adını duyurdu. 2007-2009 yıllarında Genç Aşçılar Milli Takımı’nda yer alan başarılı şef; Antalya, Alanya, Kocaeli ve Manavgat’ta düzenlenen dekor yarışmalarında birçok birincilik ve dereceler elde etti. Özellikle meyve ve sebze oyma sanatındaki ustalığıyla dikkat çeken Ertürk, kısa sürede ortaya çıkardığı eserlerle izleyenleri hayran bırakıyor. Mutfakta estetik ve lezzeti bir araya getiren Murat Ertürk hem yerli hem yabancı misafirlerden büyük ilgi görüyor. Küçük bıçaklar yardımıyla 1 ila 1,5 saat içerisinde karpuz ve bal kabağını görsel bir şölene dönüştürdüğünü belirten Ertürk, "Mutfak benim için sadece yemek yapmak değil, aynı zamanda bir sanat alanı. Her ürünün içinde ortaya çıkarılmayı bekleyen bir estetik var. Sanatımı farklı sebzeler üzerinde sürdürmeye devam edeceğim. Yerli ve yabancı konuklarımıza otelimizde kusursuz hizmet verirken, Denizli ve Türkiye Mutfağıyla farklı tatları sunarken, görsellikten de asla vaz geçmeyeceğiz. Sanatımla önümüzdeki dönemlerde yapılacak yarışmalara katılmaya devam edeceğim. Denizli yi ve görev yaptığım otelimizi en güzel şekilde tanıtmaya ve temsil etmeye devam edeceğim. İşimi çok seviyorum. Çalışırken de asla yorulmuyorum " dedi. Adempira Termal & Spa Hotel Genel Müdürü Recep Altuntaş da mutfak sanatlarının turizmdeki önemine dikkat çekti. Altuntaş, Türk mutfağının köklü geçmişine vurgu yaparak Denizli mutfağının da bu zenginliğin önemli bir parçası olduğunu ifade ederek, "Türk mutfağı, dünyada sayılı mutfaklar arasında yer alıyor. Denizli mutfağı ise hem yöresel lezzetleri hem de doğal ürünleriyle çok özel bir konuma sahip. Biz de otel olarak bu zenginliği en iyi şekilde misafirlerimize sunmayı hedefliyoruz. Şeflerimizin sanatsal dokunuşları, misafirlerimize sadece bir yemek değil, aynı zamanda unutulmaz bir deneyim yaşatıyor" dedi.
İstanbul İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Teknik Bilimler MYO öğrencilerinden sektörel çıkarma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Ayakkabı Tasarımı ve Üretimi Programı öğrencileri, sektörün mutfağını yerinde görmek amacıyla modern üretim tesislerine teknik bir gezi düzenledi. Akademi ile sanayi arasındaki bağı güçlendirmeyi hedefleyen anlamlı bir buluşma gerçekleşti. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Ayakkabı Tasarımı ve Üretimi Programı öğrencileri, sektörün mutfağını yerinde görmek amacıyla modern üretim tesislerine teknik bir gezi düzenledi. Genç yetenekler, teorik bilgilerini devasa bir üretim hattının dinamikleriyle birleştirme fırsatı buldu. Üretimin tüm aşamaları incelendi Ziyaret kapsamında öğrenciler, bir terliğin fikir aşamasından son paketleme anına kadar geçen tüm kompleks süreci adım adım inceledi. Gezi boyunca üretim bandının her bir istasyonunda duran öğrenciler, sektör profesyonellerinden teknik detaylar aldı. Ar-Ge ve Tasarım Merkezi: Öğrenciler, dijital tasarımların fiziksel prototiplere nasıl dönüştüğünü, modelleme ve kalıp hazırlama süreçlerindeki kritik hassasiyetleri gözlemledi. Kesim ve Saya Hazırlama: Malzeme verimliliğinin ve hatasız kesimin önemine dikkat çekilen bu bölümde, otomasyon sistemlerinin hızı ve insan emeğinin titizliği bir arada görüldü. Montaj ve Enjeksiyon Hattı: Terliklerin form kazandığı enjeksiyon makineleri ve montaj hatlarında, seri üretimin disiplini teknik bir vizyonla aktarıldı. Sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı üretim vizyonu Ziyaretin en dikkat çeken bölümlerinden biri, modern sanayinin vazgeçilmezi olan "Yeşil Üretim" teknolojileri oldu. Öğrenciler, yıllık 59,5 ton atığı geri dönüştürerek çevreye kazandıran ve üretim enerjisinin yüzde 75 gibi büyük bir kısmını güneş enerjisinden karşılayan, döngüsel ekonomiyi kağıt, plastik, cam ve metalin ötesine taşıyarak terlik üretimindeki firelerinin yüzde 100’ünü henüz atık statüsüne geçmeden üretim bandına geri kazandıran sürdürülebilirlik hamlelerini yerinde inceledi. Sektörün sadece üretim kapasitesinden ibaret olmadığını gören genç tasarımcılar, 50’den fazla ülkeye ihraç edilen ve yılda 100 milyon çift üretim kapasitesine ulaşan dev bir ekosistemin operasyonel gücüne tanıklık etti. Yaklaşık 1.500 çalışanın kolektif emeğiyle yürütülen süreçler, öğrencilere bir işletmenin kurumsal yapısı hakkında önemli ipuçları verdi. Akademik kadrodan samimi teşekkür Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Serap Çaşkurlu öncülüğünde gerçekleşen ziyarete; Doç. Dr. Şeyda Eyüpoğlu, Öğr. Gör. Betül Kır ve Öğr. Gör. Can Hacıosmanoğlu da eşlik ederek öğrencilerle birlikte üretim süreçlerini değerlendirdi. Akademik kadro adına iletilen teşekkür mesajında şu ifadelere yer verildi: "Bölüm olarak gerçekleştirdiğimiz teknik gezi kapsamında fabrikanızı ziyaret etmekten büyük memnuniyet duyduk. Misafirperverliğiniz ve bizlere sunduğunuz samimi karşılamadan dolayı başta yöneticileriniz olmak üzere tüm çalışanlarınıza şükranlarımızı sunarız. Öğrencilerimize yönelik gerçekleştirdiğiniz bilgilendirmeler ve üretim süreçlerine dair paylaştığınız değerli bilgiler, sektör ile eğitim arasındaki bağın ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Teorik bilgilerin uygulama ile desteklenmesi açısından bu tür iş birliklerinin öğrencilerimiz için son derece faydalı ve yol gösterici olduğuna inanıyoruz. Ziyaretimiz süresince bizlere gösterdiğiniz ilgi, sabır ve içten yaklaşımınız için tüm hocalarımız ve öğrencilerimiz adına teşekkürlerimizi sunarız." Eğitimde uygulamalı dönem Gezi sırasında heyecanlarını gizleyemeyen öğrenciler, derslerde gördükleri tekniklerin endüstriyel boyutta nasıl karşılık bulduğunu görmenin kariyer planlamaları için dönüm noktası olduğunu belirtti. Uzmanlar ise nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamada saha deneyiminin hayati önem taşıdığını vurguladı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa öğrencilerinin; ziyaret sonunda sadece birer gözlemci olarak değil, geleceğin ayak giyim dünyasını şekillendirecek vizyoner adaylar olarak tesisten ayrıldığı aktarıldı. Etkinlik, toplu fotoğraf çekimi ve öğrencilerin merak ettiği soruların yanıtlandığı bir soru-cevap paneli ile sona erdi.