EKONOMİ - 04 Eylül 2023 Pazartesi 13:46

İkinci el otomobil fiyatları yüzde 10 düştü

A
A
A

İkinci el otomobil piyasasında sektör dışı alım satımların azalmasıyla araç fiyatları yüzde 10 düştü.

İkinci el otomobil piyasasında yaşanan sektör dışı alım satımlarla ikinci el otomobil fiyatları yüksek seviyelere çıkmıştı. Bakanlıkların aldığı tedbirlerle bu yükselişin önüne geçildi. Sektör dışı alım satımların azalmasıyla ikinci el otomobil piyasasında fiyatlar yüzde 10 geriledi. Yatırım aracı olarak görenlerin piyasadan çekilmesiyle fiyatların daha da geri gideceği belirtiliyor. Artık ikinci el ve sıfır otomobillerin yatırım aracı olmaktan çıktığı söyleniyor. Şuanda durağan bir dönem yaşayan otomobil sektörünün önümüzdeki dönemde hareketleneceği ön görülüyor.

“Sektör dışı satımlar azaldı fiyatlar yüzde 10 geriledi”

Sektör dışında al sat durumunun yavaşladığını ve fiyatların yüzde 10 gerilediğini belirten Yavuz Çiftçi, “İkinci el otomobillerle ilgili son gelişmeler var. Alınan tedbirler ile beraber ikinci el ve sıfır araçlar artık yatırım aracı olmaktan çıktı. Özellikle sektör dışında bu araçlara yoğun bir talep vardı. İnsanlar araba alıp daha yükseğe satmak için bekliyordu. Bu nedenle sektör dışında alım satım çok fazlaydı buda fiyatları etkiliyordu. Önleyici tedbirler ile beraber bu talep düştü. Artık müşteriler ikinci el veya sıfır olan istediği bir aracı bulabilecek. Sektörümüzde genelde bu aylarda bir durgunluk zaten oluyordu. Şuanda da bu durgunluğu yaşıyoruz. Otomotiv piyasası böyledir bazı dönemler durgun olur bazı dönemler çok hareketli olur ama önümüzdeki aylarda tekrardan hareketleneceğini düşünüyorum. Şuanda ikinci el otomobil fiyatlarında yüzde 10 gerileme söz konusu. Yatırım aracı olarak görenlerin piyasadan çekilmesiyle fiyatlarında geri gittiğine tanıklık ettik” dedi.

“Elektrikli araçlarda ilerleyen dönemlerde garajlarımızda olacak”

Elektrikli araçlarında ikinci el piyasasına zamanla düşeceğini belirten Çiftçi, “Sektörde beklentilerimizden bir tanesi de elektrikli araçlar. Fakat şuanda ikinci elde bulunabilecek bir düzeyde değil. Araçlar yeni olduğundan tabi ki satanda yok. Fakat ilerleyen dönemlerde kullanım arttıkça illaki ikinci ele de bu araçlar düşecek. Bizde şimdiden kendimizi buna adapte etmeye hazırlanıyoruz. 2025 yılında çoğu otomobil firması içten yanmalı araçlar yerine elektrikli araçlara geçecek. Tabi ki yerli elektrikli aracımız Togg’u da garajımızda görmek isteriz. Sıfır araçlardaki gibi ikinci el otomobil piyasasında da elektrikli araçlara talep olacağını düşünüyorum. Tabi ki bu tercih meselesi ama elektrikli araçlar hem parça olarak hem donanım olarak çok fazla ustalık işi gerektirecek bir arızası olmaz. Bu araçlar genelde ekonomik, yaygınlaştıkça çok fazla tercih edilecekler” ifadelerini kullandı.

Furkan Serttaş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Kuzey Irak’taki Pençe Harekat Bölgesinde çok yakında kilidi kapatıyoruz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadeleye ilişkin "Hudutlarımız içinde bölücü örgüt artık eylem yapamaz hale geldi. Irak ve Suriye sahasında ise örgüt iyice kapana sıkışmış durumda. Kuzey Irak’taki Pençe Harekat Bölgesinde çok yakında kilidi kapatıyoruz. Suriye’de güney sınırımız boyunca uzanan güvenlik kuşağının eksik halkalarını Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde tamamlayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze’de yaşanan katliama ilişkin ise, "7 Ekim’den beri Gazze’de yaşananlar savaş değildir. Devletin güvenliğini sağlama mücadelesi değildir. Meşru müdafaa hiç değildir. Gazze’de şahit olduğumuz düpedüz soykırımdır" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi 12’nci Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi ile Kuvvet Harp Enstitüleri 6’ıncı Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Törenine katıldı. Komuta ve Kurmay’dan 152, Müşterek Harp Enstitüsü’nden 29 olmak üzere 181 subay mezun olurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan törende bir konuşma yaptı. Konuşmasına toplam 181 subayın mezuniyet sevincine ortak olduğunu belirterek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2233 yıllık tarihi ile dünyanın en köklü ordularından birine sahip olmanın yanı sıra en eski kurmay eğitim sisteminin de temellerini atmış bir ülke olduğunu söyledi. "Milli Savunma Üniversitemiz kuruluş misyonunu büyük bir başarıyla yerine getiriyor" Türkiye’nin kurmaylık dahil askeri eğitimin tüm aşamalarında gerçekten parmakla gösterilen zengin bir müktesebata sahibi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu güzide çatı altında aldığınız üstün nitelikli eğitimin bundan sonraki meslek hayatınızda sizlere rehberlik edeceğine yürekten inanıyorum. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında kurduğumuz Milli Savunma Üniversitemiz kuruluş misyonunu büyük bir başarıyla yerine getiriyor. Gerek astsubay meslek yüksek okulları ve harp okulları gerekse işte bugün burada olduğu gibi harp enstitülerinde eğitim alan evlatlarımız her açıdan en donanımlı en iyi şekilde yetişiyor. Milletimizin köklü değerleri ile birlikte ordumuzun değişen ihtiyaçlarını da karşılayan eğitim sistemi ile üniversitemiz silahlı kuvvetlerimizin farklı kademelerine vazife şuuru yüksek personel kazandırıyor. Milli Savunma Üniversitemizin dünyadaki trendlerin ışığında yeni açılımlarla kendini geliştirmesini memnuniyetle takip ediyoruz. Üniversitemizin Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurmay kadrosunu yetiştiren ocak konumu zaten izahtan varestedir. Bu vasfına ilaveten üniversitemizin Türkiye’nin askeri stratejik vizyonunun şekillendirildiği bir merkez olma yolunda ilerlemesi ayrıca takdire şayandır. Şu hakikati hepimiz çok iyi biliyoruz. Düşünce, fikir, vizyon olmadan strateji olmaz. Büyük stratejiler olmadan da taktiksel hamleler arzu edilen neticeyi vermez. Özellikle ülkemizin askeri, diplomatik ve siyasi olarak hemen her gün yeni bir güvenlik sınamasıyla yüzleştiği bir dönemde üniversitemizin bu yönünü güçlendirmesini son derece kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Bütün bunlara ilave olarak üniversitemiz sivil-askeri iş birliği noktasında da çok başarılı bir örnek teşkil ediyor. Üniversitemizin bu özelliğinin korunması ve geliştirilmesi de önemlidir. Bugüne kadar üniversite idaremize gereken her türlü desteği verdik. Eğitim faaliyetleriyle birlikte stratejik, bilimsel ve kültürel sahada attığı vizyoner adımlarla her zaman üniversitemizin yanında olduk. Bundan sonra da sizleri desteklemeyi sürdüreceğiz" dedi. "Gazze’de şahit olduğumuz düpedüz soykırımdır" Türkiye’nin coğrafi bakımdan stratejik avantajlar sunduğu kadar tehdit ve tehlikeleri de beraberinde getiren bir konumda yer aldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnsanlığın gündemini meşgul eden hemen her kriz ülkemizin çevresinde yaşanıyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş 2 buçuk yılını geride bırakmak üzere. Bir tarafın diğerine tam üstünlük sağlayamadığı çatışmalar, zaman zaman tırmanarak ve ciddi can kayıplarına ve yıkımlara yol açarak devam ediyor. Yakın gelecekte üzülerek ifade etmek isterim ki savaşı sona erdirmeye dönük güçlü bir irade de görünmüyor. Bölgemizin bir müddet daha savaşın yükünü çekmeye devam edeceği anlaşılıyor. Türkiye olarak savaş tüccarları dışında kimseye bir faydası olmayan ve iki komşumuza da zarar veren bu kan deryasını da durdurmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Gazze’deki katliamı anlatmakta artık kelimeler dahi yetersiz kalıyor. 16 bini çocuk, 40 bine yakın masum Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetti. Yaklaşık 90 bin masum insan yaralandı. İsrail’in doğrudan sivil yerleşim yerlerini hedef aldığı saldırıları sebebiyle Gazze’nin neredeyse dörtte üçü enkaz yığınına dönüştü. Savaş hukukuna dair hiçbir ilke, kural ve kırmızı çizgi dikkate alınmadı. Hatta kasıtlı olarak çiğnendi. Şunu bir defa açık açık söylemek lazım, 7 Ekim’den beri Gazze’de yaşananlar savaş değildir. Devletin güvenliğini sağlama mücadelesi değildir. Meşru müdafaa hiç değildir. Gazze’de şahit olduğumuz düpedüz soykırımdır. Katliamın barbarlığın ve soykırımın en sefil örneğidir. Bu utanç lekesi ne masumların kanlarını dökenlerin ne de 9 aydır cinnet halini tribünden seyredenlerin alınlarından asla temizlenmeyecektir. İsrail güvenliğini daha çok toprak işgal etmekte aradıkça Türkiye dahil ülkemizdeki, bölgemizdeki hiçbir ülke kendini yüzde yüz güvende hissedemez. Bu gerçekten hareketle, zulme tepkimizi en sert şekilde gösterirken Gazze’de ateşkesin sağlanması ve kalıcı barışa giden yolun açılması için de yoğun çaba harcıyoruz. Arzumuz, kısa sürede ateşkes ilan edilerek Gazze halkının bir nebze de olsa rahat nefes almasıdır. Bunun için İsrail hükümeti üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğini NATO zirvesinde muhataplarımıza çok net biçimde ifade ettik. NATO’nun Gazze krizini görmezden gelemeyeceğini, bunun sonuçlarının çok ağır olacağını her görüşmemizde vurguladık" diye konuştu. "Kuzey Irak’taki Pençe Harekat Bölgesinde çok yakında kilidi kapatıyoruz" Bölgedeki krizleri çözüme kavuşturmak için çalışırken vatanının ve vatandaşların güvenliğini de göz ardı etmediklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 40 yıldır bölücü teröre karşı çetin mücadeleler yürüttüğün ve bu uğurda büyük bedeller ödeyen bir ülke olduğunu ifade etti. Kutsal vatan topraklarının tek karışına dahi el uzatılmayacağını bugüne kadar defalarca gösterdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Binlerce evladımızı şehit verdik. Ancak şehit kanlarıyla bize vatan kılınmış bu ülkeyi alçaklara bırakmadık. Kahraman güvenlik kuvvetlerimizin fedakarlıkları, cesaretleri ve gayretleri sayesinde terörle mücadelede çok önemli başarılara imza attık. Hudutlarımız içinde bölücü örgüt artık eylem yapamaz hale geldi. Irak ve Suriye sahasında ise örgüt iyice kapana sıkışmış durumda. Askerimizle, polisimizle, jandarmamızla ve istihbaratçılarımızla her yerde enselerindeyiz. Yerli ve milli silah sistemlerimizin de büyük katkısıyla terör örgütüne ciddi darbeler indiriyoruz. Kuzey Irak’taki Pençe Harekat Bölgesinde çok yakında kilidi kapatıyoruz. Suriye’de güney sınırımız boyunca uzanan güvenlik kuşağının eksik halkalarını Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde tamamlayacağız. Irak ve Suriye hattında ülkemize tehdit oluşturacak hiçbir yapıya müsaade etmemekte kararlıyız. Sadece ele geçirilen silahların türüne ve çeşidine bakmak bile Türkiye’nin nasıl çok uluslu ve çok ortaklı bir terör konsorsiyumu ile mücadele ettiğini ortaya koymaya kafidir. Devlet olarak şu gerçeğin çok net farkındayız, silahının namlusu Türkiye’ye dönük teröristler sınırlarımızın ötesinde var oldukça biz burada huzurlu olamayız. Şayet ekonomide, dış politikada, demokraside, hak ve özgürlüklerde ilan ettiğimiz hedeflerimizi gerçekleştirmek istiyorsak terör bataklığını mutlaka kurutmak zorundayız. Diğer türlü enerji ve vakit kaybetmekten kendimizi kurtaramayız. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz, başımıza musallat edilen terör belasının son bulduğu bir ideali sembolize etmektedir. Son 22 yılda altyapısını kurduğumuz bu ideali sizlerin de mücadelesiyle adım adım hayata geçireceğiz. Bu konuda kararlıyız, azimliyiz. Önümüze konulan engellerin de bilincindeyiz. Geçen hafta bazı illerimizde eşzamanlı olarak Suriye’nin kuzeyinde meydana gelen provokasyonları bundan bağımsız görmüyoruz. Vandallar ve sokak çeteleri üzerinden verilmek istenen mesaj bellidir. Birileri Türkiye’yi farklı isimler vererek maskeledikleri teröristlerle yan yana yaşamaya alıştırmaya çalışmaktadır. Şunun bilinmesini isterim ki, biz buna alışmadık, alışmayacağız. Daha öncekiler gibi Allah’ın izniyle bu sinsi planı da yırtıp atacağız. Sabırlı, vicdanlı ve basiretli bir şekilde bu süreci yöneteceğiz. Böl-parçala-yönet planlarıyla yıllarca coğrafyamızın iliğini sömürenlerin aynı senaryoyu tekrar sahnelemesine fırsat vermeyeceğiz" diye konuştu. "FETÖ’nün 40 yıldır gizlice sızdığı kurumlarımızı büyük ölçüde örgüt mensuplarından arındırdık" Pazartesi gününün 15 Temmuz hain darbe girişiminin 8’inci yıl dönümü olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kapkara başlayan o gecenin sabahına ülke olarak destan yazmış, demokrasisini kurtarmış, milli iradeye sahip çıkmış bir şekilde uyandık. Canları pahasına karanlık geceyi aydınlık bir sabaha çeviren kahraman şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Bir daha ülkemizi benzer ihanet teşebbüsleriyle karşı karşıya bırakmamak için 15 Temmuz sonrasında çok kritik adımlar attık. Başta güvenlik birimlerimiz olmak üzere FETÖ’nün 40 yıldır gizlice sızdığı kurumlarımızı büyük ölçüde örgüt mensuplarından arındırdık. Bakınız, 15 Temmuz’da silahlı kuvvetlerde görev yapan 32 bin 189 subayın, 10 bin 468’i yani yüzde 33’ü ordumuzdan atıldı. Kurmay subaylarda durum çok daha vahimdi. Çünkü örgütün 80’li yıllardan itibaren özellikle hedefe koyduğu ve zamanla çöreklendiği yerlerin en başında harp akademileri yani kurmaylık sistemi geliyor. Bin 886 kurmay subayın, bin 524’ü yani yüzde 81’i FETÖ’den ihraç edildi. Mesela, Deniz Harp Akademisi’nin birinci ve ikinci sınıflarında eğitim gören kursiyerin tamamının ilişiği kesildi. Benzer kararları diğer kademelerde ve birimlerde de aldık. Ayrıca daha yapısal değişimlere gittiğimiz alanlar oldu. Silahlı kuvvetlerin geniş bir yelpazedeki görevlerini her an icra etmesine imkan sağlayacak bir eğitim ve öğretim modeli oluşturduk. Eskiden çok az subay kurmaylık eğitimi alırken yeni kurmaylık sisteminde eğitim tabana yayıldı. Subaylarımızın önemli bir kısmının kademeli olarak bu eğitimi alması temin edildi. Böylece 2018 yılından bugüne harp enstitülerinde 655 misafir subay ile 3 bin 123 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, kurmaylık eğitimi aldı. Tüm subayların yaklaşık yüzde 11’ine tekabül eden bu oran kısa sürede kat edilen mesafenin gelecek adına ümit vaat ettiğini gösteriyor. Attığımız bu adımlarla çok kısa sürede FETÖ’nün ordumuzun saflarında açtığı yarayı iyileştirmekle kalmadık birçok alanda daha da ileri gittik. Gardımızı indirmeden, asla rehavete kapılmadan, örgütün tuzaklarına düşmeden inşallah FETÖ’ye karşı mücadelemizi titizlikle sürdüreceğiz. FETÖ’nün geçmişte istismar ettiği sahnelerin tekrar yaşanmaması için de azami hassasiyet gösteriyoruz. Peygamber ocağı olarak gördüğümüz kahraman ordumuzun kimsenin vesayetçi heveslerine alet etmesine izin vermeyiz. Hukuk ve demokrasi içinde milletin değerlerine ve milli iradeye saygılı bir çizgide ülkemize ve milletimize hizmet etmek hepimizin şiarıdır. Türkiye’nin bahtının da yolunun da açık olduğunu görüyoruz. Yeter ki biz demokrasimizden ödün vermeyelim, milletin çizdiği rotadan şaşmayalım, milletçe birlik beraberliğimize sıkı sıkıya sahip çıkalım. Gerisi sadece bir vakit ve imkan meselesidir" ifadelerini kullandı. Bakan Güler: "Hudutlarımızın güvenliğini en üst seviyede sağlıyoruz" Öte yandan, programda bir konuşma yapan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ise "Ülkemizin sahip olduğu stratejik konum ile pek çok coğrafyada yaşanan ve güvenliği tehdit eden kritik gelişmeler daima diri ve uyanık bulunmamızı ayrıca güçlü bir yönetim ve liderliğe sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Özellikle yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede elde ettiğimiz tarihi başarılar, ordumuzun harekat kabiliyetini ve gücünü açıkça ortaya koymaktadır. Kahraman ordumuzun, tüm bu faaliyetleri istikrarlı ve etkin bir şekilde icra edebilmesinde, yüksek donanımlı insan kaynağına sahip olması hayati önemdedir. Dolayısıyla personelimizin niteliklerini geliştirmek için çalışmalarımızı kapsamlı ve planlı bir şekilde sürdürmekteyiz. Bu doğrultuda, bilhassa ordumuzun öncüsü ve lider personeli konumundaki subaylarımızın mesleki kabiliyetlerinin geliştirilmesi için gayret gösteriyoruz. Terörle mücadele ile birlikte, pek çok ülke tarafından örnek alınan ve modern teknolojiyi haiz sistemlerle desteklenen hudutlarımızın güvenliğini de en üst seviyede sağlıyoruz. Aynı şekilde Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi tavizsiz bir şekilde koruyoruz" diye konuştu.
Bursa Başkan Abdülkadir Şahin: "Darbe girişiminin detayları Bursa’da deşifre edildi" ’Dünü, Bugünü ve Yarınıyla 15 Temmuz Darbe Girişimi’ başlıklı konferansta konuşan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Abdülkadir Şahin, “Darbe girişimi gecesinde ilk gözaltının yapıldığı Bursa’da, girişimin tüm detayları, ele geçirilen listelerle deşifre edildi. Yargı, müthiş bir operasyonla darbecilerin gücünü kırdı” dedi. Bursa Teknik Üniversitesine (BTÜ) 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla konuk olan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Abdülkadir Şahin, ’Dünü, Bugünü ve Yarınıyla 15 Temmuz Darbe Girişimi’ başlıklı konuşmasıyla, Fethullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) kuruluşu, büyümesi, darbe girişimi öncesi ve sonrası yaşananları anlattı. Mimar Sinan Yerleşkesi Ali Sümen Salon’da gerçekleşen konferansa, BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Sinan Uyanık ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, Genel Sekreter Selim Uzun, akademik ve idari personel katıldı. FETÖ’nün 1970’li yıllarda farklı bir grup bünyesinde faaliyet gösterdikten sonra kendi bağımsızlığını ilan ederek 1980’li yıllarda büyüdüğünü anlatan Şahin, örgütün Mavi Marmara ve Deniz Feneri davalarıyla hükümetle karşı karşıya geldiğini söyledi. Gezi Olayları ve 17-25 Aralık operasyonlarının da FETÖ terör örgütü tarafından yapıldığını kaydeden Abdülkadir Şahin, tüm bunların engellenmesiyle örgütün, 15 Temmuz hain darbe girişimini gerçekleştirdiğini söyledi. Bugüne kadarki en organize ve planlanmış darbe girişiminin 15 Temmuz olduğunu aktaran Abdülkadir Şahin, “15 Temmuz, merkezinde hava kuvvetlerinin olduğu bir darbe girişimidir. FETÖ bu girişime, deşifre olmaması için tüm elemanlarını dâhil etmedi. Ancak darbe girişimi yapacakları deşifre olduğu için gece saat 3’te planlanan girişim, gelen talimatla saat 20’ye alındı” dedi. Darbecilere İlk Gözaltı Bursa’dan 15 Temmuz gecesi Bursa’da yaşananları anlatan Abdülkadir Şahin, kendisinin dönemin Bursa Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu belirtti. O gece, darbe girişiminin olduğu bilgisini alınmasının ardından Yurdakul Akkuş’un sıkıyönetim komutanı olduğunu ve Osmangazi İlçe Jandarma Komutanlığına gittiğini öğrendiğini aktaran Şahin, 19 yıllık Cumhuriyet Başsavcısı olarak aldığı inisiyatifle saat 23.50’de Yurdakul Akkuş için gözaltı kararı verdiğini ifade etti. Emniyetten 8 kişilik polis ekibinin, Osmangazi İlçe Jandarma Komutanlığına giderek Akkuş’u gözaltına aldığını ifade eden Şahin, böylelikle darbe girişimi gecesinin ilk gözaltı işleminin Bursa’da yapıldığını kaydetti. Gözaltı işleminin gerçekleştirildiği esnada kendisine, Emniyet’ten Akkuş’un çantasında belgeler bulunduğuna dair haber geldiğini anlatan Şahin, “Akkuş’un çantasında, 23 sayfalık darbe harekât planı ve tüm sıkıyönetim komutanlarının isimleri bulunuyordu. Bir başka listede ise sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilecek hâkim ve savcı kökenli 423 subayın ismi yer alıyordu. Üçüncü listede ise genelkurmaya bağlı 450 kişilik atama listesi bulunuyordu. Burada kimlerin, hangi mevkilerde yer alacağı belirlenmişti. Bu hayati listeyi ilgili yerlere gönderdik. Devlet bu şekilde topyekûn olarak, Genelkurmayda kimler bu darbenin içinde ya da dışında öğrenmiş oldu” ifadelerini kullandı. Darbe girişiminin başlamasına rağmen; kamu otoritesinin, emniyetin, yargının çalışamaya devam etmesinin vatandaşı cesaretlendirdiğini vurgulayan Abdülkadir Şahin, “Darbeler, anayasa ve Türk Ceza Kanunu’na göre ağır suçtur ancak darbeyi yine meşrulaştıran yargıdır. 1960 ve 1980 darbeleri de yargıyla meşrulaştırılmıştı. Ama 15 Temmuz’da yargı, darbeye karşı pozisyon aldı, halkla bir araya geldi. İşte bu aşamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile vatandaş da devletin tüm organları da darbe girişimini bertaraf etmek için elinden geleni yaptı. Halk sokakları doldurdu, askeri birliklerin önüne kepçeler, kamyonlar koyarak çıkışları engelledi. İkinci bir darbe durumuna karşı yine halk, gece gündüz 45 gün boyunca sokakta nöbetini sürdürdü. Yargı bu süreçte müthiş bir operasyonla, darbe yapanların gücünü kırmaya çalıştı. Darbe, cuma akşamı yapıldı, pazar günü 2 bin 850 hâkim ve cumhuriyet savcısı açığa alındı. Günümüzde FETÖ hala bitmedi ama deşifre oldukları için bir daha operasyon çekemezler” dedi. "Devlet her zaman 18 yaşındadır" ifadesini kullanan Abdülkadir Şahin, sözlerine şunları da ekledi: “Türkiye Cumhuriyeti bir çadır devleti değildir, köklü medeniyeti ve tarihi olan bir devlettir. Bu nedenle herkes müsterih olsun. Bu tür yapılara karşı devletin tüm organları tedbirli. Düşman her zaman düşmanlığını yapar. Önemli olan ona karşı nasıl durdurduğumuzdur.”
Ankara Haymanalı çiftçiler kendi tohumunu üretiyor Haymana Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde çiftçilere kaliteli tohum sağlamak amacıyla Haymana’da 3 noktaya selektör tesisi kuruldu. Tesislerde saatte 5 ton ürün işlemden geçiriliyor. Ankara’nın tahıl ambarı olarak bilinen Haymana ilçesinde Haymana Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde kurulan selektör tesisi kullanılmaya başlandı. Haymana merkez olmak üzere Sındıran ve Tepeköy Mahallesi’ne kurulan selektör tesislerinde Haymanalı çiftçiler ürettikleri buğday ve arpa gibi ürünleri bu tesislere getirerek, kaliteli tohum üretiyor. Haymana Belediyesi bu proje kapsamında çevre bölgelerdeki çiftçilere de hizmet vermeyi hedefliyor. "İlçemize kazandırdığımız selektör tesisinden çiftçilerimiz hasat ettiği buğdayı ve arpayı bu tesislere getirerek, tohuma dönüştürecek" Son dönemlerde artan tohum fiyatlarından sonra çiftçilerin tohumlardan daha fazla verim alabilmeleri amacıyla kurulan selektör tesisleri ile ilgili açıklama yapan Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, "Zor günler geçiren çiftçilerimize destek olmak amacıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın destekleriyle ilçemize kazandırdığımız selektör tesisinden çiftçilerimiz hasat ettiği buğdayı ve arpayı bu tesislere getirerek, tohuma dönüştürecek. Bu anlamda çiftçimizi pahalı tohum almaktan kurtaracağız. Haymana’mıza ve bölge çiftçilerimize hayırlı olsun" dedi. Tesislerde saatte 5 ton ürün işlemden geçirilebiliyor. İlaçlama yapılan hububatların çuvallanması ve çuval ağızlarının dikilmesi için çuval ağzı dikim makinesi de bulunuyor.
Elazığ AK Parti heyetinden grevde olan işçilere destek AK Parti Elazığ Milletvekili Prof. Dr. Erol Keleş ve AK Parti İl Başkanı Şerafettin Yıldırım ile beraberindeki heyet, Eti Krom AŞ’ye ait maden sahalarında 13 gün önce haklarının iyileştirilmesi talebiyle iş bırakma eylemi başlatan işçilere destek ziyaretinde bulundu. Elazığ’ın Alacakaya ilçesinde bulunan Eti Krom Yıldırım A.Ş’ye ait maden ocaklarında çalışan işçiler, çeşitli haklar talep ederek isteklerinin yerine getirilmesi için yönetime süre tanımasının ardından eylem başlattı ve eylem yapan işçilerle iki gün önce bir araya gelen ve taleplerini dinleyen Eti Krom AŞ’nin sahibi Ali Rıza Yıldırım, ’’Yarın herkesi kapının önüne koyarım’’ derken işçi de, ’’İş sizin işiniz’’ deyince, ’’Cevap verme bana. Ben sana söz hakkı verince konuşacaksın. Ben burayı sıfır yaparım, yarın da kapıya kilidi vururum. Burası devlette kilitliydi. Para da kazanmıyordu para da kaybetmiyordu. Ben burayı aldım, bu hale getirdim” söylemleri tepki topladı. Yaşanan bu olaylar sonrası AK Parti Elazığ Milletvekili Prof. Dr. Erol Keleş ve AK Parti Elazığ İl Başkanı Şerafettin Yıldırım ve beraberindeki heyet, Eti Krom AŞ’ye ait maden sahalarında çalışan işçileri ve 13 gün iş bırakma eylemine başlayan işçilere destek ziyaretinde bulundu. Burada işçi ve işçi temsilcileri ile bir araya gelen heyet, sorunları ve taleplerini tek tek dinledi. Ardından basın açıklaması yapan Milletvekili Keleş ve İl Başkanı Yıldırım, yaşanan olaylar ile alakalı üzerlerine düşen gerekli görevi yerine getireceklerini belirtti. Ayrıca, Eti Krom AŞ’nin sahibi Ali Rıza Yıldırım’ın kullandığı cümleleri kesinlikle tasvip etmediklerini kaydetti. “Bir sermaye sahibi olmak hiçbir zaman üstten konuşmaya, bu şekilde aşağılayıcı tarzda konuşmalara sebebiyet verecek bir durum değildir” Süreci yakından takip ettiklerini ifade eden Milletvekili Prof. Dr. Keleş, “Bu süreç artık biraz siyasi boyuttan da çıktı. burada şunu da görüyoruz tüm siyasi partilerden arkadaşlarımız buradalar. Sizlerle beraber oluyorlar, fikirlerini sunuyorlar. Onu da takip ediyor, değerlendiriyoruz ama şunu ifade etmem gerekir ki, bir kere yalnız değilsiniz. Haklı davanızda her zaman sizin yanınızda olmaya devam ettik, bundan sonraki süreçte de sizlerin yanında da mutlaka olacağız. Şuna da dikkat etmek lazım, hiçbir zaman haklıyken haksız duruma düşmemeniz lazım. Yaşanan şeyleri tasvip etmiyoruz. Çünkü o gün oradaki konuşmalar basına yansıyan kısımlar, gerçekten sadece Elazığ’ı değil Elazığ’ın dışına da taştı. Orada o konuşma o üslubun doğru olmadığını düşünüyoruz. En azından hepimiz insanız, insana nasıl davranılması gerektiğini biliyoruz. Bir sermaye sahibi olmak hiçbir zaman üstten konuşmaya bu şekilde aşağılayıcı tarzda konuşmalara sebep bir durum değildir. Dolayısıyla oturup konuşabiliriz, uzlaşabiliriz. Mutlaka sizin dediğinizin hepsi olacak diye bir şey yoktu, aynı şekilde karşı taraf için de öyle ama uzlaşıcı, orta yolu bulucu bir üslup olması gerekirdi. Maalesef bir talihsizlik oldu ve ben bunu bu şekilde yorumluyorum. Eminim ki karşı taraf da böyle bir konuşmayı yapmamalıydım, böyle konuşulmaması gerekirdi, diye düşünüyordur. Bu konuşmaların dışında ucu farklı yere giden söylemler oldu. Bu söylemleri ispatlamakla söyleyen kişiler yükümlüdür. Dolayısıyla da bunun da biz takipçisi olacağız. Eğer böyle bir şey varsa, böyle bir şey konuşuluyorsa açık açık bunun kim olduğunu, kimlerin yaptığını hangi siyasi görüşün böyle bir şey içerisine girdiğini de söylemekle yükümlüdür. Şunu ne söyleyeyim. Burada sessiz bir eylem yapıyorsunuz ve bugün 13. gününde ben bu eylemin olumlu sonuçlanacağına inancım tam. Orta yol bulunacaktır. Bundan sonraki süreçte artık biz takip edeceğiz. Bu takip sadece il bazında aynı zamanda Ankara boyutunda olayın bütün boyutları değerlendiriliyor, gerekli yerlere iletiliyor ve gerekli şekilde uyarılar yapılıyor” dedi. “Görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıyla biraz geri adım var” İnsani duygularla farkındalık oluşturmak ve saflarının belli olması için işçileri ziyaret ettiklerini belirten AK Parti İl Başkanı Şerafettin Yıldırım ise “Sermaye sahiplerinin yaptığı yatırımları görmezden gelemeyiz ancak en önemli ve kırmızı çizgimiz çalışan kardeşlerimizi hiçbir şekilde yok sayarak ve bu tür davranış kalıplarını asla ve kata tasvip etmiyoruz. Biz bunun iyileştirmesini yaparken de diyalog kapılarını mutlaka açık bırakacağız. Çünkü öncelikle işçilerin ekmeği. Bir şeyi de net söyleyeyim. Ne ben ne de siyasi vekillerimiz şov yapmaya asla gelmedik. İnsani duygularla farkındalık oluşturmak ve safımız belli olsun diye sizlerin yanına geldik. Biz daha ‘ Asarız, keseriz ve biçeriz’ tarzında çok büyük cümleler de kurabilirdik. Öyle bir şey yok. Mutlaka ve mutlaka bunu çözüm odaklı yaklaşımlarla çözülmesini arzu ediyoruz. Ben, vekilim ve burada olmayan vekillerimizin düşünleri hepsi aynı” şeklinde konuştu. Öte yandan bir muhabirin kendisine yöneltilen, “Milletvekillerine 3 tane aylık veriyorum gidiyorlar” sorusuna cevap veren Milletvekili Keleş, “Bunu şiddetle kınıyoruz. Böyle bir söylem, böyle bir tavır. Bir kere üsluba çok dikkat etmek lazım, hepimiz insanız. Bir sermaye sahibi olmak, insanlara bu şekilde davranmak için bir sebep değildir, olmamalıdır. Bunu kesinlikle kınıyoruz. Siyasiler için kullanılan bu lafın da takipçisi olacağız. Eğer bunu söylüyorlarsa mutlaka altını doldursunlar. Kimi alıyormuş, kim yapıyormuş bunu ada açıkça kalksın cevabını versin. Bunu bir talihsiz açıklama olarak düşünüyoruz. Hukuki boyutunda da ne gerekiyorsa onların da takipçisi olacağız. Ama bu söylemlerin kesinlikle ve kesinlikle bu şekilde olmaması gerekiyordu. Hele ki bu fabrikanın sahibi olan bir kişinin bu söylemlerde ağzından çıkan her lafa dikkat etmesi gerekiyor ve bunun da mutlaka cevabını vermesi gerekir diye düşünüyoruz” diye konuştu.