EKONOMİ - 09 Nisan 2026 Perşembe 10:48

İTO Başkanı Avdagiç: ’’Savaş kaynaklı enflasyon riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız’

A
A
A
İTO Başkanı Avdagiç: ’’Savaş kaynaklı enflasyon riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız’

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ’warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.



İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı yazılı açıklamada, küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti.


İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, "Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz." ifadelerini kullandı.


"Fırsat penceresi bize konjonktürel değil, yapısal fırsatlar getiriyor"


Türkiye’nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: "Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi ’warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız.


Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız."


"Merkez Bankası’nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır"


İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: "Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır."


Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, "Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar" dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, "Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların oluşturduğu etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" ifadelerini kullandı.


Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, "ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.


"Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor"


Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, "Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız." ifadelerini kullandı.


Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026’nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4,7 arttığını kaydetti.


Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: "Dolayısıyla bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye’nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yemeksepeti, Yeşil Ofis Diplomasını üçüncü kez yeniledi Yemeksepeti, WWF-Türkiye Yeşil Ofis Diploması’nı üçüncü kez yenileyerek sürdürülebilir bir gelecek için attığı adımları güçlendirmeye devam ettiğini duyurdu. Türkiye’nin önde gelen online yemek sipariş markalarından Yemeksepeti, sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda merkez ofisi Yemeksepeti Park’ta yürüttüğü çevreci uygulamalarla, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) tarafından verilen "Yeşil Ofis Diploması"nı bu yıl da yenilemeye hak kazandı. "Yeşil Ofis-Yeşil Dönüşüm Devam Programı" kriterlerini başarıyla tamamlayan şirketin, çevre dostu ofis yönetimindeki istikrarını ve doğaya olan sorumluluk bilincini tescillediği aktarıldı. Sürdürülebilir dönüşümde süreklilik vurgusu WWF-Türkiye’nin Yeşil Ofis Devam Programı çerçevesinde, ofislerdeki ekolojik ayak izini azaltmayı hedefleyen Yemeksepeti; enerji tasarrufu, atık yönetimini ve kaynakların verimli kullanımı konularındaki kararlılığını sürdürüyor. WWF-Türkiye tarafından iletilen tebrik mesajında, Yemeksepeti Yeşil Ofis ekibinin özverisi ve kararlılığı vurgulanırken, diplomanın bir bitiş değil, devam eden bir dönüşüm sürecinin parçası olduğu ifade edildi. Gıda israfıyla mücadelede akıllı çözümler 2024 yılında Yeşil Ofis hedefleri kapsamında gıda israfını odağına alan Yemeksepeti, yemekhanesinde hayata geçirdiği akıllı tartı sistemiyle gıda atığını yüzde 13,2 oranında azaltarak günlük ortalama 29,6 kg seviyesine indirdi. Döngüsel ekonomi yaklaşımıyla sadece kağıt ve plastik atıkları değil, 986 kg kahve posasını da ileri dönüştürerek atık yönetiminde yenilikçi bir model sergiledi. Enerji verimliliğinde yüzde 15,66’lık tasarruf başarısı Yemeksepeti, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda 2025 yılında enerji yönetimi alanında da dikkat çekici sonuçlar elde etti. Ofis kullanım alanlarının çevreci bir yaklaşımla optimize edilerek daraltılması sayesinde, toplam elektrik tüketiminde yüzde 15,66 oranında önemli bir düşüş sağlandı. Bu fiziki alan iyileştirmelerinin yanı sıra, ofisteki elektronik cihazların kullanımına yönelik doğa dostu düzenlemeler ve çalışanların çevre bilincini artıran şirket içi uygulamalar bu tasarruf oranının yakalanmasında kilit rol oynadı. Ek olarak, Yemeksepeti Park’ta tüketilen elektriğin yüzde 100’ünün I-REC sertifikası ile dengelenerek tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasının, markanın yeşil dönüşüm yolculuğundaki kararlı duruşunu pekiştirdiği belirtildi. Çalışan bilinci ve kolektif katkı Yemeksepeti çalışanlarının sürece aktif katılımı, başarının temel taşını oluşturuyor. 2023 yılından bu yana ofiste tek kullanımlık plastiklerin tamamen kaldırılması, basılı dokümanlarda yüzde 100 geri dönüştürülmüş kağıt kullanımı ve su tasarrufu için hayata geçirilen perlatör uygulamalarıyla her bir çalışan "yeşil dönüşümün" bir parçası haline getirildi. Çalışanların çevre bilincini artırmak amacıyla eğitim ve aktiviteler düzenlendi. WWF-Türkiye Yeşil Ofis Programı; ofislerdeki doğal kaynak tüketimlerini azaltmak, atık yönetimini iyileştirmek, karbon emisyonlarını düşürmek ve sürdürülebilir satın alma yöntemlerini teşvik etmek amacıyla kurumlara yönelik bir iyileştirme programı olma özelliği taşıyor. Belirlenen taahhütleri yerine getiren ve gelişim gösteren kurumlar, yapılan değerlendirmeler sonucunda Yeşil Ofis Diploması ile ödüllendiriliyor. Karbon salımında yüzde 36 düşüş Şirket, Yeşil Ofis - Yeşil Dönüşüm Programı faaliyetlerine ek olarak, operasyonel verimlilik çalışmaları sayesinde Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını yüzde 36 oranında azaltarak karbon ayak izini küçültme yolunda önemli bir adım atmıştı. Ayrıca, IREC sertifikası ile Yemeksepeti Park’taki enerjinin tamamını yenilenebilir kaynaklardan temin ederek çevresel etkisini minimize ediyor.