SAĞLIK - 03 Şubat 2026 Salı 10:11

"Kanserde yapılmaması gereken 10 hata"

A
A
A
"Kanserde yapılmaması gereken 10 hata"

Kanserden korkmak yerine doğru adımlarla hastaların hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olmanın günümüzde en önemli yaklaşım haline geldiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Doğru bilgi, doğru zaman ve doğru yaklaşım hayat kurtarır. Bu nedenle, kanser sürecinde internet ve yapay zekadan tanı koymak, tedaviyi yarıda bırakmak, sosyal medya etkisiyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelmek, yaşam biçimini aşırı kısıtlamak gibi hatalar tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi.



Kanser tanısı almak, şüphesiz bir kişinin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri. Ancak günümüzde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Yanlış bilgi ve hatalı yönelimlerin tedavi başarısını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik pratikte en sık karşılaşılan hatalı davranışlar hakkında bilgilendirmede bulundu.



"Belirtileri görmezden gelerek doktora geç başvurmak"


Birçok hastanın korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa bu gecikme, hastalığın erken evrede yakalanma fırsatının kaçmasına neden olabilir. Erken evrede saptanan kanserlerde başarı oranı çok daha yüksektir. Gecikme ise daha yoğun tedavi süreçleri ve fiziksel yük anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir" ifadelerini kullandı.



"İnternetten ve yapay zekâdan tanı koymak"


Günümüzde bilgiye erişimin çok kolay olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, şu uyarılarda bulundu: "Hastalar yapay zekâya yazarak kendi kendilerine tanı koymaya çalışabiliyor. Oysa kanser tanısı; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik inceleme ile konur. Hiçbir dijital platform tanı koyamaz. Yapay zekâ doktorun yerini tutan bir karar verici değildir. En büyük risk, hastanın yanlış güven hissiyle başvuruyu geciktirmesi veya gereksiz panik yaşamasıdır. Bazı hastalar yapay zekâya en iyi tedaviyi sorarak immünoterapinin kendileri için kesin çözüm olduğu kanaatine varabilmektedir. Oysa bu tedavilerin uygunluğu ancak klinik verilerle belirlenebilir. Tanı ve tedavi kararları mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir."



"Tedaviyi yarım bırakmak veya düzensiz sürdürmek"


Bazı hastaların yan etkilerden korkarak veya iyi hissettikleri dönemde tedaviyi bırakabildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bu durum tedavi direnci gelişmesine yol açabilir. Tedavide süreklilik esastır. Yan etkiler hekimle paylaşılmalı, çözüm yolları birlikte planlanmalıdır. İyi hissetmek tedavinin bittiği anlamına gelmez. Kanserde başarı, süreklilikle gelir" şeklinde konuştu.



"Beslenme, vitamin ve takviyelerde abartılı arayışlara girmek"


Yoğun vitamin ve bitkisel ürün arayışına dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Çiçin şu bilgileri paylaştı: "Bu eğilim çoğu zaman sosyal medya ile şekillenir. Oysa gereksiz takviyeler tedavinin etkinliğini azaltabilir, karaciğer yükünü artırabilir. Dengeli beslenme çoğu hasta için yeterlidir. Ek takviyeler ancak doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Doğal olan zararsızdır düşüncesi her zaman doğru değildir."



"Bilimsel olmayan tedavi yöntemlerine yönelmek"


Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere yönlendirebildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bitkisel karışımlar veya sözde ’hücre yenileyici’ ürünler bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. En büyük risk, hastanın etkin tedaviyi geciktirmesidir. Yanlış umut, doğru tedaviyi geciktirir. Şifa vaat eden her şey gerçek tedavi değildir. Kanserle mücadelede en büyük güç, doğru bilgiye zamanında ulaşmaktır. Hastalığın kendisi kadar bilgi kirliliği de mücadeleyi zorlaştırır. Erken başvuru ve güçlü iletişim başarının temel taşlarıdır. Korkuya değil bilgiye, söylentilere değil bilime güvenmek gerekir" dedi.



"Sosyal medya etkisiyle alternatif tedavilere yönelmek"


Sosyal medyanın alternatif tedavi yöntemlerini öne çıkardığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Yüksek doz C vitamini veya fitoterapi uygulamalarının büyük bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Sosyal medyadaki hasta hikâyeleri tıbbi ayrıntılardan yoksundur ve genelleştirilemez" uyarısında bulundu.



"Kendi hastalığını başka hastalarla karşılaştırmak"


Hastaların sıklıkla tedavilerini başkalarıyla kıyasladığını belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa kanser; moleküler yapıları ve tedavi yanıtları açısından kişiden kişiye değişir. Aynı isimli iki kanser bile biyolojik olarak tamamen farklı olabilir. Başka hastalarla karşılaştırma yapmak gereksiz kaygı oluşturur. Başkasının tedavisi, sizin reçeteniz değildir" dedi.



"İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlara abartılı beklenti yüklemek"


İmmünoterapi ve akıllı ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bazı hastalar bunları ’kesin çözüm’ görüp zaman kaybedebilir. Önce hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilmelidir. Gerçekçi beklenti ve doğru hasta seçimi başarıyı belirler" dedi.



"Yaşam biçimini aşırı kısıtlayarak hayatı zorlaştırmak"


Hayatın hastalık merkezli yaşanmasının hatalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çiçin, "Sosyal ilişkileri kesmek psikolojik yükü artırır. Oysa kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersiz tedaviye uyumu artırır. Hayatı durdurmak tedaviye katkı sağlamaz" ifadelerini kullandı.



"Hekimiyle açık iletişim kurmamak"


Kanser tedavisinin aynı zamanda bir güven ilişkisi olduğunu belirten Çiçin, "Bazı hastalar yan etkileri veya korkularını hekimlerinden gizleyebilmektedir. Oysa, paylaşılmayan her bilgi tedavi güvenliğini riske atabilir. Kullanılan bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir. Hekim, ancak tüm tabloyu bildiğinde doğru karar verebilir. Unutulmamalıdır ki doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Samsun’a Et ve Et Ürünleri İşleme Tesisi Samsun’da et ve et ürünleri alanında modern ve denetlenebilir üretimi hedefleyen "Et ve Et Ürünleri İşleme Tesisi" için protokol imzalandı. Büyükşehir Belediyesi ile Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi(OSB) arasında hazırlanan protokol, Samsun Valisi Orhan Tavlı’nın katılımıyla hayata geçirildi. Protokol kapsamında kurulacak tesiste büyükbaş ve küçükbaş canlı hayvan kesim üniteleri yer alacak. Modern üretim ve işleme tekniklerinin uygulanacağı tesisle birlikte hijyenik, kontrollü ve mevzuata uygun üretim koşullarının sağlanması hedefleniyor. Kamu kurumları arasındaki iş birliğiyle gerçekleştirilecek yatırımın bölge ekonomisine katkı sağlaması ve istihdamı artırması bekleniyor. Tesisin faaliyete geçmesiyle Samsun’un et ve et ürünleri alanındaki üretim ve işleme kapasitesinin artırılması, gıda güvenliği ve halk sağlığına yönelik standartların güçlendirilmesi ve kayıtlı, denetlenebilir bir üretim yapısının desteklenmesi amaçlanıyor. Protokol ayrıca, Büyükşehir Belediyesi tarafından Gıda İhtisas OSB sınırları içerisinde bin 250 metreküp/gün kapasiteli evsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesisi inşa edilerek OSB’ye teslim edilmesini de kapsıyor. Et ve Et Ürünleri İşleme Tesisi Protokolü; Samsun Valisi Orhan Tavlı, Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Melih Perçin, Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Çamaş, Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Mehmet Yıldız ve Gıda İhtisas OSB Müdürü Serhat Semizoğlu’nun katılımıyla imzalandı.
Zonguldak Zonguldak’ta bin 872 konutun hak sahibi belirlendi Zonguldak’ta "İlk Evim, İlk İş Yerim" projesi kapsamında inşa edilecek bin 872 konutun hak sahipleri çekilen kura ile belirlendi. Törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Hasan Suver, "Ülkemizde bir yılda 56 bin deprem oldu. Dirençli şehirler kurmak zorundayız" dedi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yürütülen "500 Bin Sosyal Konut Projesi" kapsamında Zonguldak’ta hak sahibi belirleme kura töreni gerçekleştirildi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende konuşan Bakan Yardımcısı Hasan Suver, Türkiye’nin deprem gerçeğine dikkat çekti. "2000 yılı öncesi standartlara göre yapılmış 6,5 milyon binamız var" Türkiye’de bir yıl içinde 56 bin 362 deprem meydana geldiğini hatırlatan Suver, coğrafi şartların dirençli şehirleri zorunlu kıldığını belirtti. Suver şunları kaydetti: "Bir yılda ya 56 bin 362 deprem gerçekleşti ülkemizde. Bunun çoğunun farkında değiliz ama sürekli bir sarsıntı yaşıyoruz. O zaman bu ülkenin coğrafyası, jeolojisi bize diyor ki siz burada yaşamak istiyorsanız, depremle birlikte yaşama imkanlarını yani dirençli binaları, dirençli şehirleri kurmak zorundasınız. Yetmiyor tabii onun ardından bir de iklim değişikliğine bağlı olarak ani düşen aşırı yağmurlar var. Bunlar da sellere neden oluyor biliyorsunuz Karadeniz’de bunu yaşadık. Sel baskınları yine büyük hasarlara neden oluyor ardından orman yangınlarını yaşadık. Hasılı, eski ölçeklere göre yapılan, kurulan şehirler, ihdas edilen binalar artık yeni dönemde güvenli değil. Bunları yeniden imar etme durumumuz var. 2000 yılların başlarına göre Türkiye’de 6,5 milyon 2000 öncesi standartlara göre yapılmış binalarımız var. Bu demektir ki bu binalar dönüşmesi lazım yenilenmesi lazım. Bakanlığımız bu işi ülkenin her yanında şu an yapmaya devam ediyor. Daha da hızlanması lazım gelir. Bu da tabii belediyelerin de iş birliğiyle oluyor. Çünkü kentsel dönüşümün 3 ayağı var. Belediyeler, vatandaş, bakanlık. Bu üçü bir araya geldiğinde sağlıklı bir kentsel dönüşüm yapabiliyoruz. Bunu hızlı bir şekilde gerçekleştirmemiz lazım. Hem ekonomik olarak hem de can güvenliği olarak. Çünkü kentsel dönüşümle gerçekleştirilen bir yapım maliyeti depremden sonra gerçekleştirdiğiniz maliyetin kat ve kat altındadır. Daha ekonomiktir ve can kaybı yoktur." "Millet-devlet dayanışmasının somut göstergesi" Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu ise projenin önemine değinerek, "Bu buluşma, yüzyılın konut projesinin sahada karşılık bulduğu son derece anlamlı bir aşamayı ifade etmektedir. 6 Şubat depremleri sonrası 455 bin konutun tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilmesi, bu büyük organizasyonun gücünün, planlama kabiliyetinin ve millet-devlet dayanışmasının en somut göstergesidir" diye konuştu. "Bizim siyasetimizde insan var" AK Parti Zonguldak Milletvekili Saffet Bozkurt da, "Bu projeler masa başında değil, milletle beraber yürüyen liderle olur. AK Parti farkı tam da buradadır. Bizim siyasetimizde insan vardır, adalet vardır, alın teri vardır. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Zonguldak’ta da biz konuşan değil yapan bahane üreten değil çözüm üreten seyreden değil, sorumlu kalan bir anlayışın temsilcisiyiz" ifadelerini kullandı. "Milletimize yakışır eserler ürettik" TOKİ Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkenin dört bir yanında yüz binlerce projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, "Milletimize yakışır kalıcı eserler ürettik. Asrın afeti sonrası bölgeyi ayağa kaldırdık, şehir merkezlerinde millet bahçelerini hizmete sunduk" dedi. Yapılan duanın ardından noter huzurunda yapılan çekilişle toplam bin 872 hanenin hak sahibi belirlendi. Törene Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Hasan Suver, Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, AK Parti Zonguldak Milletvekili Saffet Bozkurt, TOKİ Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk ve protokol üyeleri ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Rize Rize’de, ’insanlık ölmemiş’ dedirten hareket Rize’de çektiği emekli maaşını sayarken oturduğu yerde düşüren kadının parasını bulan esnaf hemen bankaya teslim ederek yeniden kadına verilmesini sağladı. Rize’de yaşayan Songül Köse isimli kadın emekli maaşını çektikten sonra bir kenarda oturup saymak istedi. Oturduğu yerde parasını saydıktan sonra o esnada cebinde olan bir başka parayı da sayarak çantasına koydu. Ancak saydığı parayı orada düşürdü. Eve gittiğinde yeniden parayı saymak isteyen Köse paranın eksik olduğunu fark etti ve nerede düşürmüş olabileceğini hatırlamaya çalıştı. Köse’nin telefonuna bankadan gelen çağrı ile gerçek ortaya çıktı. Maaş bankasının hemen yan kısmında bulunan iş yerinin kapısında oturan işletmeci Cengiz Yıldırım, parayı fark ederek bankaya teslim etti. Banka görevlileri de güvenlik kamerasından yola çıkarak düşüren Köse’yi buldu ve irtibata geçti. Parayı bankaya yeniden teslim almaya gelen Köse esnafa teşekkür etti. Emekli maaşını sayarken yanındaki diğer parayı düşürdüğünü sonradan anladığını ifade eden Songül Köse "Ben parayı sayarken düşürdüm farkına varmadım. Eve gidince paramı saydım ve anladım. Çektim aylık maaşımı, başka parada yanımda vardı. Onu sayarken bende olan parayı düşürmüşüm. Parayı esnaf bulmuş bankaya teslim etmiş. Banka bana ulaştı. Parayı alınca esnafa çok teşekkür ettim" dedi. Parayı görür görmez alarak bankaya teslim ettiğini ifade eden Cengiz Yıldırım "Sabah iş yerimin önünde otururken yerde bir miktar para gördüm. Gördüğüm parayı alıp bankaya teslim ettim. ’Sabah biri para çekmiştir parayı düşürüp gitmiştir’ diye düşündüm. Sağ olsun banka çalışanları bu olayı araştırıp güvenlik kameralarını da takip ederek o kişiye ulaştılar. 70 yaşında teyzemiz emekli maaşını çekmiş unutup gitmiş. Sağ olsun banka teyzeyi çağırıp parasını teslim etmişler. Bizde bu durumdan mutlu olduk" ifadelerini kullandı.