GÜNDEM - 22 Ekim 2023 Pazar 11:16

Kudüs rehberi Filistin'in tarihini anlattı

A
A
A

İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları "tarihte ne yaşandı" sorusunu yeniden gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da açıklamalarında 1967 sınırlarına işaret ederek, başkenti doğu Kudüs olan coğrafi bütünlüğe sahip bağımsız egemen bir Filistin devleti kurulmasının gerekliliğine dikkat çekti. Filistin tarihini anlatan Kudüs Rehberi Numan Balcı, 1910 yılında İngilizler tarafından işgal edilen toprakların 1948 yılında yine İngilizler tarafından İsraillilere teslim edildiğini ifade etti. 1967 yılında ise Kudüs’ün Birleşmiş Milletler tarafından işgal edilmiş topraklar olarak kabul edildiğini anlatan Balcı, "Bugün yaşanan hadiseler birer sebep değil. Bugün yaşanan hadiseler sonuç. 1948 ve 1967’den bugüne yaşanmış olan tabiri caizse sürekli sürekli dövülmüş, tokatlanmış, ezilmiş, aşağılanmış olan bir milletin feryadı" dedi. Aynı zamanda Balcı, Filistinlilerin toprak sattığı iddiasını da kesin bir dille yalanladı.

İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları 15. gününde de sürerken, Gazze’de abluka ve yoğun bombardıman da devam ediyor. 7 Ekim tarihinde başlayan saldırılar için Batılı liderler hem kendi ülkelerinden yaptıkları açıklamalarla, hem de Tel Aviv’e giderek İsrail’i desteklediklerini bildirdi. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere İslam dünyasının liderleri ise Filistin’in yanında olduğunu aktardı. Yaşanan olaylar, "Filistin tarihinde ne yaşandı" sorusunu da gündeme getirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarında ise 1967 sınırlarında olduğu gibi başkenti Doğu Kudüs olan coğrafi bütünlüğe sahip bağımsız egemen bir Filistin devleti kurulmadan bölgeye huzur gelmeyeceğini söylemişti.

Bu açıklamaları ardından "1967 yılında ne oldu" sorusu da akıllara geldi. Bu soruların yanıtını, Kudüs Rehberi Numan Balcı verdi. Balcı, Osmanlı döneminin son günlerine kadar en huzurlu bir şekilde yaşayan Filistin’in 1910 yılında İngilizler tarafından işgal edildiğini hatırlattı. 1897 yılında Modern Siyonizm’in kurucusu olan Theodor Herzl başkanlığında yapılan Büyük Siyonist Kongresi’nde Filistin topraklarının Yahudilere ait olduğu kararının verilmesi üzerine 1948 yılında İngilizler, İsraillilere Filistin topraklarını hediye etti. 410 yıl Osmanlı egemenliğinde olan Filistin topraklarında 1948 yılında David Ben Gurion’un, Filistin’in Yahudi toprağı olduğuna dair beyanname okumasının ardından zulmün arkası kesilmedi. Filistin toprakları 1967 yılında bir kritik döneme daha girdi. Bu tarihte İsrail başkentini Kudüs olarak ilan ederken, Birleşmiş Milletler İsrail’in bu kararını tanımayarak Kudüs’ü işgal edilmiş toprak olarak kabul etti. Aynı tarihte İsrailliler, Filistin’in Meğaribe Mahallesi’ni yerle bir etti ve buraya kendilerine ’Ağlama Duvarı’ adında bir ibadethane yaptı. On binlerce Müslümanın öldüğü mahalle günümüzde Yahudilerin kıblesi olarak kabul ediliyor. Balcı, akıllara takılan bir diğer soruya daha yanıt verdi. "Filistinliler, topraklarını sattı mı" sorusunun son günlerde gündeme geldiğini söyleyen Kudüs Rehberi Numan Balcı, "Buradaki Müslümanların toprak sattığı iddiası koca bir yalandır" dedi.

"Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa kimin elindeyse dünyaya her zaman o hakim olmuştur"

Filistin topraklarının mübarek topraklar olduğunu dile getiren Kudüs Rehberi Numan Balcı, "Özellikle çeşitli dönemlerde Filistin ve Kudüs merkezde olmak üzere çok sayıda saldırılar görmüştür ve çeşitli devletler tarafından egemenlik altına alınmıştır. Bizim her zaman söylediğimiz bir ifade vardır. Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa kimin elindeyse dünyaya her zaman o hakim olmuştur. Özellikle Romalılar döneminde Roma bu topraklara hakim olmuş ve dünyaya hakim olmuştur. Hemen ardından ise yine Haçlılar ve İslam iktidarları da bu topraklara hakim olduğu dönemlerde yine dünyaya hakimiyetlerini ilan etmişlerdir. Aslında bugün yaşanan hadiselerin temelinde de bu merkezin üç inanç için Hristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlık için bir merkez olmasının manası vardır. Filistin tarihi tabii çok eskiye dayanıyor. Aslında baktığınızda insanlık tarihiyle eşit bir tarih. Özellikle bu topraklara yapılan en büyük saldırılardan Buhtunnasr ve Herod tarafından yapıldıktan sonra İsrail işgal rejimine geçmeden önce Osmanlı İmparatorluğu bu topraklarda yaklaşık 410 sene egemenliğini sürdürmüştür. Ve tarihinin en huzurlu günlerini Osmanlı döneminde Filistin toprakları özelde ise Kudüs toprakları yaşamıştır. Burada her inançtan insanlara özgürlük sağlanmıştır. Bu özgürlüğün temelinde ise Sultan Selahattin Eyyubi’nin ve Hz. Ömer’in bu topraklara verdiği önemin çok büyük olmasıdır" dedi.

"1948 yılında David Ben Gurion Filistin’in artık bir Yahudi toprağı olduğunu ilan ederek İsrail’in kuruluş beyannamesini okudu"

Tarih boyunca Filistin’in yaşadıklarını anlatan Balcı, "Filistin’e hakim olan İslam iktidarlarının özgürlükleri Osmanlı’da devam etti. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine doğru 1910’lu yıllarda özellikle Filistin cephesinde doğu cephesindeki büyük sıkıntılar neticesinde İngilizler bu toprakları Osmanlı’dan maalesef aldı. Aldıktan sonra burada egemenliklerini ilan ettiler. 1910’lardan 1948 yılına kadar İngiliz işgalinde kalan Filistin toprakları 1948 yılında tarihinin en sıkıntılı süreçlerinden bir tanesini yaşadı. 1897 yılında yaşanan Büyük Siyonist Kongresi’nde alınan kararla Filistin topraklarının bir İsrail ve Yahudi yurdu olduğu kararları alınmış olmasından dolayıdır ki büyük bir çalışma yürütüldü. Theodor Herzl başkanlığında yürütülen Büyük Yahudi Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda çalışmalarını Yahudiler, İngilizler üzerinden yaptılar. İngilizler 1948 yılında adeta bir altın tepside Yahudilere bir vatan verme adına Filistin topraklarını takdim etti. 1948 yılında David Ben Gurion Filistin’in artık bir Yahudi toprağı olduğunu ilan ederek İsrail’in kuruluş beyannamesini okudu. Burada çok kritik bir cümlesini zikretmek istiyorum. Bugün neden Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın hedef olduğunu gösterdiğini düşünüyorum. David Ben Gurion tarihe geçen bir cümle söylüyor. ’Kudüssüz İsrail’in tapınaksız yani Mescid-i Aksa’sız Kudüs’ün bizim için hiçbir önemi yoktur’ diyor. Bugün yaşanan hadiselerde aslında hedef neresidir? Mescid-i Aksa ve Kudüs’tür. Bütün Filistin topraklarını verseniz yine doymayacaklar. Bugün yaşanan hadiseler aslında Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın savunma hattıdır. 1948 yılında İsrail’in kuruluşu ilan edildi ancak o zaman Kudüs İsrail’in elinde değildi. Filistin toprakları 1967’de yine ikinci bir kritik dönem yaşadı. İsrail güçleri meşhur Arap-İsrail Savaşları olarak bilinen savaşlarda Kudüs’ü işgal ettiler. Ve maalesef Kudüs’ü bir İsrail toprağı haline getirme adımı atmış oldular. 1967’de İsrail’in savaşı kazanmasıyla ve işgal etmesiyle ki bu işgal cümlesinin altını çizmek istiyorum. Bunu herhangi biri söylemiyor. Kim söylüyor? Birleşmiş Milletler söylüyor. Birleşmiş Milletler’in 1967’de aldığı kararla Kudüs işgal edilmiş topraklar olarak ifade edilmiştir. Her ne kadar onlar bugün Kudüs’ü başkent olarak ifade etseler de Birleşmiş Milletler bu şekilde ifade etmemektedir. İsrail’in başkentini de Birleşmiş Milletler, Tel Aviv olarak kabul etmektedir. 1967’de bir Müslüman mahallesi olan Meğaribe Mahallesi’ni yerle bir ettiler. Burada bulunan on binlerce kardeşimiz evlerinden çıkarıldı. Sonrasında bu mahalle Yahudilerin Kotel dedikleri dünyada Ağlama Duvarı olarak bilinen bir ibadethane olarak açıldı. Bugün Yahudilerin kıblesi, ibadethanesi olarak bilinen yer aslında bir Müslüman mahallesiydi. On binlerce kardeşimiz yaşıyordu" ifadelerini kullandı.

"Yahudi olmayan insan bize köle olarak yaratılmıştır inancındaki insanlar"

İsraillilerin kendilerinden olmayanları köle olarak gördüklerini söyleyen Numan Balcı, "Filistin’de 200’e yakın ayrı bölgeler vardır. Hepsinin etrafı duvarlarla çevrilidir. 2000’li yılların başında başladı bu duvarın yapılma süreci. Duvar 900 kilometre uzunluğundandır. Örnek veriyorum, iki şehir yan yana siz bir şehirde yaşıyorsunuz. Kuzeniniz bir şehirde yaşıyor. Kuzeninize gitmek için bile polis kontrolünden geçmek zorundasınız. Yoksa gidemezsiniz. İsrail pasaportu olan Müslüman kardeşlerimiz var. Aşağı yukarı 2 milyon 500 bin kadar. Bu kardeşlerimiz keyfi olarak ben İsrail vatandaşı olayım diyen kardeşlerimiz değil. İsrail işgal rejimi bu toprakları işgal ettiğinde diyor ki ya bu topraklardan gideceksiniz ya da burada yaşıyorsanız benim vatandaşlığıma gireceksiniz. Topraklarını terk etmemek adına kendi topraklarında yaşıyorlar. Bugün Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’ün ayakta durabilmesinin en önemli sebeplerinden bir tanesi bu kardeşlerimiz. Onların biraz daha mali durumları iyi. Kuzey bölümlerinde yaşıyorlar. İsrail meclisinde Arap milletvekilleri var. Onlar bu kardeşlerimizden. İsrail’de geri kalan 6 milyon insan yaşıyor. Bunlar da bilindiğinin aksine hepsi dindar değildir. İsrail’deki muhafazakarlık oranı yaklaşık yüzde 20 civarındadır. Ancak bunlar devlette etkili olan kısımdır. Bunların en önemlisi Siyonist Yahudilerdir. Bunlar Theodor Herzl zihniyetini takip eden ve aslında bütün kitaplarda ifade edildiği şekliyle ‘Bütün insanlık bize köle olarak yaratıldı’ inancındaki insanlardır. Yani Yahudi olmayan insan bize köle olarak yaratılmıştır inancındaki insanlardır. Bu zihniyet İsrail rejimine hakimdir. Bu zihniyet istikametinde hareket etmektedirler ki bunu zaten son olaylarda şahit olduk. Gazze’de yaşanan olaylarda, bombalamalarda, hastane bombalamalarının olduğu gün İsrail askerleri halay çekiyorlardı. Hepimiz bunu ekranlarda gördük. Bu neyin tezahürü, bu insanları zaten insan yerine koymadığının göstergesi. Çünkü benim dışımdaki kimse insan değildir ve bana hizmet etmek için yaratılmıştır inancındalar" şeklinde konuştu.

"Filistin’deki Müslümanların toprak sattığı iddiası koca bir yalandır"

Filistinlilerin toprak sattıkları iddiasını yalanlayan Balcı, "Özellikle İslam dünyasında başta Türkiye olmak üzere çokça ’zaten onlar bize ihanet ettiler’ hikayeleri konuşuluyor. Geçtiğimiz günlerde ülkemizin önemli tarihçilerinden bir tanesi de bu konuyla alakalı açıklama yaptı. Birincisi burada toprak satışı hiç yok. Hiç olmamıştır. Böyle bir şey söylememiz imkansız. Hainin olmadığı bir millet olmaz. Hain her yerde olur. Türk’ün de haini olur, Kürt’ün de haini olur, Arap’ın da haini olur. Bu insanın tabiatında var. Bu bir genelleme yapılamaz. ’Araplar ihanet ettiler’ cümlesi çok tehlikeli bir cümle. Toprak satışı az da olsa vardır. Ama bunu satan kimdir? Suriye ve Irak’ta bulunan Hristiyan Araplar topraklarını satarak buradan savaş sebebiyle kaçan insanlardır. Buradaki Müslümanların toprak sattığı iddiası koca bir yalandır. Bu Filistinli Müslüman kardeşlerimize atılmış bir iftiradır. İmad Ebu Hatice isminde bir abimiz var. Türkiye’den gidenlerin hepsinin dükkanında çay içtiği bir abimiz. Bu abimizin dükkanına 40 milyon dolar para teklif edildi. Bu abimiz parayı elinin tersiyle itti. ’Ben Peygamber Efendimizin (s.a.v) emaneti olan mekanı hiçbir şekilde Yahudi’ye satmam’ dedi. Bunun gibi niceleri. İmad abi tek değil. Filistin’in, Kudüs’ün tamamı İmad abi gibi. Ondan dolayı Filistinliler burada toprak sattılar iddiası özellikle Müslümanların arasına sokulmuş olan büyük bir fitnedir. Bu fitne İngilizler tarafından aktarılan ciddi bir operasyon neticesinde Müslümanlar arasında fitne olarak gündemde tutuluyor" diye konuştu.

"İsrail vuruyor ama Gazze de şunu yapıyor derseniz hiç kusura bakmayın bu vicdansızlık olur"

Hamas’ın saldırısı sonucunda Filistin’in bombalanmasını haklı bulanlar için Balcı, "Olaylarla ilgili ’ama’lı ve ’fakat’lı cümleler kuruyoruz. Bugün yaşanan hadiseler birer sebep değil. Bugün yaşanan hadiseler sonuç. 1948 ve 1967’den bugüne yaşanmış olan tabiri caizse sürekli dövülmüş, tokatlanmış, ezilmiş, aşağılanmış olan bir milletin feryadı. İnsanlar dayanılmaz bir noktaya geldi. Yıllarca hep ifade ettik. Gazze’de ilaç, elektrik ve su sıkıntısı var. Gazze baktığınızda dünyanın en güzel sahillerinden bir tanesine sahip. Gazzeli aslında açlıktan ölmüyor. Çok güzel bereketli topraklar. Takdir edersiniz ki günümüzde bunların olmadığı bir hayatı düşünme imkan ve ihtimalimiz yok. Son günlerdeki görüntülerde özellikle Filistinli annelerimiz, hanımefendiler, ablalarımız çok onurlu ve dik duruş sergiliyorlar. Savaş olmasına rağmen ’Allah’ım sana binlerce kere şükürler olsun’ diyorlar. Çünkü o bunu bugün yaşamıyor ki. Neredeyse 100 senedir yaşıyor. Onurumuzla, gururumuzla bir adım attık diyor. ’İsrail vuruyor ama Gazze de şunu yapıyor’ derseniz hiç kusura bakmayın bu vicdansızlık olur. Çünkü elinde sapan taşlarıyla savaşan insanlara roketlerle, füzelerle saldırıyorsunuz. Bu sınavı Filistinliler ve Kudüslüler geçti. Şu an imtihan olan bütün İslam alemi. Adam 9 bin 500 kilometre uzaktan kendisiyle hiç alakası olmamasına rağmen Amerika Birleşik Devletleri Başkanı geldi ve Netanyahu ile kucaklaştı. ’Ben İsrail’in arkasındayım ve hayatım boyunca da buna hizmet edeceğim’ dedi. 2 tane uçak gemisi geldi. İslam alemi elini vicdanına koyup bir düşünmeli" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Burhaniye Uygulamalı Bilimler de sertifika töreni Burhaniye ilçesinde, Uygulamalı Bilimler Fakültesi bünyesinde gerçekleştirilen "Önbüro Otomasyon Sistemi Eğitimi" programını başarıyla tamamlayan öğrencilere yönelik sertifika takdim töreni düzenlendi. Turizm ve hizmet sektöründe dijitalleşen operasyon süreçlerine yönelik mesleki yetkinliklerin geliştirilmesini amaçlayan eğitim programı, öğrencilerin uygulamalı bilgi ve becerilerini artırmaya yönelik önemli bir akademik kazanım olarak değerlendirildi. Program kapsamında öğrenciler; önbüro yönetimi, rezervasyon süreçleri, müşteri ilişkileri yönetimi, otomasyon tabanlı kayıt sistemleri ve sektörel yazılım uygulamaları üzerine kapsamlı bir eğitim sürecinden geçti. Eğitim programının eğitmenliğini, alanında uzman akademisyen Doç. Dr. Oğuzhan Dülgaroğlu yürüttü. Program sonunda gerçekleştirilen sertifika töreninde konuşan Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban, uygulamalı eğitimin yükseköğretim kurumları açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, öğrencilerin sektör odaklı yetkinliklerle mezun olmalarının akademik ve profesyonel gelişim açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban, üniversite ile sektör arasındaki iş birliklerinin öğrencilerin kariyer gelişimlerine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Eğitim programını başarıyla tamamlayan öğrencilere sertifikaları, Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mehmet Oğuzhan İlban tarafından takdim edildi. Tören sonunda öğrencilerin uygulamalı eğitim süreçleri sayesinde sektörel yazılımları etkin kullanabilme konusunda önemli deneyimler kazandıkları ifade edildi. Gerçekleştirilen eğitim programının; öğrencilerin mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmesinin yanı sıra, turizm ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sunduğu vurgulandı.
Kocaeli Geleceğin eczacıları beyaz önlüklerini giydi Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Eczacılık Fakültesi 1. sınıf öğrencileri, 14 Mayıs Eczacılık Bayramı kapsamında düzenlenen törenle beyaz önlük giyme heyecanı yaşadı. Üniversitenin Başiskele’deki kampüsünde gerçekleştirilen tören; akademisyenler, öğrenciler ve aileleri bir araya getirdi. Törenin açılış konuşmaları; Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Firdevs Karahan ve Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gönül Şahin tarafından gerçekleştirildi. Konuşmacılar, eczacılık mesleğinin toplum sağlığındaki kritik rolüne değindi. "Beyaz önlük şifaya adanmış bir ömrün sembolüdür" KOSTÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, öğrencilerin aldıkları eğitimle yetinmeyip teknolojiyi ve yapay zekayı çok iyi takip etmeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca törende giyilen beyaz önlüklerin yalnızca bir üniforma değil, ağır bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Elmas, "Beyaz önlükler, sadece bir kıyafet değil; etik değerlerin, dürüstlüğün ve şifaya adanmış bir ömrün sembolüdür. Bu önlüğü giyen her öğrencimiz, bilimin ışığında insanlığa hizmet etme sözü vermiştir. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi olarak öğrencilerimizi dünyadaki tüm yeniliklere ve gelişmelere uygun şekilde yetiştiriyoruz. Öğrencilerimizin iyi eğitim alması konusunda her zaman bize desteği ve katkısı olan Mütevelli Heyet Başkanımız Sayın Dr. Talip Emiroğlu’na bir kez daha teşekkür ederim" dedi. Mesleğe ilk adım, büyük heyecan Eczacılık Fakültesi’ne bu yıl başlayan 1. sınıf öğrencileri, akademisyenlerin elinden beyaz önlüklerini giyerek mesleki yeminlerini etmeye giden yolda ilk büyük duraklarını geçti. Ailelerin de katıldığı tören, duygusal anlara sahne oldu.
İstanbul ABD - İsrail’in İran’la savaşı farklı sektörlerde zincirleme reaksiyonlara neden oluyor Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının etkileri sadece petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; elektrikli araç (EV) bataryalarından, kola kutusu üretimine kadar uzanan geniş bir tedarik zinciri sıkıntısı oluşturuyor. ABD - İsrail’in İran’la savaşı farklı sektörlerde zincirleme reaksiyonlara neden oluyor. Ciddi büyüme kaydeden elektrikli araç piyasası bir yandan petrol fiyatlarındaki artıştan olumlu etkilenirken, diğer yandan Orta Doğu kaynaklı petrokimya ürünü sülfürdeki sıkıntı, batarya üretimini düşürüyor ve maliyetlerini artırıyor. Elektrikli araçların batarya üretimin nikel ve lityuma, nikel ve lityum üretiminin de sülfürik asite bağımlı olması, İran savaşının etkilerinin Çinli EV üreticilere kadar uzaması sonucunu doğurdu. Kritik madenler arasında en önemlilerinden nikel ve lityumun ham maden olarak çıkarıldıktan sonra endüstriyel kullanım için saflaştırılması sülfürik aside bağlı. Dünya sülfürik asit arzının ise yüzde 30’dan fazlası Hürmüz Boğazı’ndan geçen büyük tankerlerle dağılıyor. ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başlamadan önce Hürmüz Boğazı’ndan aylık ortalama 1.27 milyon ton sülfürik asit çıkarken, bu rakam Mart ayında 180 bin tona, Nisan ayında 30 bin tona düştü. Dünya nikel üretiminin yüzde 70’e yakınını tek başına karşılayan ve üretimde kullandığı sülfürik asitin yüzde 75’ini Hürmüz Boğazı çıkışlı gemilerle temin eden Endonezya, 2026 nikel üretim planında yüzde 30’u geçen kısıtlamalara gideceğini duyurdu. Bu durum hem endüstriyel saf nikel fiyatlarını artırdı, hem elektrikli araç bataryalarının üretiminde yavaşlamaya sebep oldu. Batarya, savunma ve uzay sanayi, enerji sektörü ve paslanmaz çelik üretiminde kullanılan nikel madeni, Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporlarında, nadir toprak elementleriyle birlikte en kritik 5 mineral olarak sayılıyor. Aynı şekilde dünya nikel üretiminin yüzde 10’nu karşılayan ikinci büyük tedarikçi Filipinler, elektrik şebekesi olmayan küçük adalardaki dağınık nikel kaynaklarından maden çıkarma süreçlerinde tamamen dizelle çalışan sistemlere bağımlı olduğu için, Körfez savaşının sektöre etkisini en çok hisseden ülkelerden biri oldu. Ülkedeki en büyük Nikel üreticisi Nikel Asia Corp, bu ayın başında 30 günlük dizel stoku kaldığını, tedarik zinciri kurulmazsa nikel üretimini sonlandırmak zorunda oldukları söylemişti. Filipinler’de dizel fiyatı krizin başladığı Mart ayından beri 110 oranında arttı. Büyük hacimli tankerlerle deniz yoluyla taşınabilen sülfürik asit arz açığı, saf nikel üretimi yanı sıra, elektrik bataryalarının diğer kritik malzemesi olan lityum üretimini de etkiliyor.
İstanbul Başakşehir’de, Gazze için duvarlara umut resmedildi Başakşehir’de Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekilmek amacıyla, Gazze halkının acısı, direnişi ve umudu grafiti çalışmasıyla duvara taşındı. Etkinlikte, sanatın evrensel diliyle Gazze’nin sesi olarak, Filistin halkının yaşadığı zorluklara dikkat çekmek amaçlandı. Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, "Sanatın diliyle Gazze’nin sesi olmaya çalışıyoruz. Bugün sanatçılarımızın çok güzel bir eseri ortaya çıktı. Bu eserde Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu Başakşehir’den bir kez daha haykırmak istedik" dedi. Başakşehir’de Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek amacıyla hazırlanan grafiti çalışması kamuoyuna tanıtıldı. AK Parti Başakşehir İlçe Başkanlığı öncülüğünde, Başakşehir Belediyesi’nin destekleriyle gerçekleştirilen etkinlikte, Gazze halkının yaşadığı acılar, direnişi ve umudu sanatın diliyle duvarlara taşındı. Etkinlikte sanatçılar tarafından hazırlanan grafiti çalışmasında Filistin’i simgeleyen karpuz figürü ile umut teması ön plana çıkarıldı. Çalışmada yer alan bir kız çocuğunun kuşlara el salladığı sahneyle Gazze’ye umut mesajı verildi. Etkinlikte konuşan yetkililer, sanatın evrensel diliyle Gazze’nin sesi olmaya çalıştıklarını belirterek, Filistin halkının yaşadığı zorluklara dikkat çekmeyi amaçladıklarını ifade etti. Hazırlanan eserin yalnızca bir sokak sanatı çalışması olmadığı, aynı zamanda Başakşehir’den Gazze’ye uzanan bir kardeşlik ve dayanışma mesajı taşıdığı belirtildi. Etkinlik kapsamında yapılan açıklamada, "Duvarlara attığımız her çizgi, her renk Gazzeli çocuklar için" ifadeleri kullanılarak Gazze’de yaşananların unutulmaması gerektiği vurgulandı. Programa, Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, Başakşehir Belediyesi çalışanları, Brüksel’de düzenlenen Sumud’a Destek Kongresi’ne katılan AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel, AK Parti Başakşehir İlçe Başkanı Feti Ahmet Balin, belediye ve ilçe yöneticileri ve birçok davetli katıldı. "Bir sabah gelecek, kardan aydınlık" Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, "Sanatın diliyle Gazze’nin sesi olmaya çalışıyoruz. Bugün sanatçılarımızın çok güzel bir eseri ortaya çıktı. Bu eserde Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu Başakşehir’den bir kez daha haykırmak istedik. Filistin’deki kardeşlerimizin yaşadıkları sıkıntılar bizi vicdanen rahatsız ediyor, bu sıkıntıları burada bir nebze azaltacak ya da onların yanında olduğumuzu hissettirecek güzel bir eser resmedildi. Bu resim, gemiler yoluyla gitmeye çalışan kardeşlerimize de destek olduğumuzun bir belgesi. Biz kanayan yaramız olan Filistinli kardeşlerimize buradan Başakşehir’den, Türkiye’den sevgiler gönderiyoruz. Bu kardeşlerimizin her zaman yanında olduğumuzu bir kez daha buradan haykırmak istiyoruz. Her daim dilimizde bir tekerlemedir. Burada da özellikle onu nakşettik. "Bir sabah gelecek, kardan aydınlık" İnşallah oradaki kardeşlerimize de bir gün, bir sabah o kardan aydınlık gelecek. Biz inanıyoruz, kardeşlerimizin yanında olduğumuzu da her daim buradan haykırıyoruz" dedi. "Başakşehirimizin birçok duvarında bu gibi eserler sergiledik" "Sadece Filistinli kardeşlerimiz değil, dünyada mazlum coğrafya içerisinde olan tüm kardeşlerimize de buradan özellikle çok dua ettiğimizi bildirmek istiyoruz" diyen Kartoğlu, "Rabbim hem Filistinli kardeşlerimizin hem de mazlum coğrafyadaki tüm kardeşlerimizin bir an önce kurtuluşlarını nasip etsin. Başakşehirimizin birçok duvarında bu gibi eserler sergiledik. Her yıl birçok etkinlikte Filistinli kardeşlerimize de buradan onların yaşamış oldukları sıkıntıları insanlarımıza hatırlatmak amacıyla birçok program düzenliyoruz. Bundan sonra da tekrarları devam edeceğiz. Ben basın mensuplarına da çok teşekkür ediyorum. Bu farkındalığı sizler aracılığıyla da tüm dünyaya duyurmak istiyoruz" diye konuştu. "Duvarlara attığımız her çizgi, her renk Gazzeli çocuklar için" Filistin’e destek olmak için çizilen resmin tasarımcısı Buse Gülsüm Cebeci ise "Biz Gazze’ye destek olmak amacıyla bu çalışmayı sürdürdük. Resim umudu temsil ediyor. Gördüğünüz üzere karpuzu, Filistin’i temsil eden bir simge olarak kullanmak istedik. Çalışmamızda bir kız çocuğu kuşlara el sallıyor. Burada ise Gazze için ’Sumud’un çok aktif olduğu bir dönemde Gazze’ye umut vermek, Gazze’ye umudun taşınmasının imkanını sağlamak istedik. Duvarlara attığımız her çizgi, her renk Gazzeli çocuklar için" ifadelerini kullandı.