ASAYİŞ - 03 Aralık 2024 Salı 16:12

Metrobüs yolunda korkutan kaza: Yolcu metrobüsten yola düştü

A
A
A

İstanbul Esenyurt Saadetdere’de seyir halindeki metrobüs rögar kapağının üstünden geçerken kapak yerinden fırladı. Metrobüs kapısına çarpan kapak camı kırıp kapıyı açarken seyir halindeki araçtan kapıya yaslanan yolcu yola düştü. Hafif yaralanan yolcu ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Olay, saat 15.00 sıraların Saadetdere mevkinden Beylikdüzü istikametine giden metrobüste yaşandı. Edinilen bilgilere göre metrobüsün üzerinden geçtiği rögar kapağı yerinden fırladı. Fırlayan kapak metrobüs kapı camını kırıp kapıya zarar verdi. Araç içinde kapıya yaslanan bir yolcu kapının açılmasıyla yola düştü. Yaralanan yolcu için olay yerine ambulans çağrıldı. Hastaneye kaldırılan yolcunun hayati tehlikesi olmadığı öğrenildi. Sürücü ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. Olay yerine gelen yol ekipleri ise yerinden çıkan rögar kapağı etrafında tedbir aldı. Polisin olayla ilgili çalışması devam ederken metrobüs yolunda duraksama yaşandı.

Murat Delice - Ozan Erturan - Volkan Kayalar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Bursa’da Balkan esintili sahur: Sokak sokak dolaşıp börek topladılar Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Gülbahçe ve Selamet Mahallelerinde Ramazan ayına özgü Rumeli sahur geleneği bu yıl da renkli görüntülere sahne oldu. Rumeli ve Balkan kökenli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı mahallelerde, meşaleler, çalgılar ve geleneksel Balkan kıyafetleriyle sokak sokak dolaşan grup, söyledikleri şarkı ve türkülerle mahalleliyi sahura kaldırdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde başlayan etkinlikte mahalle sakinleri balkonlara ve pencerelere çıkarak söylenen türkülere eşlik etti. Kapı kapı dolaşan grup için mahalle sakinleri tarafından hazırlanan börek ve çeşitli ikramlar dağıtıldı. Tüm mahalle gezildikten sonra toplanan yiyeceklerle birlikte sahur yapıldı. Renkli görüntülerin oluştuğu etkinlikte çocuklardan yaşlılara kadar çok sayıda mahalle sakini sokağa çıkarak bu geleneğe ortak oldu. BURFEM (Bursa Folklör Eğitim Merkezi) Spor Kulübü Başkanı Adem Serbest, organizasyonun yıllardır devam eden bir gelenek haline geldiğini belirterek, "2012 yılında başlattığımız Rumeli sahur organizasyonumuzu bugün 2026 yılı BURFEM’in 20. yaş yılı olarak tekrar kutluyoruz. Rumeli ve Balkan hemşehrilerimizin olduğu mahallelerimiz; Gülbahçe ve Selamet mahallelerinde organizasyonlarımızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Birlikte gezip gördünüz, böreklerimizle, tatlılarımızla bu akşam hep birlikte sahur yapacağız. Mahallelilerden gerçekten güzel tepkiler alıyoruz. Her yıl küçük çocuklarımız Ramazan’da sokaklarda sahur organizasyonumuzu bekliyor. İlk yaptığımız yıl nasıl bir tepki alacağımızı bilmiyorduk ama birkaç dostumuza danıştığımızda çok güzel olacağını söylediler ve bu şekilde başlattığımız organizasyonumuz 14 yıldır devam ederek gelenek haline geldi" dedi. Kuzey Makedonya Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti ise organizasyona ilk kez katıldığını ifade ederek, "Bu akşamki sahur organizasyonunda biz de bulunduk, çok keyif aldık. Gerçekten ben böyle bir sahur organizasyonunu ilk defa görüyorum. Herkese çok tavsiye ediyoruz çünkü gerçekten çok güzel ve çok keyifli. İnsanlar bu saatlerde camlarda, kapılarda. Bu güzel börekleri hazırlayan hemşehrilerimize çok teşekkür ederiz" diye konuştu. Ramazan ayının birlik ve beraberlik ruhunu yaşatan etkinlik, mahalle sakinlerinin birlikte yaptığı sahurla sona erdi.
Elazığ Dev kazanlar, ihtiyaç sahipleri için kaynıyor Elazığ’da Türk Kızılay ekipleri tarafından kaynatılan dev kazanlardaki 3 çeşit yemek, ihtiyaç sahibi olan 700 kişiye sıcak bir şekilde dağıtılıyor. Ramazan ayında ihtiyaç sahibi ailelere her ilde olduğu gibi Elazığ’da da destek olunuyor. Bu çerçevede Türk Kızılay Aşevi’nde, aşçılar tarafından her gün 245 aile ve ortalama 700 kişiye yetecek kadar 3 çeşit yemek yapılıyor. Aşçıların sabahtan başladığı mesaide hazırlanan yemekler, öğleden sonra saat 14.30’da sıcak ve hijyenik olarak paketleniyor. Özenle paketlenen 3 çeşit yemek, Türk Kızılay personeli, gönüllüler ve Elazığ Belediyesi ekipleri tarafından ihtiyaç sahibi ailelerin kapılarına kadar ulaştırılarak kendilerine teslim ediliyor. Yemek dağıtımında özellikle kendi ihtiyacını karşılayamayacak fiziksel engelli, hasta, yaşlı ve kendisine yetemeyen ailelere öncelik verilirken kendi ihtiyacını karşılayacak ailelere ise gıda kolisi ve gıda kartlarıyla destek sunuluyor. "Ekonomik olarak dar boğazda olan vatandaşlarımıza da gıda kolisi ve gıda kartı vererek destek oluyoruz" Aşevinde çıkan yemekler hakkında bilgilendirmelerde bulunan Türk Kızılay Elazığ Başkanı Rahman Kızılkaya, "2025 yılının kasım ayında açmış olduğumuz aşevinde Ramazan ayıyla birlikte daha hareketli ve bereketli günlerde miktarı ve sayıyı çok daha fazla arttırarak ihtiyaç sahiplerine yemek çıkarıyoruz. Günde 3 çeşit olmak üzere 1 öğün yemeklerimizi kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan yaşlı ve engelli bireylerimizin hanelerine gönüllülerimiz, çalışanlarımız ve Elazığ Belediyesi tarafından ulaştırılmaktadır. Şu an yaklaşık 245 hane 600 ile 700 arasında değişen kişi sayısına yemeklerimiz her gün sıcak, taze ve lezzetli bir şekilde ustalarımızın ellerinden çıkarak ihtiyaç sahiplerinin evlerine tarafımızca ulaştırılıyor. Biz aşevinde pişen yemeklerimizi genellikle fiziksel engelli, kendisine yetemeyen ya da yaşı ve hastalığı nedeniyle kendi kendine yetemeyen bireylerin yemek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Ekonomik olarak darboğazda olan, mutfak giderlerini karşılayamayan bireylerin de ihtiyaçlarını gıda kolisi, gıda çeki ve gıda kartlarıyla onların mutfak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Çünkü onlar kendi yemeklerini kendi mutfağında yapma durumuna sahipler. Bizim yemek dağıttığımız haneler ise evlerinde, koli koli gıda olmuş olsa bile kendi yemeklerini yapamayacak bireylerdir. Dolayısıyla Elazığ Kızılay Aşevi olarak öncelikle bizden yararlanan kişiler, fiziksel engeli olan kişilerdir. Buna ilaveten bu kazanlar, özellikle bağışçılarımızın desteğiyle her gün 3 çeşit yemeği kaynatıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Buraya destek veren tüm hayırseverler ve bağışçılarımızdan Allah razı olsun. Bu sofrada, bu kazanda ve bu tabakta tuzum olsun diyen her hayırseverin buraya destek verebileceğini, günlük pişen yemeklere katkı sunabileceğini ve arzu ederlerse yemek dağıtımında bizlerle beraber burada sabahın ilk saatlerinde başlayıp akşam saatlerine kadar süren çalışmalara da katılım sağlayabilirler" dedi.
Diyarbakır Kadınlar atölyede hem üretiyor hem dayanışmayı büyütüyor Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Koşuyolu Kadın Yaşam Merkezi’nde düzenlediği Ahşap Boyama, Dönüşüm ve Tasarım Atölyesinde kadınlar farklı teknikler öğrenerek kullanılmayan eşyaları sanatsal ürünlere dönüştürüyor, üretim sürecinde hem el becerilerini geliştiriyor hem de kadın dayanışmasını büyütüyor. Kadın Politikaları Dairesi Başkanlığı tarafından Koşuyolu Kadın Yaşam Merkezinde düzenlenen Ahşap Boyama, Dönüşüm ve Tasarım Atölyesi, kadınların üretimle ve sanatla buluşmasına olanak sağlıyor. 15 kadının katıldığı üç aylık atölye programı haftada üç gün gerçekleştiriliyor. Atölye kapsamında kadınlara temel ve ileri düzey ahşap boyama teknikleri, kullanılmayan eşyaları dönüştürme, yüzey hazırlığı, dekupaj, eskitme ve uygulama teknikleri öğretiliyor. Eğitim sürecinin sonunda ise geri dönüşüm malzemeleri kullanılarak farklı çalışmalar yapılıyor. Atölyede kadınlar yalnızca teknik öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda el becerilerini keşfetme fırsatı da buluyor. Basit bir ahşap parçası, bir tuval ya da kullanılmayan bir eşya, kadınların emeği ve hayal gücüyle yeniden hayat buluyor. Özellikle geri dönüşüm çalışmalarında eski eşyaların yeniden değerlendirilmesiyle hem doğaya katkı sağlanıyor hem de üretimin dönüştürücü gücü ortaya konuluyor. Atölyede yapılan çalışmaların ise ilerleyen dönemde düzenlenecek etkinliklerde sergilenerek kadınlara gelir olarak dönmesi planlanıyor. Atölyenin ilerleyen süreçte diğer kadın yaşam merkezlerinde de başlatılması planlanırken, atölyeye katılan kadınlar, öğrenerek gerçekleştirdikleri çalışmalardan memnun olduklarını dile getirdi. ‘’Çok güzel çalışmalar yaptık’’ Atölyeye katılan kadınlardan Ceren Nur Yüce, kursa katılma amacının eğitimden çok öğrenmek ve kendi yeteneğini keşfetmek olduğunu belirterek, "Burada çok güzel çalışmalar yaptık. Hocamız bize elinden geldiğince birçok şey öğretti. Zanaatı sanata dönüştürdük. Zamanla kendi yeteneğimi fark ettim. Ahşap boyamada renk tonlamalarını ve renklerin birbiriyle uyumunu öğreniyoruz. Tüm arkadaşlarımızla birlikte büyük emek verdik" dedi. Nevroz Dala ise atölyede ortaya çıkan tüm çalışmaların ortak emeğin ürünü olduğunu vurgulayarak, yapılan işlerin emek buluşmalarında sergileneceğini ifade etti. Dala, "Burada gördüğünüz bütün ürünler hepimizin ortak emeği. Birine ait değil, hepimizin ürünü. Satılan ürünler de eşit şekilde paylaştırılacak. Bu alan kadınlar için çok önemli. Sosyal olarak üretmek insana özgüven veriyor. Burada hem ürettik hem de kadın dayanışmasını güçlendirdik" diye konuştu. Narince Ermiş de atölye sayesinde yeni beceriler kazandıklarını dile getirerek, "Buraya gelmeden önce elimize fırça almayı bile bilmiyorduk. Hocamız sayesinde resim yapmayı, ahşap boyamayı ve farklı çalışmalar üretmeyi öğrendik. Kadınlara böyle bir kurs açtığı için Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz. Farklı kursların da açılmasını isteriz. Evde dört duvar arasında kalmak yerine sosyal ortamlarda üretmek bizim için çok değerli" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir" Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi. Diyarbakır Memorial Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı. Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi. ’’Hiçbir şey bir nefes beklemeyecek kadar acil değil’’ Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: ’’Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor." ’’Öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade biçimi yıkıcı yapıyor’’ Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: ’’Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."