EKONOMİ - 19 Ocak 2026 Pazartesi 10:53

Miras anlaşmazlıklarında arabuluculuk

A
A
A
Miras anlaşmazlıklarında arabuluculuk

Miras gibi birçok dava uyuşmazlıklarında arabuluculuğun hem zaman hem de maliyet açısından büyük avantaj sağladığını belirten Avukat Filiz Metin, "Arabuluculuk tarafların süreçleri kendi yürüttüğü bir yasal düzenleme. Taraflar mahkemeye gitmeden kısa sürede uzlaşabiliyor. Arabuluculuk yoluyla tarafların istediği sonuç elde ediliyor" dedi.



Miras gibi birçok dava uyuşmazlıklarında yaşanan anlaşmazlıkların uzun yıllar süren davalara ve aile içi kırgınlıklara yol açabildiğini belirten Avukat Filiz Metin, arabuluculuğun bu sorunlara etkili bir çözüm sunduğunu vurguladı. Metin, arabuluculuk sayesinde mirasçıların kısa sürede, düşük maliyetle ve dostane bir ortamda anlaşabildiğini, imzalanan tutanakların ise mahkeme kararı niteliği taşıdığını ifade etti.


"Arabuluculukta tarafların istediği sonuç elde ediliyor"


Arabuluculuğun önemine değinen Filiz Metin, "Vefat eden kişilerin, son arzusu mirasçılarının birbiriyle düşman olmadan miras paylaşımı olmasıdır. Bu sürecin sağlıklı yürütülmesi çok önemli. Miras hukuku alanında arabuluculuk mümkün. Yasalarımız bunu sağlıyor. Kardeşlerin ve akrabaların birbiriyle mahkemelik olması hem kırıcı oluyor hem de uzun soluklu dava sürelerine neden oluyor. Arabuluculuk yoluyla ise bunları çözebiliyoruz. Arabuluculuk sayesinde mirasçılar birbiriyle oturup çay kahve içip miraslarını çözebiliyor. İmzaladıkları tutanak mahkeme kararı niteliğinde oluyor. Bu durum tarafları rahatlatırken, uzun soluklu davaları da ortadan kaldırmış oluyor. Bazı durumlarda 3-4 yıl süren davalar oluyor. Bu süreçte düşmanlıklar bile ortaya çıkabiliyor. Arabuluculukta bu durum 3-4 hafta sürüyor sadece. Arabuluculuk her geçen gün ülkemizde daha çok tanınıyor. Arabuluculukta tarafların istediği sonuç elde ediliyor. Mahkemede ise bu durum tam tersi hakimler karar verir" şeklinde konuştu.


"Arabuluculuk ücretleri avukat ücretleri gibi yüksek değildir"


Mahkemeye başvurulduğu zaman belirli harçların olduğunu vurgulayan Metin, "Mahkemede başvurulduğu zaman avukatlık ücretleri ve bilirkişi raporları gibi birçok masraf çıkmakta. Mahkemeyi tercih etmek hem zaman hem de maliyet açısından bir avantaj sağlamaz. Neticede mahkemenin kararı ise satış oluyor. Gayrimenkul satılarak paylaştırılıyor. Sonucu belli olan durumda dava açmakta çok mantıklı değil. Özellikle bu durumda icradan da satılması söz konusu olunca değerinin altında satılması gibi durumlar olabiliyor. Arabuluculukta ise bu durum tam tersi. Arabuluculukta harç söz konusu değildir, başvurmak çok kolaydır. Mahkemeden de başvurabilirsiniz. Kendiniz araştırıp da bulabilirsiniz. Süreç sonunda arabuluculuk ücretleri avukat ücretleri gibi yüksek değildir. Dolayısıyla hem mutlu olursunuz hem de az maliyet ödersiniz" ifadelerini kullandı.


"Arabuluculuk tarafların süreçleri kendi yürüttüğü bir yasal düzenleme"


Tarafların arabuluculuk seçme konusunda özgür olduklarını vurgulayan Metin, "Arabuluculuk tarafların süreçleri kendi yürüttüğü bir yasal düzenleme. Dava açmak istiyorsanız mahkemeye gitmek zorundasınız. Arabuluculuk seçme konusunda istediğiniz arabulucuyu seçebilirsiniz. Süreç içerisinde birkaç arabulucuda olabilir. Her adliyede arabuluculuk büroları var. Adliyeden başvuru yapıp o şekilde başvuru yapabilirsiniz. İnternet üzerinden de sonucu takip edebilirsiniz" diyerek sözlerini tamamladı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak Zonguldak’ta sağlıkçılara ‘hayat kurtaran’ eğitim Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı, bebek ölümlerini ve doğum sırasındaki riskleri en aza indirmek amacıyla "Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP)" eğitimi düzenledi. 10-12 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen programa, il genelindeki hastanelerin doğum ve yenidoğan servislerinde görev yapan 5 hekim ve 17 sağlık personeli katıldı. Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Tıp Fakültesi Dekanlık Konferans Salonu’nda yapılan eğitimlerde, sağlık çalışanlarına standart canlandırma uygulamaları için gerekli güncel bilgi ve beceriler aktarıldı. Uzman kadro eğitim verdi. Programın eğitim kadrosunda NRP Kurs Sorumlusu Sevil Çelik, BEÜ Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Cumhur Aydemir, Anestezi ve Reanimasyon Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rahşan Dilek Okyay, Uzm. Dr. Makbule Ercan, Doç. Dr. Mehmet Cantürk, Ebe Nagehan Kabasakal ile hemşireler Şengül Bayrak ve Nihal Kalıncı yer aldı. BEÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Aydemir de törene katılarak sağlık çalışanlarına destek verdi. "Her doğumda eğitilmiş personel şart" Eğitim programının önemine ilişkin açıklamalarda bulunan BEÜ Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cumhur Aydemir, asfiksinin (oksijensiz kalma) yenidoğanlar için ciddi bir tehdit olmayı sürdürdüğünü vurguladı. 1998 yılından bu yana yürütülen programın hayati önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Aydemir, şunları kaydetti: "Ülkemizde asfiksi temel bir yenidoğan sorunu olmayı sürdürmekte ve özel bir neonatal deneyimi olmayan kurumlarda da yenidoğan canlandırma gereksinimi doğabilmektedir. Asfiksiye bağlı ölümlerin ve sekellerin önlenmesi amacıyla yürütülen bu programla, her doğumda eğitilmiş en az bir personelin mutlaka bulunmasını amaçlıyoruz. Burada yaptığımız eğitimlerle standart uygulama yapacak personel yetiştiriyoruz. Bu ekipte olmaktan ve iyi geri dönüşler alacağımızı bilmekten mutluyum."
İstanbul Ümraniye’deki vahşette acılı anne baba: "Lütfen kızımızın bir mezarı olsun" Ümraniye’de dehşet evindeki 2 cinayet Türkiye’yi sarsarken Sayyora Ergashaliyeva’nın acılı anne ve babası, "Sadece çalışmak için geldi, Tüm Türkiye’ye sesleniyorum, cenazesinin bulunmasını istiyoruz. Kızımızın mezarı olmasını, defin etmeyi istiyoruz. Maksadımız kızımızın cenazesini alıp gitmek. Anne baba olarak cenaze bulunana kadar Türkiye’de beklemeye devam edeceğiz. Cenazeyi almadan hiçbir şekilde Türkiye’den ayrılmayacağız. 2 katilin de en ağır cezayı almasını, zindanda çürümesini istiyoruz" dedi. İstanbul’un Şişli ilçesinde 24 Ocak’ta cesedi parçalar halinde bulunan Durdona Khokimova’nın öldürüldüğü Ümraniye’deki dehşet evinde bir kadının daha öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Edinilen bilgiye göre, Sayyora Ergashaliyeva’nın Özbekistan’da yaşayan ailesi, 23 Ocak’tan sonra kızlarından haber alamamaları üzerine Türkiye’deki Özbek Kadın Hakları Derneği’ne ulaştı. Sonrasında ailenin Türkiye’ye gelmesi ve 6 Şubat’ta yapılan başvurular ile derinleştirilen soruşmada genç kadının da edinilen bilgilere göre D.A.U.T. ve G.A.K tarafından vahşice öldürüldüğü belirlendi. Acılı anne Sokhiba Muksinova ve baba Bakhromjon Bustanov, olay sonrası ilk kez İhlas Haber Ajansı muhabirine konuştu. "Katillerin zindanda çürümesini istiyorum" Acılı baba Bakhromjon Bustanov, "2 Kadın cinayeti işlendi, onlardan biri kızım. Kızımın cenazesinin bulunmasını istiyorum. Mezarı olmasını, defin etmeyi istiyoruz. Bu insanlık değil, çok kötü etkilendik, hala da kendimde değilim, katillerin zindanda çürümesini istiyorum. Müslümanlara uygun şekilde defnetmek istiyoruz. Maksadımız kızımızın cenazesini alıp gitmek, cenazesinin bulunmasını istiyorum, tüm Özbekistan bunu bekliyor. Anne baba olarak cenaze bulunana kadar Türkiye’de bekliyoruz, beklemeye de devam edeceğiz" dedi. Sözlerini sürdüren anne Muksinova, "Kısa sürede bulunsun, cenazeyi almadan hiçbir şekilde Türkiye’den ayrılmayacağız, kızımın cenazesiyle beraber Türkiye’den ayrılmak istiyoruz ve kesinlikle mezarı olsun istiyoruz. Akrabaları, tüm yakınları defin edilmesini Özbekistan’da bekliyor. 2 katilin de en ağır cezayı almasını diliyorum, zindanda çürüsün istiyoruz. Kızım Türkiye’ye sadece çalışmak için geldi, başka bir niyeti yoktu. Medyada yalan haberlere neden olmasın, Özbekistan’ta 2 tane kızı var. Kızları için çalışmaya geldi, lütfen yanlış haberler çıkmasın. ’Cenaze bulundu’ diye haberler geliyor, yanlış haberler sunulmasını istemiyoruz, cenazenin bulunmasında desteklerinize ihtiyacım var" ifadelerini kullandı. "Sayyora Hanım’dan Durdona Hanım’a mesaj atarak gelmesini sağlıyorlar" Öte yandan, olayda Ergashaliyeva için kayıp başvurusu ve suç duyurusunu yapan avukatlardan Cevat Bozkurt, "Önce elbette kayıp olarak aranıyordu sonra şüpheliler ifadeye alındı, sorgularında maalesef ki Sayyora Hanım’ı katlettiklerini itiraf ettiler. Duyduğumuz bilgiler; önce 23’ü ile 24’ü gecesi Sayyora Hanım katlediliyor, sonra zanlılar tarafından cesedi parçalara ayrılıyor. Cesedin bir kısmı bulundukları ikametin yakınındaki bir çöp konteyner’ına, kalan kısmı ise Fatih ilçesinde bir konteyner’a atılıyor. Sonra bu götürdükleri valizi boşattıktan sonra valizle birlikte eve geri dönüyorlar. Sayyora Hanım’dan Durdona Hanım’a mesaj atarak gelmesini sağlıyorlar" ifadelerini kullanmıştı. "Cenazenin bir parçasının Anadolu bir parçasının Avrupa Yakası’nda olması bulunma ihtimalini çok düşürdü" Cenazeye ilişkin ise Avukat Bozkurt, "İstanbul çok büyük bir il, özellikle cesedin bir parçasının Anadolu bir parçasının Avrupa Yakası’nda olması çöp toplama alanlarının 2 yaka için farklı noktalar olması, bulunma ihtimalini çok düşük ihtimallere düşürdü. Emniyet hala araştırma yapıyor şimdiye kadar 400 bin tona yakın bir çöp ayrıştırma gerçekleştirilmiş, emniyet arıyor, umarız ki bulunur" diye konuşmuştu.