SAĞLIK - 19 Şubat 2026 Perşembe 10:18

"Oruç, zihinsel berraklığı artırıyor"

A
A
A
"Oruç, zihinsel berraklığı artırıyor"

Orucun beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psikolog Dilara Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasını sağlar. Ayrıca, oruç nedeniyle oluşan açlık beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırır. Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" dedi.



Ramazan ayının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da önemli bir arınma ve denge süreci olduğunu belirten VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Psikolog Dilara Dalyan, orucun bireyin öz denetim becerilerini güçlendirdiğini ve zihinsel dayanıklılığı artırdığını söyledi.



Oruç tutmanın bir tür irade egzersizi olduğuna dikkat çeken Psk. Dalyan, "Açlık dürtüsünü kontrol edebilmek, beynin karar verme ve irade merkezi olan prefrontal korteksin daha aktif çalışmasını sağlar. Bu durum bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirir" diye konuştu.



"Öğrenme ve hafızayı olumlu etkiliyor"


Uzun süreli açlığın beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psk. Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasına katkı sağlar" dedi.



Açlığın beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırdığını vurgulayan Psk. Dalyan, "Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" ifadelerini kullandı.



"Ramazan empati ve şükran duygusunu güçlendirir"


Ramazan ayının toplumsal bağları da kuvvetlendirdiğine dikkat çeken Psk. Dalyan, "Oruç tutan birey, açlığı yalnızca bilmekle kalmaz, bizzat deneyimler. Bu durum empatiyi artırır. Aynı anda milyonlarca insanın oruç açması, güçlü bir aidiyet ve birlik duygusu oluşturur" açıklamasında bulundu.



Pozitif psikolojide şükran duygusunun mutlulukla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Psk. Dalyan, "İftar sofrasında yaşanan farkındalık, bireyin sahip olduklarına odaklanmasını sağlar. Bu da yaşam doyumunu artırarak kronik mutsuzluğa karşı koruyucu etki oluşturur" şeklinde konuştu.



"Öfke ve sinirliliğe dikkat"


Ramazan’da görülen öfke ve sinirliliğin genellikle kan şekeri düşüklüğü, uyku düzeninin bozulması ve kafein yoksunluğuna bağlı olduğunu ifade eden Psk. Dalyan, şu önerilerde bulundu: "Öfke anlarında 4-7-8 nefes tekniği uygulanabilir. Sahur sonrası uyku düzeni korunmalı veya gün içinde kısa süreli dinlenmeler yapılmalıdır. Önemli kararlar iftar sonrasına bırakılmalı ve günlük yaşam temposu bilinçli şekilde yavaşlatılmalıdır."



"Dijital detoks ruhsal etkiyi artırır"


Ramazan’ın sadece beslenme değil, aynı zamanda dijital alışkanlıklar açısından da bir arınma fırsatı sunduğunu dile getiren Psk. Dalyan, "İftar ve sahur arasında telefon ve ekran süresini azaltıp sevdiklerimizle iletişime yönelmek, dopamin bağımlılığını azaltarak ruhsal iyilik halini güçlendirir" dedi.



Ramazan ayının sabır, erteleme ve farkındalık becerilerini geliştirdiğini belirten Psk. Dalyan, "Ramazan, tabağımızdaki yemeği azaltırken ruhumuzdaki öfke, sabırsızlık ve hırsı da törpüler. Bu süreç, bireyin hem zihinsel hem duygusal olarak yenilenmesine katkı sağlar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Elektrik Mühendileri Odası İstanbul Şubesi’nde seçim heyecanı Elektrik Mühendileri Odası (EMO) İstanbul Şubesi seçimleri 22 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştiriecek. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Ahmet Yiğit Arabul seçimlerde aday oldu. Doç. Dr. Arabul, bilimsel, üretken ve genç bir EMO İstanbul için adaylığını koyduğunu belirterek, "Elektrik-elektronik mühendisleri olarak bizler, teknolojileri mümkün kılan, altyapısını kuran, üretilmesini sağlayan bir mesleğin mensuplarıyız. Enerjiden haberleşmeye, ulaşımdan savunmaya, dijitalleşmeden yapay zekâya kadar her başlığın temelinde yer alıyoruz. Bu açıdan mesleğimiz ülkemizin akıl kurma kapasitesidir. Yalnızca teknik bir uzmanlık alanı değil, bir planlama yeteneğidir. Geleceği öngörebilme iddiasıdır. Bu noktada EMO’nun bir meslek odası olarak; krizlere açıklama yetiştiren değil, karar süreçlerine önceden teknik katkı sunan, kapalı devre çalışan değil, erişilebilir ve temas eden bir yapı olması için aday olduk. Ekibimizle yeni bir hikaye yazmak için; sloganla değil, veriyle; refleksle değil, ölçülebilir üretimle ilerleyecek bir vizyon oluşturduk. Her şeyden önce yön gösteren bir yapı olmak, üyesiyle temas eden, sektörü anlayan, akademiyle, sektörle ve kamu ile aynı dili konuşabilen bir kurum olmak istiyoruz" dedi. EMO’nun, güven duyulan, sahip çıkılan ve gerektiğinde meslektaşına sahip çıkan bir kurum olmasını istediklerinin altını çizen Arabul, "Hedefimiz, erişilebilir, üretken ve güven duyulan bir oda yapısı kurmaktır. Mesleğin aklını yeniden merkeze taşımak, meslektaşımızın yanında duran, onu yeniden konumlandıran bir EMO olmak için yola çıktık. Bizim savunduğumuz EMO; kural koyan ya da en azından kural koyuculara yön veren, bunu yaparken de akademiyi dinleyen, sektörün tüm paydaşlarını sürece katan bir EMO’dur. Kapalı bir yapı değil; toplayan, birleştiren ve yön veren bir yapı amaçlıyoruz. Ölçerek, planlayarak raporlayarak sunduğu değer ile buluşma noktası olacağız. Biz "Yeni Bir Hikâye" derken; bu aklı, bu planlama gücünü, bu iddiayı yeniden merkeze almaktan bahsediyoruz. Yapacaklarımız, mesleğin kurumsal gücünü kalıcı biçimde güçlendirecektir. EMO Akademi ile, geleneksel eğitim yaklaşımını geliştirerek IEEE ve CIGRE gibi uluslararası otoritelerin modelinden ilham alacağız. Akademimiz yalnızca eğitim veren bir yapı değil; teknik raporlar üreten, standart önerileri hazırlayan ve sektöre yön veren bir araştırma merkezi olacaktır. Üniversite-sanayi iş birliğini oda merkezine taşıyacağız. Ar-Ge lisans düzeyinde başlayacak. Bitirme projelerinin sanayinin gerçek ihtiyaçlarına çözüm üreten çalışmalara dönüşmesini sağlayacak mekanizmalar kuracağız ve proje süreçlerinde sistematik rehberlik sunacağız. Öğrenci kulüpleri için özel Ar-Ge ve Kulüp Laboratuvarları kurularak yeni mezun mühendislerin mesleğe adaptasyon sürecini hızlandıracağız. "Kıdemli Mühendis Mentorluk Programı" ile tecrübe aktarımını kurumsallaştıracağız. Ayrıca, mesleğin tarihini korumak adına duayen mühendislerin deneyimlerinin kaydedileceği bir "Meslek Hafızası Arşivi" oluşturacağız. Karar süreçlerine teknik katkı sunan, erişilebilir olan, yön gösteren bir yapı kuracağız. Bu bir yönetim değişimi değil; mesleğin aklını yeniden merkeze koyma iradesidir. Bu irade, binlerce mühendisin ortak bir gelecekte buluştuğu bir ortak akıldır. Çünkü İstanbul’da mühendis olmak; sahada, laboratuvarda ve üretim hattında verilen emeğin adıdır" diye konuştu. Arabul sözlerini şöyle tamamladı: "Üyelerimizi mesleğin yeniden merkeze alındığı, aklın ve emeğin söz sahibi olduğu bir EMO için aynı frekansta buluşmaya davet ettik. Mesleğin geleceğini şekillendirecek kapsamlı vizyon belgemizi kurumlarla paylaştık. Ekibimizle birlikte "Bilimsel, Üretken ve Genç bir EMO" için her üyemizle iletişim kurmaya devam ediyoruz. Çünkü Elektrik-Elektronik mühendisliği, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin kalkınma iradesinin temel taşıdır. Bu idealler çerçevesinde tüm meslektaşlarımızı 22 Şubat Pazar günü Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesinde Frekans Mühendisler Platformu’nun öncülüğünde buluştuğumuz tecrübeli ve liyakatli kadromuza, kırmızı listeye oy vermeye davet ediyorum" dedi.
Manisa Sel sularının ortasındaki depoda mahsur kalan köpekler yürek burktu İzmir-İstanbul Otoyolunun Turgutlu-Akhisar bölümünde etkili olan sağanak yağış sonrası oluşan sel manzarası yürek burktu. Yol kenarındaki bir depoda bulunan ve etrafı tamamen sel sularıyla kaplanan köpekler mahsur kaldı. Köpekleri fark eden bir kamyon şoförü yardım çağrısında bulunurken, sahiplerine ulaşılan hayvanların alınmak istenmediği, yanlarına birkaç gün yetecek kadar yiyecek bırakıldığı öğrenildi. Duyarlı şoförün yaşadığı üzüntü ise dikkat çekti. İzmir-İstanbul Otoyolu’nun Turgutlu ile Akhisar arasındaki bölümünde etkili olan yoğun yağış, bazı noktalarda taşkınlara yol açtı. Yol güzergahında ilerleyen bir kamyon şoförü, yol kenarında bulunan bir deponun tamamen sel sularıyla çevrildiğini ve deponun içinde köpeklerin mahsur kaldığını fark etti. Depoya ulaşımı sağlayan alanın su altında kaldığı, köpeklerin ise binanın içinde beklediği görüldü. Durumu yetkililere bildiren duyarlı şoför, hayvanların güvenliği için yardım talep etti. Yapılan incelemelerde köpeklerin sahiplerine ulaşıldığı, ancak sahiplerinin hayvanları bulundukları yerden almak istemediği öğrenildi. Sahiplerin köpeklerin yanına birkaç gün yetecek kadar yiyecek bıraktığı belirtildi. Manzara karşısında büyük üzüntü yaşayan kamyon şoförü, "Onlar da bir can. Bu suyun içinde çaresiz bekliyorlar. İçim elvermedi, haber vermek istedim" diyerek duygularını dile getirdi. Bölgede su seviyesinin düşmesi beklenirken, deponun çevresini saran sel sularının çekilmesiyle birlikte köpeklerin durumunun netlik kazanacağı ifade edildi. Yaşanan olay, yoldan geçen sürücüler tarafından da endişeyle izlendi.
Samsun Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, halk arasında susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun aslında ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, özellikle sjögren sendromu ile mücadele eden hastalar için geliştirilen sialendoskopi yönteminin kesi yapılmadan uygulanan cerrahi tekniğiyle modern tıpta yeni bir dönem başlattığını ifade etti. "Ağız kuruluğunda erken tanı önemli" Ağız kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğini belirten KBB Kliniği’nden Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Özellikle sjögren hastalarında erken dönemde uygulanan sialendoskopi, bez fonksiyonunu koruma açısından kritik öneme sahiptir. Amaç sadece kuruluğu azaltmak değil, bez dokusunun ilerleyici hasarını durdurmaktır. Doğru hasta seçimiyle yaşam kalitesinde belirgin artış sağlıyoruz. Bilimsel çalışmalar da erken dönemde uygulanan girişimlerin tükürük akışını artırabildiğini ve tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azaltabildiğini göstermektedir" dedi. Tedavide sialendoskopinin neden tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "Sialendoskopide ameliyat izi oluşmaz, bez kaybı riski minimaldir. Günübirlik uygulanır; hasta çoğu zaman aynı gün sosyal hayatına dönebilir. Gerektiğinde güvenle yeniden uygulanabilir. Vücudun kendi tükürük üretim kapasitesini maksimize eder. Ağız kuruluğu bir çaresizlik değildir. Eğer tekrarlayan bez şişlikleri, kronik kuruluk ve yutma güçlüğü yaşıyorsanız, sialendoskopi modern tıbbın sunduğu en etkili minimal invaziv seçeneklerden biri olabilir. Bez dokusu tamamen harap olmadan yapılan müdahalede en başarılı sonuçlar alınıyor. Erken tanı, doğru merkez ve deneyimli ekip, ağız kuruluğunda milimetrik bir dokunuşla yaşam kalitesinde büyük bir değişim oluşturabilir" diye konuştu. Sjögren sendromu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin kendi dokularını hedef alarak tükürük ve gözyaşı bezlerini işlevsiz hale getirdiği kronik bir hastalıktır. Bu süreçte yalnızca ağız kuruluğu gelişmez; konuşma, yutkunma ve hatta sindirim fonksiyonları bile zorlaşabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda tablo diş kayıpları, sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve kalıcı bez hasarlarıyla ağırlaşabilir. Özellikle tekrarlayan tükürük bezi şişliği yaşayan hastalarda altta yatan kanal içi daralma ve tıkanıklıkların mutlaka araştırılması gerekir" şeklinde konuştu. Bıçak altına yatmadan tedavi Geleneksel yöntemlerin aksine sialendoskopinin hastaya herhangi bir cerrahi kesi yapmadan çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Turgut, "Milimetrik kamera sistemleriyle tükürük bezlerinin doğal kanallarından içeri girilen bu yöntem, mikrocerrahinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. İşlem sırasında tıkanıklığın sebebi anında görüntülenir. Daralmış kanallar özel balon veya mikro aletlerle açılarak tükürük akışı stabilize edilir. İltihaplı bölgeye doğrudan ilaç uygulanarak sistemik yan etkiler azaltılır. Bu sayede bezin tamamen alınmasına gerek kalmadan fonksiyon korunur" ifadelerini kullandı.