SAĞLIK - 10 Eylül 2025 Çarşamba 09:31

"Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir"

A
A
A
"Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir"

Tatil dönüşü sendromunun birçok bireyde görülebileceğine dikkat çeken Psikolog Fatmanur Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" dedi.


İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den Psikolog Fatmanur Taşkın, tatil dönüşü sendromu hakkında açıklamalarda bulundu. Tatil dönüşü sendromunun ne olduğu hakkında bilgi veren Psk. Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" diye konuştu.


"Dönüşte iş stresi ve trafik depresif duyguları tetikliyor"


Tatilin, kişiye zihinsel ve bedensel bir yenilenme alanı sunduğunu söyleyen Psk. Taşkın, "Günlük stres faktörlerinin azalması, doğayla temas, uyku düzeninin rahatlaması, sosyal paylaşımlar ve keyif verici aktiviteler serotonin ve dopamin gibi mutluluk hormonlarını artırır. Dönüşte, bu olumlu uyarıcıların yerini iş stresi, trafik, yoğun tempo ve zaman baskısı aldığında beyinde ani bir geçiş yaşanır. Bu da huzursuzluk, isteksizlik, motivasyon kaybı ve hafif depresif duygulanım olarak kendini gösterebilir" şeklinde konuştu.


"Fiziksel belirtiler de görülebilir"


Tatil dönüşü sendromunun fiziksel belirtilerinin de olduğuna dikkat çeken Psk. Taşkın, "Psikolojik belirtilere ek olarak fiziksel belirtiler de görülebilir. Bunlar arasında sürekli yorgunluk hissi, uykuya dalmada güçlük veya aşırı uyuma, iştah artışı veya azalışı, kas gerginliği, baş ağrıları ve sindirim sistemi düzensizlikleri sayılabilir. Bu fiziksel tepkiler aslında zihinsel uyum güçlüğünün bedene yansımasıdır" açıklamasında bulundu.


"Bazı kişiler daha fazla hissedebilir"


Sendromun herkeste aynı şiddette yaşanmadığını söyleyen Psk. Taşkın, "Kişinin yaşam biçimi, stres toleransı, iş doyumu ve kişisel özellikleri bu süreçte belirleyicidir. Örneğin, işinden memnun olmayan veya yoğun stres altında çalışan kişilerde daha şiddetli belirtiler ortaya çıkabilir. Genç yaş grubunda adaptasyon daha kolayken, yoğun sorumluluk taşıyan yetişkinlerde daha ağır yaşanabilir. Ayrıca genel ruhsal dayanıklılık, uyku düzeni ve stres yönetme becerileri de fark oluşturur" dedi.


"Bireyde motivasyon kaybı görülebilir"


Tatil sonrası ruh sağlığının birey üzerindeki etkilerine değinen Psk. Taşkın, şu bilgileri paylaştı: "Tatil sonrası iş hayatına dönüş, bireyde motivasyon kaybı, odaklanma zorluğu, üretkenlikte düşüş ve sabırsızlık gibi etkiler doğurabilir. Aynı zamanda iş yükü birikmişse bu durum kaygı ve stres seviyesini artırır. Ancak doğru bir uyum süreci yönetildiğinde, tatilin sağladığı dinlenme ve yenilenme aslında uzun vadede ruh sağlığına olumlu katkı sağlayabilir."


"Belirtiler 2 haftadan uzun sürerse uzman desteği alınmalı"


Tatil dönüşü sendromunun ne zaman ciddiye alınması gerektiğini anlatan Psk. Taşkın, "Genellikle birkaç gün veya en fazla bir hafta içinde hafifleyerek kaybolur. Ancak belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, gündelik işlevsellik belirgin şekilde bozulmuşsa, sürekli isteksizlik, yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif duygu durum devam ediyorsa profesyonel destek almak gerekir. Çünkü bu durumda tablo yalnızca tatil dönüşü sendromu değil, altta yatan bir depresyon veya anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir" ifadelerini kullandı.


"Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmeli"


Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmesinin altını çizen Psk. Taşkın, şunları söyledi: "Uyku ve beslenme, zihinsel dengenin temel taşlarıdır. Tatil döneminde düzensizleşen uyku saatleri ve farklı beslenme alışkanlıkları dönüşte adaptasyonu zorlaştırabilir. Yetersiz uyku, duygu durum dalgalanmalarını artırırken; dengesiz beslenme enerji düşüklüğüne ve motivasyon kaybına yol açabilir. Bu nedenle tatil sonrası düzenli uyku saatlerine dönmek ve sağlıklı beslenmeye özen göstermek ruh hâlini dengelemeye yardımcı olur."


"Tatil dönüşü sendromundan kurtulmak için öneriler"


Tatil sonrası kişilerin ruh sağlığını korumak için önerilerde bulunan Psk. Taşkın, "Tatil dönüşünü iş başlangıcından hemen önce değil, birkaç gün önceden planlamak uyumu kolaylaştırır. Uyku ve beslenme düzenini yavaş yavaş normale döndürmek gerekir. İşe dönüşte bir anda yoğun tempoya girmek yerine öncelikleri belirleyip adım adım ilerlemek faydalıdır. Gün içine küçük keyif alanları eklemek (kahve molası, kısa yürüyüşler, hobi zamanı) ruh hâlini dengeler. Tatil anılarını hatırlatacak fotoğraflar, küçük objeler veya rutin dışı keyifler motivasyonu artırabilir. Düzenli egzersiz yapmak ve açık havada vakit geçirmek de bedensel-ruhsal uyum sürecini destekler" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Hidrodiseksiyon ile ağrıya değil nedene müdahale ediyoruz" Kas-iskelet sistemi ağrıları, sinir sıkışmaları, boyun ve bel kaynaklı şikayetlerin toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda ameliyatsız tedavi seçenekleri arasında öne çıkan hidrodiseksiyon yönteminin, ağrıyı baskılamaktan çok sorunun kaynağına yönelik bir yaklaşım sunduğunu söyledi. Hidrodiseksiyon tedavisinin ultrasonografi eşliğinde uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Koca, "Bu yöntemde amaç; sinir, fasya ve yumuşak dokular arasında gelişen yapışıklıkları açmak, sıkışan dokuları serbestleştirmek ve bölgedeki hareket kabiliyetini yeniden kazandırmaktır" dedi. "Ağrıyı değil, nedeni tedavi etmeyi hedefliyoruz" Birçok hastada yalnızca geçici rahatlama sağlayan yöntemler yerine, problemin kaynağına yönelmenin önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. İrfan Koca, hidrodiseksiyon yönteminin özellikle kronik ağrılarda neden odaklı modern tedavi seçeneklerinden biri haline geldiğini kaydetti. Hangi hastalıklarda kullanılıyor Hidrodiseksiyon tedavisinin uzman değerlendirmesi sonrası uygun hastalarda uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, "Karpal tünel sendromu ve diğer sinir sıkışmaları, boyun ve bel fıtığına bağlı yayılan ağrılar, siyatik sinir irritasyonu, omuz ağrıları ve hareket kısıtlılıkları, tenisçi dirseği, topuk ağrısı ve tendon sorunları, kas spazmları, miyofasiyal ağrı sendromu, ameliyat sonrası gelişen yumuşak doku yapışıklıkları, ilaç, egzersiz ve fizik tedaviye rağmen devam eden kas-iskelet sistemi ağrıları" dedi. "Kortizonsuz uygulanabilmesi önemli avantaj" Birçok vakada işlemin kortizon kullanılmadan yapılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Koca, "Özellikle diyabet hastaları, kortizon kullanmak istemeyen bireyler ve tekrarlayan enjeksiyonlardan kaçınmak isteyen hastalar açısından bu önemli bir avantajdır" ifadelerini kullandı. "Aynı gün günlük yaşama dönüş mümkün" İşlemin poliklinik şartlarında ve kısa sürede uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, genel anestezi gerektirmeyen yöntemde hastaların çoğu zaman aynı gün günlük yaşamlarına dönebildiğini söyledi. "Kişiye özel planlama ile etkili sonuçlar alınabiliyor" Tedavi öncesinde detaylı muayene ve değerlendirme yapıldığını belirten Prof. Dr. İrfan Koca, "Her hastanın ağrı nedeni farklıdır. Bu nedenle uygun hastalarda kişiye özel planlama ile oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir" dedi.