YEREL HABERLER - 18 Nisan 2012 Çarşamba 10:23

İKÇÜ ``TÜRKİYE`DE ERMENİ MESELESİ`` PANELİ DÜZENLEDİ

A
A
A
İKÇÜ ``TÜRKİYE`DE ERMENİ MESELESİ`` PANELİ DÜZENLEDİ

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İÇKÜ), "Türkiye`de Ermeni Meselesi" konulu bir panel düzenledi.
Panele Rektör Yardımcısı ve Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tancan Uysal, Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mehmet Ali Malas, İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Behzat Özkan, Genel Sekreter Gülten Gültekin, Genel Sekreter Yardımcısı Nihat Sabuncular, Bornova Polis Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcısı İlhan Özkaya, Rüştü Ünsal Polis Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcısı Hüseyin Tekin, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Erciyes Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Hülagü`nün oturum başkanlığını yaptığı panelde, Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek ile Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü eski başkanı, emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Enver Konukçu`nun sunumları ilgiyle takip edildi.
Panelin açılış konuşmasını yapan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uysal, "Bazı meseleler vardır ki siz sahip çıkmazsanız, çok konuşanlar, çok sesi çıkanlar sahip çıkar. Toplumları bilgilendirmenin, aydınlatmanın gerekliliklerinden en önemlisini de üniversiteler yerine getirmektedir. Bu amaçla İKÇÜ olarak önemli bir başlığı, alanlarında çok değerli akademisyenlerimizle gündeme getirmekten, kültürel etkinliklerimize bir önemli başlığı daha eklemekten büyük mutluluk duyuyoruz" şeklinde konuştu.
"ERMENİ TARİHİ DAYANAKSIZ BİLGİLERDEN OLUŞUYOR"
Emekli öğretim üyesi Konukçu, konuşmasında ünlü tarihçi bilim adamı Katip Çelebi`nin eserlerinden yola çıkarak Ermeni tarihinin dayanaksız bilgilerden oluştuğunu söyledi. Çelebi`nin o bölgeyi kaleme alan eserlerinde coğrafi yapı ve isimlendirmelere bakıldığında, Türk isimleriyle adlandırılan bir coğrafyadan oluştuğunu söyleyen Konukçu, şunları söyledi: "Ermeni tarihini yazan eserler bir takım ısmarlama ermeni tarihçilerine yazdırılmıştır. Katip Çelebi`nin eserlerinde gittiği bölgenin Ermenistan olduğunu yazan bir kayıt bulunmamaktadır. Eyalet-i Revan olarak adını verdiği yer Türklerin Revan ismini verdiği yerdir.Türkler burda köyler inşa etmişlerdir. Ayrıca Çelebi`nin Gökçe Göl dediği büyük göl manasına gelen göl Ermeni Diasporası tarafından haritadan silinerek Sevan adını almıştır. Bu ve benzeri örneklerden yola çıktığımızda tarihi kayıtlarda yer alan coğrafi ögelerimizin isimlerini değitirerek ermenileştirmişlerdir."
"10. YÜZYILDAN BERİ İÇ İÇEYİZ"
Erciyes Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hülagü, Türk tarihine bakıldığında ermeni meselesinin olmadığını vurguladı. Yüzyıllardır Ermeni toplumuyla Türk toplumunun kardeşçe yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Hülagü, ``10. yüzyıldan bu yana ermeni toplumuyla iç içeyiz. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren böyle bir mesele ile karşı karşıya kalıyoruz. Esasen suni bir problem`` dedi.
Ermenilerin Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde en rahat ve en refah dönemlerini yaşadığını ifade eden Hülagü, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İngiltere`nin Osmanlıyı parçalama politikasıyla iki toplum arasına nifak tohumlarının sokularak düşmanlık dönemine girildiğini belirtti. Prof. Dr. Metin Hülagü, Anadolu coğrafyasının iyi bir pazar olması, jeopolitik önemi ve petrol alanlarına yakınlığı nedeniyle başta İngiltere olmak üzere Fransa, Rusya ve Amerika`nın politik oyunlarıyla yaşanan sürece gelindiğini söyledi, "Yüzyıllar boyunca dostça, hoşgörüyle kardeşlikle yaşayan iki toplumun arasında hiçbir sorun yoktur. Maalesef dün olduğu gibi bugünde bizi birbirimize düşüren batılı devletler anlaşma yapmamıza biraraya gelmemize kapıların açılmasına ittifaklar yapılmasına karşı çıkıyorlar. Ne Türk tarihinde, ne Osmanlı tarihinde böyle bir mesele yoktur" dedi.
"TÜRK MİLLETİ TARİHİ BOYUNCA IRKÇI OLMAMIŞTIR"
Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası Başkanı Prof. Dr. Çiçek ise, yaşanan tartışmalarda bilimsel tarihi verilerin dışında dayanaksız ifadelerin kullanıldığını belirtti. Amerikan arşivlerinde yer alan 1916 Şubat ayında Halep büyükelçisinin imzaladığı bir belge ile Birleşmiş Milletler`in 1922 yılında yayımladığı bir belgeyi ortaya koyan Çiçek, bu belgelerin 1.5 milyon ermeninin soykırıma ugradığı yönündeki iddiaları çürüttüğünü ifade etti.
Türkiye`nin devlet olarak bu meselenin bir tarafı olmaması gerektiğini ifade eden Çiçek, sözlerini şöyle noktaladı: ``Bu mesele ezberler üzerinden tartışılmaktadır. Türk tarihçilerinin bu konuda ortaya koyduğu bilimsel verileri ermeni tarihçilerinin ezberini bozdu. Çünkü başvuru kaynaklarının hepsi dayanıksız çıktı. Bu zamana kadar Ermeniler bilimsel tarihi verilerle konuşmamışlar, herkes babaannesinin tarihiyle konuşmuştu. Romancılığı mükemmel ama tarihçiliği berbat olan Orhan Pamuk da çarpık tarihçilik üzerinden bu rakamı kesin olarak ifade ediyor. Çarpık bir tarihçilik üzerinden özür beklenmektedir. Bu özür meselesi değildir. 100 yıldır peşinden koşulan bir özür yoktur. Bu bir kin ve nefret söylemidir. Türk milleti tarihi boyunca hiçbir zaman ırkçı olmamıştır.``
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Muş’ta evlat nöbeti devam ediyor Muş’ta DEM Parti İl Başkanlığı önünde evlat nöbeti tutan aileler, çocuklarına teslim olmaları için çağrıda bulundu. Muş’ta çocuklarının terör örgütü PKK tarafından dağa götürüldüğünü öne süren ailelerin DEM Parti İl Başkanlığı önünde başlattığı evlat nöbeti devam ediyor. Ellerinde çocuklarının fotoğraflarını taşıyan anne ve babalar, "Artık yeter", "Yakamızdan düşün" ve "Anneler direniyor" yazılı pankartlarla seslerini duyurmaya çalıştı. Zaman zaman duygusal anların yaşandığı eylemde aileler, çocuklarına güvenlik güçlerine teslim olmaları çağrısında bulundu. Anne Naciye Sönmez Yıldız, "Ben Osman’ın annesiyim. Osman’ın babası yok ama ben buradayım. Bir damla kanım kalana kadar burada, Osman’ın peşindeyim. Osman, sesimi duyuyorsan gel teslim ol oğlum. 11 senedir seni arıyorum. Eğer yaşıyorsan, beni görüyorsan gelin teslim olun. Yeter. Bu dava sizin davanız değil. Oğlum gelin teslim olun" dedi. Oğlu Atilla’ya seslenen anne Şahinaz Özcan ise, "Atilla’nın annesiyim. Oğlumdan hiç haber alamadım. Var mı, yok mu bilmiyorum. Sadece bir kez sesi bize gelseydi, sesini duysaydım içim yine rahat olurdu. 9 yıldır hiç haber alamıyorum. Yaşıyor mu, yaşamıyor mu bilmiyorum. Buna ‘Kürt davası’ diyorlar. Biz de Kürt’üz. Bu Kürt davası değil, İsrail’in davası. Oğlum şimdi devletin elinde, cezaevinde olsaydı her hafta görüşe gider gelirdim. Bu nedir? Ne davası, bilmiyorum. Oğlum Atilla, sesimi duyuyorsan çık gel" ifadelerini kullandı.
İstanbul Mustafa Rakım Efendi vefatının 200. yılında özel sergiyle anılıyor Osmanlı hat sanatının önde gelen isimlerinden Hattat Mustafa Rakım Efendi, vefatının 200. yılında düzenlenen "Mustafa Rakım Efendi Yazı Kalıpları Sergisi" ile anılıyor. Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) Başkanı Coşkun Yılmaz, "Kısmen fotoğraflarla, yani mimari eserlere işlenmiş yazıları gösteren fotoğraflarla ama büyük ölçüde bu yazı kalıplarının yer aldığı bir sergi açtık. Bu bir ’ilk’ olma özelliğine sahip ve son derece hem hat tarihimiz açısından hem mimari sanat-hat ilişkisi açısından hem de Mustafa Rakım Efendi açısından çok önemli bir sergi" dedi. 19. yüzyılın en önemli hattatlarından biri olarak kabul edilen Mustafa Râkım Efendi’nin vefatının 200. yılında, anısına Süleymaniye Külliyesi’ndeki TÜYEK Sergi Salonu’nda sergi açıldı. Sergide Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonunda yer alan ve Mustafa Râkım Efendi’nin bizzat hazırladığı iğneli yazı kalıpları ilk kez bir araya getirildi. Söz konusu kalıplar, sanatçının cami, türbe ve çeşitli mimari yapılar için taşa uygulanmak üzere hazırladığı eserlerden oluşuyor. Yazı kalıplarının yalnızca estetik birer unsur olmadığına dikkat çekilen sergide, bu eserlerin hat sanatının mimariyle olan ilişkisini ve yazının taş üzerindeki nihai halini belgeleyen önemli vesikalar olduğu vurgulanıyor. Sergide ayrıca kalıpların günümüzdeki kitabelerle birlikte fotoğrafları da yer alarak, hazırlık aşamasından uygulamaya kadar geçen zaman ziyaretçilere sunuluyor. Sergide Nakşidil Valide Sultan Türbesi’ndeki çeşme kitabesi, Nusretiye Camii için hazırlanan yazılar ve İsmail Zühdi Efendi’nin mezar kitabesine ait kalıplar da yer alıyor. Bunun yanı sıra, farklı yapılarda kullanılan tuğra kalıpları ile henüz taş üzerindeki nihai hali tespit edilemeyen bazı kitabeler de sergide sergileniyor. Sergide sürpriz eserler de bulunuyor. Hezarfen Necmeddin Okyay’ın Mustafa Râkım Efendi için kaleme aldığı mersiye, hattat Macit Ayral tarafından yazılırken, tezhibi ise Süheyl Ünver tarafından yapıldı. Söz konusu eserin fotoğrafları da sergide ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Mustafa Râkım Efendi’nin sanat anlayışını, hat sanatındaki ustalığını ve Osmanlı hat geleneğindeki yerini gözler önüne seren sergi, aynı zamanda yazı ile mimari arasındaki ilişkiyi yakından incelemek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. "Mustafa Rakım Efendi’nin tıpkıbasımını yapacağız sınırlı sayıda; çalışmaları devam ediyor" Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Coşkun Yılmaz, "Mustafa Rakım Efendi, özellikle celî sülüste bizim hat tarihimizin en zirve isimlerinden birisi. Kendisi adeta bir mektep, bir ekol olmuş bir isim. Sultan 3. Selim döneminde, Sultan 2. Mahmud döneminde çalışmaları olan ve Sultan 2. Mahmud’un hat hocalığını yapan bir isim. Bu sene onun vefatının 200. senesi. Mustafa Rakım Efendi gibi büyük bir hattatın anılmaması büyük bir eksiklik, büyük bir haksızlık olurdu. Biz de Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı olarak onunla ilgili çok özel bir çalışma veya özel çalışmalar olarak ne yapabiliriz diye düşündük. Yazı tarihimiz açısından çok önemli bir zirve. Ve araştırmalarımız neticesinde, değerlendirmelerimiz neticesinde onun ’Hilye-i Saadet’i var, çok muhteşem bir hilye. Onun tıpkıbasımını yapacağız sınırlı sayıda; çalışmaları devam ediyor. Ama bugün 25 Mart, tam vefatının 200. yılı olduğu için (1826’da vefat ediyor), bu Rakım Efendi’nin hatlarının ’Yazı Kalıpları Sergisi’ni açtık. Bu yazı kalıpları son derece önemli. Aslında mimariye nakşedilen o gördüğümüz hatların önce bir yazılması, sonra da iğne ucuyla milimetrik bir şekilde bütün yazının üç dört tane kağıtla beraber bir ıhlamur kalıba çıkarılması, sonra da onun bir taş ustası tarafından aynı ustalıkla nakşedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu son derece orijinal bir sergi" dedi. Mustafa Rakım Efendi’den daha önceki dönemlerden bugüne ulaşan herhangi bir yazı kalıbı olmadığını belirten Yılmaz, "Dolayısıyla mevcut bilgiler ışığında, belgeler ışığında bu sergide yer alan yazı kalıpları aynı zamanda elimizdeki ilk veya en eski tarihli yazı kalıpları. Hat tarihimiz açısından son derece önemli. Rakım Efendi’nin o hat tarihimizdeki büyüklüğü, dehası, diğer taraftan buradaki kalıpların belgesel değeri son derece önemli, son derece manidar. Kısmen fotoğraflarla, yani mimari eserlere işlenmiş yazıları gösteren fotoğraflarla ama büyük ölçüde bu yazı kalıplarının yer aldığı bir sergi açtık. Bu bir ’ilk’ olma özelliğine sahip ve son derece hem hat tarihimiz açısından hem mimari sanat-hat ilişkisi açısından hem de Mustafa Rakım Efendi açısından çok önemli bir sergi. Biz bir ay boyunca sergimizi açık tutacağız, bütün vatandaşlarımızı bekliyoruz" diye konuştu. "Mustafa Rakım Efendi ne yapsa zaten muhteşem; buradakiler de ayrı bir değer taşıyor" Sergide en çok dikkatini çeken eserleri anlatan Yılmaz, "En çok dikkatimi çeken eser; Nakşidil Valide Sultan Türbesi’nin kapısına yazılan ’Çapraz Müsennâ’, bunlardan birisi. Yine Nusretiye Camii’nin yazı kalıbının orijinali bunlardan birisi. Doğrusu seçim yapmakta çok zorlandığımı, ’hani bu değil de şu olsa’ diyebileceğim bir tablo olmadığının da altını çizmem gerekiyor. Çünkü Mustafa Rakım Efendi ne yapsa zaten muhteşem; buradakiler de ayrı bir değer taşıyor" dedi. "Rakım’ın celî yazı kalıpları korunmuş ve günümüze de kadar gelmiş; onun için çok önemlidir" Hattat Mehmet Özçay ise, "Bu sergi hat sanatımızın en önemli kilometre taşlarından biri olan Mustafa Rakım Efendi’nin celî yazı kalıplarından oluşan sergi. Celî yazı; bilhassa mimaride kullanılan büyük hacimli yazılara, yazı kalemi ile yazılan yazılara celî yazı diyoruz. Bu sergilenen yazı kalıpları da Mustafa Rakım Efendi’nin meşhur İstanbul camilerinde; Fatih Camii olsun, Nusretiye Camii olsun, Tophane’deki camilerde olsun kullanılan, işlenen yazıların orijinal yazı kalıpları. Bunlar bizim için son derece önemli. Bu mimaride bulunan celî yazılarda Rakım öncesindeki kalıplara maalesef biz rastlamayız. Onlar ne hikmetse muhafaza edilmemiş, kaybolmuş. Hiç bugüne kadar rastlamadım. Ama bunda Rakım müstesna. Rakım’ın celî yazı kalıpları korunmuş ve günümüze de kadar gelmiş; onun için çok önemlidir" dedi. Özçay, "Mustafa Rakım Efendi’nin bizim hat sanatı tarihimizdeki yeri için ’Celî sülüs ve tuğra hattında Rakım öncesi ve Rakım sonrası’ diye bir tasnif yapabiliriz. Yani o kadar önemli bir kilometre taşıdır. Celî sülüs yazısında, hattında inkılap yapmış Rakım. Bu celî yazıda ve tuğra sultanların tuğralarında form ve tavır olarak büyük bir inkılap yapmış ve kendinden sonra gelen bütün üstatlar Rakım yolunda eser vermeye başlamışlar. O bakımdan çok çok önemlidir bizim için. Hakikaten bizden sonraki nesillere bu üstadımızı tanıtmamız, aktarmamız için ilgili herkesi bu sergiye davet ediyorum. Gelsinler bu kıymetimizi, bu değerimizi tanısınlar görsünler" diye konuştu.
İstanbul ‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ davasında Mehmet Murat Çalık savunma yaptı ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında duruşmanın 10. oturumunda verilen aranın ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunmasına devam etti. Çalık, "West Side projesinin iskan aşamasında Adem Soytekin aracılığıyla 3 milyon istediğim, ayrıca Hasan İmamoğlu’na da daire devredilmesini istediğim iddia edilmektedir. Benim Hasan İmamoğlu’na daire devredilmesi yönünde talimatım olmamıştır. Projenin hacmi dikkate alındığında makul süreler içerisinde iskanın düzenlendiği net bir şekilde görülecektir" dedi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 10. oturumu Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunma yaptı. Mehmet Murat Çalık hakkında iddianamede yapılan değerlendirmede suç örgütünün kuruluşundan itibaren içerisinde yer aldığı, Beylikdüzü Belediyesi yapılanmasında örgüt lideri Ekrem İmamoğlu adına rüşvet görüşmeleri yaptığı ve temin edilmesinde rol oynadığı belirtilmişti. İddianamede Çalık’ın Beylikdüzü Belediyesi üzerinden temin edilecek rüşvetlerde etkin rol oynadığı, doğrudan örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’na bağlı olduğu, örgüt liderinin emir ve talimatlarıyla hareket ettiği de kaydedilmişti. Çalık’ın 7 kez ‘rüşvet almak’ ve ‘suç örgütüne üye olmak’ suçlarından 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti. "Hasan İmamoğlu’na daire devredilmesi yönünde talimatım olmamıştır" Mahkemenin verdiği aranın ardından savunmasına devam eden Çalık, "West Side olarak iddianamede yer alan eylemle ilgili savunma yapmak istiyorum. Beylikdüzü Belediyesi yetkililerinin projenin hem inşaat ruhsatında hem iskan süreçlerinde inşaat sahiplerinden ve arsa sahibinden rüşvet istediği, bu olayda benim Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı olduğum, inşaat ruhsat sürecinde rüşvet verdiğini iddia edenleri Adem Soytekin’e yönlendiren kişi olduğum iddia edilmektedir. Yine arsa sahibi Kemal Şahin’den okul yapılmasını istediğim ve kendisine ‘bu okulları yapmanızı başkan istiyor’ diyerek ısrarla yapılacak okulların inşaatını da Adem Soytekin’in yapmasını şart koştuğum iddia edilmektedir. İskan aşamasında ise Adem Soytekin aracılığıyla 3 milyon istediğim, ayrıca Hasan İmamoğlu’na da daire devredilmesini istediğim iddia edilmektedir. Muzaffer Beyaz, ‘İskan işlerinin halledilmesi için Adem Soytekin’e 7 dükkan, 5 daire verdik’ diyor. İnşaat ruhsatı için de ‘Mehmet Murat Çalık bizden 3 daireyi Hasan İmamoğlu’na devretmemizi istedi’ diyor. Seyfi Beyaz ‘verilen 5 dairenin 3’ü ya da 4’ü Hasan İmamoğlu’na devredilmiştir, bunu isteyen de Mehmet Murat Çalık’tır. Zaten devir yapmasaydık iskan vermezlerdi’ diyor ve kaba inşaata karşılık da daire devri yaptığını söylüyor. Bu projenin kaba inşaatını da Adem Soytekin’in firması ASO İnşaat yapıyor. Furkan Hamzaoğlu ve Yüksel Hamzaoğlu ruhsat işleri için arsa sahibinden 20 milyon, müteahhitten 10 milyon istendiğini, 10 milyon karşılığı 6 dükkan ve 5 daire verdiklerini söylüyorlar. Kemal Şahin’e bir okul yaptırıldığını, bu okulun ruhsat karşılığı olduğunu belirtiyorlar. Erhan Ünal ‘inşaat ruhsatı için arsa sahibinden 20 milyon müteahhitten 10 milyon hatırladığım kadarıyla 7 dükkan, 5 daire’ diyor. Devredilen dairelerin 4 tanesinin Hasan İmamoğlu’na devrolduğunu söylüyor. İskan için de Adem Soytekin üzerinden benim yönlendirmem ile 3 milyon istendiğini belirtiyor. Ruhsat başvurularından sonra projelerin incelenmesi neticesinde 264 ada 8 parsel açısından 22 gün sonra, 810 ada 3 parsel açısından da 28 gün sonra ruhsatın düzenlendiği görülecektir. 250 bin metrekare inşaat alanının kontrol edilmesi açısından bu dosyalar İmar Müdürlüğü’nü bloke ediyor. Çuvallarla geliyor bu projeler ve arkadaşlarımız canhıraş bunları inceleyip ruhsatı düzenliyorlar. Sorun yaşadık dedikleri iskan süreçlerinde ise belediyenin doğrudan dahli yoktur, müteahhit firmanın temin etmesi gereken belgeler vardır. İskan verilme süreçlerinin de son belge getirildikten sonra 7 gün ve 37 gün olduğu görülecektir. Müteahhit firmaların tamamı belediyenin bir taraftan müfettişlere evrak yetiştirirken, bir taraftan da iskan süreçlerini yürüttüğünü biliyordu. Buna rağmen ‘İskanımız uzadı, vermiyorlardı, ruhsat için sorunlar yaşıyorduk’ şeklindeki beyanlar gerçeği yansıtmaz. Projenin hacmi dikkate alındığında makul süreler içerisinde iskanın düzenlendiği net bir şekilde görülecektir. 250 bin metrelik bir projeye bir aydan daha kısa sürede ruhsat verebilecek bir belediye varsa, çok iddialı konuşuyorum daha belediye başkanlığı yapmayacağım. Adem Soytekin’e devredilen daireler konusuna geliyorum. Biz tapu kayıt sistemine bakacağız 12 daire devredildi mi diye. İddianameye baktığımızda devredilen daire sayısı 10. Onların sayısına göre devredilen daire sayısı 12 ama. Bu 2 daire hayali olarak mı devredilmiştir yoksa bizim bilmediğimiz başka bir tapu kayıt sistemi mi var? Hasan İmamoğlu adına devir istediğime dair beyan hukuki değildir. Benim Hasan İmamoğlu’na daire devredilmesi yönünde talimatım olmamıştır" dedi. Çalık, savunmasını şiir okuyarak tamamladı. Duruşma, Çalık’ın çapraz sorgusu ile devam edilmek üzere yarına ertelendi.