GÜNDEM - 14 Ekim 2025 Salı 12:30

2 çocuklu aile evsiz kaldı!

A
A
A
2 çocuklu aile evsiz kaldı!

İzmir’in Gaziemir ilçesinde yaşayan iki çocuklu bir aile, kiracı oldukları evden çıkarıldıktan sonra kalacak yer bulamayınca ormana sığındı. Avcı Ailesi, "Kendimiz için değil, çocuklarımız için kalacak bir yer istiyoruz" diyerek yardım çağrısında bulundu.

Evsiz oldukları, geçinmekte zorlandıkları gerekçesi ile 7 yıl önce bir televizyon programına konuk edilen ve aylarca hikayeleri gündem olan Aydoğan ve Nazmiye Avcı çifti, birçok yardım almış hatta programda nikahlanmıştı. İzmir’in Gaziemir ilçesinde 4 ve 7 yaşındaki iki küçük çocuklarıyla yaşamlarını sürdüren Aydoğan ve Nazmiye Avcı çifti, iddiaya göre, yaşadıkları evin sahibine ait bazı eşyaların kaybolması üzerine evden çıkarıldı. Avcı çifti, çocuklarını da alarak evin karşısındaki ormanlık alanda kalmaya başladı. Seneler sonra yine evsiz kalan ve günlerdir döşeğin üzerinde yaşam mücadelesi veren Avcı çifti, "Kendimiz için değil, çocuklarımız için bir ev istiyoruz" diyerek yetkililerden ve hayırseverlerden yardım istedi.

2 çocuklu aile evsiz kaldı!

Gündelik inşaat işlerine giden Aydoğan Avcı, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Ben çalışan bir insanım. Ev sahibimin iki parça eşyası kayboldu diye hırsız muamelesi gördük, dışarı atıldık. 2-3 gündür eşimle, çocuklarımla ormanda kalıyorum. Şu an zor durumdayım. Sahip çıkanımız yok, kimsemiz yok. Anlatacak çok şey var ama konuşamıyorum, kelimeler boğazımda düğüm düğüm oluyor" dedi. Avcı, geceleri çocuklarını korumak için sabaha kadar uyumadığını belirterek, "Domuzu var, köpeği var, çakalı var. Üç gündür uyku uyumadım. Çocuklarım korkmasın diye bekçilik yapıyorum. Çocuklarım biri 7, diğeri 4 yaşında, ikisi de kız. Eşim zaten hasta. Bir döşeğin üzerinde yaşıyoruz. Geceleri ayazda titriyorlar" diye konuştu.

2 çocuklu aile evsiz kaldı!

"Çocuklarım için istiyorum"

Aydoğan Avcı, tek isteğinin çocuklarına güvenli bir yaşam alanı sağlamak olduğunu söyleyerek, "Ben kendim için hiçbir şey istemiyorum. Çocuklarım için istiyorum. Çalışıyorum ama kazandığım para ancak karnımıza yetiyor. Ev kiralarını toparlayamıyorum. Bir ev kirasını çıkarmak için bir ay çalışmam lazım. Benim sadece bir eve ihtiyacım var. İşim var ama güvenli bir yerim yok. Çocuklarımı Allah’a emanet edip işe gidiyorum." Çocuklarını okula gönderemediğini de dile getiren Avcı, "İkamet adresimiz yok ki okula yazdırayım. Ormanda yaşıyoruz. Okul çağı geldi ama kayıt yaptıramadım. Büyüklerimizden, devletimizden, hayırseverlerden yardım bekliyorum" ifadelerini kullandı.

2 çocuklu aile evsiz kaldı!

"Saçlarını bit var diye kestiler"

Küçük kızlarının saçlarını neden kısa kestiklerini anlatan Avcı, "Ufak kızım Ayşe’nin saçları seyrekti, toka tutmuyordu. Annemler ’bit var’ diye kestirmiş. Ben işteydim o sırada. Kızlarımın saçlarını kesmişler. Sonra kayınpederim de bizi evden kovdu. Manisa Salihli’de bir hayvan çiftliğinde 18 ay boyunca sigortalı çalıştım. Çiftlik kapanınca kayınvalidemler ‘gelin size oda yaparız’ dedi. 10 metrekarelik odada 3 ay yaşadık. Sonra oradan da kovulduk. Çoluğum çocuğumla sokaklara düştüm" dedi.

"Kirasını peşin verdim, yine evden attı"

Aileye bir süreliğine yardım etmek isteyen bir kadının evinde de mağdur olduklarını belirten Avcı, yaşadığı son olayda gözyaşlarına hakim olamadı. Avcı, "Bir ablamız bize ‘gelin depoda kalın’ dedi. Kirasını peşin peşin verdim. Sonra ‘üst katı vereyim’ dedi, oraya geçtik. Oranın da kirasını verdim. 12 gün sonra ‘malzemelerim kayboldu’ diye bizi hırsız ilan etti. 12 bin lira ev, 6 bin lira da depo kirası aldı benden. Hem parasını aldı hem evden attı. Ben kimsenin bir kuruşuna tenezzül etmedim, etmeyeceğim. 39 yaşındayım, çocuklarıma haram yedirmem" sözlerine yer verdi.

"Donuyoruz, yiyecek bulamıyoruz"

Eşiyle birlikte yaşadığı çaresizliği anlatan Nazmiye Avcı da gözyaşları içinde konuştu. Avcı, "Eşimle ve çocuklarımla şu anda ormanda kalıyoruz. Evden hırsızlık bahanesiyle çıkarıldık. Gidecek yerimiz yok. Biz devletten bir şey istemiyoruz, sadece bir ev istiyoruz. Kira olursa da öderiz. Yeter ki çocuklarım güvenli bir yerde olsun" sözlerine yer verdi. Nazmiye Avcı, zor şartlarda yaşamlarını sürdürdüklerini anlatarak, "Donuyoruz. Yiyecek bulmakta zorlanıyoruz. Tüp bitti, akşam çocuklarıma yemek yapamadım. Evde klima var ama bozuk, soba kuramadık. Üç haftadır duş alamadık, çocuklarımın üstündeki elbiseleri yıkayacak yerim yok. Yağmur yağınca ıslanıyoruz, sular kesiliyor. Tir tir titriyorlar. Kendim kansızım, hastayım ama doktora gidemiyorum. Psikolojim bozuldu artık, tek isteğim bir ev. Cami kapısında yattığımız günler oldu. İnsan içine çıkmaya utanıyorum. Çocuklarımın bir odası olsun, biz de bir yatağımızda huzurla yatalım istiyorum. Allah rızası için yardım edin" deyip yardım çağrısında bulundu.

Ali İhsan Çiftçi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Şehit yakınları ve gaziler sanatla buluştu Antalya’da şehit yakınları, gaziler ve gazi aileleri tarafından hazırlanan resim sergisi, düzenlenen törenle sanatseverlere kapılarını açtı. Program kapsamında sahne alan koro, seslendirdiği türkülerle izleyenlerin beğenisini topladı. Programın başlangıcında, şehit yakınları ve gazilerin el emeğiyle hazırladığı resim sergisi için tören düzenlendi. Vali Yardımcısı Mustafa Hulusi Arat, İl Müdürü Galip Sökmen ve beraberindeki protokol üyeleri, dualar eşliğinde açılış kurdelesini keserek sergiyi ziyarete açtı. Kurdele kesiminin ardından protokol üyeleri ve davetliler, kahramanların ve emanetlerinin fırçasından çıkan eserleri tek tek inceleyerek bilgi aldı. Eserler büyük beğeni topladı Sergide özellikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk portreleri, Çanakkale savaşlarını simgeleyen çalışmalar ve Türk bayrağı temalı tablolar dikkat çekti. Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği sergi, katılımcılardan tam not aldı. "Yaklaşık 3- 4 aylık kısa bir sürede bu kıymetli eserleri sizlerin beğenisine sunduk" Etkinlikte konuşan İl Müdürü Galip Sökmen, projenin Bakanlık talimatıyla hayata geçirildiğini belirterek "Sergimizin hazırlanma sürecinde şehit eşimiz Seher Demirkıran hocamızdan büyük destek aldık. Yaklaşık 3- 4 aylık kısa bir sürede bu kıymetli eserleri sizlerin beğenisine sunduk. Ayrıca Büyükşehir Belediyemizin katkılarıyla, Melek hocamızın yönetiminde kurumumuzda görev yapan mesai arkadaşlarımızdan oluşan bir koro kurduk" İfadelerini kullandı. Sergi açılışının ardından sahne alan Ay Yıldız Türk Halk Müziği Korosu, salonu dolduranlara unutulmaz bir müzik ziyafeti sundu. Şef Melek Yıldız yönetimindeki koro, Anadolu’nun dört bir yanından derlenen türküleri seslendirdi. İzleyicilerin büyük beğenisini kazanan konser, alkışlarla sona erdi. Antalya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü koordinesinde Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Perge Salonu’nda düzenlenen programa; Antalya Vali Yardımcısı Mustafa Hulusi Arat, Antalya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Galip Sökmen, protokol üyeleri, şehit yakınları, gaziler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Gaziantep Filmlerden esinlenen genç, ata mesleği olan kılıç ustalığını sürdürüyor Gaziantep’te yaşayan kılıç ustası Mustafa Yaşar, üçüncü kuşak olarak sürdürdüğü aile mesleğini büyük bir tutkuyla yaşatıyor. Dedelerinden miras kalan el sanatını modern dokunuşlarla geliştiren Yaşar, kılıç yapımını sadece bir meslek değil, aynı zamanda kültürel bir miras olarak görüyor. Tarih ve sanata olan ilgisini mesleğine dönüştüren kılıç ustası Yaşar, Osmanlı dönemine ait kılıçları geleneksel yöntemlerle üreterek hem yurt içinde hem de yurt dışında müşterilerin ilgisini çekiyor. Küçük yaşlardan itibaren sanatın içinde büyüdüğünü belirten usta Yaşar, meslek seçiminde özellikle Türk dizileri ve Osmanlı temalı yapımların büyük etkisi olduğunu söyledi. Dizi ve filmlerin hem üretim sürecine ilham verdiğini hem de satışlarda önemli rol oynadığını ifade eden Yaşar, müşterilerinin büyük bölümünü sanata değer veren koleksiyoncuların oluşturduğunu dile getirdi. Mesleğin babadan oğula aktarıldığını vurgulayan usta, şu anda üçüncü kuşak olarak bu işi sürdürdüklerini belirtti. "Aile olarak tarih ve sanata her zaman büyük önem veren bir yapımız vardı" Mesleğe nasıl başladığını anlatan usta Yaşar, "Aile olarak tarih ve sanata her zaman büyük önem veren bir yapımız vardı. Küçüklüğümüzden itibaren sanatın içinde büyüdük. Bu noktada dizi ve filmler de meslek seçimimizde önemli bir rol oynadı. Özellikle günümüz Türk dizileri ve Osmanlı temalı yapımlar, bu alana yönelmemizde oldukça etkili oldu. Açıkçası, işimizi seçerken dizi ve filmlerin %80-90 oranında etkili olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu etki yalnızca bizimle sınırlı değil. Dizi ve filmlere ilgi duyan, sanata değer veren koleksiyonerler de genellikle müşterilerimizi oluşturuyor. Üstelik sadece Türkiye’den değil; Avrupa ve Orta Doğu’dan da birçok kişi, bu yapımlardan etkilenerek ürünlerimize ilgi gösteriyor. Bu durum bizi ayrıca memnun ediyor. Mesleğimiz babadan oğula geçen bir gelenek. Daha önce babam bu işi yapıyordu, şu anda ise birlikte çalışıyoruz. Üçüncü kuşak olarak bu mesleği sürdürüyoruz ve bizden sonraki nesillere de aktarmayı hedefliyoruz" dedi. "Osmanlı ustaları tarafından kullanılan bir yöntemi uyguluyoruz" Kılıç yapımını anlatan usta Yaşar, "Kılıç, bizim için sadece bir ürün değil; tarih ve sanatın bir birleşimidir. Çünkü geçmişini bilmeyen, geleceğini de doğru inşa edemez. Ürettiğimiz kılıçlar Osmanlı dönemine ait modellerden ilham aldığı için bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Günümüzde bu ürünler makinelerle üretilebiliyor. Ancak biz, Osmanlı dönemine ait geleneksel teknikleri kullanmaya özen gösteriyoruz. Özellikle "asit indirme" olarak bilinen ve geçmişte Osmanlı ustaları tarafından kullanılan bir yöntemi uyguluyoruz. Bildiğimiz kadarıyla bu tekniği günümüzde Türkiye’de uygulayan tek firmayız. Üretim sürecinde modern makineleri mümkün olduğunca kullanmamaya, el işçiliğini ön planda tutmaya çalışıyoruz. Bu da hem bizi motive ediyor hem de ürünlerimizi daha değerli kılıyor. Ürünlerimiz tamamen el işçiliğiyle üretildiği için günde yalnızca bir adet kılıç ortaya çıkıyor. Sabah başlayan işlem süreci, akşam saatlerinde montajın tamamlanmasıyla sonuçlanıyor. Bu nedenle ürünlerimiz koleksiyon değeri taşıyor" şeklinde konuştu. "En çok tercih edilen ürünler ise Zülfikar ve Fatih Sultan Mehmet Han kılıçlarıdır" En çok tercih edilen kılıç çeşidinin Fatih Sultan Mehmet Han’ın kılıcı olduğunu söyleyen usta Yaşar, "Şu anda toplam 6 farklı modelimiz bulunuyor. Bunların tamamı Osmanlı döneminden esinlenen modellerdir. Zülfikar, Fatih Sultan Mehmet Han’ın kılıcı, tören kılıçları, Türk palası ve Yavuz Sultan Selim’e ait modeller bunlar arasında yer alıyor. En çok tercih edilen ürünler ise Zülfikar ve Fatih Sultan Mehmet Han kılıçlarıdır. Fiyatlandırma ise tamamen kişiye özel çalışıldığı için sabit değildir. Müşterinin taleplerine göre değişmekle birlikte, ürünlerimizin fiyatı ortalama 5 bin ile 10 bin TL arasında değişmektedir. Satışlarımızın önemli bir kısmı yurt dışına yöneliktir. Özellikle son dönemde Orta Doğu ve Avrupa ülkelerinden yoğun talep görüyoruz. İhracat belgelerimizi de almış bulunuyoruz. Yurt dışına satışlarımız arttıkça bu durum bizi daha da mutlu ediyor" diye konuştu.
Diyarbakır Diyarbakır’dan dünyaya çağrı: ’’Sessizlik değil, sorumluluk zamanı’’ Diyarbakır Sanayici ve İş Dünyası Derneği (DİSİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Şeyhmus Akbaş, Ortadoğu’da yaşanan saldırıların, bölge halkının güvenliğini ve barışını doğrudan tehdit ettiğini söyledi. DİSİDER Başkanı Akbaş, son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ortadoğu’da yaşanan saldırıların bölge halkının güvenliğini ve barışını doğrudan tehdit ettiğini belirten Akbaş, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuka aykırı davranarak askeri müdahaleleri, sorunun çözümüne değil, çatışmaların derinleşmesine hizmet ettiğini kaydetti. Akbaş, ‘’Bu süreç yalnızca bölgeyi değil, tüm komşu ülkeleri ekonomik ve sosyal açıdan olumsuz etkilemekte; küresel ölçekte derin ekonomik izler bırakmaktadır. Başta küresel iş dünyası olmak üzere tüm ekonomik aktörleri, bu saldırılara karşı daha güçlü bir duruş sergilemeye ve barışın tesisi için sorumluluk almaya davet ediyoruz. Çünkü savaşın uzaması, sadece bir ülkeyi değil, tüm insanlığı tehdit eden bir hal alacaktır. Diyarbakır özelinde değerlendirdiğimizde İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan bu savaşın uzaması halinde, etkileri sadece bölgesel değil, doğrudan ilimizi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini kapsayan çok boyutlu sonuçlar doğuracaktır. Ekonomik açıdan baktığımızda bölgede faaliyet gösteren işletmelerin önemli bir kısmı maliyet artışlarına karşı kırılgan durumdadır. Böyle bir senaryoda işletmelerin yaklaşık yüzde 60’ı ciddi maliyet baskısı yaşayabilir, yüzde 30’a yakını yatırımlarını ertelemek zorunda kalacaktır. Bölgemiz, sınır ticareti ve lojistik açısından stratejik bir konumdadır. Kara taşımacılığına dayalı ticaret yapımız, sınır kapılarında yaşanabilecek aksama ve güvenlik riskleri nedeniyle ciddi şekilde etkilenebilir. Bu durum özellikle demir-çelik, kimya-inşaat malzemeleri gıda ve tarım ürünleri gibi sektörlerde rekabet gücünü zayıflatacaktır. Ticaret yollarının daralması, ihracatın düşmesi ve ithalat maliyetlerinin artması kaçınılmazdır. İhracatımızın yaklaşık yüzde 50’sinin Ortadoğu pazarına yapılması nedeniyle, Diyarbakır ihracatında yüzde 15-30 oranında daralma riski söz konusudur. Bu durum doğrudan üreticimizi ve sanayicimizi etkileyecektir. Enerji fiyatlarındaki artış da bu sürecin en kritik başlıklarından biridir. Ülkemizin enerji ithalatına bağımlılığı dikkate alındığında, petrol fiyatlarındaki yükseliş üretim maliyetlerine doğrudan yansımakta bu da Diyarbakır’daki üreticilerimizin ve KOBİ’lerimizin karlılığını olumsuz etkilemektedir. Yatırım ortamı açısından ise belirsizlik en büyük risk unsurudur. Belirsizliğin artması yatırımların ertelenmesine, istihdamın yavaşlamasına, ekonomik büyümenin zayıflamasına neden olmaktadır. Ayrıca sınır güvenliği ve olası göç hareketleri de ekonomik dengeler üzerinde baskı oluşturabilir. Ani nüfus artışı kira, gıda ve kamu hizmetlerinde maliyetleri artırarak toplumsal dengeyi zorlayabilir. Bununla birlikte, Diyarbakır güçlü bir ticaret geleneğine ve dayanışma kültürüne sahiptir. Doğru politikalar ve yerel desteklerle bu tür krizlerin etkisi azaltılabilir. Bu kritik süreçte, hükümetimizin güçlü ve kararlı yönetimi ile Türkiye’nin ateş çemberinin dışında kalması için ortaya koyduğu çaba, bizler için önemli bir güven kaynağıdır. DİSİDER olarak sahadan elde ettiğimiz veriler, Diyarbakır ekonomisinin üretim gücüne sahip olduğunu ancak Ortadoğu pazarına yüksek derecede bağımlı bir yapıda bulunduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle tek pazara bağımlılığın azaltılması, alternatif ihracat pazarlarının geliştirilmesi, yerel üretimin daha yüksek katma değerli hale getirilmesi öncelikli hedefler olmalıdır. Bizler krizleri yalnızca bir risk olarak değil, aynı zamanda bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için doğru strateji ve güçlü bir koordinasyon şarttır. Bu bağlamda yüzyıllardır iki ülke arasında süregelen dostluk, kardeşlik ve iyi komşuluk ilişkileri esasına dayanan İran halkının acısını, acımız olarak görüyoruz. En büyük temennimiz bu anlamsız savaşın bir an önce sona ermesi, akan kanın durması, barışın hakim olması ve ekonomik istikrarın korunmasıdır. Çünkü savaş insanı küçültür, barış insanı büyütür’’ dedi.