EKONOMİ - 27 Nisan 2025 Pazar 11:32

Çeşme’nin coğrafi işaretli ’damla sakızı’, yüksek fiyatı ve ekonomik potansiyeliyle dikkat çekiyor

A
A
A
Çeşme’nin coğrafi işaretli ’damla sakızı’, yüksek fiyatı ve ekonomik potansiyeliyle dikkat çekiyor

İzmir’in gözde turizm merkezi Çeşme, yalnızca plajlarıyla değil, tarımsal üretimiyle de dikkat çekiyor. Sakız ağaçlarından özenle toplanan coğrafi işaretli damla sakızları, kilogramı 15 bin TL’ye kadar alıcı buluyor. 26 binin üzerinde sakız fidanının dikilecek arazi olmadığı için bekletildiğini söyleyen üretici Hasan Ege Tütüncüoğlu, "Çeşme’de araziler çok pahalı olduğu için tarımsal amaçla kullanımı oldukça zor" dedi.


Sakız ağaçlarının dünyada yalnızca Yunanistan’ın Sakız Adası ile Çeşme Yarımadası’nda yetişebildiği biliniyor. Sakız üretimi, 1959 yılında bölgede başlarken ancak uzun süre yeterli ilgiyi görmeyince sekteye uğradı. Son 20 yılda yeniden canlandırılmaya çalışılan sakız ağacı üretimi kapsamında, bugüne kadar yaklaşık 40 bin fidan yetiştirildi ve bunların 20 bini toprakla buluşturuldu. Gıda ve kozmetik başta olmak üzere birçok alanda kullanılan bu ürün artık Çeşme’de yeniden hayat buluyor. Sakız ağacı üreticiliğinin günden güne artmakta olduğunu vurgulayan üretici Hasan Ege Tütüncüoğlu (55), "Damla sakızı artık Çeşme’nin coğrafi işaretli bir ürünü. Yaklaşık bir yıldır süren uzun çalışmalar sonucunda alınan coğrafi işaretle birlikte, Çeşme’nin ikinci coğrafi işaretli ürünü oldu. Cumhuriyet döneminde tamamen ortadan kalkan sakız ağaçları, sayıları bine kadar düşmüşken şimdi tekrar canlandı" ifadelerini kullandı.



"Yılda 50 bin sakız ağacını toprakla buluşturabiliriz"


Dikilen sakız ağaçlarıyla birlikte, önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde bir tonun üzerinde Çeşme damla sakızı üretmiş olacaklarını belirten Tütüncüoğlu, "Çeşme, yavaş yavaş ağaç sayısını ve üretim kapasitesini artırarak dünya pazarından pay almaya çalışıyor. Biz ülke olarak yaklaşık 20 tona yakın ithalat yapıyoruz. Dolayısıyla bu ithalatın, en azından kendi ihtiyacımız kadar olan kısmının Çeşme damla sakızıyla karşılanması ekonomimiz açısından çok önemli. Belediye ile yapmış olduğumuz bir protokol kapsamında, şu anda yeşil alanlara sakız ağaçlarını dikiyoruz. Çünkü yer yok. Yer olmayınca, bulduğumuz her yerde dikebilmek için her türlü imkânı araştırıyoruz ve sağlıyoruz. Özellikle rüzgar enerjisi üretilecek alanların altında çok fazla atıl alan var. Bu alanlarda sakız ağacı dikiminin önü açılabilir, geliştirilebilir. Eğer bu sağlanabilirse, burada yılda 50 bin civarında sakız ağacını toprakla buluşturabiliriz. 10 yıl içerisinde de dünya pazarında 500 bin ağacın üzerinde bir üretimle yüzde 50’lik bir paya sahip olabiliriz" dedi.


26 binin üzerinde sakız fidanının dikilecek arazi olmadığı için bekletildiğini söyleyen üretici Hasan Ege Tütüncüoğlu, "Çeşme’de araziler çok pahalı olduğu için tarımsal amaçla kullanımı oldukça zor" dedi. Tütüncüoğlu, yetkililerden Çeşme’deki sakız üreticilerine ağaçlarını dikebilmeleri için yer tahsisi talebinde bulundu.



"Yunanlılar ’Türkler sahte sakız üretiyor’ diye haberler çıkardılar"


Sakız ağacını tekrar yeşertmek için 1995 yılında 200 adet çelik diktiklerini ama başarılı olamadıklarını ifade eden üretici İbrahim Topal (66) ise, "Sonrasında biz bu işe meraklı olarak başladık sakızın çelikten yetiştirilmesiyle ilgili, çoğaltılması ile ilgili çalışmaları başlattık. 2 ayda ürettiğimiz ağaçlar, sakız fidanları olma yolunda çok hızlı gelişiyorlar. Onları saksılara aldık. Sonrasında toprağa diktik ve beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde ürün verir hale geldik. Sakızın bu şekilde üretimiyle ilgili zaten bu çalışmalar yapılırken, Yunanlılar karşı tarafta bizim yaptığımız çalışmaları çok yakından takip ediyorlardı. ’Türkler sahte sakız üretiyor’ diye kendi yerel medyalarında manşet haberler çıkardılar. Sakız ağacı aslında ana karada var olan bir ürün, sonradan adalara gitmiş. Anavatanı burada olan bir ürün, bir şekilde Türkler tarafından da değerlendiriliyor, ekonomiye kazandırılıyor" diye konuştu.



Çeşme’nin coğrafi işaretli ’damla sakızı’, yüksek fiyatı ve ekonomik potansiyeliyle dikkat çekiyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.