SPOR - 19 Ocak 2026 Pazartesi 10:10

Gökay Iravul: "Aykut Kocaman benim için bir baba gibidir"

A
A
A

Fenerbahçe formasıyla 2010-2011 sezonunda şampiyonluk sevinci yaşayan ve şu anda Bölgesel Amatör Lig ekiplerinden Torbalıspor’da forma giyen Gökay Iravul, Teknik Direktör Aykut Kocaman’ın kendisi için çok özel bir isim olduğunu söyleyerek, "Aykut Kocaman, kariyerimde en büyük emeği olan isimdir. Benim için sadece bir teknik direktör değil, aynı zamanda bir baba gibidir" dedi.

Futbola 2001 yılında Denizlispor altyapısında adım atan Gökay Iravul, 2005’te Fenerbahçe altyapısına transfer oldu. Sarı-lacivertli formayla alt yaş kategorilerinde sergilediği başarılı performansın ardından 2010 yılında A takım kadrosuna yükselen Gökay, 2010-2011 sezonunda Aykut Kocaman yönetimindeki şampiyon kadroda yer aldı. 2025-2026 sezonunda profesyonel liglerden amatöre geçen Gökay Iravul, futbol kariyerine İzmir’in Bölgesel Amatör Lig temsilcisi Torbalıspor’da devam ediyor. 33 yaşındaki futbolcu, Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadığı yıllardan Aykut Kocaman ile olan bağına ve 3 Temmuz sürecine dair birçok konuyu İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı.

Gökay Iravul:

"Üzerimde en büyük emeği olan Aykut Kocaman’dır"

Aykut Kocaman’ın sportif direktör, Christoph Daum’un ise teknik direktör olduğu süreçte A takıma yükseldiğini belirten Gökay Iravul, "İlk oynama şansını Aykut Kocaman döneminde buldum ancak ondan öncesinde de bir şansım olmuştu. Hatta Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nda Bursaspor’u 3-0 yendiği karşılaşma vardı; o zamanlar kupa çift ayaklıydı. O eşleşmenin Bursa’daki ikinci ayağında, Daum maç toplantısında beni 45 dakika oynatmak istediğini söylemişti. Ama o gün kısmet olmadı. Bursaspor’un maça çok üstün başlaması ve skoru erken bulması nedeniyle Fenerbahçe adına tur şansı biraz zora girmişti. Bu yüzden o gün şans bulamadım. Daha sonra A takımda çalışmalarıma devam ettim. Aykut Kocaman’ın teknik direktör olduğu dönemde, Gençlerbirliği maçının 84-85. dakikasında oyuna girerek ilk kez bir resmi karşılaşmada profesyonelliğe geçiş yaptım. 2010-2011 sezonunda Fenerbahçe A takım kadrosunda bulundum ve lig ile kupa dahil olmak üzere yaklaşık 14 maçta forma giydim. Benim için çok anlamlı, çok güzel günlerdi. Bugünlerde benim adıma emeği olan en büyük kişi tabii ki Aykut Kocaman’dır. Benim için bir baba gibidir; ona minnet borçluyum. Bu meslekte 20 sene boyunca; Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig veya 3. Lig fark etmeksizin bulunabildiysem, bunda en büyük emek Aykut Kocaman’ındır" şeklinde konuştu.

"Aykut Kocaman oyuncu ilişkilerinde çok başarılıydı"

Sosyal medyada Aykut Kocaman ile ilgili ’oyuncularla soğuktu’ gibi algıların yanlış olduğuna değinen Iravul, "Geçen gün Cristian Baroni Türkiye’ye geldiğinde Aykut hocaya sarılıyor ve gözyaşlarına hakim olamıyor. İnanılmaz bir oyuncu - teknik direktör ilişkisi vardı. Volkan Demirel, Emre Belözoğlu gibi yıldızlarla iletişimi çok iyiydi. Ben bulunduğum dönemde soğukluk gibi durumlara hiç şahit olmadım; aksine iletişim o kadar iyiydi ki bir derbi galibiyeti sonrası Samandıra’da oyuncuların Aykut hocayı havaya attığı sevinç görüntüleri hala hafızalardadır. Bugün futbola veda eden Moussa Sow gibi oyuncular Türkiye’ye geldiklerinde ilk olarak Aykut hocanın yanına gidiyorlar. Birbirlerine sarılmaları, gözyaşları; o dönemki oyuncuların Aykut Kocaman ile olan güçlü bağlarını simgeliyor. Aykut hoca her anlamda başarılı olduğu gibi, oyuncu ilişkilerinde de çok başarılıydı" ifadelerini kullandı.

Gökay Iravul:

"3 Temmuz’dan sonra takımdan ayrılmak zorunda kaldık"

3 Temmuz sürecinin Fenerbahçe’yi hem maddi olarak zarara uğrattığını hem de sportif büyümenin önüne geçtiğini sözlerine ekleyen Gökay Iravul, "Fenerbahçe o dönem küçülmeye gitmek durumunda kaldı. Volkan Demirel ve Alex hariç takımdan herkesin ayrılabileceğine dair söylemlerin olduğu o toplantıda ben de vardım. Sürecin saha içinde çok başarılı sonuçlanması ve Fenerbahçe’nin zor durumda olmadığının ispatlanması gerekiyordu. Bu sebeple genç oyuncuların şans bulamayacağı bir ortam oluştu. Ben ve diğer genç arkadaşlarım kiralık olarak ayrılmak zorunda kaldık. Sonrasında tekrar kiralık gidip gelme süreçlerim oldu. Tabii ki bu dönemde benim de hatalarım olmuştur; daha fazla çalışabilir, Fenerbahçe’de kalmak adına daha fazla mücadele edebilirdim. Bugün 33 yaşında bir Gökay olarak geriye dönüp baktığımda bunun muhasebesini yapıyorum. Yine de o dönem çok özeldi. Türk futbolunun büyük isimleriyle aynı soyunma odasını ve sahayı paylaşmak benim adıma çok güzel duygular barındırıyor" diye konuştu.

"3 Temmuz olmasa farklı bir geleceğimiz olurdu"

Sürecin sadece kendisini değil, o dönemki diğer genç futbolcuları da çok kötü etkilediğini vurgulayan 33 yaşındaki oyuncu, cümlelerine şöyle devam etti:

"Benimle birlikte süre alan Okan Alkan, Beykan Şimşek ve Recep Niyaz gibi arkadaşlarım vardı. Eğer 3 Temmuz süreci olmasaydı Aykut Kocaman’ın gençlere şans veren yapısında bizim adımıza çok daha başka bir gelecek olabilirdi. Hocamız sezon başı, ’İyi çalıştığınız takdirde size şans veririm’ mesajını iletmişti ve nitekim Okan Alkan bunun örneği olarak Manisaspor maçında oynamıştı. Fenerbahçe’nin iyi bir akademisi var, alttan oyuncu gelmiyor değil. Bugün Domenico Tedesco’nun şans verdiği Yiğit Efe gibi gençler var ancak o dönemki süreç yaşanmasaydı, bugüne kadar çok daha fazla Arda Güler yetişeceğini düşünüyorum."

Gökay Iravul:

"17’de 16 yapmak çok zordu"

Fenerbahçe’nin 17 maçta 16 galibiyet aldığı tarihi seri hakkında da konuşan Iravul, "Başarılması çok zor bir istatistikti. Tek berabere kaldığımız Bursaspor maçıydı. O dönem böyle bir seri yakalamak imkansıza yakındı ancak takımın karakteri, sahaya koyduğu mücadele ve Aykut hoca ile yakalanan inanılmaz uyum bu başarıyı getirdi. Takımda çok değerli isimler vardı. Brezilyalı ekip hem insani hem de futbolcu kalitesi olarak çok üst düzeydi. Alex’i zaten konuşmaya gerek yok. Türkiye’de yaptıklarıyla ve saha dışındaki duruşuyla inanılmaz bir insandı. Altyapıdan yeni çıkmış bir genç oyuncuya saha içinde taktiksel, saha dışında ise hem maddi hem manevi konularda çok yardımcı olurlardı. Yerli oyuncular da aynı şekilde bize büyük destek veriyordu" dedi.

Gökay Iravul:

"Seride toplantı etkili oldu"

Gökay Iravul, söz konusu dönemde yakalanan galibiyet serisinin perde arkasında kritik bir görüşme olduğunu aktararak, "Takımın tecrübeli isimleri Lugano, Alex ve Emre Belözoğlu, Başkanımız Aziz Yıldırım ile bir toplantı gerçekleştirmişti. Gidişatın daha iyi olmasına yönelik yapılan bu fikir alışverişinden sonra başarıya giden yol açıldı. İçerideki kaliteli ekip ve Aykut hoca ile sağlanan müthiş birliktelik zaferi getirdi" açıklamasını yaptı.

"92 numarayı Dia aldı"

14 numaralı formayı giymesine dair de değerlendirmeler yapan Torbalıspor’un başarılı futbolcusu, "Altyapıdan A takıma çıktığımda 1992 doğumlu olduğum için 92 numarayı almıştım. Daha sonra takıma Issiar Dia ve Mamadou Niang transferleri gerçekleşti. O dönemki idari menajerimiz Hasan Çetinkaya, iyi Fransızca konuştuğu için onlarla iletişimi çok iyiydi. Hasan Çetinkaya bir gün Dia’nın 92 numarayı giymek istediğini söyledi. Forma listesine adım yazılmıştı ama onlar bizden çok daha olgun oyuncular olduğu için numarayı tercih etme lüksümüz yoktu. Ben de hayran olduğum oyuncuların numaralarından hangisini giyebileceğimi düşündüm. Böylelikle 14 numara macerası başladı. Benden önce Daniel Güiza giymişti, o ayrıldıktan sonra numarayı ben aldım" şeklinde konuştu.

"Emre Belözoğlu çok iyi bir öğreticiydi"

Emre Belözoğlu’nun genç oyunculara çok yardımda bulunduğunu da vurgulayan Iravul, "Çok iyi bir öğreticiydi. Şimdi bana göre çok başarılı bir teknik direktörlük kariyeri var, inşallah daha da başarılı olur. Volkan Demirel de aynı şekilde. O dönemki takımdaki yerli oyuncuların hepsi birbirinden başarılı, karakterli ve düzgün insanlardı. Futbolu onlardan öğrendiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Genç yaşta bazı şeyleri onların gereklilikleriyle öğrenip devam ettirebildim" diye konuştu.

Gökay Iravul:

"Emre Belözoğlu rol model aldığım kişi"

En büyük rol modelinin Emre Belözoğlu olduğunu vurgulayan tecrübeli oyuncu, "Türk futbolunun gelmiş geçmiş en başarılı üç orta sahasından biridir. Antrenmanlarda bir orta saha oyuncusu olarak nasıl pozisyon almam gerektiğini her idman söylerdi. Kaybetmeye hiç tahammülü yoktu. Ondan çok şey öğrendiğim için şanslıyım. Her anlamıyla bir rol modeldir. Teknik direktör olduğu maçları izlerken hala heyecanlanıyorum ve ne öğrenebilirim diye bakıyorum" dedi.

Hasan İnce-Abdurrahman Derici

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çorum UNESCO mirası Hattuşa’da 7 bin yıllık tarihe yürüyüş: Doğaseverler Hitit Yolu’nda buluştu Çorum’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hattuşa’nın 7 bin yıllık tarihi, "2. Hitit Yolu Gençlik Yürüyüşü" ile doğaseverleri ağırladı. Çorum’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hattuşa, bu kez özel bir yürüyüşe ev sahipliği yaptı. Hitit medeniyetinin başkenti olarak bilinen Hattuşa’dan başlayan "2. Hitit Yolu Gençlik Yürüyüşü"nde doğaseverler, 7 bin yıllık tarihi mirasın izinde Budaközü Vadisi’ne doğru yürüdü. Surları, anıtsal kapıları, tapınakları ve kaya kabartmalarıyla Anadolu’nun en önemli arkeolojik alanları arasında yer alan Hattuşa, yürüyüşe tarihi bir atmosfer kattı. UNESCO mirası bölge, hem kültür hem de doğa turizmi açısından Çorum’un en önemli değerleri arasında yer alıyor. Katılımcılar, vadinin doğal bitki örtüsü, su kaynakları ve geniş yeşil alanları eşliğinde yürüyerek bölgenin sakin atmosferini deneyimledi. Budaközü Vadisi’nde gerçekleştirilen Hitit Kültür Yolu yürüyüşüne Çorum Valisi Ali Çalgan da katıldı. Parkurun hemen yanında Hattuşa Ören Yeri’nin yer aldığını belirten Vali Çalgan, bölgenin tarih ve doğayı bir araya getiren özel bir güzelliğe sahip olduğunu söyledi. Vali Çalgan, "Budaközü Vadisi’nde Hitit Kültür Yolu gezisindeyiz. Burası doğa ile tarihin birleştiği çok özel bir yer. Hemen arkamızda tarihi Hattuşa Ören Yeri bulunuyor" dedi. Yaklaşık 1,5 saat süren parkurda Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen ziyaretçilerle birlikte yürüdüklerini ifade eden Çalgan, güzergahın doğaseverler için önemli bir deneyim sunduğunu belirtti. Vadide su sesi eşliğinde keyifli bir yürüyüş gerçekleştirdiklerini dile getiren Çalgan, il genelinde buna benzer 17 farklı yürüyüş parkurunun bulunduğunu kaydetti. Yurt içi ve yurt dışındaki doğa tutkunlarını Çorum’a davet eden Vali Çalgan, "Bu parkur ve diğer yürüyüş rotalarımıza tüm doğaseverleri bekliyoruz. Ziyaretçilerimiz burada sadece doğal güzellikleri görmekle kalmayacak, aynı zamanda 7 bin yıllık tarihe sahip ilimizin önemli ören yerlerini de keşfetme fırsatı bulacak. Çorum’da tarih ve doğa iç içe" ifadelerini kullandı. Yürüyüşe Boğazkale Kaymakamı Bilge Yıldırım, İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Kubilay Ayvaz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Sümeyra Bektaş, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Recep Cıplak, Boğazkale Belediye Başkanı Adem Özel ve çok sayıda davetli katıldı.
Diyarbakır Diyarbakır’da "Geleneksel Mayalı Ekmek Festivali" düzenlendi Diyarbakır Maya Okulları öğrencileri, ekmeğin yolculuğunu "Geleneksel Mayalı Ekmek Festivali"nde uygulamalı olarak gerçekleştirdi. Diyarbakır Maya Okulları’nda okulun geleneksel hale gelen ve her yıl kutlanan ’Mayalı Ekmek Şenliği’, bu sene de kapılarını rengarenk atölyeler ve Anadolu kokan etkinliklerle açtı. Festival kapsamında okul bahçesinin dört bir yanı birer yaşam alanına dönüştürüldü. Veliler ve çocuklarla beraber geleneksel oyunlarla burada el ele vererek unutulmaz anılar biriktirdi. Ata tohumunun ekmeğe dönüşme hikayesi kapsamında çocuklar ve veliler çeşit çeşit etkinlikler yaptılar. İngilizce ve kodlama atölyelerinde çocuklar geleceğin dünyasına hazırlanırken, ebru sanatı ve el baskısı atölyelerinde renklerin suyla dansını keşfedip, parmak boyalarıyla hayallerini tuvale döktürdü. Mayalı ekmeğin hikayesi standında ise çocuklara toprağın ve emeğin değeri aşılandı. Şenlikte öğrenciler, geleneksel oyunlarla keyifli vakit geçirdi. Maya Okulları Müdürü Erdi Akyıldız, bugün Mayalı Ekmek Günü’nü kutladıklarını ve Türkiye genelindeki Maya Okulları’nda kutlanan geleneksel bir gün olduğunu söyledi. Akyıldız, "Maya Okulları olarak Türkiye geneli 24 yıldır bugünü kutluyoruz. Diyarbakır olarak yöresel lezzetlerimizi, yöresel oyunlarımızı hem oynamak hem tattırmak ve daha da önemlisi çocuklarımızı ekrandan uzaklaştırarak aileleriyle beraber kaliteli zaman geçirmek için böyle bir etkinlik planladık. Yaklaşık bin 5 ile 2 bin arası katılım var. Velilerimiz de bunu merakla bekliyordu. Her yıl geleneksel olarak bunu sürdürmeyi planlıyoruz. Bu şekilde devam edeceğiz. Biliyorsunuz artık evlerimizde ekmek yapılmıyor, maya kullanılmıyor. Hem bunu özendirmek hem de burada tattırmak istiyoruz. Eski annelerimizin, ninelerimizin yapmış olduğu mayalı ekmekleri tattırmak istiyoruz. Yine reyhan şerbetimiz bölgemizin, ilimizin çok güzel bir içeceği. Bunun yanında ayran, limonata gibi içeceklerle gazlı içeceklerden uzaklaştırmayı, sağlıklı beslenmeyi teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Geleneksel olduğu için burada yedinci yıldır Mayalı Ekmek Günleri’ni kutluyoruz. Artık velilerimiz de işi biliyorlar. Herkes gelirken sandalyesini, masasını alıp burada güzel bir gün geçiriyor. Biz de hepsine teşekkür ediyoruz" dedi. Velilerden Sultan Aktaş, Maya Okulu’nun yapmış olduğu Mayalı Ekmek Etkinliği için çocuğuyla birlikte geldiğini ifade etti. Aktaş, "Burada çocuklarımıza aslında Maya Okulu’nun temel ana yapısı olan kültürel değerlerimizi hatırlatmak, geçmişten gelen ata tohumlarımızı ve ailesel kültürlerimizi yeniden yaşatmak amacıyla bulunuyoruz. Çocuklarımıza bu duygunun temelini tekrar hissettirmek istiyoruz. Okulun da burada çocuklarımız üzerinde büyük bir desteği var. Burada buğdayın, ekmeğin nereden oluştuğunu, nereden geldiğini, ana kaynağının buğday olduğunu ve nasıl öğütüldüğünü çocuklara anlatarak kültürümüzün başlangıç noktasına dair farkındalık oluşturmak amacıyla güzel bir etkinlik çerçevesinde çocuklarımızı toplamış bulunmaktalar. Bunun için kendilerine çok teşekkür ederiz. 2 yıldır bu atmosferin içerisindeyiz. Her şey çok güzel. Çocuklarımız gerçekten verimli bir şekilde tüm etkinliklere katılarak güzel vakit geçiriyor. Bu bizler için de, veliler için de büyük bir mutluluk. Her şey için okulumuza teşekkür ederiz. Biz tabii ki çocukluğumuzu hatırlıyoruz. Annelerimiz bize hamuru mayalayıp hamurdan ekmekler, çörekler yapardı. Açıkçası çocukluğumuza döndük diyebiliriz. Çocuklarımızın da burada bu duyguyu hissetmesi bizler adına güzel bir duygu oldu. O yüzden gerçekten güzel bir etkinlik altında toplanmış bulunmaktayız burada" ifadelerini kullandı. Bir diğer veli Rıdvan Çelik ise, 4 yıldır düzenlenen Mayalı Ekmek Günleri’ne katılım sağladıklarını aktardı. Çelik, "Özellikle ekmeğin hikâyesi kısmında, çocuklarımızın bizim eskiden yaşadığımız deneyimleri görememesi nedeniyle en azından geçmişe bir yolculuk yaparak o eski deneyimleri yaşamalarını istiyoruz. Bu şekilde okulun bütün velileri ve çocukları bir araya geliyor, herkes okulla bütünleşiyor. Yılda bir kez gerçekleştirilen bu etkinlikte çocuklarımız da bizler de gayet mutlu bir şekilde eğleniyoruz" şeklinde konuştu. Çok eğlendiğini söyleyen öğrencilerden Mina Sırımsı, "Mayalı ekmek yapmayı öğrendim. Mayanın nasıl yapıldığını ne işe yaradığını öğrendim. Çok hoşuma gitti etkinlik" dedi. Başka bir öğrenci Beril Akbulut da etkinlikte eğlendiklerini aktardı. Akbulut, "Oyunlar oynadık. Yiyecekler yedik çok keyifliydi. Buğdayı una, unu da ekmeğe çevirmeyi öğrendik" dedi. Öğrencilerden Jinda Deniz Alver ise çok güzel bir gün olduğunu özellikle bugünü sabırsızlıkla beklediğini ve Mayalı Ekmek Günleri’ni çok sevdiğini söyledi. Öğrencilerden Masal Ecrin Özsoy da, Mayalı Ekmek Günü etkinliğine katıldığı için çok mutlu olduğunu aktardı.
Gaziantep Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Bayraktar’dan zarar gören çiftçilere ziyaret Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Gaziantep’te yaşanan dolu ve fırtınadan etkilenen bölgeleri ziyaret ederek çiftçilere geçmiş olsun temennisinde bulundu. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Gaziantep’te iki hafta önce meydana gelen sağanak, dolu ve şiddetli rüzgarın aynı anda etkili olduğu "süper hücre" fırtınasının çiftçilere verdiği zararı yerinde incelemek üzere kente geldi. Bayraktar, bölgedeki ziraat odası başkanları ve ilgililerle Çaybeyi Mahallesi’ndeki fıstık bahçelerinde incelemelerde bulundu. Bayraktar, Gaziantep’te etkili olan olumsuz hava şartları nedeniyle 380 bin dekar alanın zarar gördüğünü, hububat, baklagil, zeytin, üzüm ve Antep fıstığı gibi ürünlerin etkilendiğini ifade etti. Bayraktar, "Türkiye’de etkili olan yağışlar neticesinde yer altı sularımız beslendi. Bunun sonucunda Türkiye’de kuraklık tehdidi kalkmış durumda. Hububat başta olmak üzere olumlu etkileyecek. Bu sene buğdayda üretimin 22-23 milyon tona çıkmasını bekliyoruz" dedi. Olumsuz hava şartlarının tarımsal alanlara zarar verdiğini ifade eden Bayraktar, "Sadece Gaziantep’te değil, 65 ilimizde don etkili oldu. Bu durum tarımsal üretime büyük zarar verdi. Kuraklık afetiyle karşı karşıya kaldık ve birçok ilimizde üretim olumsuz etkilendi. Sel ve su baskınları sonucu birçok ürünümüz zarar gördü. Binlerce dekar arazi sular altında kaldı. Sadece sel değil, don felaketinden etkilenen illerimizi de gezdim. Son günlerde dolu afeti de üretime zarar vermeye başladı. Dolu dışında hortumla da karşı karşıya kaldık. Gaziantep’te hem dolu hem hortum yaşandı" şeklinde konuştu. "9 ilçesinde yaklaşık 8 bin 310 çiftçi etkilendi" Gaziantep’in 9 ilçesinde yaklaşık 8 bin 310 çiftçinin yaşanan afetlerden etkilendiğini belirten Bayraktar, "380 bin dekar alan zarar görmüş durumda. Hububat, baklagil, zeytin, üzüm ve Antep fıstığı gibi ürünlerimiz etkilendi. Kesin hasar tespit çalışmalarımız devam ediyor. Gaziantep’te tarım sigortası oranının düşük olduğunu görüyoruz, şu an yaklaşık yüzde 18 seviyesinde. Ürünlerin zarar görmesi nedeniyle önümüzdeki 2-3 yıl verim kaybı yaşanabilir. Bu kayıpların karşılanmasını talep ediyoruz. Üreticimize sahip çıkma ve sahada kalmasını sağlama zamanıdır" ifadelerini kullandı. Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun ise, Bayraktar’a teşekkür ederek çiftçilerin zarar gördüğünü ve yetkililerin çiftçilere destek vermesini istedi.
Bolu Bu çayın fiyatını içen belirliyor Bolu’nun Yeniçağa ilçesinde 85 yıldır hizmet veren tarihi kahvehanede tüp, elektrikli ısıtıcı ve deterjan kullanılmıyor. Çayın sadece odun ateşinde demlenip, bardakların elenmiş odun külüyle yıkandığı işletmede müşteriler içtikleri çayın ücretini kendileri belirliyor. Yeniçağa ilçesine bağlı Eskiçağa köyünde, Zonguldak-Ankara kara yolu üzerinde bulunan çay ocağı, yarım asrı aşan süredir aynı geleneksel yöntemlerle hizmet veriyor. Emekli şoför İsmail Demir, 1980 yılında babasından devraldığı mesleği yaşatmaya devam ediyor. Ormandan topladığı çam, meşe ve köknar odunlarıyla sabahın erken saatlerinde ocağı yakan Demir, köy halkının yanı sıra güzergahı kullanan sürücülere de hizmet sunuyor. 85 yıllık işletmede kurulduğu günden bu yana tüp veya elektrikli ısıtıcı kullanılmıyor. "Çay parası sorulmaz" Kurulduğu günden bu yana kimyasal deterjanın girmediği dükkanda çay bardakları, ocaktan alınan ve ince elenen kül ile yıkanıyor. Mesleği babasından devraldığını belirten İsmail Demir, "Burası babamın yeri. 85 yıldır bu işi yapıyoruz. Sabahleyin ateş yanar, akşama kadar odun ateşinde çay ayarlanır. Zonguldak, Bartın, Kurucaşile, Cide, Ankara illerine gitmek isteyen müşterimiz hiç eksik olmaz. Bizde çay fiyatı aranmaz. İster alırız, ister almayız; isteyen verir, isteyen vermez. Burada kimseye çay parası sorulmaz. 5 lira veren de olur, 10 lira, 15 lira, hatta 50 lira veren de olur; biz onu geri çevirmeyiz. Temizlikte de deterjan kullanmayız. Ocak külü çok temizdir; elediğimiz o toz külle bardakları ovaladığımızda pırıl pırıl parlar" dedi. "Bu tadı ve samimiyeti başka yerde bulamazsınız" Mekanın 67 yaşındaki daimi müşterilerinden köyün eski muhtarı Ramazan Karaduman, "Burası önemli bir yol üstü. Zonguldak, Bartın, Amasra gibi turistik beldelere gidenlerin uğrak noktası. Ben annemden doğdum doğalı bu kahvehanede odun ateşinde çay yapılır. Başka yerlerde, Karadeniz sahillerinde de odun ateşinde çay içtim ama buradaki tadı alamazsınız. Bu nostaljik havayı, kahveci arkadaşımızın insanları sıcak karşılamasını, candan ve samimi davranmasını başka hiçbir kahvehanede görmedim" ifadelerini kullandı.