ASAYİŞ - 19 Ocak 2026 Pazartesi 12:48

İzmir'de genç müteahhidin sır ölümü

A
A
A
İzmir'de genç müteahhidin sır ölümü

İzmir'in Ödemiş ilçesinde, iki gün boyunca kayıp olarak aranan 33 yaşındaki müteahhit Burak Odabaş, Üzümlü Mahallesi'ndeki ormanlık alanda aracının içerisinde yanmış halde ölü bulundu. Şüpheli ölümle ilgili konuşan acılı aile, olayın bir kaza veya intihar olmadığını savunarak cinayet şüphesi üzerinde durduklarını belirtti.

Olay, Ödemiş ilçesi Üzümlü Mahallesi mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Artvin'den Ödemiş'e orman kesim işleri için gelen 33 yaşındaki müteahhit Burak Odabaş, 16 Ocak günü sabah saat 08.00 sıralarında ilçe merkezindeki evinden ayrıldı. Odabaş'tan bir daha haber alamayan yakınlarının ihbarı üzerine jandarma ekipleri arama çalışması başlattı. Yapılan araştırmalar neticesinde, ertesi gün Üzümlü Mahallesi orman kesim sahasında, Odabaş'a ait 53 AY 993 plakalı aracın tamamen yanmış olduğu ve genç müteahhidin araç içerisinde hayatını kaybettiği tespit edildi.

İzmir'de genç müteahhidin sır ölümü

"Kaza veya intihar olması imkansız"

Olayın ardından Bursa ve Artvin'den Ödemiş'e gelen aile üyeleri, olayın bir cinayet vakası olduğunu iddia etti. Baba Sefer Odabaş, oğlunun kültürel birikimi yüksek, zararlı alışkanlıkları olmayan bir genç olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Oğlumuz buraya yanan alanlardaki çalışmaları yürütmek için gelmişti. Cumartesi günü aracının içinde yanmış vaziyette bulunduğu haberini aldık. Olay yerinde yaptığımız incelemeler sonucunda bunun bir kaza ya da intihar olamayacağına kanaat getirdik. Aracın tutuştuğu yer ile bulunduğu nokta birbirinden farklı. O sabah hak edişini almıştı ancak bu paranın nereye gittiği belli değil. Cuma günleri o bölgede çalışma yapılmamasına rağmen oraya çıkması ve aracın geri planda düz bir alan varken rampada bırakılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu bir gasp ya da başka bir olay olabilir."

İzmir'de genç müteahhidin sır ölümü

"Tehdit edildiği iddiaları var"

Amca Zakir Odabaş ise yeğeninin cansız bedeninin bulunduğu pozisyonun şüphe uyandırıcı olduğunu vurguladı. Yeğeninin daha önce tehditler aldığına dair duyumlar aldıklarını belirten amca Odabaş, "Yeğenimin cansız bedeni aracın ön koltuğunda değil, arka tarafındaydı. Aracın arkasında yatak veya dinlenecek bir alan yokken orada bulunması şüphelerimizi artırıyor. Aldığımız bilgilere göre yeğenim, 'Burada niye çalışıyorsun?' gibi sözlerle tehditler alıyormuş. Ayrıca işçilerle ödemeler konusunda sorun yaşadığı söyleniyordu. Kanaatimizce bu olay, cinayete kaza süsü verilmiş bir durumdur" diye konuştu.

İzmir'de genç müteahhidin sır ölümü

Cenaze Adli Tıp Kurumu’nda

Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından Burak Odabaş'ın cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Burada aile ile yapılacak DNA eşleşmesinin ardından Odabaş'ın memleketi Artvin'de toprağa verileceği öğrenildi.
Olayla ilgili başlatılan geniş çaplı soruşturma sürüyor.

Serap Tekbıçak - Sinan Yeniçeri

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Artvin Dik yamaçta 60 yıllık emek, taş duvarlarla kurulan miras Artvin’de 2 dönümlük araziyi taş taş işleyerek 8 dönüme çıkaran ailenin bir yamaçtaki mirası 3. kuşağa ulaştı. Artvin’de yaşayan 50 yaşındaki Temel Ayık, dedesinden ve babasından miras kalan teraslı tarım arazisini tek başına işleyerek aile geleneğini sürdürüyor. Dik yamaçta, tamamen insan emeğiyle oluşturulan taş duvarlı evlekler, yıllara meydan okurken hem geçim kaynağı hem de bir yaşam hikâyesine dönüşüyor. Temel Ayık’ın dedesi, taş duvar ustası Aziz Ayık, yaklaşık 62 yıl önce 2 dönümlük eğimli araziyi hiçbir iş makinesi kullanmadan teraslama yöntemiyle işleyerek 8 dönümlük verimli bir tarım alanına dönüştürdü. Taşları tek tek dizerek oluşturduğu duvarlarla yamaçta üretim yapılabilir alanlar açan Aziz Ayık, bu emeğini oğlu Hasan Ayık’a devretti. Hasan Ayık’ın geçtiğimiz yıl 78 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından ise bu miras torun Temel Ayık’a kaldı. Dedesinden ve babasından öğrendiği taş ustalığını sürdüren Temel Ayık, yıkılan duvarları onarıyor, yeni evlekler oluşturuyor ve arazinin bakımını tek başına yapıyor. Genişlikleri 2 ile 4 metre arasında değişen, uzunlukları ise farklı ölçülerde olan 35 evlekten oluşan arazi, görüntüsü de dikkat çekiyor. Aile, yıllar boyunca oluşturduğu bu verimli arazilerden meyve ve sebze üretimi yaparak hem kendi geçimini sağladı hem de hayvanları için otlak alanı oluşturdu. Bugün arazide üzüm, elma, armut, dut, kiraz, ceviz, incir ve fındık gibi meyve ağaçları bulunurken; fasulye, mısır, marul, patates ve maydanoz gibi sebzeler de yetiştiriliyor. Son yıllarda ise limon ve mandalina gibi farklı türlerin de yetişmeye başladığı belirtildi. Zorlu coğrafyada üretim yapmanın kolay olmadığını ifade eden Temel Ayık, "Rahmetli dedem 1963 yılında buraya yerleşip iki dönüm arazi almış. İçinde evi, değirmeni olan bir yer. O zamanlar geçimlerini topraktan sağladıkları için yıllarca çalışarak, dedem ve babam taş duvar ustalığıyla bu araziyi yavaş yavaş genişletmişler ve sekiz dönüme kadar çıkarmışlar. Taşları tek tek dizerek yaptığı duvarlar hâlâ sapasağlam duruyor. Biz de zamanla yardımcı olduk ama en büyük emek dedemle babama ait. Şimdi bu arazi dedemden babama, babamdan da bana kaldı. Ben de elimden geldiğince burayı korumak, yeşilini kaybettirmemek ve daha da güzelleştirmek istiyorum. İmkânım oldukça da bakmaya devam edeceğim. Arazide yok yok diyebilirim. Ceviz, kiraz, elma, armut, incir, vişne, kızılcık, fındık gibi birçok meyve ağacımız var. Son yıllarda limon, portakal, mandalina gibi ürünler de yetişmeye başladı. Bunun dışında kendimize yetecek kadar patates, fasulye, soğan, bezelye gibi sebzeler de ekiyoruz. Ben şuna inanıyorum; insan toprağı bırakmamalı. Çünkü yediğimiz, içtiğimiz her şeyin temeli toprak. Toprağa sahip çıkarsak hem kendimiz kazanırız hem de ülke kazanır. Biz de bu mirası yaşatmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
İstanbul Abur cubur tüketimi erkekleri jinekomastiyle vuruyor Erkeklerde meme dokusunun büyümesiyle ortaya çıkan jinekomasti, yalnızca estetik bir sorun değil; hormonal dengesizliklerden yaşam tarzına kadar birçok faktörün habercisi olabiliyor. Özellikle de son yıllarda işlenmiş gıdaların jinekomastiye neden olduğunu ifade eden Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, jinekomasti hakkında bilgi verdi. Erkeklerde meme bez dokusunun iyi huylu büyümesi olan jinekomasti, genelde estetik bir sorun olarak görülse de bu durum sadece bir yağ birikimi değil. Bez dokunun artışı çoğu zaman hormonal dengesizliklerle ilişkili olabilir. Medicana Ataköy Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, jinekomasti ile yağlanmanın farkını anlatırken, "Psödojinekomasti (yağlanma) yalnızca yağ dokusunun artışıdır ve kilo kaybıyla gerileyebilir. Jinekomastide ise meme bez dokusu büyümüştür; bu nedenle çoğu vakada diyet ve egzersizle tamamen düzelmez. Ve son yıllarda ergenlik döneminde görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlemlenmektedir" dedi. İşlenmiş gıdalardaki risk Jinekomastinin östrojen ve testosteron hormonları arasındaki dengenin bozulmasıyla kaynaklandığını ifade eden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Östrojenin artışı veya testosteronun azalması, meme dokusunun büyümesine yol açar. Bu noktada işlenmiş gıdaların, abur cubur olarak nitelendirilen ürünlerin de jinekomasti üzerine etkileri olduğu görüşü bulunmaktadır. İşlenmiş gıdalar; yüksek şeker, rafine karbonhidrat ve sağlıksız yağ içeriği nedeniyle insülin direncine ve yağ dokusu artışına yol açar. Artan yağ dokusu ise aromataz enzimi aracılığıyla testosteronu östrojene dönüştürür. Bu da jinekomasti riskini artırır" diye konuştu. Katkı maddeleri hormonları etkiliyor Gıdalardaki bazı katkı maddeleri ve plastik ambalajlarla temas eden ürünlerde bulunan endokrin yani hormon bozucu kimyasalların olumsuz etkileri olabileceğine değinen Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Bu kimyasallar vücutta östrojen benzeri etkiler gösterebilmektedir. Bu maddeler uzun vadede hormonal dengeyi de olumsuz etkileyebilmektedir. Bunun yanında obezite de jinekomastiyi hem doğrudan hem dolaylı etkiler. Artan yağ dokusu östrojen üretimini artırırken, aynı zamanda meme bölgesinde hacim artışına neden olur. Bu durum hem gerçek hem de psödojinekomastiyi birlikte oluşturabilir" diye konuştu. Önlemek için kaloriyi azaltın, sağlıklı beslenin Jinekomastinin bazen kendiliğinden gerileyebileceğini kaydeden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Ergenlik dönemindeki bazı vakalar geçici olabilir ve gerileyebilir. Ancak uzun süre devam eden ve fibrotik hale gelmiş jinekomasti genellikle kendiliğinden düzelmemektedir. Erken dönemde yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir. Ancak kalıcı vakalarda en etkili yöntem cerrahidir. Cerrahi tedavi ile hem yağ hem de glandüler doku çıkarılarak doğal bir görünüm sağlanır. İşlenmiş ve paketli gıdaların tüketimini sınırlandırmak, doğal ve dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak önlem için ideal yaşam tarzı alışkanlıkları arasındadır. Jinekomasti yalnızca estetik bir problem değil; çoğu zaman metabolik ve hormonal dengenin bir yansımasıdır. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları bu dengeyi bozarak hastalığın görülme sıklığını artırmaktadır" şeklinde konuştu.
Erzurum Tozlu arşivlerde unutulan bir gerçek: Hollandalı girişimciye Erzurum, Palandöken ve Toroslar’da petrol izni Cumhuriyet arşivlerinden çıkan 1939 tarihli belge, Türkiye’nin erken dönem enerji politikalarına ışık tutuyor. Hollandalı bir girişimciye, Erzurum’dan Toroslara uzanan geniş bir sahada petrol arama yetkisi verildiği ortaya çıktı. Araştırmacı Taner Özdemir, Cumhuriyet tarihinin dikkat çekici belgelerinden biri daha gün yüzüne çıkardı. 31 Temmuz 1939 tarihli resmî kararnamede, Hollanda tebaasından Y. Roothaan adlı girişimciye, Erzurum-Hasankale (Pasinler)-Tercan hattı ile Adana’nın Toros eteklerini kapsayan bölgede petrol arama izni verildiği görülüyor. Söz konusu belgeye göre, özellikle Palandöken çevresi başta olmak üzere belirlenen sahalarda petrol araştırması yapılmasına devlet tarafından resmî izin sağlandı. Kararın, dönemin Bakanlar Kurulu niteliğindeki İcra Vekilleri Heyeti tarafından alındığı ve ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda şekillendirildiği anlaşılıyor. Belgede, sürecin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir çerçevede ele alındığı dikkat çekiyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın muvafakati ve Dahiliye Vekâleti’nin teklifiyle yürütülen izin süreci, petrol aramalarının güvenlik boyutunun da göz önünde bulundurulduğunu ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanının imzası var Kararnamenin altında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün imzasının yer alması, kararın en üst düzeyde onaylandığını gösteriyor. 1939 yılı, dünya tarihinin kırılma noktalarından biri olan II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesine denk geliyor. Bu süreçte Türkiye’nin yer altı kaynaklarına yönelmesi ve enerji bağımsızlığını güçlendirme arayışı dikkat çekici bir politika olarak öne çıkıyor. Özdemir, Erzurum ve çevresinin petrol potansiyeli açısından değerlendirilmesinin bölgenin ekonomik ve jeostratejik önemini artıran bir unsur olarak ortaya çıktığını ifade etti. Devlet potansiyeli fark etti Belgeyi ortaya çıkaran Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir, konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle genişletti: "Bu belge, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Erzurum’un yalnızca tarihî ve askerî yönüyle değil, yer altı kaynakları bakımından da ciddi şekilde değerlendirildiğini gösteriyor. Özellikle Palandöken ve çevresinin petrol arama sahası olarak belirlenmiş olması, bölgenin jeolojik yapısına yönelik o dönemde dahi önemli tespitlerin yapıldığını ortaya koymaktadır. Erzurum, Doğu Anadolu’nun kırılma hatları, tortul alanları ve yer altı oluşumları bakımından her zaman dikkat çeken bir coğrafya olmuştur. Bu belge, o yıllarda devletin bu potansiyeli fark ettiğini ve uluslararası iş birlikleriyle bunu değerlendirmeye çalıştığını açıkça ortaya koyuyor. Bugün dahi enerji arayışlarının sürdüğü bir dünyada, Erzurum’un bu tarihî arka planı yeniden ele alınmalı ve bilimsel çalışmalarla desteklenmelidir. Ayrıca Erzurum’un yalnızca bir geçiş noktası değil, doğrudan bir enerji sahası olarak düşünülmüş olması son derece dikkat çekicidir. Bu durum, bölgenin ekonomik geleceği açısından geçmişte atılmış ancak zamanla unutulmuş önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir." Ortaya çıkan bu belge, Türkiye’nin enerji arayışlarının köklerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzandığını gösterirken, Erzurum, Palandöken ve Toroslar hattının yaklaşık bir asır önce dahi petrol potansiyeli açısından değerlendirildiğini gözler önüne seriyor. Bu tür arşiv belgeleri, Türkiye’nin ekonomik tarihine dair bilinmeyen pek çok gerçeği gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.
Erzurum Eski hükümlü devlet desteğiyle kendi işinin patronu oldu Erzurum Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığı "Denetimli Serbestlik" sistemi kapsamında eski hükümlü projesi ile yapılan çalışmalar ve hibe destek programları ile yapılan çalışmalarla bireylerin kendi işini kurmaları sağlanıyor. Eski hükümlülerin ekonomik olarak güçlenmesi ve sosyal hayata daha sağlam adım atması amacı ile 2018 yılından itibaren Hınıs, Tekman, ve Karaçoban ilçelerinde toplamda 182 hükümlü bu projelerden yararlanırken son olarak Karaçoban ilçesinde ikamet eden hükümlü İbrahim Toprak proje ye 2025 yılı itibari ile yaptığı başvurudan sağlanan 421 bin TL alarak kendi mesleğini devam ettirip yeni bir yer açtı. İbrahim Toprak, denetimli serbestlikten yararlandı, cezaevinden çıktı ve aldığı hibe ile hayatı değişti. Erzurum’un Karaçoban İlçesinde eski hükümlü İbrahim Toprak, ‘’Kendi İşini Kurma Hibe Desteği ‘’ projesine başvurdu 421 in TL alarak oto lastikçi açtı, kendi işinin patronu oldu. Bugün itibariyle 2026 yılında hibe proje ücreti 550 bin TL olarak güncellendi. Projeler kendi işini kurma hibe desteği projeleri ile tarım ve hayvancılık üzerine destek sağlanıyor. Projeden faydalanan İbrahim Toprak proje kapsamında "Rotbalans ve Oto Lastik" işletmesi açtı. Açılışa Karaçoban Kaymakamı Ali ihsan Selimoğlu, Hınıs Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Tuğrul, Hınıs Adalet Komisyonu Başkanı Tansu Tuna ve Hınıs Denetimli Serbestlik Müdürü Hatice Filiz ve davetliler katıldı.
Kars Kars’ta çiçek açan bağlarda Kafkas dansı görsel şölene dönüştü Kars’ta baharın gelişiyle doğa adeta yeniden can bulurken, ortaya çıkan manzara görenleri mest etti. Çiçek açan meyve ağaçlarıyla bezeli bağlar, bu kez yalnızca doğanın değil, sanatın da sahnesi oldu. Geleneksel Kafkas dansı yapan bir kadın, beyaz çiçeklerin arasında sergilediği zarif figürlerle görsel bir şölen sundu. Karslı Kafkas dansı hocası Nurhayat Çetiner tarafından Kağızman’da doğanın uyanışını simgeleyen etkileyici atmosferde gerçekleştirilen Kafkas dansı gösterisi, hem kültürel hem de estetik açıdan dikkat çekti. İnce ve akıcı hareketleriyle Kafkas dansının ruhunu yansıtan performans, çiçeklerin oluşturduğu doğal fonla birleşince adeta masalsı bir tabloyu andırdı. Kars Kağızman’da doğa ile iç içe olduğunu ifade eden Nurhayat Çetiner, "Kağızman’da doğa ile iç içe, çiçeklerin arasında keyifli bir dans gerçekleştirdim. Bu özel anlarda hem Kağızman’ın doğal güzelliklerini, hem de etrafın huzur veren atmosferini sizlerle paylaşmış oldum. Doğa ile iç içe sakinliği bize huzur veren Kağızman’ın ruhumuzu dinlendirdiği, unutulmaz bir deneyim yaşatmasını paylaşmış oldum" dedi. "Çiçek açan meyve bahçelerinin havadan görüntüsü mest etti" Öte yandan, çiçek açan meyve ağaçlarının oluşturduğu büyüleyici manzara dron ile havadan görüntülendi. Görüntülerde, doğanın sunduğu renk cümbüşü gözler önüne serilirken, dansın doğayla iç içe geçen estetiği daha da çarpıcı hale geldi. Baharın tüm canlılığıyla hissedildiği Kağızman’da ortaya çıkan bu görüntüler, hem doğaseverlerin hem de kültür-sanat tutkunlarının ilgisini çekmeye devam ediyor. Geleneksel dans ile doğanın buluştuğu bu özel anlar, bölgenin turizm potansiyeline de dikkat çekiyor.