GÜNDEM - 10 Mart 2026 Salı 09:38

Dursun Ataş: "İran’ın savaşı içine çekmek için füze atacağı son ülke Türkiye’dir"

A
A
A
Dursun Ataş: "İran’ın savaşı içine çekmek için füze atacağı son ülke Türkiye’dir"

AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi ve Kayseri Milletvekili Dursun Ataş, ABD ve İsrail ile İran’ın içerisinde bulunduğu savaşla ilgili olarak, "İran’ın savaşı içine çekmek için füze atacağı son ülke Türkiye’dir" dedi.


AK Parti MKYK Üyesi ve Kayseri Milletvekili Dursun Ataş, savaştan ekonomiye, siyasetten ekonomik krize birçok konuda açıklama yaptı. Güncel konuları değerlendiren Ataş, ABD ve İsrail ile İran’ın içerisinde bulunduğu savaş hakkında konuştu. İran’ın Türkiye’yi savaşın içine sokmak için bilerek, bir saldırı gerçekleştirmeyeceğini düşündüğünü söyleyen Ataş, "İran’ın Türkiye’yi savaşın içine çekmek için füze atacağı son ülke olarak görüyorum. Çünkü İran ile bizim millet olarak bir birlikteliğimiz var. Komşuluğumuz var. Orada yaşayan insanların büyük bir ekseriyâsı Türk kökenli insanlar. 1500’lü yıllardan beri aramızda hiç savaş çıkmamış bölgemizdeki tek ülkedir. Ben İran’ın bilerek, isteyerek Türkiye’ye bir füze atabileceğine çok ihtimal vermiyorum. Çokta inanmak istemiyorum. Türkiye’nin atılan füzeleri karşılayacak gücü var. İsrail’in demir kubbeleri yerle bir oldu. Savunma sistemlerimiz bölgede en üst seviyede. Savaş sistemlerimiz üst seviyede. Yerli ve milli üretimlerimizde çok üst noktada. Bunları savuşturabilecek güçteyiz ancak keşke savaş hiç olmasa. Daha önce ülkemize yönelen füzeyi İran atmadığını söyledi Azerbaycan’a giden füzede atmadıklarını söylediler ama böyle zamanlarda çok şeyler olur. İnşallah savaş bir an önce durdurulur. Çünkü Orta Doğu’da büyük bir yıkım var" ifadelerini kullandı.



"Ordumuz NATO’nun en güçlü ordularından"


Türk ordusunun gücüne değinen Ataş, "Türkiye tarihin hiçbir döneminde dünyanın gelişiminin dışında kalmadı. NATO’nun en uç ülkesiyiz. Türkiye dünkünden daha güçlü. Ordumuzdaki asker sayısı profesyonel askerliğe geçişte düşmüş görünse de yine de NATO’nun en güçlü, kuvvetli ordularından birine sahibiz. 20 yılda tüm dünya farklı bir noktada ancak Türkiye çok daha farklı bir noktada. Biz bir ülkeyi işgal etmek için yada bombalamak için silahlarımızı geliştirmedik. Genelde ülkemizi savunmak ve caydırıcı olmak için savunma sanayimizi geliştirdik. Bize karşı bir saldırı olduğunda çok sert bir şekilde karşılığını verebilecek güçteyiz" dedi.



"Kayseri’nin 10 milletvekilinin bir araya gelmesi gerekiyor"


AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopruoğlu’nun Kayserili milletvekillerinin bir araya gelmesiyle ilgili yaptığı açıklamaya destek verdiğini ve Kayseri’deki 10 milletvekilinin parti fark etmeksizin bir araya gelerek, çalışma yürütmesi gerektiğini aktaran Ataş, "Kayseri milletvekilleri için Kayseri için koşturmam diye bir şey yoktur. Çünkü herkes buradan seçildi. Öncelikle vekiller Kayseri’yi yeniden imar etmek için ellerinden geleni yapacaktır. Biz 10 milletvekili olarak bir araya gelmeliyiz. Ara arada geliyoruz. Ancak geniş kapsamlı bir araya gelerek, kim ne yapacak konusunda iş bölümü de yapabiliriz. Bunları biz bazen kendi içimizde yapıyoruz. Ancak topyekun olarak bir planlama yapmaya ihtiyacımız var. Kayseri daha iyi yerlere gelsin diye gayet gösteriyoruz. Topyekun hareket edersek, çok daha hızlı gideriz" şeklinde konuştu.



"Buluşma çağrısını Memduh Büyükkılıç, yapmalı"


Milletvekillerinin bir araya gelmesi için yapılacak çağrının Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç tarafından yapılmasının uygun olacağının altını çizen Dursun Ataş, "Büyükşehir Belediye Başkanımız Memduh Büyükkılıç, şehr-i emindir. Yaş olarak da hepimizden büyüktür. Siyasi olarak da milletvekilliği ve uzun yıllar belediye başkanlığı yapmıştır. Birçok konuya da bizden fazla hakimdir. Memduh başkanımız, konuları ekibine hazırlatıp, bütün milletvekillerini bir araya getirebilecek konumdadır. Doğrusu da Memduh Büyükkılıç Başkanın çağrısıdır" diye konuştu.



"2018 yılında başlayan ekonomik kriz uzun sürdü"


2018 yılında başlayan ekonomik krizin pandemi, deprem ve olumsuz gelişmeler sebebiyle günümüze kadar ulaştığını belirten Ataş, "2018 yılında bir kriz patladı. O günden beri kriz üstüne kriz yaşıyoruz. 8 yıldır, ülke olarak krizlerle boğuşuyoruz. İlk kriz patladığında bu ilk Türkiye’yi ilgilendiren bir krizdi. Daha sonra bu krizin üzerine küresel ölçekte şeyler bindi. Pandemi çıktı ve bir türlü toparlanamadık. Arkasından ‘asrın felaketi’ dediğimiz Kahramanmaraş merkezli depremleri yaşadık. Depremin yıkımı gerçekten çok büyüktü. Orada hep beraber Kayseri olarak çalıştık. Bu depremin büyüklüğünü oraya giderek, çıplak gözle gördük. Bütün bunlar üst üste bindiğinde de çıkan krizin uzamasına sebep oldu. Ekonomide bir çok dalgalanmaya da sebep oldu. Çok daha önce bitmesi gereken kriz uzadı. ‘Tam toparlandık’ dedik ve bu günlere kadar geldik. Böyle bir yıkımın altından kalkmak her ülkenin karı değil" dedi.



"Devletimiz her türlü sosyal yardımı yapıyor"


Türkiye’nin vatandaşlarına destek olmak için her türlü sosyal yardımı yaptığını söyleyen Ataş, "Hiçbir vatandaşımız açta, açıkta bırakılmamaya çalışıyor. Devletimiz her türlü sosyal yardımı yapıyor. Sosyal devlet olma özelliğini zaten devletimiz yürütüyor. Kimseyi sıkıntı da bırakmıyor. Öğrencilere verilen burslardan tutun, yurtlara, yemek ücretlerine ve asgari ücretlilere yapılan yardımlara kadar devletimiz yapıyor. Evet ortada bir sıkıntı var ama inşallah sonuna geldik. Bu yılın ortasından itibaren devletimiz sosyal projelere daha çok ağırlık verip, vatandaşımızın refahını daha da yükseltmek için her şeyi yapacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.



"Yılın ikinci çeyreğinden sonra emekli maaşında iyileştirme görülüyor"


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2026 yılının ikinci çeyreğinden sonra ekonomik gelişmelerin sinyalini verdiğini ifade eden Ataş, "Cumhurbaşkanımız ikinci çeyrekten sonra belirli şeylerin yapılabileceğinin sinyallerini verdi. Ancak ön görülemeyen şeyler oluyor. Örneğin savaş. Şu anda ne yapılabilir bilmiyorum ama ikinci çeyrekten sonra üçüncü çeyrekte, dördüncü çeyrekte çok daha rahat bir şekilde emekli maaşlarına iyileştirme yapılacağı görülüyor. Yapılması da gerekiyor. Ancak asgari ücretliye gelince biz sanayicimizin yanına gidiyoruz. Kendilerine maliyetlerini soruyoruz ve bize ‘daha önceden en büyük maliyetimiz hammaddeydi ancak şimdi işçi maliyetleri’ diyorlar. Devlet asgari ücret belirlenirken, hem işvereni hem işçiyi hem piyasayı hem de enflasyonu düşünerek, hakemlik yapıyor. Burada devlet sadece hakem" dedi.



"9000 prim günü 7200 güne düşürülecek"


Bağ-Kur’luların 7200 prim günüyle emekli olması için çalışmalarının sürdüğünü belirten Ataş, "Esnafın 9000 prim günü 7200 güne düşürülecek. Orada bir eşitlenme yapılacak. Çünkü orada büyük bir haksızlık var. Birisi 9000 gün ile emekli olurken, diğeri daha erken emekli oluyor. Orada bir problem yok. Ancak bunun düzenlemeleri hesap, kitap işi. Maliyet işi. Bu iş de bütün bu maliyetler yapıldıktan sonra yapılacak" diye konuştu.



"Haklı sebeplerle gelen kimsenin hakkını yedirmem"


Ataş, sözlerini şu şekilde sürdürdü:


"Bir sorun varsa bu sorunun üzerine gidiyorum. Haklı olanları çözmeye çalışıyoruz. Kişisel olanları buraya katmıyorum. Kişisel olarak insanların ulaştığı çok şey var. Bir kişi hiç kimsenin hakkını yemeden haklı bir taleple geldiyse bunun peşine düşüyorum. Ben yılmıyorum. Bana herkes gelebilir. Siyasete girdiğim ilk günden beri hizmeti hep ön planda tutmuş biriyim. Ancak bazen insanlarda değerlendirmeyi yapmalı. Hep ben haklıyım. Benim dediğim hep doğru mantığıyla bakmamalı. Her şey iltimasla oluyor sanmasınlar. Ben iltimassız birçok kişiyi görüyorum. İltimas olmadan başarılı olan kendiliğinden bir yerlere gelen kendiliğinden üreten ve ülkenin geleceği için çalışan çok insan görüyorum. Bu mantıkla değil de haklı sebeplerle gelirlerse bizde elimizden geleni yapar, hiç kimsenin hakkını yedirmemeye çalışırım."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Kış uykusu bitti, ayı istilası başladı Doğu Karadeniz’in yüksek kesimlerinde kış uykusundan uyanan ayılar, açlık nedeniyle yayla evlerine yöneldi. Son haftalarda artan saldırılar, bölgede yaşayan vatandaşları tedirgin ederken çok sayıda ev ve ağılda hasar oluştu. Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Giresun’un yüksek rakımlı yaylalarında son haftalarda artan ayı hareketliliği, hem yayla sakinlerini hem de sezon hazırlığı yapan vatandaşları tedirgin etti. Kış uykusundan uyanarak yerleşim alanlarına yönelen ayılar, kapı ve pencereleri kırarak evlere giriyor, içerideki gıda malzemelerini dağıtıyor, arı kovanlarına zarar veriyor. Bazı yaylalarda aynı gece birden fazla ev hedef alınıyor. Yayla sezonunun yaklaşmasıyla birlikte hazırlık yapmak isteyen vatandaşlar, karşılaştıkları manzara karşısında şaşkınlık yaşıyor. Parçalanmış kapılar, dağıtılmış erzaklar ve zarar görmüş eşyalarını gören vatandaşlar, yetkililerden önlem alınmasını talep ediyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin yaylalarında son günlerde evlerdeki ayı saldırılarının arttığını söyledi. Başkaya, "Ayılar evlere haddinden fazla girmeye başladı. Sosyal medyada da bu türden çokça paylaşımlar görüyoruz. Bunun en önemli sebebi ayı popülasyonunun artması. Artmanın yanında birde ayıların artık bu evlere girme olayını bir alışkanlık haline getirmeleridir. Bunu artık öğrendiler. Yayla evlerini kapatıp terk ederken yiyecek bırakmayın diyoruz. Koku çıkaracak herhangi bir şeyi yanınızda götürün evde bırakmayın. Mutfakta bulunan tabak, çatal bile ayı için bir kokudur. Ayılar evlerde yiyecek bulabileceğini öğrendi. Biz önlemlerimizi almalıyız. Yayla evlerinde yiyecek bırakmamalıyız" dedi. "Avlanma işini yasal olarak yapmamız gerekiyor" "Tarım ve Orman Bakanlığının ayılar konusunda bir yöntem değişikliğine gitmesi gerekiyor" diyen Başkaya, "Ayılar bugün koruma altında olan hayvandır. Yasal olarak avına izin verilmiyor. Yasal olarak avına izin vermiyoruz ancak ülkede yaşayan herkes biliyor ki ayı kaçak olarak haddinden fazla avlanıyor. Ayının popülasyon sayımları yapılmalı bu envanter sayımlar sonucunda nerede ne kadar erkek, dişi ve yavrunun olduğunu bilmemiz gerekiyor. Buna göre avlanma işini yasal olarak yapmamız gerekiyor. Köylüler resmen gelip bölgemizde av yapılsın diye yetkililere yalvarır durumda dilekçeler veriyor. Bu dilekçeler sonucunda belli yerlerde bazı ayılar avlanıyor. Bu ayı saldırıları eskiden köylerde daha fazla yaşanıyordu. Eskiden kırsalda yaşayan insanlar ayıya karşı önlem alıyordu. Ayı sayısını azaltıyorlardı. Bugün ise köylerde yaşayan insanları çoğu evlerini yazlıkçı olarak kullanıyor" şeklinde konuştu. "Kış boyunca yağlarına eriterek yaşadılar, o enerjiyi geri almak için etrafta yiyecek arayışına koyuluyorlar" Erkek ayıların daha saldırgan olabildiğine dikkat çeken Başkaya, "Ayıların çoğunluğu kış dinlenmesi yaptılar. Bazıları belki kış uykusu dediğimiz olayı hafif atlatır bazıları çok daha uzun süre yatar. Şubat ve Mart ayına kadar uyuyanlar oldu. Yüksek kesimlerdekiler Nisan ayına kadar uyudu. Artık onlarda uyandılar. Kış dinlenmesinden uyanan ayılar kış boyunca yağlarını eriterek yaşadılar. O enerjiyi geri almak için etrafta yiyecek arayışına koyuluyorlar. Haliyle aşırı bir beslenme istekleri oluşuyor. Ardından da çiftleşme dönemi yaşıyorlar. Bizi hem aç hem de ardında bir çiftleşme dönemi bekliyor. Erkek ayılar daha saldırgan olabiliyorlar. İnsanlarla karşılaşmaları artıyor çünkü yiyecek arayışındalar. Yayla evlerine akın ediyorlar. Bu dönemde uyanık olmalıyız tek başına arazide bulunmak sıkıntıdır. İşi gücü olan köylü vatandaşımız bile tek başına dolaşmamaya çalışsın. Çobanlarımıza da bu öneride bulunuyoruz" ifadelerini kullandı.
Kocaeli Ağrıya "nokta atışı" tedavi Kocaeli’deki Büyük Anadolu Hastanesi Darıca’da uygulanmaya başlanan "görüntüleme eşliğinde enjeksiyon" yöntemi, kas ve iskelet sistemi ağrılarında hedefe yönelik tedavi imkanıyla hem güvenliği hem de başarı oranını artırıyor. Kas-iskelet sistemi ağrıları, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alırken, modern tıp uygulamaları bu ağrılara yönelik daha etkili çözümler sunuyor. Büyük Anadolu Hastaneleri’nde uygulanan görüntüleme eşliğinde enjeksiyon tedavileri, ağrının kaynağına doğrudan müdahale edilmesini sağlıyor. Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Bahtiyar Bahtiyarov, geçmişte enjeksiyonların çoğunlukla anatomik işaretlere göre "körlemesine" yapıldığını belirterek, bu durumun hem etkinliği azalttığını hem de riskleri artırabildiğini ifade etti. Ultrasonografi ve skopi (röntgen eşliğinde görüntüleme) sayesinde hedef dokunun doğrudan görüntülenebildiğini vurgulayan Bahtiyarov, iğnenin doğru noktaya yönlendirilmesiyle tedavi başarısının arttığını söyledi. "Komplikasyon riskinin azalıyor" Görüntüleme eşliğinde yapılan enjeksiyonların, özellikle omurga çevresinde güvenli bir uygulama sunduğunu kaydeden Bahtiyarov, "Bu yöntemle sinir, damar ve diğer kritik yapılardan kaçınmak mümkün hale geliyor. Bu sayede komplikasyon riski azalırken, özellikle omurga çevresinde daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor. İlacın doğrudan sorunlu bölgeye verilmesiyle tedaviye alınan yanıt güçleniyor. Sinir sıkışmaları, bel ve boyun fıtıkları ile eklem içi problemlerde bu fark çok daha belirgin hissediliyor" dedi. "Bel ve boyun bölgesinde yüksek doğruluk sağlıyor" Bahtiyarov, hedefli enjeksiyonların sadece tedavi değil, tanı açısından da büyük katkı sunduğunu aktardı. Bu yöntemle ağrının kaynağının daha net anlaşılarak gereksiz tedavilerin önüne geçilebildiğini belirten Bahtiyarov, teknik farklılıklara ilişkin şunları kaydetti: "Ultrasonografi, kas, tendon ve yüzeysel sinirlerin görüntülenmesinde önemli avantajlar sağlıyor. Radyasyon içermemesi, gerçek zamanlı görüntü sunması ve dinamik değerlendirme imkanı sunması nedeniyle güvenli bir yöntem olarak öne çıkıyor. Skopi ise daha çok omurga çevresi enjeksiyonlarda tercih ediliyor. İğnenin kemik yapılar arasındaki ilerleyişini net şekilde göstermesi, özellikle bel ve boyun bölgesinde yüksek doğruluk sağlıyor." "Deneme-yanıltma" dönemi sona erdi Tedavide teknolojinin yanı sıra deneyimin de belirleyici rol oynadığını vurgulayan Bahtiyarov, "Sonuç olarak kas-iskelet sistemi ağrılarında artık ’deneme-yanılma’ yaklaşımından uzaklaşıldı. Daha planlı ve hedef odaklı yöntemler öne çıktı. Ağrıyı sadece bastırmak yerine, doğru noktaya yapılan müdahale ile etkili sonuçlar alıyoruz. Bazen fark, sadece birkaç milimetre oluyor" ifadelerini kullandı.
Kars Kars’ta nisanda kar macerası: Zirveye yürüyüp bahar ortasında snowboard yaptılar Kars’ta baharın ortasında sıra dışı bir macera yaşandı. Hava sıcaklıklarının yükselmesine rağmen yüksek kesimlerde tutunan kar örtüsü, adrenalin tutkunlarını yeniden zirveye çağırdı. İki arkadaş, Sarıkamış Kayak Merkezi’nin yaklaşık 4 kilometrelik pistini bu kez kayak liftleriyle değil, kara bata çıka yürüyerek aştı. Hedefleri ise bölgenin en yüksek noktalarından biri olan Bayraktepe Zirvesi idi. Snowboard tutkunu Umut Fendi ve arkadaşı, yer yer eriyen, yer yer diz boyunu aşan karla kaplı parkurda zorlu bir tırmanış gerçekleştirdi. Nisan ayının aldatıcı bahar havasına rağmen zirve hattında sert rüzgar ve yoğun kar tabakası, yürüyüşü daha da çetin hale getirdi. Ancak ikili, yaklaşık 1,5 saat süren bu mücadeleyi başarıyla tamamlayarak zirveye ulaştı. Zirveye vardıklarında onları etkileyici bir manzara karşıladı. Bir yanda baharın yeşermeye başladığı vadiler, diğer yanda hala kıştan kalma beyaz örtüyle kaplı pistler. Bu eşsiz kontrast, maceranın en özel anlarından biri oldu. Asıl heyecan ise inişte başladı. Umut Fendi, snowboardunu bağlayarak zirveden aşağı süzülmeye başladı. Bahar karının yumuşak dokusu, inişi hem teknik hem de eğlenceli hale getirirken, yer yer oluşan sert zeminli alanlar adrenalini artırdı. Fendi’nin aksiyon kamerasıyla kaydettiği görüntülerde, doğayla iç içe geçen bu sıra dışı snowboard deneyimi tüm detaylarıyla gözler önüne serildi. Bu macera, klasik kayak sezonunun çok ötesinde bir deneyim arayanlar için ilham verici bir örnek oldu. Baharın ortasında, doğanın sürprizlerine meydan okuyarak zirveye yürüyen ve ardından snowboardla inişe geçen bu iki sporcu, Kars’ın gizli kalmış potansiyelini bir kez daha gözler önüne serdi.
Mersin Yıkımda zarar gören binanın sakinleri: "Müteahhide ulaşamıyoruz" Mersin’de bir binanın kontrollü yıkımı esnasında bitişiğindeki 4 katlı binanın zarar görmesiyle evlerinden olan vatandaşlar, 5 aydır müteahhide ulaşamadıklarını belirterek mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor. Mersin’in merkez Akdeniz ilçesinde yaklaşık 5 ay önce bir binanın kontrollü yıkımı sırasında zarar gören bitişik binada yaşayan vatandaşlar, aradan geçen süreye rağmen sorunlarının çözülmediğini belirtti. Hamidiye Mahallesi 4208 Sokak’ta meydana gelen olayda, yıkım esnasında yan taraftaki 4 katlı binanın birinci katında taşıyıcı kolonlar zarar görürken, bina sakinleri tedbir amaçlı tahliye edildi. O günden bu yana evlerine giremeyen ve farklı yerlerde kalmak zorunda kalan bina sakinleri, geçici çözümlerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Yaşanan olayın ardından mağduriyetlerinin giderilmediğini ifade eden mağdur aileler, hem maddi hem de manevi açıdan büyük sıkıntı yaşadıklarını belirtti. Evlerine dönemeyenler, kira ödemekte zorlandıklarını, düzenlerinin tamamen bozulduğunu dile getirirken, müteahhide uzun süredir ulaşamadıklarını ve yaşadıkları belirsizliğin her geçen gün arttığını ifade etti. "Dışarıda kaldık, kira ödeyemiyoruz" Bina sakinlerinden Kadriye Kurdakol, yaşadıkları mağduriyeti dile getirerek, "5 ay önce bizim dairemizi yanlışlıkla yıktılar. O günden beri bizimle ilgilenen kimse yok. Dışarıda kaldık, kira ödeyemiyoruz. Benim bir gelirim yok, bir maaşım yok. Biz sadaka istemiyoruz, sadece yıkılan evimizi istiyoruz. Defalarca arıyoruz, telefonlarımız yüzümüze kapatılıyor. Bize ’300 bin TL’ diyorlar. Bir dairenin değeri bu mu? Eğer gerçekten o fiyatsa alsınlar, bize dairemizi versinler. Biz mağduruz, nereye gideceğimizi bilmiyoruz" dedi. "Eşim yıllarca çalışarak bu evi aldı" Bir diğer mağdur Nadire Haklıol da 5 aydır kimseye ulaşamadıklarını ifade ederek, "Yan komşu binayı müteahhide vermişti. Yıkım sırasında bizim binanın üzerine düştü ve evimiz zarar gördü. O günden bu yana ne müteahhide, ne yıkımı yapan kepçeciye ne de ilgili yerlere ulaşabiliyoruz. Eşim yıllarca çalışarak bu evi aldı. Şimdi kiradayız ama kira veremiyoruz, geçinemiyoruz. Çok zor durumdayız. Biz kimseden sadaka istemiyoruz, sadece yıkılan evimizi geri istiyoruz" diye konuştu.