SAĞLIK - 08 Mart 2026 Pazar 12:47

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eren: "Memede ele gelen her kitle mutlaka muayene edilmelidir"

A
A
A
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eren: "Memede ele gelen her kitle mutlaka muayene edilmelidir"

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri ile ilgili uyarılarda bulunarak erken teşhisin önemine değindi. Eren, "Toplumda genelde 40 yaş altı meme kanseri olmaz gibi bir algı var. Memede ele gelen her kitle mutlaka genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir" dedi.


8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri hakkında bilgiler veren Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, hastalıkla mücadelede erken teşhisin önemine değindi. Meme kanserinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Eren, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle kadınlara şöyle seslenmek istiyorum. Siz iyi olursanız, siz yaşarsanız ancak çevrenize, ailenize bakabilirsiniz. Bilindiği üzere meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser. Biz; erken tanı konulduğunda meme kanserinin artık tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu biliyoruz. 3 şey öneriyoruz; meme kanser taramalarını ihmal etmemek gerekiyor. Kendi kendine meme muayenesi klinik meme muayenesi ve mamografik tarama öneriyoruz. Kendi kendine meme muayenesini 20 yaşı üzeri tüm kadınlara adet öncesi ve sonrasında öneriyoruz. Klinik meme muayenesi ise 20-40 yaş arasında hastanın meme kanseri riskine göre 2 ya da 3 yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından yapılmasını istiyoruz. 40 yaşından sonra ise her yıl mutlaka klinik meme muayenesi yapılması gerekiyor. 40 yaşın üzerindeki tüm kadınlara ise mamografik tarama öneriyoruz. Toplumda genelde mamografinin zararlı olduğu ya da radyasyon saçtığıyla ilgili bir bilgi var. Mamografi zararlı değildir, bir uçak seyahatinde aldığınız radyasyon dozundan daha düşüktür. Yapılan bütün çalışmalar; yıllık düzenli olarak kadınlara mamografi çekmenin radyasyonla ilgili bir zarar olduğunu göstermemektedir" dedi.


Bazı hastalarda kanser riskinin daha yüksek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Eren, "Neden bu kadar meme kanseri taraması üzerinde duruyoruz? Çünkü meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir kanser. Bu nedenle bizim belki daha ele gelmeyen bir kitle aşamasında mamografi ile tespit edilmesini sağlamış oluyoruz. Bunun dışında bazı hastalar için meme kanseri riski daha yüksek olabiliyor. O hastanın kendisiyle ilgili birtakım faktörler, özellikle ailesinde hikayesi olan hastalarda daha sık kontroller ya da mamografiye ekstra olarak ultrason gibi tetkikler yapılması gerekebiliyor" ifadelerini kullandı.



"Ülkemizde genç yaş meme kanseri sık görülmekte"


Kontrollerde ele gelen her memenin uzman hekim tarafından mutlaka muayene edilmesi gerektiğinin de altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, "Özellikle 40 yaş altı grup ve 65 yaş üstü grup için uyarıda bulunmak istiyorum. Toplumda genelde 40 yaş altı meme kanseri olmaz gibi bir algı var. Memede ele gelen her kitle mutlaka genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Ülkemizde maalesef Avrupa ve Amerika ülkelerine göre genç yaş meme kanserleri daha sık görülmekte. Bu nedenle ele gelen kitlenin iyi olduğunu düşünerek ihmal etmek, bizim erken teşhis şansımızı maalesef kaybettirebiliyor. Bir diğer grup ise yaşa bağlı çeşitli hastalıkları nedeniyle ya da fiziksel engeli nedeniyle farkında olmayan yaşlı kadınlarımız için geçerli. Anneannelerimizin, babaannelerimizin de kendi yakınları tarafından bu konuda farkındalık oluşturulmasını ve de düzenli olarak muayeneye getirilmesi konusunda hatırlatma yapmak istiyorum. Çünkü bu hastalarda da tanılar maalesef geç dönemde konulabiliyor" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Iğdır Iğdır’da 15-16 yıllık 77 kiraz ağacı taşınarak kesilmekten kurtarıldı Iğdır’da kesilmesi planlanan kiraz ağaçları, özel makineyle taşınarak yeniden toprakla buluşturuldu. 77 ağacın tamamı tutarken, ağaçlar çiçek açmaya başladı. Iğdır’da dikkat çeken bir çalışmaya imza atıldı. Töbet Turan isimli vatandaş, eşinin başkanı olduğu kooperatif işletmesinin yanında bulunan ve kesilmek istenen 15-16 yıllık kiraz ağaçları, alternatif yöntemlerle başka bir alana taşıyarak kurtardı. Yaklaşık 15 gün süren çalışma sonucunda 77 kiraz ağacı başarıyla yeni yerlerine dikildi. Ağaçların sahibiyle yapılan anlaşma sonrası başlatılan çalışma, yaklaşık 15 gün sürerken, ağaçların tamamının tutması dikkat çekti. Kiraz ağaçlarının kesilmesini istemeyen Töbet Turan, süreci şu sözlerle anlattı: "2025 yılı içerisinde, kooperatifimizin yan tarafında abime ait bir kiraz bahçesi vardı. Abim, kiraz bahçesindeki ağaçları keserek yerine başka ürünler ekmek istedi. Ben ise bu kiraz ağaçlarının 15-16 yıllık olduğunu ve meyve ağaçlarının kesilmemesi gerektiğini kendisine belirttim. Abim de ’Ben keseceğim, istersen sana vereyim, ne yapıyorsan yap’ dedi. Daha sonra bu ağaçları nasıl taşıyabileceğimizi düşünmeye başladım. Araştırma yaptık, dünyada insanların bu işi nasıl yaptığını inceledik. Türkiye’de pek örneğine rastlayamadık ancak yurt dışında örnekleri vardı. Ağaç taşıma makinesinin ilimizde olmadığını öğrendik, ancak Kars Belediyesinde bulunduğunu tespit ettik. Bu vesileyle, Kars Belediye Başkanı Prof. Dr. Ötügen Senger’e sonsuz teşekkürlerimizi iletmek isteriz. Kendisine müracaat ettik ve talebimizi olumlu karşıladı. Bize yardımcı olarak makineyi temin etti. Ayrıca Melekli Belediye Başkanı Mücahit Bey’e de katkılarından dolayı teşekkür ederim." Taşıma sürecine ilişkin detayları da paylaşan Turan, şunları kaydetti: "Makineyi getirttikten sonra 77 adet kiraz ağacının taşınmasına 25 Şubat 2026 tarihinde başladık. Çalışmalarımızı 10 Mart civarında tamamladık. Arada yağış ve olumsuz hava şartları nedeniyle birkaç gün ara vermek zorunda kaldık. Toplamda 77 kiraz ağacını başarıyla taşıdık. Şu anda ağaçlar çiçek açma dönemine girmiş durumda. Allah’a çok şükür, herhangi bir zayiat görünmüyor. Tüm ağaçlar tutmuş ve çiçek açmış durumda. İnşallah mayıs ayı sonu gibi kiraz hasadına başlamayı planlıyoruz." Ağaçların taşınma yöntemine de değinen Turan, işlemin hassasiyetle yürütüldüğünü belirterek şöyle konuştu: "Makine, öncelikle kiraz ağaçlarının dikileceği alanı kazdı ve çıkan toprağı başka bir yere bıraktık. Daha sonra, ağacın bulunduğu yerden yaklaşık 1 metre çapında bir alan köklerine zarar vermeden, toprakla birlikte alındı. Bu şekilde kök yapısı korunarak ağaç söküldü ve önceden hazırlanan çukura yerleştirildi. Makine, yerleştirme sırasında toprağa hafif bir baskı uygulayarak ağacın sanki hiç yerinden oynatılmamış gibi sabitlenmesini sağladı. Ardından yeni bir çukur açılarak çıkan toprak, daha önce ağacın alındığı yere dolduruldu. Bu işlem, diğer ağaçlar için de aynı şekilde tekrarlandı. Hava şartlarının uygun olduğu günlerde günde ortalama 8 ağaç taşıyabildik. Toplam süreç yaklaşık 15-16 gün sürdü ve 15-16 yaşındaki 77 kiraz ağacını başarıyla taşımış olduk" dedi. Ziraat Yüksek Mühendisi İsak Savaş, ağaç taşıma işleminin doğru teknik ve uygun zamanda yapılması halinde hem ağaçların korunacağını hem de üretimin devam edeceğini söyledi. Ağaç taşıma uygulamalarının Türkiye’de genellikle kamu kurumları tarafından gerçekleştirildiğini ifade eden Savaş, sürece ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Ağaç taşıma işlemi ülkemizde genellikle büyükşehir belediyeleri veya il özel idareleri tarafından, park ve bahçelerde alan daralması ya da zorunlu sebeplerle yapılmaktadır. Bu işlem, ‘ağaç söküm cihazı’ adı verilen makinelerle gerçekleştirilir. Ağaç, kökleriyle birlikte toprakla beraber sökülerek uygun bir alana taşınır ve yeniden dikilir." Taşıma sürecinde en kritik noktanın, yeni alanın doğru seçilmesi olduğuna dikkat çeken Savaş, şunları kaydetti: "Bu süreçte, ağacın taşınacağı yerin toprak yapısı ve fiziki şartları önceden incelenmelidir. Mevcut ortam ile yeni ortamın benzer özellikler taşıması büyük önem arz eder. Genellikle süs ağaçlarında uygulanmakla birlikte; armut, kiraz, erik ve şeftali gibi taç yapısı küçük meyve ağaçlarında da bu yöntem başarıyla uygulanabilir." Ağaç taşıma zamanlamasının da başarıyı doğrudan etkilediğini belirten Savaş, en uygun dönemin dinlenme süreci olduğunu ifade etti: "Ağaçların taşınması için en uygun dönem, dinlenme sürecine girdikleri zamandır. Bu dönem, sonbaharda yaprak dökümünden sonra veya ilkbaharda ağaç uyanmadan önceki süreçtir. Bu zaman diliminde ağaçtaki su oranı düşük olduğu için taşıma işlemi daha sağlıklı sonuç verir." Kesilmesi planlanan ağaçların taşınarak değerlendirilmesinin önemli bir kazanım olduğuna vurgu yapan Savaş, sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer ağaç kesilecek ya da bulunduğu alan artık bahçe olarak kullanılmayacaksa, bu ağaçların başka bir yere taşınarak değerlendirilmesi büyük bir kazançtır. Bu sayede hem ağaçlar korunmuş olur hem de ürün kaybı yaşanmaz. Yani yok olmaya yüz tutmuş bir değer, başka bir alanda üretime kazandırılmış olur." Gerçekleştirilen çalışma, bölgede meyve ağaçlarının kesilmeden korunmasına yönelik önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Bursa Çeşme sakızı ile Fransız koçunu birleştirdi, verimi katladı Denizli’nin Pamukkale ilçesinde büyükbaş hayvancılığı bırakarak küçükbaş üretime yönelen iki kardeş, farklı ırkları melezleyerek et veriminde yüksek başarı sağladı. Pınarkent Mahallesi’nde hayvancılık yapan Atilla ve Cemil Doğan, Çeşme sakız koyunu ile etçil "Ile de France" koçunu çiftleştirerek verimi katladı. Hobi amaçlı başladıkları üretimde kısa sürede sürüsünü büyüten Doğan kardeşler, süt verimi yüksek olan sakız koyunlarını, et verimiyle bilinen Fransız menşeli ’Ile de France’ koçlarıyla birleştirdi. Yapılan melezleme sonucunda dördüz ve beşiz doğum oranlarında artış yaşanırken, kuzuların gelişim hızı ve karkas ağırlığı üreticilerin yüzünü güldürdü. Bir yılda iki turda yüksek kuzu verimi Üretim sürecine ilişkin bilgi veren 47 yaşındaki Atilla Doğan, sakız koyununun süt veriminden memnun olduklarını ancak et randımanını artırmak için böyle bir yöntem izlediklerini belirtti. Doğan, "Sakız koyunlarını Ile de France koçuyla çiftleştirdik ve çok güzel sonuçlar aldık. İlk turda 43 koyundan 112, ikinci turda ise 53 koyundan 138 kuzu aldık. Doğum verimi oldukça yüksek" dedi. Kurbanlık olarak satışa çıkardılar Elde edilen melez kuzuların et veriminin yüksek düzeyde olduğunu vurgulayan Doğan, şu bilgileri paylaştı: "Kuzularımız 120 günlük olduklarında 38-40 kilogram ağırlıklara ulaşıyor. İkiz ve üçüz doğanlarda ise canlı ağırlık 65 kilogramı bulabiliyor. Hem çoklu doğum avantajını hem de et kalitesini aynı anda yakaladık. Şu an ekim ve kasım doğumlu olan kuzularımızı piyasanın altında fiyatlarla kurbanlık olarak satışa sunduk."
Gümüşhane Hürmüz krizi, otel terliği üreticilerini de vurdu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizle birlikte petrol fiyatlarındaki dalgalanma, Gümüşhane’deki küçük ölçekli otel terliği üreticilerini de etkiledi. ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nda ortaya çıkan sorunlar, petrol ve petrol türevi ürünlerin fiyatlarında artışa neden oldu. Ham maddesi büyük oranda petrol bazlı olan otel terliklerinde ise bu durum maliyetleri doğrudan etkiledi. Gümüşhane İŞGEM’de otel terliği üretimi yapan Melisa Okçu ve babası Bülent Okçu, yaşanan gelişmelerin küçük bir atölyeyi dahi etkilediğini söyledi. Artan maliyetlere rağmen rekabet nedeniyle fiyatlara aynı oranda zam yapamadıklarını ifade eden Okçu ailesi, bu durumun kendilerini zorladığını söyledi. Küresel ölçekte yaşanan bir krizin yereldeki küçük işletmelere kadar uzandığını dile getiren üreticiler, belirsizliğin devam etmesinden endişe ettiklerini kaydetti. "Ham madde fiyatları yüzde 70 oranında artış gösterdi" Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler nedeniyle ham madde fiyatlarının arttığını ifade eden Melisa Okçu, "Yakınlarım vasıtası ile bu işe girdim ve daha sonra kendi makinemi alarak bu sektöre adım attım. Ürettiğimiz otel terlikleri Türkiye’de daha yeni yeni yayılıyor. Şu an otellere hizmet veriyoruz. İstanbul, Denizli ve Karadeniz illerine gönderim gerçekleştiriyoruz. 1 yıldır bu işin içerisindeyiz ve bu bizim ilk sezonumuz. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan olaylar nedeniyle ülkemizdeki petrol fiyatlarındaki artış ve savaş nedeniyle ülkemize turist gelmemesi sektörümüzü etkiledi. Ham maddemiz yüzde 60-70 civarında arttı. Ham madde almaktan zorlandık, bazen üretimimiz durdu ve şu anda talep de yok. Otellerin açılma sezonuydu normalde fakat açılmıyorlar, turist gelmiyor. Ham madde fiyatlarındaki artıştan dolayı biz de ürünlerimizin fiyatını arttırdık bu da müşteriyi etkiledi" dedi. "Savaştan önceki maliyetlerle bugün arasında ciddi fark var" Küçük bir işletme olmalarına rağmen savaşın kendilerini bile etkilediğini dile getiren Bülent Okçu, "Savaştan önceki maliyetlerle şu an ki maliyetler arasında yüzde 70 civarında bir oynama oldu. Bizim sektörümüz de tamamen petrol ürünlerine dayalı olduğu için etkisini gördük. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, ham madde girişinin azalması bizi etkiledi. Fabrikaların bazılarında satışlar durdu, sipariş de alamıyorlar çünkü sorun hala çözülmedi. Terlik üretimi yapıyoruz biz, kumaş olarak tera kumaşı kullanıyoruz kilogramını savaştan önce 1 dolar 65 sente alabiliyorduk ama şimdi 2 buçuk dolar oldu. Araya koyduğumuz şiltenin metresinde de yine aynı şekilde bir artış oldu. Bu savaş dünyanın bir sorunu ancak biz burada küçük bir işletmeyiz, bizi bile etkiliyorsa diğer sektörleri düşünemiyorum" diye konuştu.