GÜNDEM - 25 Şubat 2026 Çarşamba 09:54

Vali Çiçek: "Kayseri’ye Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü kurulacak"

A
A
A
Vali Çiçek: "Kayseri’ye Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü kurulacak"

Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, eski havaalanı binasına lojistik merkezi kurulacak olmasının kendisini çok heyecanlandırdığını söyleyerek, "Havaalanında atıla çıkmış kamu binamız, Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü olacak" dedi.


Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, asayişten turizme, sanayinden ekonomiye birçok konuda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Vali Çiçek, yaptığı açıklamada sanayide dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğini söyleyerek, Mobilya ve çelik kapı sektörlerinin yanında savunma sanayi ve teknolojik ürün üretimine yönelimin gerekli olduğunu ifade etti. Kayseri Şehir Endeksi (KAŞE) konusuna da değinen Çiçek, "Bizim artık sanayi de dönüşümü başarmamız şart. Artık bir tercih değil mecburiyet. Mobilya ve çelik kapısız Kayseri olmaz. İstihdam açısından böyle. Mobilya istihdamı artıran bir sektör. Çünkü emeği yoğun olan bir sektör. Bugün mobilya ve çelik kapı sektöründe binlerce insan çalışıyor. Yüksek teknoloji ürünlerde bu kadar istihdam olmuyor. Bizim mobilya ve çelik kapıdan bu yöne dönüş sağladığımızda bu kez de istihdamda sıkıntı yaşayacağız. Bizim sanayide teknolojik ürünlerde ve savunma sanayiinde hamle yapmamız gerekiyor. KAŞE benim açımdan birçok konuda dersimi almamı sağladı. Nerelere ağırlık vermem gerektiğini gösterdi. İhracatın sadece 50-60 ülkede değil, daha fazla ülkeye yayılmamız gerektiğini gösterdi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ne teşekkür ediyorum. KAŞE ile ilgili bana 3 buçuk saatlik bir sunum yaptılar. Şimdi ödevlerimizi yerine getireceğiz" dedi.


"Yamula Barajı’nda bir şey yapmadığım için üzgünüm"


Kentte turizmle ilgili çalışmalarda ön plana çıkan Çiçek, Yamula Barajı’nın hak ettiği değeri görmemesiyle ilgili üzgün olduğunu belirterek, "‘Bana turizmle ilgili ne konuda üzgünsünüz. Neyi ram ortaya koyamadınız?’ diye sorarsanız. Yamula Barajı’nda bir şey yapamadığım için çok üzgünüm. Kayseri’nin inanılmaz bir denizi var. Ben oranın göl olduğuna inanmıyorum. Orası bir deniz. Orayı canlandırmak için çalışmalar yaptık. Yarışmalar yaptık. Ancak Yamula başka bir şey olmalı. Yamula Barajı’nı bizim turizmin merkezi haline getirmeliyiz. Orasıyla ilgili hep bir vicdanım sızlar" ifadelerini kullandı.


"Sanayicinin üretim imkanlarını artırmamız gerekiyor"


Sanayicilerin üretim yapması artıracak imkanların artırılmasının gerekli olduğunun altını çizen Çiçek, "Boş organize sanayi bölgelerimiz var. Bunların dolması için yüksek fiyat yerine özellikle sanayicinin üretim yapmasını sağlayacak imkanları artırabilmem lazım. Çünkü çevre illerde bunlarla daha büyük imkanlar oluşmaya başladı. Artık toprak ücretinin düşmesi gerekiyor ki OSB sayılarımız artsın. Sanayicilerimizin özellikle makine yatırımlarını yapabilmeleri için arsaya düşük bir para ödemesi gerekiyor. Bu konularla ilgili derslerimizi aldık ve çalışacağız" şeklinde konuştu.


"Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü ile 30 dakikada yardımlar başlayacak"


Afetlere daha hızlı müdahale etmek için eski havaalanına yapılacak Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü ile yardım uçaklarının 30 dakika içinde yola çıkacağını dile getiren Çiçek, "Bugün biraz AFAD Lojistik Merkezi için heyecanlıyız. Artık sona doğru geldik. Kayseri deprem bölgesine yardım oldu, yağdı. Bütün deprem bölgesinde Kayseri vardı. Birçok şehir güzel imtihanlar verdi ama Kayseri bambaşka bir imtihan verdi. Böyle bir şehrin Türkiye’de olabilecek her afette ne yapabileceğini ortaya koyması gerekiyordu. Kayseri’ye muhteşem bir havaalanı yapıldı. Yeni havaalanından sonra diğer terminal binası atıl duruma düştü. Güçlendirme ihtiyacı yok ve çürük değil. Burasının kullanılması gerekiyordu. O an dedik ki ’15 dakika içerisinde uçaklara yüklenecek, 30 dakikada uçağın hareket edebileceği bir sisteme ihtiyacımız var.’ Yani Ulusal ve uluslararası Lojistik Üssü. Afet olduğu zaman en önemli şey oraya yetişebilmek. Bu yüzden havaalanında atıla çıkmış bir kamu binamız, Ulusal ve Uluslararası Lojistik Üssü olacak. Bölgedeki tüm arama kurtarmalar buradan sevk edilecek. Bu bizim hayalimizdi. Bunu İçişleri Bakanlığımızla, AFAD Başkanlığımızla ve siyasilerimizle görüştü. Ödeneği geldi. Şimdi 1 ay içerisinde ihaleye çıkıyoruz. Eskiden bizim sadece AFAD İl Müdürlüğümüz vardı. Şimdi bir de AFAD Birliğimiz oluştu. Bunu AFAD’ın altında bir askeri birlik gibi düşünebilirsiniz. Lojistik merkezi sadece Kayseri için önemli değil, tüm Türkiye için önemli bir merkez oldu. İnşallah 2026 yılının sonunda Lojistik Merkezi tamamlanmış olacak" diye konuştu.


"2026’nın ilk 2 ayında 145 uyuşturucu operasyonu yaptık"


Uyuşturucuyla mücadele çerçevesinde 2026 yılının ilk 2 ayında 145 operasyon gerçekleştirdiklerini ifade eden Gökmen Çiçek, "Uyuşturucuyla ilgili gerçekten büyük operasyonlar yapıyoruz. Sadece 2 ay içerisinde 145 operasyon yaptık. İddiayla söylüyorum. Uyuşturucu operasyonların Kayseri en ufak bir ihmal yapmıyor. Biz uyuşturucuyla mücadele de en ufak bir ihmal yaparsak, Allah bu dünyada da öbür dünyada da bize sorsun. Çünkü buna hakkımız yok. Arkadaşlarımda gerçekten büyük mücadele veriyorlar. Hala gençlerimizi zehirlemek ve tuzak kurmak isteyenler varsa bilsinler fırsat vermeyeceğiz. Sizin hakkınız bu memleketin berrak havası değil, hak ettiğiniz yer hapishaneler. Çünkü siz gençliğimize tuzak kuruyorsunuz. Bizim geleceğimize ihanet ediyorsunuz. Eninde sonunda sizleri yakalayacağız. Bundan vazgeçin" dedi.


"Kayseri’de suç oranı yüzde 14 düştü"


Kayseri’de suç oranlarında yüzde 14’lük düşüş yaşandığını söyleyen Vali Çiçek, "Suç oranlarında 2025 yılının ilk 6 ayına çok iyi bir düşüşle başladık. Ancak ikinci 6 ayında birkaç cinayet yaşandı. Toplam yıl boyunca 29 cinayet olmuştu. Geçen yılın 23 Şubat ile bu yılın başından 23 Şubatı’na kadar tüm suçlarda yüzde 14’lü bir düşüş var. Kişilere karşı işlenen suçlarda yüzde 8’lik bir düşü var. Özellikle mal varlığına karşı işlenen suçlarda yüzde 13.2’lik bir düşüş var. Kayseri’de suçlarda büyük düşüş var. Dolandırıcılıkta artma var. Bunu şeffaf olmak adına söylemem lazım. Geçen yıl çok iyi seviyelere düşürdük. Bizim tekrardan bilgilendirmeyi yapmamız lazım. Sanal kumar maalesef her yerde olduğu gibi şehrimizde de belamız. Uyuşturucuyla olduğu gibi sanal kumarla ilgili de bir mücadeleyi başlatmamız gerekecek. Bu iş kumarla kalmıyor. İntihaların nedenlerinin birçoğu bu yüzden" diye konuştu.


"24 bin Suriyeli memleketine döndü"


84 bin Suriyeliden 24 bininin ülkesin e gönüllü olarak döndüğünü aktaran Çiçek, "Bizim şehrimizde 84 bin Suriyeli toplamda 100 bin yabancı vardı. Şu anda Kayseri’deki Suriyeli sayısı 60 bin. 24 bin Suriyeli kardeşimiz memleketlerine döndü. Çok iyi bir rakam. Zorla değil, kendi istekleriyle döndüler. Bizim burada çalışan Suriyelilerin birçoğu memleketlerinde iş yeri açtılar. Oradan da bizim esnaflarımızla bağlantı sağlayarak, ticaret yapıyorlar. Her gün 50 kişi gidiyordu. Ramazan dolayısıyla şu anda 15 kişiye düştü. Ramazan itibariyle her gün 15 kişi memleketine dönüyor" şeklinde konuştu.


"OTB Kayseri tarımı için devrim olacak"


Organize Tarım Bölgesi (OTB) projesinin Kayseri tarımı için devrim olacağını söyleyen Çiçek, sözlerini şu şekilde tamamladı:


"Kayseri tarımı için devrim’ dediğim ve çok önemsediğim Organize Tarım Bölgesi (OTB) muhteşem bir proje. 1 milyon 200 bin metrekare içerisinde 5 milyar TL’lik yatırımla 12 bin ton yaptığımız bitkisel üretim 35 bin tona çıkacak. İki katından daha fazla bir miktara çıkacak. Burada bin 500 kişilik istihdam olacak. Şu ana kadar 13 parselimiz satıldı. Burada su çıkmazsa diye endişeliydim. İlk ihale yaptığımızda kimse girmedi. 8 kuyu açtık ve 7’sinde su çıktı. 8’incide de bulmak üzereyiz. Talep noktasında ilk başlarda sorun yaşadık. Ancak şu anda talep çok iyi."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Üniversiteye girebilmek için çıkardığı başörtüsüyle akademisyen olarak kürsüye çıktı 28 Şubat’ın 27’nci yıl dönümü yaklaşırken Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, yasaklarla geçen öğrencilik yıllarını anlattı. Üniversiteye girebilmek için başörtüsünü çıkarmak zorunda kalan Koçakoğlu, yıllar sonra akademisyen olarak kürsüye başörtüsüyle çıktı. Başörtülü girdiği ilk dersin unutulmaz olduğunu aktaran Koçakoğlu, "Kapıdan içeri girdim, öğrenciler tanımadı. Ta ki ‘Merhaba arkadaşlar’ diyene kadar. Sesimden tanıdılar ve öğrenciler gözleri dolu dolu ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar. ‘Çocuklar niye alkışladınız ne oldu’ dedim ‘Hocam özgürlüğü alkışladık’ dediler" ifadelerini kullandı. Türkiye siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinin 27’nci yıl dönümü yaklaşırken, başörtüsü yasağı nedeniyle üniversitelerde yaşanan baskılar ve bireysel mağduriyetler yeniden gündeme geliyor. O dönemin tanıklarından Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, öğrencilik yıllarından akademik kariyerine uzanan süreci ve hafızasında iz bırakan hatıraları anlattı. 28 Şubat sürecinde Selçuk Üniversitesi’nde eğitim gördüğünü belirten Koçakoğlu, üniversiteye devam edebilmek için başörtüsünü çıkarmak zorunda bırakıldığını söyledi. Koçakoğlu, aradan geçen yılların ardından Akdeniz Üniversitesi’nde başörtülü bir akademisyen olarak görev yapmasının kendisi için yalnızca mesleki değil, aynı zamanda kişisel bir özgürleşme anlamı taşıdığını ifade etti. "Bu mesele bir kıyafet tartışması değildi" 28 Şubat sürecini "insanın insana yaşattığı bir cehennem" olarak tanımlayan Koçakoğlu, yaşananları yalnızca başörtüsü ekseninde değerlendirmenin eksik olacağını şu şekilde dile getirdi: "Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çok güzel bir ifadesi vardır. ‘Tarihimizin en hazin tarafı nedir biliyor musun Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması.’ Oysa bizi öldürecek yüzlerce vaziyet vardır ama insanın yerini hiçbir şey alamaz. İnsanoğlu, insanoğlunun cehennemidir. 28 Şubat süreci de bana kalırsa insanın insana yaşattığı bir cehennemdi. Bu meseleyi sadece baş açma-kapama meselesi değil, bir medeniyet bunalımı ve bilinç yarılması olarak okumak gerekir." "Başörtüsünden tanırlar" Çocukluk yıllarında Bulgaristan’dan gelen göçmen ailelerle yaşadığı bir anıyı paylaşan Koçakoğlu, o yıllarda zihnine kazınan korkunun 28 Şubat sürecinde yeniden canlandığını söyledi. Koçakoğlu, "1980’lerin sonuydu. Bulgaristan’dan çok büyük bir göç yaşanmıştı. Babam iki aileyi misafir etmişti. O ailelerden birinin kızı Yıldız ablaydı. Bir gün annesiyle annem arka odada fısıltılarla konuşurken kapı aralığından duydum. Kadın biricik oğlunu Bulgarların tanklarının paletleri altında nasıl ezdiklerini, kendilerini başörtülerinden çekip çekip nasıl sürüklediklerini, dövdüklerini, hakaret ettiklerini anlattı. Ertesi günü dayanamayıp anneme sordum dedim ki, anne niçin bu kadar eziyet etmişler Yıldız ablalara, suçları ne? Ne yapmışlar? ‘Çünkü Müslümanlar’ dedi. O gece hiç uyumadım. ‘Ya bir gün beni de başörtümden tanırlarsa?’ diye düşündüm. 28 Şubat geldiğinde boğazımda bir düğüm vardı. ‘İşte beni de tanıdılar’ dedim" ifadelerini kullandı. Selçuk Üniversitesi’ndeki kırık ayna Üniversite yıllarını anlatan Koçakoğlu, Selçuk Üniversitesi kampüs girişinde yaşanan sahneleri şu sözlerle aktardı: "Selçuk Üniversitesi’nin giriş kapısındaki kırık ayna, başörtüsünü mahcubiyetle açıp kapatan genç kızların aynasıydı. Kamusal alan diye bir terane uydurdular. ‘Burada açarlarsa özel hayatta da açarlar’ diye düşündüler. Ama öyle olmadı. O kamusal alanın içinden inancımızı ve davamızı büyüterek çıktık." "Devlete küs bir nesil kaldı" 28 Şubat’ın yalnızca bireysel değil toplumsal etkiler bıraktığını vurgulayan Koçakoğlu, sürecin devlete karşı kırgın bir nesil oluşturduğunu şöyle ifade etti: "Koridorlarda başörtülü öğrenciler için tutanak tutuluyordu. Kampüs alanında polis kovalamacaları yaşanıyordu. Devlet bizi tehdit olarak gördü. Devlete küs, devlete kırgın, devletten korkan bir nesil kaldı geriye. Şimdi devlet nedir diye şöyle bir sorguladığınızda biziz, devlet bizim için var. Halka rağmen devlet olunmaz. Halk için devlet olunur. Biz o dönem devlet mekanizmasıyla ilgili sorgulamalar, kavram kargaşaları yaşadık. Günümüze doğru gelelim, bu süreçte Cumhurbaşkanımıza teşekkür etmeyi ben her defasında çok değerli ve anlamlı buluyorum." Başörtüsü yasağının kaldırılmasını "devletle barışma" olarak nitelendiren Koçakoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti. "Anayasal güvenceye ihtiyaç var" Başörtüsü özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirten Koçakoğlu, geçmişte yaşanan travmaların yeniden tetiklenmemesi gerektiğini söyleyerek, "Başörtüsüyle ilgili bugün hâlâ anayasal düzeyde bir güvencemiz yok. Devletin değişmesi halinde, geçmişte yaşadığımız karanlık günlere yeniden dönme korkusu taşıyoruz. Çıkarılabilecek herhangi bir yasa ya da düzenlemeyle, bizi tekrar "kamusal alan" adı altında sınırlandıran bir anlayışın hâkim olabileceği endişesini yaşıyoruz. Bu nedenle, mecliste anayasaya eklenecek açık bir maddeyle bu hakkın kesin ve kalıcı biçimde güvence altına alınmasını istiyoruz. Çünkü insan bir kez o karanlık çukurun içine düştüğünde, aynı travmayı yeniden yaşaması toplumda çok daha derin yaralar açacaktır. Böyle bir durumda ortaya çıkacak toplumsal tepki, 27 yıl önce verilen tepkiden çok daha farklı ve çok daha güçlü olacaktır. Bizim talep ettiğimiz bu güvence, yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda bu milletle ve bu devletle gerçek anlamda bir helalleşmenin karşılığıdır" dedi. Akdeniz Üniversitesi’nde akademik yaşam ve "ikili hayat" Akdeniz Üniversitesi’ndeki akademik kariyerine de değinen Koçakoğlu, göreve başladığı yıllarda başörtüsü nedeniyle ciddi bir psikolojik baskı yaşadığını şu şekilde anlattı: "2012 yılında göreve başladım. Açık girdiğim için herkes beni açık zannediyordu. Dışarıda öğrencilerin bulunabileceği ortamlara mümkün olduğunca gitmemeye çalışıyor, gerektiğinde şapka, boyunluk gibi aksesuarlarla kendimi gizleme ihtiyacı hissediyordum. Hatta belki tuhaf karşılanacak ama "inşallah", "maşallah" gibi kelimeleri bile kullanmamaya özen gösteriyordum. Bu şekilde, ikili bir hayat sürmeye çalışmanın insanı ne denli yıprattığını bizzat deneyimledim. Ancak tüm bu yıpranmışlığa rağmen, dişinizle tırnağınızla elde ettiğiniz kazanımları bir anda silip atamıyorsunuz. Sonunda şunu fark ediyorsunuz, toplumu değiştirmek, dönüştürmek ve gerçek anlamda mücadele edebilmek için tam da o alanlarda var olmak gerekiyor." "Başörtülü gireceğim" 2015 yılında doçentlik sürecinde başörtüsüyle sınava girme kararı aldığını belirten Koçakoğlu, o kararı şöyle anlattı: "Doçentlik sınavına gitmeden önce önemli bir dönemeçten geçtim. O yıllarda sınav sürecinde mülakat vardı ve pek çok akademisyen başörtüsünü açmak zorunda kalıyordu. Ben de sınava gitmeden önce kesin bir karar aldım. Çünkü bu durum insanın içinde derin bir vicdan azabı oluşturuyor. Bir yandan kızım var, ona karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Diğer yandan, sergilemek zorunda kaldığım ikili görüntünün bana ait olmadığını biliyorum. Bu rahatsızlıkların sonucunda, doçentlik sınavına başörtülü girmeye karar verdim. "Kalacaksam kalayım," dedim. Doçent olmak ya da olmamak, kendim olmaktan daha önemli değildi. İlk doçentlik sınavına başörtülü girdim. Dönüşte üniversiteye gelerek rektörle görüştüm. "Hocam, ben başörtülüyüm ve bundan sonra üniversitede başörtülü olarak devam edeceğim" dedim. Ve o günden sonra üniversiteye bu şekilde girdim." Öğrenciler ayağa kalktı: "Özgürlüğü alkışladık" Başörtülü olarak girdiği ilk dersini unutamadığını belirten Koçakoğlu, yaşadığı anı şu sözlerle anlattı: "İlk sınıfa girişimi hiç unutmuyorum. Kapıdan içeri girdim, öğrenciler beni tanımadı. Ta ki ‘Merhaba arkadaşlar’ diyene kadar. Öğrenciler, sesimden tanıdı, gözleri dolu dolu ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar. ‘Çocuklar niye alkışladınız, ne oldu’ dedim. Hocam ‘Özgürlüğü alkışladık’ dediler. Bu benim için çok kıymetliydi. Çok şükür Allah’a, o günden bu yana o özgürlükçü ortam içerisinde herkes birbirini severek sayarak güzel bir eğitim sistemi içerisinde devam ediyoruz." "Artık kısık sesler değiliz" Bugün üniversitelerde başörtülü ve başörtüsüz öğrencilerin birlikte özgürce eğitim alabildiğini vurgulayan Koçakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "28 Şubat süreci, değerlerimizin elimizden alınmaya çalışıldığı ancak aynı zamanda bizim için bir uyanışın da başladığı bir dönemdi. Bugün öğrencilerimin arasında başörtülü olan da var, başörtüsüz olan da. Her biri, tercihleri doğrultusunda özgürce eğitim alabiliyor. Artık yalnızca varlıklı ailelerin çocukları değil, en mütevazı imkânlara sahip ailelerin evlatları da eşit şartlarda öğrenim görebiliyor. Gelinen noktada bazı zihniyetlerin tamamen değişmediğini görüyoruz. Ancak devlet mekanizması halkın lehine işletildiğinde, toplum içinde gerçek anlamda eşitliğin tesis edilebildiğine inanıyorum. Sevgili şairin dediği gibi, "Biz kısık sesleriz." Hayır Artık kısık sesler değiliz. Cumhurbaşkanımızın açtığı yoldan sonra, gür bir sesiz."
Erzurum Erzurum’un Türkiye’ye örnek teşkil eden Türkiye genelinde yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde hayata geçirdiği projeler arasında, sahadaki karşılığı, kapsayıcılığı ve doğrudan vatandaşın günlük yaşamına dokunan yönüyle öne çıkan Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin "Halk Pazarı Projesi", kısa sürede ülke çapında dikkat çeken bir model haline geldi. Artan hayat pahalılığı, gıda fiyatlarındaki dalgalanma ve dar gelirli vatandaşların alım gücünü koruma ihtiyacının her geçen gün daha fazla hissedildiği bir dönemde hayata geçirilen proje, sosyal devlet anlayışının yereldeki güçlü ve somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’in en önemli sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Halk Pazarı Türkiye’de adeta rol modeli oldu. Şehrin 12 farklı noktasında kurulan ve boykot ürünlerin yer almadığı Halk Pazarı’na yoğun bir ilgi var. Halk Pazarı’nda tüm ürünler hem kaliteli hem de çok uygun fiyatlarda vatandaşların beğenisine sunuluyor. Kent genelinde planlı bir şekilde hayata geçirilen halk pazarları, yalnızca ekonomik bir tedbir olmanın ötesinde; mahalle kültürünü yaşatan, komşuluk ilişkilerini güçlendiren ve sosyal hayatı canlandıran yönüyle de dikkat çekiyor. Modern altyapısı, düzenli tezgâh yapısı, hijyen standartları ve ulaşım kolaylığıyla öne çıkan pazarlar, geleneksel pazar anlayışını günümüz şehircilik kriterleriyle buluşturuyor. Başkan Sekmen: Amacımız vatandaşımıza ucuz ve kaliteli alışveriş imkânı sunmak" Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Biz bu pazara yalnızca birer alışveriş noktası olarak bakmıyoruz. Bu pazar; vatandaşlarımızın kaliteli ürüne uygun fiyatla ulaşabilmesi için kurulmuş olan, sosyal bir hizmet ve sosyal bir sorumluluk projesidir. Amacımız, vatandaşımızın sofrasına destek olmak, aradaki fiyat uçurumlarını ortadan kaldırmaktır" dedi. "Bu proje ile aracılar ortadan kalkıyor, yerli üretici kazanıyor ve vatandaşımız uygun fiyata alışveriş yapıyor" diyen Başkan Sekmen, şunları kaydetti: "Halk Pazarlarımız, sadece alışveriş yapılan mekânlar değil; Erzurum’un dayanışma ruhunu, komşuluğu ve sosyal hayatın canlılığını temsil eden alanlardır. Burada vatandaşımız güvenle ürünlerine ulaşırken, esnafımız da kazancını artırma imkânı bulmaktadır. Halk Pazarımız, modern altyapısı, ferah alanları ve ulaşım kolaylığıyla hemşehrilerimizin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Halk Pazarlarımız artık ekonomik hayatımızın ve sosyal dokumuzun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Esnafımızın emeğini değerli kılan, üreticimizin alın terini halka ulaştıran bu mekânlar, Erzurum’un refah ve huzur seviyesini yükselten alanlardır." Üreticiden Tüketiciye doğrudan model Halk Pazarı Projesi’nin en temel ayaklarından birini, üreticiden tüketiciye doğrudan satış modeli oluşturuyor. Aracıların devre dışı bırakıldığı bu sistemle hem üreticinin emeği korunuyor hem de vatandaş, piyasa şartlarının altında fiyatlarla temel gıda ürünlerine ulaşabiliyor. Belediyenin denetiminde yürütülen sistem, fiyat istikrarının sağlanmasına da önemli katkı sunuyor. Sebze, meyve, bakliyat ve temel tüketim ürünlerinin ağırlıklı olarak yer aldığı halk pazarlarında, ürünlerin tedarik süreci titizlikle planlanıyor. Yerel üreticilerle kurulan doğrudan temas, Erzurum’un kırsal kalkınmasına da dolaylı bir destek sağlıyor. Üretici, ürününü değerinde satarken; tüketici ise güvenilir ve kaliteli ürüne ulaşmanın rahatlığını yaşıyor. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin Halk Pazarı Projesi, klasik belediyecilik anlayışının ötesine geçerek sosyal belediyeciliği merkeze alan bir yaklaşım sunuyor. Proje; dar gelirli ailelerden emeklilere, öğrencilere ve sabit gelirli vatandaşlara kadar geniş bir kesimin bütçesine doğrudan katkı sağlıyor. "Vatandaşlarımız Halk Pazarı’nda kaliteli ürünlere en uygun fiyatlarla ulaşıyor" Başkan Mehmet Sekmen, "Belediyecilik, vatandaşın yükünü hafifletmektir. Sofrasına da destek olmaktır. İşte bu amaçla kurulan Halk Pazarı’mız hem vatandaşımızın hem esnafımızın hem de üreticimizin yüzünü güldürmektedir" diye konuştu. "Biz biliyoruz ki bir şehrin bereketi pazardan başlar. Esnafın duasıyla bereket bulur. Vatandaşın memnuniyetiyle güçlenir. Pazar, sadece alışverişin yapıldığı yer değildir; aynı zamanda mahalle kültürünün yaşadığı, insanların selamlaştığı, sohbet ettiği, kardeşlik bağlarının tazelendiği bir mekândır. O nedenle halk pazarlarımız bizim için çok önemli" diyen Başkan Sekmen, şöyle devam etti: "Halk pazarlarımızın amacı çok nettir: Vatandaşımız kaliteli ürüne uygun fiyatla ulaşsın. Esnafımız daha düzenli ve güvenli bir ortamda satış yapsın. Üreticimiz ürününü aracısız olarak halka sunabilsin. Mahalle ekonomisi canlansın, sokak hareketlensin, sosyal yaşam güçlensin. Kısacası halk pazarları, belediyecilikte hem sosyal hem ekonomik bir denge unsurudur. Bizim işimiz laf üretmek değil, iş üretmektir. Biz yaptığımız her hizmeti milletimiz için yapıyoruz. Bizim için önemli olan vatandaşımızın memnuniyetidir. Sık sık tekrar ettiğim bir söz var. ‘Bir şehrin asıl sahibi, o şehir için dua eden insanlardır.’ İşte o güzel duaları almak için gece gündüz demen çalışıyoruz. Çünkü gönül belediyeciliğinin temeli dua almak ve insanlara hizmet etmektir. Bizim işimiz yalnızca taş, toprak, beton değildir. Bizim işimiz insanın gönlüne girmektir. Erzurum’un hangi mahallesine gidersek gidelim, vatandaşımızın ilgisi, sevgisi, teveccühü bize güç veriyor. Biz de bu güçle çalışıyoruz. Biz bu enerjiyle üretiyoruz. Allah nasip ettikçe daha çok hizmet edeceğiz." "Türkiye’ye örnek teşkil eden özel bir ekonomi modeli" Halk Pazarı Projesi, Erzurum sınırlarını aşarak Türkiye genelinde de dikkatle takip edilen bir uygulamaya dönüştü. Birçok belediye başkanı ve yerel yönetim temsilcisi, projeyi yerinde incelemek üzere Erzurum’a gelerek model hakkında bilgi alıyor. Halk pazarlarına yoğun bir ilginin olduğunu belirten Başkan Sekmen, şu kaydı düştü: "Çevre illerden gelen belediye başkanlarımız Halk Pazarı Projemizi yakından inceliyorlar. İstanbul’dan, İç Anadolu’dan, Ege’den, Doğu’dan kısacası Anadolu’daki birçok vilayetimiz sürekli talepte bulunuyor, yaşadıkları kente de Halk Pazarı’nın açılmasını istiyorlar. Bu talepler bizi çok mutlu ediyor. Halk Pazarı; dar gelirli vatandaşlarımız için adeta bir can damarı, mahalle kültürünün yeniden inşa edildiği bir yaşam alanıdır. Biz, gönüllere yol yapmanın derdindeyiz. İşte biz bu anlayışla, halk pazarları kurarak vatandaşımızın mutfağına, ev ekonomisine dokunuyoruz. Bu pazar, halkın belediyesinin halk için yaptığı bir hizmettir. Bu yüzden adı da ‘Halk Pazarı’dır. Biz gönülleri kazanmak, şehirle birlikte insanı ihya etmenin gayreti içerisindeyiz. Bir şehirde yaşayan insan mutluysa şehirde huzurlu ve mutludur. Biz de işte bu fikriyatın izinden giderek, vatandaşlarımıza Halk Pazarı vasıtasıyla ucuz ve ekonomik alışveriş imkânı sunuyoruz." "Sosyal devlet anlayışımızın yereldeki karşılığı halk pazarı" Halk Pazarı Projesi, yalnızca fiyat avantajı sunan bir uygulama değil; aynı zamanda şehir estetiğine katkı sağlayan, kayıt dışılığı azaltan ve pazar kültürünü düzenli bir yapıya kavuşturan bir model olarak öne çıkıyor. Planlı alanlarda kurulan pazarlar, trafik ve çevre düzeni açısından da şehir hayatına olumlu katkı sağlıyor. 12 Şubede açılan halk pazarları, bulundukları bölgelerin ekonomik ve sosyal canlılığını artırırken, mahalle sakinleri için birer buluşma noktası haline geliyor. Özellikle yaşlılar, kadınlar ve çocuklar için güvenli alışveriş ortamları sunulması, projenin sosyal yönünü daha da güçlendiriyor. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin Halk Pazarı Projesi, sosyal devlet anlayışının yalnızca merkezi politikalarla değil, yerel yönetimlerin sahadaki uygulamalarıyla da güçlenebileceğini gösteren somut bir örnek olarak değerlendiriliyor. Vatandaşın mutfağına dokunan, üreticinin emeğini koruyan ve esnafın kazancını güvence altına alan proje, belediyecilikte yeni bir denge modeli sunuyor. Artan talep doğrultusunda yeni şubelerin de planlandığı Halk Pazarı Projesi’nin, önümüzdeki dönemde daha geniş bir alana yayılması hedefleniyor. Erzurum Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda benzer projelerle vatandaşın hayatına doğrudan dokunan uygulamaları sürdürmeyi amaçlıyor.
Kayseri Başkan Yalçın gençlerle Ramazan söyleşisinde Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Ramazan’ın manevi ikliminde gençlerle buluştu. Hidayet Aydoğan Sosyal Bilimler Lisesi’nde düzenlenen ‘İftarda Konuşalım Programı’ kapsamında son sınıf öğrencileriyle bir araya gelen Başkan Yalçın, bilgi, merhamet ve gayret üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdi. Talas İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okulun konferans salonunda düzenlenen "Maarifin Kalbinde Ramazan Söyleşileri" programında konuşan Başkan Yalçın, iftar saatlerinin manevi bereketine dikkat çekerek gençleri tebrik etti. "İftar saatinin feyizli ve bereketli dakikalarında sohbete odaklanan gençlerimizi gönülden kutluyorum" diyen Başkan Yalçın, Sezai Karakoç’un sözünü hatırlatarak, "Bu zaman dilimi adeta bir ruh şölenidir" ifadelerini kullandı. "Biz öğrencilerimizi sayarız" Öğretmen kökenli olduğunu vurgulayan Başkan Yalçın, eğitime verdiği önemi şu sözlerle dile getirdi: "Tüccar ve iş insanı dostlarımızla bir araya geldiğimizde onlara ‘Siz paralarınızı sayın, biz öğrencilerimizi sayarız’ diyoruz. Öğrencilerimizin mezun olup bir meslek sahibi olarak bizleri ziyaret etmesi en büyük mutluluktur. Her insanın iyilik ve merhamet adına vereceği mutlaka bir şey vardır. Biz merhamet ve iyilik medeniyetinin çocuklarıyız. İnsanın mesleğini iyi yapması zaten başlı başına bir iyiliktir." "Hızlı olan, bilgiye ulaşan kazanır" Gençlere kitap okuma ve araştırma alışkanlığı konusunda tavsiyelerde bulunan Başkan Yalçın, dijital çağda bilginin hızına dikkat çekti. "Her birinizin mutlaka bir kütüphanesi olsun" diyen Yalçın, kendi evindeki özel kütüphanesinde 6 bine yakın kitap bulunduğunu ve büyük kısmını notlar alarak okuduğunu belirtti. "Beni erken yaşta genel müdür ve genel sekreter yapan şey, çok okuyarak bilgiye nerede ve nasıl ulaşacağımı bilmemdi. Artık hızlı balık yavaş balığı yutar. Bilgiye çabuk ulaşan öne geçer" dedi. Bu anlayışla hayata geçirilen 7/24 Kütüphane projesine değinen Başkan Yalçın, Türkiye’de sadece dört adet bulunan 7/24 açık kütüphanelerden birinin Talas’ta olduğunu vurguladı. Üniversiteye hazırlanan öğrencilerden yüksek lisans ve doktora yapanlara, uzmanlık sınavına girenlerden çalışan gençlere kadar birçok kişinin bu imkândan faydalandığını belirten Yalçın, tıpta uzmanlık sınavını kazanan genç doktorların teşekkür ziyaretinin kendisini ayrıca mutlu ettiğini ifade etti. Camilerin altındaki müştemilatların da kütüphaneye dönüştürülmeye başlandığını kaydeden Yalçın, Cumhuriyet’in 100. yılına özel başlatılan "100 Apartmana 100 Kütüphane" hedefi kapsamında şu ana kadar 63 apartmana kütüphane kazandırıldığını söyledi. "Eğitimin dört ayağı barışık olmalı" Ramazan’ın manevi atmosferine uygun olarak gençlere anne-baba ve öğretmen duasının önemini hatırlatan Başkan Yalçın, Kayseri’de eğitimin dört temel ayağı olduğuna dair bilinen sözü paylaştı: "Birincisi babanın kesesi, ikincisi annenin ketesi, üçüncüsü hocanın nefesi, dördüncüsü de öğrencinin hevesi. Bu dört unsur bir araya barışık şekilde gelirse başarı kaçınılmaz olur." Programın sonunda Talas İlçe Milli Eğitim Müdürü Osman Malkoçoğlu, eğitime verdiği katkılardan dolayı Başkan Yalçın’a plaket takdim etti. Ramazan’ın huzur ve bereket iklimindeki buluşma, gençlerin yoğun ilgisi ve samimi atmosferiyle gerçekleşti.
Kahramanmaraş Kahramanmaraş’ta iftar sofralarının gözdesi: Fıstıklı börek Kahramanmaraş’ın öne çıkan lezzetlerinden fıstıklı börek, Ramazan ayında iftar sofralarının vazgeçilmez tatları arasında yer alıyor. Geleneksel mutfağıyla damaklarda iz bırakan Kahramanmaraş’ta, hem yerel halkın hem de kenti ziyaret eden misafirlerin yoğun ilgi gösterdiği fıstıklı börek, tarihi dokusuyla öne çıkan Mağralı Mahallesi’nde geleneksel yöntemlerle hazırlanıyor. Bol miktarda tuzsuz peynir, Antep fıstığı ve şeker kullanılarak hazırlanan börek, tatlı ve tuzlunun uyumunu bir arada sunuyor. Özellikle Ramazan ayında iftar sonrası tercih edilen tatlar arasında gösterilen peynirli fıstıklı börek, kentin gastronomi zenginliğini yansıtan önemli ürünler arasında yer alıyor. Görünümü ve kendine has aromasıyla dikkat çeken lezzet, Kahramanmaraş mutfağının simge tatları arasında öne çıkmayı sürdürüyor. Fıstıklı börek satışı yapan işletmeci Mustafa Gürdal, özellikle Kahramanmaraş’a özgü şekerli böreğin önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Şekerli böreğin yapımında yarım yağlı tuzsuz peynir kullandıklarını ifade eden Gürdal, içerisine tereyağı ekleyerek lezzeti artırdıklarını söyledi. İsteğe bağlı olarak muz ve fıstık kullandıklarını belirten Gürdal, pişirme sonrasında üzerine tane fıstık ilave ettiklerini şeker ve yumurta ile harmanlanan karışımın hamurun üzerine yerleştirilerek fırında pişirildiğini aktardı. Fıstıklı böreğin tamamen Kahramanmaraş’a özgü bir lezzet olduğuna dikkat çeken Gürdal, "Özellikle Ramazan ayında iftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Fırına verildikten sonra ortalama 5-6 dakikada pişen şekerli börek, pişirme işleminin ardından üzerine yeniden tereyağı sürülüp fıstık eklenerek servise sunuluyor" dedi.