EĞİTİM - 01 Ekim 2021 Cuma 12:31

“İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy” Konulu sempozyum

A
A
A
“İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy” Konulu sempozyum

Kilis 7 Aralık Üniversitesinde, Kabulünün 100.

Kilis 7 Aralık Üniversitesinde, Kabulünün 100. Yılında İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy” Konulu sempozyumu düzenlendi.


İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. yılı münasebetiyle 2021 yılı Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Mehmet Akif ve İstiklal Marşı Yılı” olarak ilan edilmesinden sonra, Milli şair Mehmet Akif Ersoy’un fikir dünyası ile Anadolu’da Millî Mücadele’nin ve bağımsızlık ruhunun önemli bir simgesi olan İstiklal Marşı’nın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Dil ve Edebiyat Topluluğu tarafından “Kabulünün 100. Yılında İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy” konulu bir sempozyum gerçekleştirildi.


Çevrim içi olarak gerçekleştirilen ve Türkiye’nin muhtelif üniversite ve kurumlarında hizmet veren akademisyenlerin, yazarların ve araştırmacıların iştirak ettiği sempozyum, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M. Ruhat Yaşar’ın açılış konuşması ile başladı. Dinleyicileri selamlayarak konuşmasına başlayan Rektör Yardımcısı Yaşar, Mehmet Akif Ersoy’un sadece İstiklal Marşının yazarı değil, aynı zamanda Türk milleti için “vatan, millet, bayrak, özgürlük ve bağımsızlık” kavramlarının karşılığı olduğunu söyleyerek Türk milletinin dili ve sesi olan bu büyük şahsiyetin, hayatının bilinmesi ve toplumun hemen her kesimi tarafından örnek alınması gerektiğinin altını çizdi.


Beş oturumda gerçekleşen sempozyumun ilk oturumunda; gerek vaazları gerekse yazıları ve şiirleri ile Millî Mücadele’nin içinde olan Mehmet Akif’in halkı bilinçlendirme çalışmaları ile İstiklal Marşı’nın Türk milleti ve Türk tarihindeki önemine, Mehmet Akif’in Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan sıkıntılar karşısındaki tutum ve davranışlarına, Akif’in Safahat adlı eserinde onun düşünce dünyasını yansıtan edebî literatür ve isimlere, coğrafi mekânlara, Mehmet Akif’in uğruna öleceği ve aşk derecesinde tutkun olduğu vatan kavramının nezdinde Kazan Tatar destanlarında vatan özlemi anlamına gelen cirsü kavramı ele alındı.


İkinci oturumda; kişiliği ve şiirleri ile bir varoluşun hikayesini yazan aksiyon adamı Mehmet Akif’in şairliğine, Mehmet Akif’i sadece İslamcı bir ideoloji içinde değerlendirmenin yanlışlığına, Millî Mücadele döneminin yayın organlarından biri olan Hakimiyet-i Milliye gazetesi sütunlarında Mehmet Akif’in vaazlarıyla halka hakikati aktarma çalışmalarına, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında dünyanın kargaşa dolu dönemine tanıklık eden ve kendi toplumları ile özdeşleşen Mehmet Akif ile Tatar toplumlarının millî kimliğini ortaya koyan Abdullah Tukay’ın eserlerinde; vatanseverlik, adalet, barış, özgürlük, yardımseverlik, hoşgörü vb. değerlerin çocukların eğitimindeki önemine değinildi.


Üçüncü oturumda; İstiklal Marşı’nın muhtevasını hazırlayan siyasi ve sosyal çevreye, Mehmet Akif’in başyazarlığını yaptığı Sırat-ı Müstakim ismiyle başlayıp 183. sayıdan itibaren Sebîlürreşâd adıyla yayın hayatına devam eden dergideki “Hasbihal”, “Eski Hatıra” ve “Eski Hâtıralar” başlıklı yazılarından yola çıkarak eğitim ve dil üzerine düşüncelerine, Mehmet Akif’in milleti eğitme noktasında cehalet sorununa karşı şiirlerinde dile getirdiği çözüm yollarına, şuurunu ve ruhunu kaybetmiş bir milletin istiklali ve istikbali için Mehmet Akif’in meşrutiyette milletin düşürüldüğü metafizikten yoksun “ruhi ve ahlaki çürümüşlük” ile metafiziksiz batıya gönüllü kölelik duygusuna karşı geliştirdiği mücadeleye ve Safahat’ın “Hatıralar” bölümünde Akif’in şahıs tenkitlerine yer verildi.


Dördüncü oturumda; Türk milletinin doğru bir bilgi ve bilinçle aydınlanmasında oldukça etkin rol oynayan sahih münevver bir Türk aydını olan Mehmet Akif’in, Türk gençliğinin millî ve dinî değerlerinden uzaklaşarak mankurtlaştırılmaları ve kimliksizleştirilmeleri konusundaki sert uyarılarına, Mehmet Akif’in Safahat’ında dikkat çekici biçimde faydalandığı karanlık-aydınlık metaforuna ve şairin bu sembollere yüklediği anlamlara, Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı şairi olarak bugünkü popülaritesi karşısında İstiklal Marşı’nı yazmış olmasa edebiyat tarihindeki konumunun ne olacağına, Mehmet Akif’in şiirlerindeki tarihî şahsiyetlere ve millî ruhun uyanışında birer sağlayıcı, yaşanmışlıkların kolektif belleğe yeniden aktarılmasında etkili bir uyarıcı olan tarih bilinci üzerinde duruldu.


Beşinci oturumda; Mehmet Akif Ersoy’un gerek şiirlerinde gerekse düz yazılarında halk-bürokrasi arasındaki kopukluğu, aşağıdan yukarıya tüm devlet bürokrasisindeki çürümüşlüğü, çarpıklığı ve yozlaşmayı çarpıcı bir şekilde nasıl dile getirdiğine, Kazan Tatar Türklerinin resmi marşı olan “Memleketim” adlı eser ile İstiklal Marşı’nın yazılış nedeni, millî boyutu ve edebî yönlerinin mukayesesine, Türk dünyası edebiyatlarında öncü ve önemli isimler olan Mehmet Akif Ersoy ve Abdulla Oripov’un şiirleri ve yazdıkları millî marşların, milletin tam bağımsızlığa olan inancını güçlendirmesi, yazıldıkları devir ve içinde bulunduğumuz döneme etkilerine, Mehmet Akif’in din tasavvuru ve din diline, onun 19 yüzyıldan itibaren Müslümanların dini temelde kendilerini arama hikayesine ve dogmatizme saplanan dinî düşünceyi yeniden ihya etme çabalarına ve bazı Müslümanlar tarafından sıkça yanlış anlaşılan kaza, kader ve tevekkül gibi meselelere yaklaşımı ele alınmıştır.


Sempozyum; Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Kavaz, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Kanter ve Üniversitemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Seher Maşkaraoğlu’nun genel değerlendirmesi ve kapanış konuşmaları ile sona erdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Bursa Gürsu tarıma yeni destek Gürsu Belediyesi, ilçe tarımının potansiyelini yükselten ve Gürsu’ya katma değer sunan proje sayısını her geçen gün arttırıyor. Gürsu Belediyesi’nin proje tecrübesi sayesinde ARGE Müdürlüğü tarafından hazırlanan yeni proje ile Gürsu Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatif’ine kazandırılan meyve kasası üretim hattı için kalıp temini projesi hayata geçirildi. Kooperatife kendi kasalarını üretme şansını, hazırladığı proje sayesinde sunan Gürsu Belediyesi , bu kez de kalıp temininin sağlanmasına ve tasarrufun artmasını sağladı. Gürsu Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, ENCAHER hibe programı ile, Gürsu Belediyesi ARGE Müdürlüğü’nün hazırladığı proje sayesinde kasa imalat tesisi kurmuştu. Tesisin potansiyelini tam olarak kullanabilmek ve ihtiyaç duyulan meyve kasalarının üretebilmek, plastik kasaları geri kazandırabilmek için harekete geçildi. INSURE Projesi’nin bileşeni Kırsal Alanlarda Mevsimlik Tarımsal Kapasitelerin Güçlendirilmesi kapsamında; Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne 30.821 USD değerindeki "Gözlü Kasa Üretim Kalıbı" desteği yapıldı. Süreci takip ederek projelendirilen ve Gürsu tarımına bir katkı daha sunan Gürsu Belediyesi ARGE Müdürlüğü sayesinde, kasa başına depolama kapasitesi iki katına çıktı. İhracat yolculuğunda nakliye maliyetleri ciddi oranda azaldı. Üreticinin kazancı ve emeğinin katma değeri arttı. Teslim töreninde konuşan Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, " Gürsu Belediyesi olarak ilçe tarımımıza destek veren anlamlı hamleler yapıyoruz. Bu kalıplar, meyvelerimizin tarladan toplama merkezine, oradan da nihai pazarlara uzanan yolculuğunda yaşanan ürün zayiatını ve kalite kayıplarını engellemek için temel bir gereklilikti. Özellikle hassas yapılı armut meyvelerinin uygun olmayan kasalar nedeniyle zarar görmesi, hem ürün değerini düşürmekte hem de pazar erişimini sınırlamaktaydı. Yeni üretim kalıbı ile bu sorun ortadan kalkacak" diye konuştu.
Ankara DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.