ASAYİŞ - 17 Ocak 2026 Cumartesi 16:41

6.5 aydır teşhis konulamayan genç kızın ailesi cenazesini aldı

A
A
A
6.5 aydır teşhis konulamayan genç kızın ailesi cenazesini aldı

Kocaeli’de yaşayan 18 yaşındaki Dilara Gezgin, yaklaşık 6.5 aydır süren ve teşhisi konulamayan hastalık sebebiyle hayatını kaybetti. Acılı baba Yaşar Gezgin, "Çocuğumun üzerinde deney yaptılar" derken, yengesi ise "Yavrum hastaneye kendi ayaklarıyla gitti. Biz ise cenazesini aldık" dedi.


Edinilen bilgilere göre, karın ağrısı ve enfeksiyon şikayetiyle yaklaşık 6.5 ay önce hastaneye başvuran 18 yaşındaki Dilara Gezgin, yapılan ilk değerlendirmelerin ardından Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edildi. Burada uzun süre tedavi gören genç kızın, yapılan tüm tetkik ve tahlillere rağmen hastalığına kesin bir teşhis konulamadı. Doktorların tüm müdahalelerine rağmen Dilara Gezgin kurtarılamadı. Dilara Gezgin’in vefatı, ailesi, yakınları ve sevenlerini derin üzüntüye boğdu. Genç kızın cenazesi, bugün öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.



"Kızımın sadece karın ağrısı ve enfeksiyonu vardı"


Yaşadığı süreçleri anlatan acılı baba Yaşar Gezgin, "Kızım Dilara’yı ilk önce Kocaeli Şehir Hastanesi’ne götürdüm. Kızımın sadece karın ağrısı ve enfeksiyonu vardı. Şehir hastanesi, Dilara’yı Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne götürebileceğimi söyledi. Bunun üzerine oraya gittik. Dediler ki enfeksiyondan dolayı akciğerde sıvı var. Çocuğum bir hafta on gün yoğun bakımda kaldı. Ardından kızım servis odasına alındı ve akciğerdeki sıvı boşaltıldı. Ardından çok yoğun ve ağır antibiyotik tedavisine devam edildi" diye konuştu.



"Verem olabilir"


Kızının hastalığına teşhis konulamadığını söyleyen baba Gezgin, "Dışarıdaki laboratuvarlarda veya hastanenin kendi laboratuvarlarında hiçbir şekilde hastalık tespit edilmedi. Her seferinde negatif sonuçlar aldık. Hiçbir sonuçta pozitif çıkıp, hastalığa rastlanmadı. Buna rağmen çocuğuma verem teşhisi koydular. Dediler ki ’Bu verem vurgusu.’ Doktor, ’Çocuğunu ameliyata alıp bakmam lazım ki ne olduğunu anlayabileyim’ dedi. En son ameliyatı kabul ettim. Anestezi doktoru ise ’Senin çocuğun ameliyata girme durumu şu an imkansız. Çünkü çocuğunun solunum desteği ihtiyacı var. Ameliyata girerse yaşamını kaybetme ihtimali çok yüksek’ diyerek ameliyata onay vermedi" şeklinde konuştu.



"Kızımın son yediği ve içtiği tek şey bir bardak su oldu"


Konuşmasını sürdüren Gezgin, "5-6 doktor görüştü, ’Tüp takalım, vücuttaki sıvı dışarı boşalsın’ dediler. Aradan yarım saat sonra bir ilaç gönderildi, verem tedavisiyle ilgili bir ilaçmış. İlacı getiren kişi dedi ki, ’Bu kıza ben bu ilacı verirsem kaldırmaz. Günlerdir aç. Gelin doktor hanımı arayalım, teyit edelim. Yanlış bir şey yapmayalım.’ Hemşireler doktoru aradı. Doktor, ’İlacı verin daha sonra beslemeye başlayın’ dedi. Kızım, 10 dakika içinde ancak bir bardak su içebildi. Zaten kızımın son yediği ve içtiği tek şey bir bardak su oldu. İlacı verdikten 20–25 dakika sonra çocuğumun kalbi durdu. Tam 39 dakika boyunca kızımı geri getirmek için uğraştılar. O günden bugüne, tam 4 aydır yoğun bakımda. Kalbinin durduğu günden itibaren bilinci, beyni ve bazı organları oksijensiz kaldığı için zarar gördü" şeklinde konuştu.



"Kızını al evine götür, bu yatağı başkasına vermem lazım"


Kızı o haldeyken eve göndermek istendiğini söyleyen Yaşar Gezgin, "Bana en son şu teklif bile geldi; ’Artık çocuğun burada yatamayacak durumda. Al evine götür, bu yatağı başkasına vermem lazım. Doktorlarla tartıştım, ’Sen benim evladımı sokağa mı atıyorsun?’ dedim. Ben sonuna kadar bu olayın arkasındayım ve peşini bırakmayacağım. Benim canımı yaktılar; elimden geleni ardına koymayacağım. En azından başkasının canı yanmasın diye gereken birimlere şikayetçi oldum" ifadelerini kullandı.



"Çocuğumu kukla gibi kullandılar"


"Çocuğumun üzerinde deney yaptılar" diyen acılı baba, "Çocuğumu oyuncak gibi kullandılar. Yoğun bakımda yatan bir hastanın kolunu çıkarabilir mi? Benim çocuğumun kolunu çıkardılar. Toplamda 6 buçuk ay kızım hastanede yattı, 2 buçuk ay servis odasında, tam 4 ay yoğun bakımda. Üniversite hastanesi için ’Sana derman olabilecek tek yer burası’ dediler ama keşke gitmeseydim. Çocuğumu kukla gibi kullandılar. Üzerinde deney yaptılar, öğrenci yetiştirdiler.


Sağlam giden ya ölü çıkıyor ya da bu hale geliyor" dedi.



"Söyledikleri tek şey, ’Verem olabilir’ demekti"


Teşhis konulamadığını ifade eden Yaşar, "Hala ölüm raporuna baktığımda, teşhis yok. Söyledikleri tek şey, ’Verem olabilir.’ ’Olabilir’ ile ne yapabilirsin? Nerelere gidebilirsin? Ben bütün tahlil sonuçlarını saklıyorum; dış laboratuvarlara gönderdim, Ankara ve İstanbul’daki laboratuvarlarda bile negatif çıktı. Hastanenin kendi laboratuvarında da negatif. Pozitif çıkan hiçbir şey yok, ne kanser bulgusu ne verem bulgusu ama mercimek tanesi kadar bir hap verildi ve çocuğumun hayatı karartıldı" diye konuştu.



"Yavrum hastaneye kendi ayaklarıyla gitti. Biz ise cenazesini aldık"


Dilara’nın yengesi Miyaser Gezgin ise "Ciğerimiz yandı. Teşhis hiç koymadılar. ’Neden öldü, neden hasta oldu?’ diye doktorlara sorduk, hiçbir cevap alamadık. İlaç verdiler o ilacı kaldıramadı, kalp krizi geçirdi. Kalbi durdu. Beynine pıhtı attı. ’Engelli kalır, özürlü kalır’ dediler. Çocuk 6.5 ay boyunca gözünü açamadı. Son anlarda, ölümünden bir iki gün önce gözlerini açtı; ama bizimle konuşamadı, sadece gözleriyle anlatmaya çalışıyordu. Yavrum hastaneye kendi ayaklarıyla gitti. Biz ise cenazesini aldık" şeklinde konuştu.



6.5 aydır teşhis konulamayan genç kızın ailesi cenazesini aldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sinop Metin Külünk: "Mesele, hak ile batıl mücadelesinde kimin nerede durduğudur" Sinop Üniversitesi’nde düzenlenen "Yüzyılın Gençliği, Gençliğin Yüzyılı" programına katılan eski İstanbul Milletvekili Metin Külünk, İslam dünyasının son 5 asırdır bilgi üretiminde geri kaldığını belirterek, "Ta ki biz Haniflik odaklı, insanlık medeniyetini inşa edecek bilgiyi yeniden üretene kadar bu devran böyle döner. Mesele, hak ile batıl mücadelesinde kimin nerede durduğudur" dedi. Sinop Üniversitesi ve TÜGVA Sinop İl Temsilciliği koordinesinde; Yeniler, Geçerken, İlahinet ve Üniversiteli Aktif Gençlik öğrenci topluluklarının iş birliğiyle düzenlenen "Yüzyılın Gençliği, Gençliğin Yüzyılı" konferansında gençlerle bir araya gelen Metin Külünk, toplumsal yapılardaki sorgulama eksikliğine dikkat çekti. Üniversitelerden aile yapısına kadar "soru sorma" kültürünün baskılandığını aktaran Külünk, "Biz bugün soru sorma kabiliyetimizi kaybettik. Üniversitede hocaya, evde babaya, STK’da başkana soru sormaya kalksan ’sen ne anlarsın’ cevabıyla karşılaşıyorsun. Oysa Batı bugünkü gücüne sorgulayarak ve bilgiyi yöneterek geldi" ifadelerini kullandı. Dünyayı sarsan Epstein skandalı ve küresel sistemin işleyişine dair açıklamalarda bulunan Külünk, şu değerlendirmelerde bulundu: "Epstein adasındaki vahşeti, Satanistliği tespit etmek yetmez. Bu akıl, Habil ve Kabil mücadelesinden beri var olan bir batılın temsilidir. Bu yapı; BM, DSÖ ve çeşitli uluslararası sözleşmeler üzerinden küresel normlar oluşturacak gücü nasıl elde etti? Bilgiyi ve parayı ele geçirdiler. İnsan hakları ve demokrasi kavramlarının arkasına saklanarak, insanlığın genetik kodlarıyla oynayacak, dünya nüfusunu azaltmaya odaklanacak kadar fütursuzlaştılar. Biz bu soruyu sormadan sadece vahşeti seyrederiz." "5 asırdır mağlubuz çünkü bilgi üretmiyoruz" İslam aleminin tarihsel bir özeleştiri yapması gerektiğini vurgulayan Külünk, "Biz beş asırdır mağlubuz. Çünkü Biruni, İbn-i Sina, Farabi, Harezmi ve Ali Kuşçu yetiştiremiyoruz. Zihin ve fikir anarşisti yetiştirmiyoruz. Ta ki biz Haniflik odaklı, insanlık medeniyetini inşa edecek bilgiyi yeniden üretene kadar bu devran böyle döner. Mesele, hak ile batıl mücadelesinde kimin nerede durduğudur" diye konuştu. Sinop Valisi Mustafa Özarslan ile üniversite yönetimi, kurum temsilcileri ve çok sayıda öğrencinin katıldığı program, soru-cevap ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Bursa Fabrikaların tonlarca su çektiği İznik Gölü 200 metre çekildi Marmara Bölgesi’nin en büyük tatlı su kaynaklarından biri olan İznik Gölü, son yıllarda yaşanan su kaybıyla alarm veriyor. Kıyı şeridinde gözle görülür şekilde yaşanan çekilme, gölün adeta kurumaya yüz tuttuğunu ortaya koyuyor. Gölde su kaybının yalnızca kuraklıkla açıklanamayacağı yönünde değerlendirmeler yapılırken, gözler göl çevresindeki sanayi tesislerine çevrildi. Özellikle Gemlik hattında faaliyet gösteren bazı fabrikaların göl suyunu yoğun şekilde kullandığı iddiaları yeniden gündeme geldi. Özellikle sanayi tesislerinin su kullanımı ve yer altı su kaynakları üzerindeki baskının, gölün beslenme dengesini olumsuz etkilediği ifade ediliyor. Yüzölçümü ve doğal yapısıyla bölgenin en önemli ekosistemlerinden biri olan İznik Gölü, sadece bir su kaynağı değil; aynı zamanda turizm ve ekonomi açısından da hayati öneme sahip. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistleri ağırlayan göl, sahil işletmeleri, balıkçılık faaliyetleri ve tarımsal sulama sayesinde binlerce kişiye geçim kapısı oluyor. Göldeki su seviyesinin düşmesiyle birlikte balıkçılık faaliyetlerinin zorlaşması, tarımsal sulamada yaşanan sıkıntılar ve kıyı turizminin olumsuz etkilenmesi, bölge ekonomisini doğrudan tehdit ediyor. İznik ve Orhangazi’de yaşayan birçok aile, geçimini göl sayesinde sağlarken, yaşanan çekilme geleceğe dair kaygıları artırıyor. Fabrikalar tonlarca su kullanıyor Gölden su kullanan fabrikaların, su saati bile kullanmadığına dikkat çeken İznik Ziraat Odası Başkanı Vedat Çakar, "Fabrikalar İznik Gölü’nden su çekiyor. Gemlik Gübre Fabrikası 2004 yılında özelleştirildi. 2020 senesinde dönemin büyükşehir belediye başkanı Alinur Aktaş bu fabrikanın gölden ne kadar su çektiğine dair bir yazı istedi ve bu fabrika bu soruya cevap bile veremedi. Çünkü su çekilen pompada bir su saati bile yok, saat konulmamış. 2021 yılında da saat konuldu ve 10 milyon metreküp su anlaşması yapıldı. 2004 ile 2020 arasında neden buraya su saati konulmadı. Bu yıllar arasında gölden ne kadar su kullanıldığını nereden bileceğiz. 2016 yılında kuraklık başladı. DSİ önlem olarak tarıma verilen sudan tasarruf yapıyor. Tarımdan tasarruf olmaz, tarım bu ülkenin ekonomisinin can damarıdır" şeklinde konuştu.
Denizli DTO’nun öncülüğünde Denizli’de Ramazan ayında temel gıdada sabit fiyat uygulaması başlatıldı Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı Uğur Erdoğan, gıda sektöründeki 6 üyesi ile ülkede bir ilke imza atarak ramazan ayına özel temel gıda ve tüketim maddelerinde sabit fiyat uygulaması başlattı. DTO üyesi Denizli’deki 76 satış noktasında ramazan ayı boyunca un, ekmek ve tahıl ürünleri, pirinç, bulgur, makarna ve bakliyat ürünleri, şeker, tuz, çay ve sıvı yağ, süt ve süt ürünleri, yumurta ve temizlik ürünleri ile kişisel bakım ürünlerinde fiyat artışına gitmeyecek. DTO hizmet binasının 5’inci katında gerçekleştirilen imza törenine protokolde adı geçen firmaların sahipleri ile yetkilileri ve DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan katıldı. Başkan Erdoğan, özveride bulunarak sosyal sorumluluktan kaçmadıklarını söylediği üyelerine duyarlılıklarından dolayı teşekkür etti. Protokol imzaladıkları firmalar ile Denizli Ticaret Odası’nın özellikle temel gıda ve ihtiyaç ürünlerinde fiyat istikrarının korunması, mevcut fiyat etiketlerinde olağan dışı artışlara gidilmemesi ve tüketici güveninin zedelenmemesi hususunda, azami dikkat göstereceklerin de altını çizen Başkan Erdoğan, "Bugün burada önemli bir protokole imza atmanın onur ve gururunu, Denizli’miz ile paylaşıyoruz. Gıda sektöründeki üyelerimiz ile, ramazan ayı boyunca raflarındaki temel gıda ürünlerinin etiket fiyatlarının değişmeyeceğine dair protokol imzalamak üzere toplandık. Bu üyelerimiz, ramazanda sabit fiyat uygulamasını gönüllü olarak taahhüt etmişlerdir. Bu mübarek ayın tüm üyelerimize ve vatandaşımıza bereket, sağlık ve hayırlı kazançlar getirmesini temenni ediyoruz. Protokolümüze imza koyan üyelerimize de gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ediyoruz. Çok değerli iş insanlarımız Can Pekdemir’in 39 şubesi bulunan işletmeler, Derviş Gedik 11 şubesi bulunan işletmeleri, Rıza Bilgin 7 şubesi bulunan işletmeleri, Ümit Kurt 12 şubesi bulunan işletmeleri, Murat Tütüncü 4 şubesi bulunan işletmeleri, Hasan Hüseyin Pekdemir 3 şubesi bulunan işletmeleriyle Ramazan kampanyamıza katıldılar. Toplamda 6 marketimiz, Denizli’deki 76 farklı noktada satış yapan işletmeleri ile ramazan boyunca halkımıza hizmet verecekler. Hayırlı ve uğurlu olsun" dedi. Ramazan kampanyası, neleri kapsıyor? Kampanyaya, un, ekmek ve tahıl, pirinç, bulgur, makarna ve bakliyat, şeker, tuz, çay ve sıvı yağ, süt ve süt ürünleri, yumurta, temizlik ürünleri, kişisel bakım ürünleri marka gözetmeksizin dahil oldu. Başkan Erdoğan, "Üyelerimiz, azami dikkat göstereceklerdir" Ramazan ayının toplumsal dayanışmanın, paylaşmanın ve manevi değerlerin ön plana çıktığı, müstesna bir dönem olduğunu anımsatan DTO Başkanı Uğur Erdoğan, sözlerini "Bu özel zaman diliminde, ticari hayatımızın da aynı hassasiyet ve sorumluluk bilinciyle işletilmesi, büyük önem arz etmektedir. Denizli Ticaret Odamız ile üyelerimiz; özellikle temel gıda ve ihtiyaç ürünlerinde fiyat istikrarının korunması, mevcut fiyat etiketlerinde olağan dışı artışlara gidilmemesi ve tüketici güveninin zedelenmemesi hususunda, azami dikkat göstereceklerdir" diyerek tamamladı. Protokolün imzalanmasının ardından Başkan Erdoğan üyeleri ile günün anısına toplu halde fotoğraf çektirdi.