SAĞLIK - 30 Aralık 2025 Salı 10:03

Sinsi ilerleyen bu rahatsızlığı ilk fark eden anneler oluyor

A
A
A
Sinsi ilerleyen bu rahatsızlığı ilk fark eden anneler oluyor

Omurganın yana doğru eğilmesiyle ortaya çıkan skolyoz, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilmeden ilerleyerek hem estetik hem de hayati sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Eğriliğin derecesi ve çocuğun yaşına göre tedavi seçeneklerinin değiştiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, erken tanının cerrahiye giden süreci kökten etkilediğini vurguladı.


Toplumda çoğu zaman ’duruş bozukluğu’ olarak değerlendirilen skolyozun, ilerleyen evrelerde omurga gelişimini olumsuz etkileyebildiği belirtiliyor. Uzmanlar, omurganın kendi dengeleme mekanizmaları nedeniyle hastalığın uzun süre fark edilmeyebileceğine dikkati çekerken, bu nedenle çocukluk çağında yapılacak kontrollerin önem taşıdığını vurguluyor.


Skolyozun tanı ve tedavi sürecinin birden fazla branşın değerlendirmesini gerektirdiğini belirten VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Omurga ve Skolyoz Cerrahisi ekibi, hastaların durumuna göre ortopedi ve beyin cerrahisi branşlarının birlikte değerlendirme yaptığını aktardı. Ekipte Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, Prof. Dr. Mehmet Tokmak, Op. Dr. Cem Sever ve Op. Dr. Bedrettin Özsoy yer alıyor.



"10 dereceye kadar olan eğriliği skolyoz olarak kabul etmiyoruz"


Skolyozun derecesinin tedavi yaklaşımında belirleyici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdem, şunları kaydetti:


"Biz 10 dereceye kadar olan eğrilikleri skolyoz olarak değil, asimetri olarak kabul ediyoruz. 10 ila 20 derece arasındaki eğriliklerde çoğu zaman herhangi bir tedaviye gerek duyulmuyor ancak çocuğun yaşı ve büyüme potansiyeline bağlı olarak düzenli takip yapılması gerekiyor. 20 ila 40 derece arasındaki eğrilikler ise egzersiz programları ve korse tedavileri ön plana çıkıyor. 40 derecenin üzerindeki eğrilikler, çocuğun yaşı da göz önünde bulundurularak cerrahi tedavileri değerlendirmeye alıyoruz. Günümüzde 40 ila 50 derece arası bir gri zon olarak kabul ediliyor. Ancak 50 derecenin üzerindeki eğriliklerin mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor."



"Anneler genellikle ilk fark eden oluyor"


Skolyozun sinsi ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, "Omurga kendi içerisinde eğriliği telafi etmeye çalıştığı için çocuklar tamamen yana eğilmiş gibi görünmez. Bu nedenle hastalığı çoğu zaman anneler fark eder. Omuzlarda seviye farkı, bel çukurlarında asimetri, kıyafetlerin vücuda düzgün oturmaması önemli uyarı işaretleridir" diye konuştu.


Erdem, tanı sürecine ilişkin de bilgiler vererek, "Skolyozun kesin tanısı ayakta çekilen bir röntgen filmiyle konur. Ancak öncesinde basit, hızlı ve etkili bir tarama yöntemi olan öne eğilme testini kullanıyoruz. Çocuk öne eğildiğinde kaburgalar veya bel bölgesindeki asimetri çok daha net şekilde görülür" şeklinde konuştu.



"Tedavi yaklaşımı yaşa göre değişiyor"


Skolyozun başlangıç yaşına göre farklı değerlendirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Erdem, "10 yaş altındaki skolyozları erken başlangıçlı olarak adlandırıyoruz. Bu yaş grubunda omurga büyümeye devam ettiği için büyüme dostu cerrahilerle omurgayı doğru yönde yönlendirmeyi amaçlıyoruz. 10 yaş sonrası ve büyümesini büyük ölçüde tamamlamış çocuklarda ise omurgayı sabitleyen füzyon ameliyatlarını tercih ediyoruz" ifadelerini kullandı.



"Skolyoz sadece estetik bir sorun değil"


Skolyozun iç organları da etkileyebileceğine dikkati çeken Erdem, sözlerini şöyle tamamladı:


"Özellikle erken yaşta başlayan ve tedavi edilmeyen skolyoz vakalarında akciğer kapasitesinde ciddi kısıtlılıklar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle skolyoz yalnızca estetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tıbbi bir hastalık olarak ele alınmalıdır."



Sinsi ilerleyen bu rahatsızlığı ilk fark eden anneler oluyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Balıkesir’de ilk kemiğe implante işitme cihazı ameliyatı yapıldı Balıkesir Üniversitesi Hastanesi, ileri cerrahi uygulamalarda yeni bir başarıya imza attı. Balıkesir ve çevresine üst düzey nitelikli sağlık hizmeti sunan BAÜN Hastanesi’nde, "Balıkesir’de ilk" niteliğindeki işlemlere bir yenisi daha eklendi. Kulak Burun Boğaz anabilim dalı akademisyenlerinden Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı tarafından gerçekleştirilen ameliyatla, işitme kaybı bulunan bir hastaya kemiğe implante işitme cihazı (BAHA) başarıyla uygulandı. Ameliyat hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, işitme kaybı bulunan hastaya kulak arkasındaki kafatası kemiğine yerleştirilen özel bir implant ile BAHA uygulanması operasyonunu gerçekleştirdiklerini belirtti. Tulacı, cihazın ses titreşimlerini doğrudan iç kulağa ilettiğini, böylece işitmenin düzeldiğini ve hastanın günlük yaşamında sesleri daha net duyup iletişim kurabilmesinin sağlandığını ifade etti. Operasyonun genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirten Tulacı, hastaların genellikle 1 gece hastanede kaldığını söyledi. Tulacı, küçük çocuk ve bebeklerde cihazın kafa bandı takar gibi takıldığını ve kulak kemiği gelişmiş her yaş grubundaki hastalara ise cerrahi olarak uygulanabildiğini kaydetti. Pansuman sürecinin 4 gün sürdüğünü ve 15 günün sonunda implantın açılışının yapılarak hastanın işitmesine kavuştuğunu ifade etti. Tulacı, Balıkesir Üniversitesi Hastanesi’nde ileri işitme çözümlerinin, uygun hasta seçimi ve multidisipliner değerlendirme süreçleriyle güvenli bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi. Bu süreçte ameliyat öncesi değerlendirme, hasta seçimi ve cihaz planlamasında önemli katkılar sunan odyoloji birimine de teşekkür eden Tulacı, odyologlar Seçil Yeğin, Betül Ebrar Gökcan, Yağmur Altınçekiç ve Merve Sipahigil’in özverili çalışmalarının süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. BAHA ile işitme fonksiyonunda yeni dönem BAHA’nın çalışma prensibini anlatan Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, sistemin sesi kulak yolundan iletmekte zorlanan hastalarda titreşimleri kemik aracılığıyla doğrudan iç kulağa ileten modern bir işitme sistemi olduğunu ifade etti. Tulacı, özellikle iletim tipi ve mikst işitme kaybı olan, dış kulak yolu ya da orta kulak yapıları ile ilgili problemi yaşayan veya klasik işitme cihazlarından yeterince fayda göremeyen hastalar için etkili bir çözüm sunduğunu vurguladı. Tulacı, sistemin hastaların işitme fonksiyonunu iyileştirmekle kalmadığını, hastaların iletişim becerilerini, sosyal yaşama katılımlarını ve yaşam kalitelerini de belirgin biçimde iyileştirdiğini dile getirdi. KBB Anabilim Dalı hakkında da bilgi veren Tulacı, "Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı, deneyimli öğretim üyesi kadrosu ve geniş cerrahi yelpazesiyle bölge halkına ileri düzey sağlık hizmeti sunmaktır" dedi. Anabilim dalında öğretim üyesi olarak; Prof. Dr. Ömer Hızı (A.B.D. başkanı), Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çanakçı ve Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Tulacı görev yapıyor. Kliniklerde kulak burun boğaz hastalıklarının baş-boyun onkolojik cerrahisi, rinoloji ve otoloji alt dallarında, güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda neredeyse tüm cerrahi işlemler gerçekleştiriliyor. Baş-boyun onkolojik cerrahisi alanında; gırtlak (larinks) kanseri ameliyatları, dil ve dudak tümörü cerrahileri, iyi ve kötü huylu baş-boyun kitlelerinin tedavisi, tükürük bezlerine ait (parotis bezi ve submandibular bez) iyi ve kötü huylu tümör ameliyatları ile yüz ve boyun cilt tümörlerine yönelik cerrahi girişimler yapılıyor. Rinoloji alanında; fonksiyonel burun cerrahileri, septorinoplasti ve revizyon septorinoplasti ameliyatları, endoskopik sinüs cerrahileri, endoskopik ve açık tekniklerle burun içi tümör ameliyatları ile gözyaşı kanalı tıkanıklığı cerrahisi uygulanmakta. Otoloji alanında ise; kulak zarı ameliyatları, çocukluk çağı kulak hastalıklarına yönelik cerrahiler, kronik orta kulak iltihabı (kronik otit) ameliyatları, işitme kaybına yönelik cerrahi girişimler, otoskleroz cerrahisi ve kepçe kulak ameliyatları yapılmakta. Klinikte ayrıca çocuk kulak burun boğaz cerrahisi kapsamında geniz eti ve bademcik ameliyatları, kulak tüpü uygulamaları ve çocukluk çağı baş-boyun kitlelerine yönelik cerrahiler gerçekleştiriliyor. Anabilim dalı bünyesinde yer alan kapsamlı odyoloji ünitesinde; tüm işitme testleri, denge ve baş dönmesi testleri, yenidoğan işitme taramaları ile erişkin ve çocuk işitme kayıplarına yönelik ileri değerlendirmeler yapılabiliyor.