ÇEVRE - 26 Ekim 2025 Pazar 12:15

(Düzeltme) Gölde sular çekildi, yatlar karaya oturdu: Aşk Adası’nın etrafında da su kalmadı

A
A
A
(Düzeltme) Gölde sular çekildi, yatlar karaya oturdu: Aşk Adası’nın etrafında da su kalmadı

Konya’nın Beyşehir ilçesinde göl suları çekildi, gezinti yatları ve balıkçı tekneleri kıyılarda karaya oturdu, tarihi Taşköprünün eşik kotundaki tabanı da yıllar sonra yeniden ortaya çıkarak görünür oldu.


Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nde son iki yıldır yaşanan şiddetli kuraklık, bilinçsiz tarımsal sulama, yaz dönemindeki buharlaşma kayıpları gibi yaşanan birçok etkenle birlikte su seviyesi gözle görülür şekilde düştü. Göl, uzun yıllar sonra yeniden kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.


Göl sularının yüzlerce metre geriye çekilmesi sonucu kıyı kesimlerde görenleri ürküten balçık, bataklık görüntüler oluştu, insan boyunu aşan devasa sazlıklar ortaya çıktı. Göl sularının çekilmesi sonucu bazı adalar karaya bağlandı, eskiden dört tarafı sularla çevrili olan adalar artık tekneler yerine yürüyerek ya da taşıtlarla ulaşılabilir hale geldi. Beyşehir ilçe merkezindeki Aşk Adası’nın etrafındaki sular da tamamen çekildi. Ada karaya bağlandı, ahşap köprüyle ulaşılabilen minyatür adaya karadan yürüyerek de gidebilme imkanı ortaya çıktı. Adanın kenarındaki gezinti yatları karaya oturdu, kıyılarda su kalmayınca deniz bisikletleri de faaliyetlerine ara verdi. Göldeki su seviyesinin giderek düşmesi ile kıyılarda sığlaşma göze çarparken, bir zamanlar teknelerin seyrettiği sular ise kara parçası haline dönüştü. Gölde suların çekilmesi balıkçılık faaliyetlerini de olumsuz etkiledi. Gölde balıkçılık neredeyse durma noktasına geldi. Göl sularında tekne seyrinin su seviyesinin düşmesi, otlanma ve sığlaşmalar nedeniyle güçlükle seyir yapabilmesi dolayısıyla balıkçıların büyük bölümü faaliyetlerine ara verdi. Kuruma tehlikesi ile bir kez daha yüzleşen Beyşehir Gölü’nden uzun yılar sonra 2025 yılı içerisinde Konya ovalarına da tarımsal su verilemedi.


Beyşehir Gölü Çevre Doğa Koruma, Sosyal ve Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Yunus Çürük, Beyşehir Gölü’nü kurtarmak ve yeniden eski günlerine döndürebilmek için yeni bir dernek kurduklarını belirtti. Derneğin oluşumu ile birlikte Beyşehir Gölü’ne yeni alternatif su kaynakları aramaya başlayacaklarını anlatan Çürük, "Bundan sonra bu çalışmayı bekliyoruz. Bu çalışmaların sonucunu ileride açıklayacağız" dedi.



"Maalesef göl şu anda büyük sıkıntılar içerisinde"


Tamamen susuz kalması nedeniyle tabanı ortaya çıkan tarihi Taşköprü regülatörünün eşik kotundaki tabanı üzerinde açıklamalarda bulunan Çürük, İstanbul’da yaşarken 2014 yılında geldiği Beyşehir’de, BSA kanalının da şırıl şırıl akan bir kanal olduğunu hatırlatarak, "Göl de çok temizdi. Gerçekten buraya aşık oldum ve onun için yerleştim ama maalesef göl şu anda büyük sıkıntılar içerisinde" diye konuştu. Beyşehir’in gölü ve doğası ile özellikle emeklileri de cezbettiğini ve dışarıdan gelenlerin de emekli olduktan sonra şehre yerleştiğini anlatan Çürük, ancak şu anki haliyle kendilerine büyük bir hayal kırıklığı yaşattığını belirterek, "Gölün kurtarılması için büyük bir çaba sarf etmemiz lazım" dedi. Çürük, Beyşehir Gölü sularının yüzlerce metre geriye doğru çekilmesi dolayısıyla teknelerin tamamen karaya oturmasının da kendilerini üzdüğünü dile getirerek, "Tabii ki şu anda yapacak bir şey yok. Su kalmadı, temiz su kaynakları arayacağız ve bu gölü kurtaracağız" ifadelerini kullandı.



"Göl bugünlerdeki kadar şiddetli çekilmemişti"


Derneğin onursal başkanı Sami Tan ise, bir süre önce faaliyetlerine son verdikleri derneklerinin farklı bir isimle yeniden Beyşehir Gölü’nün kurtarılması için seferber olacak olmasına çok sevindiğini anlattı. Yıllarca Beyşehir Gölünün yaşadığı sorunlarını gündeme getirip sıkıntılarının çözüme kavuşturulması noktasında çaba gösterdiklerini vurgulayan Sami Tan, "Beyşehir Gölünde 1967’de de böyle bir çekilme oldu. Bir de 2007’de oldu. Fakat, 2025’in bu günlerindeki kadar şiddetli çekilmemişti. Şimdiki çekilme çok fena oldu" diye konuştu.


Taşköprü regülatör eşiğinin ortaya çıkan tabanı üzerinde açıklamada bulunan Tan, kısa vadedeki tek temennilerinin bahar ve kış dönemlerindeki yağışlar olduğunu bunun gelmesi için dua ettiklerini belirterek, "İnşallah, göl yine aynı durumuna gelir, halkımız kazanır. Ama bu küresel ısınmanın 2030 yılına kadar süreceğini söylüyor uzmanlar. Eğer böyle devam edecek olursa Allah korusun bir bardak içme suyuna ihtiyacımız olacak" ifadelerini kullandı.


Beyşehir Gölü’nde suların çekilmesi sonucu yaşanan görüntülere de dikkati çeken ve bir zamanlar eğilip su içtikleri gölün son haline üzüldüklerini vurgulayan Tan, "Şurada eğilip su içtiğimizi biliriz. Çok güzel suyu vardı, şimdi burada abdest dahi alınmaz" diye konuştu. Tan, Beyşehir kent merkezinin içme suyunu halen Beyşehir Gölü’nden temin ettiğini ancak göl sularının çekilmesi nedeniyle gölden su alımının da zorlaştığını anlatarak, bu konuda yürütülen çalışmalara da dikkati çekerek, "Şimdi boruları daha kaliteli su almak için derin yerlere götürecekler. Şebeke suyumuz da tehlikede. Çünkü suların çekildiği yerde su bitti. Kıyılar balçık bataklık oldu" ifadelerine yer verdi.



"Beyşehir Gölü’nü uzun yıllardır hiç böyle susuz görmedim"


Beyşehir’in sakinlerinden Osman Yurdagülen ise yaşının 66 olduğunu belirterek, Beyşehir Gölü’nü uzun yıllardır hiç böyle susuz görmediğine vurgu yaptı. "Şu an gölün geldiği durum içler acısı, çok vahim bir durumda. Allah yardımcımız olsun" diye konuşan Yurdagülen, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Eşik kotunu daha önce de böyle görmüştüm bugünkü gibi. Ama, uzun yıllar önce göl sularının taştığı günleri de bilirim. O yüzden buraya benim çocukluğumda kum torbası yığarlardı, köprünün üzerine. Su akar giderdi, taşardı. Bu dediğim 50-55 yıl önce. 30 sene önce de güzeldi, kot bayağı idi o zaman. Fakat son zamanlarda bu 20-25 senedir durum çok kötü. Vatandaşlarımız da çok duyarsız kaldı. Gölden vahşi sulama ile tarımsal sulama alınıyor. Bu çok yanlıştı. İşte göl bu hale geldikten sonra da aklımız başına geldi. Artık insan oğlu olarak şu anda yapabileceğimiz bir şey kalmadı. Mevladan yağış dilemek ve dua etmekten başka bir durum kalmadı. Yeni nesile vereceğimiz en büyük mirasımız bu Beyşehir Gölü, atalarımız bize bırakmış Allah razı olsun, biz onlara bırakamazsak arkamızdan çok beddua edecekler’ Bize çöplük bıraktılar’ diyecekler. Göl suları geriye gidiyor, o yüzden içme demeyelim de şebeke suyumuz de tehlikede diyebiliriz. Çünkü bu su içilecek durumda da değil bence. Ben içmiyorum. O yüzden şebekeye su alabilmek için göl sularının çekildiği noktalara borular yerleştiriliyor bugünlerde" diye konuştu.



(Düzeltme) Gölde sular çekildi, yatlar karaya oturdu: Aşk Adası’nın etrafında da su kalmadı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz" Ramazan ayında bilinçsiz ve ani yemek tüketiminin sindirim sistemini zorladığına dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, geçmişinde mide rahatsızlığı bulunan kişilerin mide kanaması riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Gün boyu süren açlığın ardından iftar sofralarında birden ve fazla miktarda yemek tüketilmesi mide ve bağırsak sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Özellikle sahurun atlanması durumunda, uzun süre aç kalan mideye bir anda yüklenilmesi ciddi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Uzmanlar, işlenmiş ve ağır yağlı gıdaların özellikle iftar sofralarında sınırlandırılması gerektiğini ve bunun yerine sebze ağırlıklı ve hafif beslenmenin sindirim sistemini rahatlattığı aktarıyor. İftar ile sahur arasında su tüketiminin kademeli olarak artırılması da önem taşıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça eğer oruç tutan hastanın geçmişinde mide rahatsızlıkları varsa iftar zamanı yemek yerken dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, "Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir" dedi. "Ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır" İftarda yemek yerken hafif gıdalar ile başlanması gerektiğini söyleyen Kurtça, "Şu anda on bir ayın sultanı Ramazan ayının içerisindeyiz. Bu ayda da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Çünkü yaşam tarzımız ve beslenme alışkanlıklarımız değişmektedir. Burada da uzun süre aç kalmaktayız. Özellikle sahur yapılmadığı dönemlerde oruç tutan hastalarımızda ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Uzun süre aç kalıp daha sonra birden yemek yenildiği zaman midenin de bir sindirim hacmi bulunuyor. Eğer bu hacminin üzerinden fazla bir giriş olursa da sindirim problemleriyle karşılaşmaktayız. Bunu açısından da önce bir ılık bir çorba içilmesi, su içmeyi unutmamak çok önemli. Hafif bir yemekle başlanmalı, ağır bir yağlı yiyecek, kızartmalardan da uzak durmamız gerekiyor. Ön planda kızartma yediğimiz zaman mide olduğundan aşırı bir tepki vermektedir. Bununla beraberde midedeki asit salgısı artmaktadır. Bu da hasta tarafından, oruç tutanlar tarafından aşırı bir yanma, hazımsızlık, şişkinlik rahatsızlık hissi oluşturmaktadır. Özellikle böyle işlenmiş gıdalar, yağlı gıdalar, kızartılmış besinlerden uzak durulması gerekiyor" dedi. "Kanamaya yol açabilir" Bol miktarda su tüketilmesi gerektiğini belirten Kurtça, "Ramazan ayı boyunca sahuru olabildiğince yapmamız gerekiyor. Çünkü en azından iki öğün yemiş oluyoruz. Bununla beraber de bol miktarda su tüketilmeli. Yani bizim iftar zamanımızdan başlayıp sahur zamanımıza kadar kademeli olarak su tüketmemiz gerekiyor. Yeşil gıdalar ile beslenip, hafif şeyler tüketmemiz gerekiyor. Bir de elimizden geldiğince bir hareket katmalıyız. Eğer oruç tutuyoruz diye hiç hareket etmezsek bu sefer kendi vücut metabolizmamız da yavaşlar ve sindirim sistemimiz de yavaşlar. Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir. Sahurda da böyle çok hızlı yemek yemeden, suyumuzu tüketerek, sıvı gıdamızı alarak bir kendimize de sindirim zamanı sağlamamız açısından da çok önemli. Bu süre zarfında susuz kalmaktayız. O onun için su alma miktarımız da saatimizi de ne kadar arttırırsak vücudumuzun sindirim sistemine de o kadar yardımcı oluruz" diye konuştu.
Tunceli Uzman desteğiyle sağlıklı yaşam: 36 kilo verdiler Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nde yürütülen multidisipliner program kapsamında iki hasta, beslenme düzeni ve fiziksel aktivite desteğiyle toplam 36 kilo verdi. Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nde obeziteyle mücadele kapsamında yürütülen multidisipliner çalışmalar, hastaların yaşam kalitesini artırmaya devam ediyor. Merkezde görevli Diyetisyen Ezgi Böler, obezitenin yalnızca kilo fazlalığından ibaret olmadığını, birçok sistemik sağlık sorununa yol açabildiğini belirterek tedavi sürecinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Diyetisyen, fizyoterapist ve psikologlardan oluşan ekiplerin birlikte yürüttüğü programlarda hastaların beslenme alışkanlıkları düzenlenirken fiziksel aktivite düzeyleri artırılıyor, sürecin psikolojik boyutu da yakından takip ediliyor. Dahiliye hekimi yönlendirmesiyle merkeze başvuran hastalardan Ezgi Tuğral 3 ayda 16 kilo, Aynur Cesur ise 5 ayda 20 kilo vererek sağlıklı yaşam yolculuklarında önemli bir başarı elde etti. 5 ayda 20 kilo veren Aynur Cesur, "Kilolarımdan rahatsız olunca zayıflamaya karar verdim. Bunun için özel bir diyetisyene ücret ödemektense devletimizin bize sunduğu imkanların olduğunu bildiğim Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldim. Hocamızın desteği ve kendimin de azmiyle 5-6 aylık süreçte 20 kilodan fazla verdim. Daha vermeye devam edeceğim" dedi. 29 yaşında ve kısa sürede yaklaşık 16 kilo zayıflayan Ezgi Tuğral "Buraya başlama sürecimde kendimi bayağı yorgun, halsiz, bitkin hissediyordum. Normal kilomun oldukça üstündeydim. Bu da yaşantımı kısıtlıyordu. Dahiliye polikliniğine gidip kan tahlili yaptırdım, insülin direncimin yüksek olduğunu söyledi. Onların yönlendirmesiyle Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdum. Ağustos ayından ekim ayına kadar yaklaşık 16 kilo verdim. Hayat düzenim güzelleşti. Bol bol yürüyüş yapıyorum, sağlıklıyım, kendimi daha dinç hissediyorum. Arkadaşlarım da inanamadı bu halime" şeklinde konuştu. Diyetisyen Ezgi Böler, "Obezite vücutta aşırı yağ birikimi demektir. Günlük alınan kalorinin harcanan kaloriden fazla olmasıyla beraber ortaya çıkar. Obezitenin neden olduğu durumların başında hastalıklar geliyor. Kronik hastalıkların en bilindik nedeni maalesef obezite. Kalp rahatsızlığı, troid fonksiyon bozuklukları şeker hastalığı gibi birçok hastalığın başında obezite problemi geliyor. Obezite bir irade rahatsızlığı değil, maalesef kronik bir rahatsızlık haline geldi. Vücut kitle indeksi yüzde 30’un üzerinde olan bireylere obezite tanısı koyabiliyoruz. Obezite tedavisi için dahiliye hekimine gidip kan tahlili yaptırdıktan sonra Sağlıklı Hayat Merkezi’nde diyetisyene başvurup detaylı yağ-kas ölçülerini yaptırıp dengeli bir beslenme programıyla obezite sorunundan kurtulabilirsiniz" diye konuştu.
Manisa Selendi’de tütün üreticisinin zorlu mesaisi başladı Manisa’nın Selendi ilçesinin geçim kaynağının başında gelen tütünde yeni sezon hazırlıkları başladı. Geçtiğimiz yılın mahsulü evlerde beklerken üreticiler, 2026 hasadı için fide ocaklarını kurup tohumları toprakla buluşturdu. Selendi ilçe ekonomisinin temel taşlarından biri olan tütün üretiminde, 2025 yılı mahsulünün teslimat süreci devam ederken üreticiler gelecek yılın hazırlıklarına koyuldu. Üretimin en zahmetli aşamalarından biri olan fide yetiştiriciliği kapsamında, çiftçiler hazırladıkları ocaklarda tohumları naylon örtü altında toprakla buluşturuyor. İlçede hummalı bir çalışma sürerken, bazı bölgelerde ekilen fidelerin toprak yüzüne çıktığı görüldü. Ancak son günlerde Selendi genelinde etkili olan sağanak yağışlar nedeniyle bazı çiftçilerin ekim işlemlerine zorunlu olarak gecikmeli başladığı öğrenildi. Selman Hacılar Mahallesi’nde çiftçilik yapan Süleyman Zeybek, tütünün bölge insanı için hayati önem taşıdığını vurguladı. Zeybek, süreci şu sözlerle anlattı: "Geçtiğimiz yıl yetiştirdiğimiz tütünler henüz evlerimizde beklerken, biz yeni sezonun hazırlıklarına başladık. Tütün fidesi yetiştirmek için ocaklarımızı titizlikle kuruyoruz. Bu fideler yeterli büyüklüğe ulaştığında tarlalara dikeceğiz. Rabbim yardımcımız olsun, inşallah tüm üreticilerimiz için bereketli bir yıl olur". Fide döneminin sorunsuz atlatılması durumunda sezonun verimli geçmesini bekleyen Selendili üreticiler, tütünün ilçe ekonomisindeki yerini koruması için yoğun mesai harcamaya devam ediyor.