SAĞLIK - 03 Şubat 2026 Salı 09:31

Reflü tedavisinde kapalı yöntem avantaj sağlıyor

A
A
A
Reflü tedavisinde kapalı yöntem avantaj sağlıyor

Reflü hastalığının toplumda oldukça yaygın olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cemil Er, uzun süre tedavi edilmeyen reflünün yemek borusunda hasara neden olabileceğini vurgulayarak, reflü hastalığının doğru tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu söyledi.


Erişkinlerin yaklaşık yüzde 20’sinde haftada en az bir kez reflü şikayeti görülüyor. Obezite, sigara kullanımı, gebelik ve sağlıksız beslenme, riski artıran faktörler olarak öne çıkarken, reflü hastalarının çoğu gerekli tetkikler yapılmadığı takdirde gastrit denilerek geçiştirilebiliyor. Reflünün (GÖRH), mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucu ortaya çıkan, kronik seyirli bir sindirim sistemi hastalığı olduğunu belirten Op. Dr. Cemil Er, normalde mide ile yemek borusu arasında bulunan alt özofagus sfinkterinin, mide asidinin yukarı kaçmasını engellediğini, bu mekanizmanın bozulmasının da reflüye yol açtığına dikkat çekti.



Reflü hastalığında belirti ve teşhis süreci


Reflü hastalığının temelinde belirtiler kişiden kişiye değişebiliyor. Uzun süre tedavi edilmeyen reflünün yemek borusunda hasara sebebiyet verdiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cemil Er, "En sık görülen belirtiler arasında göğüs arkasında yanma hissi, ağıza acı veya ekşi su gelmesi, göğüs ağrısı, kronik öksürük, boğazda takılma hissi ve gece artan şikayetler reflü ile ilişkili olabilir. Reflü tanısı genellikle hastanın şikayetleri doğrultusunda konur. Gerekli durumlarda endoskopi, 24 saatlik pH metre, özofagus manometrisi, radyolojik incelemeler (ilaçlı mide grafisi) gibi teşhis yöntemleri kullanılabilir" dedi.



Endoskopik yöntemin avantajları


Endoskopi ise hem tanı hem de bazı hastalarda tedavi amacıyla kullanılabiliyor. Endoskopik tedavilerin genellikle cerrahiye alternatif olarak hafif ve orta dereceli reflü hastalarında tercih edilebileceğini söyleyen Op. Dr. Cemil Er, endoskopik yöntemlerin birçok avantajının olduğunu da belirterek, "Bu yöntem ile ameliyatsız bir süreçte hastanede kalma süresi azalırken, iyileşme süreci de buna bağlı olarak hızlanır. Günlük yaşama dönme süreci kısalır ve yaşam kalitesi standartları korunmuş olur. Reflü cerrahisinde başarı oranı yüzde 85 - 90 civarındadır. Hastaların büyük çoğunluğu ameliyat sonrasında ilaç kullanmadan yaşamına devam edebilir" ifadelerini kullandı.


Reflü hastalığında uzun süre ilaç kullanımında ise hastalarda kemik erimesi riski artıyor. B12 vitamini ve magnezyum eksikliği meydana gelirken, böbrek fonksiyonlarında bozulmalar gözleniyor ayrıca bağırsak enfeksiyonlarına yatkınlık artıyor. Bu durumda cerrahi tedavi yönteminin, ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya uzun süre ilaç kullanmak istemeyen hastalarda gündeme geldiğini vurgulayan Op. Dr. Cemil Er, "En sık uygulanan yöntem Laparoskopik Fundoplikasyondur (Nissen, Toupet vb.). Bu yöntemde midenin üst kısmı yemek borusunun etrafına sarılarak kapak mekanizması güçlendirilir. Bu cerrahinin avantajları ise uzun süreli ve kalıcı çözüm sağlaması, ilaç ihtiyacını azaltması ya da ortadan kaldırması ve yaşam kalitesini arttırıyor olmasıdır" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Yaş çay için 35+3 TL fiyat talebi Trabzon’un Of Ziraat Odası Başkanı Berkant Saral, artan maliyetler karşısında üreticinin ayakta kalabilmesi için fiyat ve desteklemenin ayrı ayrı açıklanmasını istedi. Saral, "Çay fiyatına en az 35 TL taban fiyat ve 3 TL destekleme verilmelidir" dedi. Of Ziraat Odası Başkanı Berkant Saral, yaklaşan sezon öncesinde üreticilerin beklentilerini paylaşarak, artan maliyetler karşısında çay üretiminin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girdiğini ifade etti. Saral, kilogram başına 35 TL taban fiyat ve buna ek olarak 3 TL destekleme verilmesi gerektiğini belirterek, üreticinin eline geçecek toplam rakamın en az 38 TL olması gerektiğini dile getirdi. Destekleme ödemesi çiftçiyi rahatlatıyor Saral, çaya verilen desteklemenin halk arasında "artı para" olarak bilindiğini hatırlatarak, bu ödemenin zamanlamasının da büyük önem taşıdığını ifade etti. Destekleme ödemelerinin her yıl gübre alım dönemine denk geldiğini belirten Saral, bu sayede üreticinin ekonomik olarak bir nebze nefes aldığını söyledi. Desteklemenin özellikle gübre temininde çiftçinin elini rahatlattığını belirten Saral, kredi kartı borçları ve diğer gider kalemleri üzerindeki baskının bu ödemelerle hafiflediğini dile getirdi. Bu sistemin devam etmesinin üretici açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Saral, gübre fiyatları başta olmak üzere işçilik giderleri, hasat ekipmanları ve nakliye masraflarındaki yükselişin üreticiyi ekonomik olarak zorladığını ifade etti. Çayın bölge için tek geçim kaynağı olduğuna dikkat çeken Saral, mevcut ekonomik şartlarla üretimin sürdürülebilirliğinin risk altına girdiğini belirtti. Desteklemenin taban fiyata dahil edilmesi sorun oluşturuyor Desteklemenin taban fiyat içine dahil edilerek açıklanmasının geçmişte çeşitli sorunlara yol açtığını söyleyen Saral, "Bu uygulama özel sektör alımlarında kayıt dışılığı artırıyor. Ürünlerin tamamının borsalara tescil edilmemesine neden oluyor. Kamuda stopaj kaybı oluşturuyor. Gerçek rekoltenin tespit edilmesi zorlaşıyor. Arz-talep dengesini bozuyor. Gelecek yıllar için sağlıklı planlama yapılmasını engelliyor" diye konuştu. Çiftçilerin talepleri takip ediliyor Bölgedeki ziraat odalarının üreticilerin sesi olmaya devam ettiğini belirten Saral, taleplerin ilgili bakanlık nezdinde iletildiğini ve sürecin yakından takip edildiğini ifade etti. Saral, "Bakanlık nezdinde, temsiliyet ve yetki noktasında bütün dinamiklerle bölge Ziraat Odaları Başkanlıkları olarak çiftçilerimizin taleplerini kıymetli yetkililerimize ilettik ve takibini sürdürmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
İstanbul TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Dünyanın yeni bir yola, yeni bir anlayışa ve yeni bir çıkışa ihtiyacı vardır" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Fevkalade zor, fevkalade türbülanslı bir dönemden geçiyoruz. Yerkürenin hemen her yerinde her ülkeyi, her milleti kapsayan çok derin gerilimleri yaşıyoruz. Dünyanın yeni bir yola, yeni bir anlayışa ve yeni bir çıkışa ihtiyacı vardır. Bunun için temelinde hakkaniyet ve adalet olan, temelinde insan onuruna saygı olan ve bütün insanları da yaradılışta eşit olarak gören bir anlayışı büyütmek, beslemek ve çoğaltmak durumundayız. Bu anlayış olmadan dünyanın hangi kurumu olursa olsun, o kurumların işleyişi mutlaka eksik ve faydasız olacaktır" dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu kapanış oturumunda konuştu. Kurtulmuş, "Bir hafta süren oturumlar, görüşmeler, müzakereler sonunda bugün nihai olarak son oturumu birlikte icra ettik. Günler boyunca uzun konuşmalar yapıldı, uzun toplantılar yapıldı. Bu konuşmalar içerisinde yapılan her bir tartışmanın son derece önemli olduğunu, dünya barışını sağlamak konusunda fevkalade yararlı olduğunu ve özellikle parlamenter diplomasiye güç vermek bakımında da son derece anlamlı olduğunu düşüyorum. Bütün bu konuşmaların özetini ise bir noktada toparlamak mümkündür. Fevkalade zor, fevkalade türbülanslı bir dönemden geçiyoruz. Yerkürenin hemen her yerinde her ülkeyi, her milleti kapsayan çok derin gerilimleri yaşıyoruz. Çatışmaların, iç çatışmaların, vekalet savaşlarının, ticaret savaşlarının olduğu dünyada bu anlamda gerilimlerin ve çatışmaların hemen hemen dünyanın her yerine yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ayrıca yaşanmış olan olumsuzların doğal bir sonucu olarak fakirliğin, kıtlığın, yoksulluğun dünyanın birçok bölgesi için neredeyse sıradan bir hal aldığını görüyoruz. Aynı şekilde bu olayların hepsinin ortak vektörü olarak ortaya çıkan fevkalade ciddi bir göçmen meselesi ve uluslararası yer değiştirmelerin olduğuna şahit oluyoruz. Ülkeler arasında gerilimlerin yanı sıra ülkelerin içinde de toplumsal gerilimin önemli bir fay hattı olarak ortaya çıktığına şahit oluyoruz" dedi. "Dünyanın yeni bir yola, yeni bir anlayışa ve yeni bir çıkışa ihtiyacı vardır" Dünyanın yeni bir yola, yeni bir anlayışa ihtiyacı olduğunu belirten Kurtulmuş, "Aynı şekilde insanlık tarihinin hiç yaşamadığı kadar ağır bir çevre krizine, iklim krizine ve çevrenin tarumar edilmesine şahit oluyoruz. Sabaha kadar sayabileceğimiz birçok olumsuzlukları yaşıyoruz. Bu olumsuzlukların doğal afetler dışında hemen tamamı insan eliyle oluşturulmuş felaketlerdir. Dolayısıyla insanlığın şöyle bir sarsılıp kendine gelmesi, kendi eliyle oluşturduğu bu felaketleri, insani soykırımdan tutun göçe kadar, açlıktan tutun savaşa kadar bu insani felaketleri çözmek için yine insanoğlunun devreye girmesinin şart olduğu açıktır. Bu problemleri oluşturan insandır, ortaya koyan insandır. Çözümde insanoğlunun zihninde, insanoğlunun gönlünde olmalıdır. Bunun için diyorum ki bütün bu çalışmalarımızın, bütün uluslararası kuruluşların, bütün toplanmalarımızın, müzakerelerimizin bir tek odak noktası vardır; bu dünya böyle gitmez. Dünyanın yeni bir yola, yeni bir anlayışa ve yeni bir çıkışa ihtiyacı vardır. Bunun için temelinde hakkaniyet ve adalet olan, temelinde insan onuruna saygı olan ve bütün insanları da yaradılışta eşit olarak gören bir anlayışı büyütmek, beslemek ve çoğaltmak durumundayız. Bu anlayış olmadan dünyanın hangi kurumu olursa olsun, o kurumların işleyişi mutlaka eksik ve faydasız olacaktır. Onun için diyorum ki amacımız yeni bir yol, yeni bir anlayış, yeni bir istikamet tayin edecek sözleri geliştirmek, çoğaltmak olmalıdır" şeklinde konuştu. 8 milyar insanın ortak anlayışı, ortak faydası ve ortak geleceğinin hakkı, hukuku, adaleti esas alan bir yolda ilerlemekten geçtiğini ifade eden Kurtulmuş, "Dünyanın yeni bir küresel mimariye ihtiyacı olduğu açıktır. Hem siyasal alanda hem de ekonomik alanda yeni bir küresel mimariyi, bu parlamentolar arası uluslararası kurumlarda bir araya gelişimiz vasıtasıyla inşallah gerçekleştireceğiz. Sözün kıymeti her şeyden daha yukarıdadır. Sözün en güzelini, en iyisini söylemek ve bütün insanların hayrına olan sözün etrafında birleşmek durumundayız. Bu da dünyada sadece sesi çok çıkan hakimlerin çizdiği, üstünlerin, galiplerin çizdiği yoldan gitmek değil, 8 milyar insanın ortak anlayışı, ortak faydası ve ortak geleceği için hakkı, hukuku, adaleti esas alan bir yolda ilerlemekten geçmektedir. Bu ve benzer bütün toplantıların bu amaca hizmet ettiği müddetçe konuştuğumuz ve çözüm aradığımız insani meselelerin çözümü için bize yol göstereceğini, yol bulmamıza yardımcı olacağını düşüyorum. İstanbul’daki bu toplantıda da görüşlerini açıkça dile getiren bütün parlamenter arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu toplantı IPU bünyesinde uzun zamandır bulunamayan bir konsensüs ortaya koymuştur. İstanbul Deklarasyonu’nun konsensüsle çıkmış olması her türlü taktirin üstündedir ve bu konuda görüşlerini ifade eden bütün deklarasyona teşekkürlerimizi ifade ediyorum. Acil gündem maddesinin de konsensüsle çıkmış olması, bu toplantının başarısını gösteren önemli bir sonuçtur. Bu çabanız, bu desteğiniz dolayısıyla hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.