SAĞLIK - 06 Eylül 2025 Cumartesi 09:38

Uzmanı uyardı: Okula kahvaltısız giden çocuklar derslere odaklanamıyor

A
A
A
Uzmanı uyardı: Okula kahvaltısız giden çocuklar derslere odaklanamıyor

Kahvaltı yapmadan okula giden çocuklarda odaklanma ve ders başarısının olumsuz etkilendiğini belirten uzmanlar, büyüme ve gelişme çağındaki çocukların güne mutlaka kahvaltıyla başlaması gerektiği konusunda uyarıyor.


Uzmanlar, kahvaltı yapmadan okula giden çocukların derse odaklanmakta zorlandığını, zihinsel performanslarının düştüğünü ve davranış problemleri yaşayabildiklerini belirtiyor. Kahvaltının büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar için günün en önemli öğünlerinden biri olduğuna dikkat çeken uzmanlar, sağlıklı besinlerle güne başlamanın okul başarısında kritik rol oynadığını vurguluyor. Büyüme, gelişme çağındaki çocuklar için kahvaltının en önemli öğünlerden bir tanesi olduğunu söyleyen Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Beyza Vural Öten, "Kahvaltı, yeteri kadar protein, kompleks karbonhidrat, vitamin, mineral ve lif almanın en kolay yolu. Kahvaltısız okula giden çocuklarda hem büyüme, gelişme hem kemik sağlığında problemler, daha da ileri seviyelerde obeziteye bile yol açabiliyor. Çünkü kahvaltı yapmadan okula giden çocuklar uzun süre açlıktan sonra daha sağlıksız yiyeceklere eğilim gösterdikleri görülüyor. Kahvaltıda peynir, süt, yoğurt tüketmek D vitamini ve kalsiyum almanın kolay yolu. Yine D vitamini kaynaklarından yumurta olması, sebzeler ve meyveler lif sağladığı için çok önemli. Kompleks karbonhidratlar yani tam buğday, tam çavdar, yulaf gibi kompleks tahılların tüketilmesi, kan şekerini ani yükseltmeyeceği için, ani enerji vermeyeceği için de ani enerji düşüğüne sebep olmayacaktır. Gün boyu enerjilerini kontrol etmeleri için kahvaltı öğününü yapmalarını öneriyoruz. Kahvaltı yapmayan çocuklarda derse odaklanma, okulda uyum problemleri, davranış problemleri görülebiliyor. Zihinsel performansın artması için de en önemli öğünlerden bir tanesi kahvaltı" dedi.



"Kahvaltı yapan çocukların zihinsel performansları artıyor"


Kahvaltı alışkanlığının aileden geldiğini belirten Beyza Vural Öten, "Ailelerde sabahları zaman en büyük problemlerden bir tanesi, her zaman uzun bir kahvaltı sofrası hazırlamak zorunda değiliz. Bazen böyle kompleks karbonhidratların yani tahıllı ekmeklerin içine beyaz peynirli sandviçler, meyveli sütlü içecekle, kekler yapılabilir. Bir gece öncesinden hazırlanabilir. Bir 10-15 dakikalık zaman bile çocuklar için yeterli kahvaltıyı hazırlamaya yeterli olabilir. Kahvaltı yapan çocukların zihinsel performansları artıyor. Derslere olan uyum, odaklanma artmış oluyor" şeklinde konuştu.



"Çocukların beslenmesinde, kahvaltısında mutlaka bir yumurta olmalı"


Her gün bir tane yumurta tüketilmesi gerektiğini ifade eden Öten, "Yumurtanın içerisinde D vitamini var. Çok güzel protein kaynağı. Anne sütünden sonraki en değerli protein kaynaklarından bir tanesi. Demir içeriyor, B12 içeriyor. O yüzden çocukların beslenmesinde, kahvaltısında mutlaka bir yumurta olmalı. Peynir, kalsiyum seçeneği olarak en iyi seçeneklerden bir tanesi. Kemik gelişimi için kalsiyum çok önemli. Süt dışı kalsiyum kaynakları da var. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, biberler, tahin çok önemli. Sağlıklı yağlar, E vitamini içeriyor. Ceviz, fındık, badem, avokado seviyorsa çocuk bunlar kahvaltısında sunulabilir. Meyveler, sebzeler, lif içerdiği için bağırsak hareketlerini artırıyor, tokluk veriyor. Bu mutlaka kahvaltıda olmalı. Kompleks karbonhidratlar, tam buğday ekmekleri, çavdar ekmekleri, bazen grissini, galetalar konulabilir. Ekmekler kızartılabilir, üzerine sevdiği bir bal, sevdiği bir marmelat sürülebilir. Tek başına yeterli olmaz ama proteinle birlikte desteklenebilir" diye konuştu.



Uzmanı uyardı: Okula kahvaltısız giden çocuklar derslere odaklanamıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir" Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun sessiz ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Glokomun göz içi basıncının artışıyla göz sinirine zarar veren ve tedavi edilmezse görme kaybına yol açabilen kronik bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir. Hastalık çoğu zaman sinsi şekilde ilerler ve erken dönemde hastalar herhangi bir belirti fark etmeyebilir. Bu nedenle glokom ‘sağlıklı gözün sessiz hırsızı’ olarak adlandırılır" dedi. ’’Görme kaybı geri döndürülemez’’ Glokomun retina ve optik siniri etkilediğini anlatan Op. Dr. İçağasıoğlu, hastalığın mekanizmasını şu sözlerle açıkladı: "Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Başlangıçta hastalar görmelerinin iyi olduğunu düşünebilir, bu yüzden çoğu fark etmez. Ancak ilerledikçe görme alanı daralır ve ileri evrede tünel görme gelişebilir. Glokomda kaybolan retinal ganglion hücreleri ve optik sinir lifleri geri gelmez. Tedavinin amacı kaybedilen görmeyi geri kazandırmak değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır." Göz içi basıncının dalgalanmalarının da hastalıkta önemli rol oynadığını dile getiren Op. Dr. İçağasıoğlu, "Sadece ortalama basınç değil, gün içi dalgalanmalar ve özellikle gece yükselmeleri de sinir hasarını hızlandırır. Bu yüzden düzenli damla kullanımı ve takip hayati önemdedir" dedi. ’’Düzenli takip kritik önemde’’ Glokom tedavisinde düzenli kontrollerin ve ilaç uyumunun büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, hastaların çoğu zaman kendilerini iyi hissettikleri için tedaviyi aksatabildiğini ifade etti. Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokom kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Göz içi basıncı kontrol altında tutulmazsa, sinir hasarı sessiz şekilde devam eder. Düzenli takip, OCT ve görme alanı testleri ile hastalığın ilerlemesini izlemek gerekir. Tedavi planı buna göre ayarlanır" şeklinde konuştu. ’’40 yaş sonrası göz muayenesi ihmal edilmemeli’’ Glokomda erken tanının görmenin korunmasında en önemli faktör olduğunu kaydeden Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokomda erken tanı görmenin korunmasında en önemli faktördür. Özellikle 40 yaşından sonra düzenli göz muayenesi ihmal edilmemelidir. Ailede glokom öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Bu yüzden bu kişilerin daha erken yaşlardan itibaren düzenli göz muayenesi yaptırmaları gerekir" dedi. ’’Sağlıklı yaşam alışkanlıkları göz sağlığını destekliyor’’ Günlük yaşam alışkanlıklarının göz sağlığı üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. İçağasıoğlu, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı önerilerini şöyle paylaştı: "Tempolu yürüyüş, hafif koşu ve yüzme gibi aerobik egzersizler göz içi basıncını birkaç birim düşürebilir ve gözün kan dolaşımını artırabilir. Ancak çok ağır kaldırma gibi basıncı artırabilecek egzersizlerden kaçınılması gerekir. Ayrıca uyku pozisyonu da önemlidir; yüzüstü uyumak veya sürekli aynı göz üzerine yatmak basıncı artırabilir. Bazı yoga hareketlerinde yapılan baş aşağı duruşlar da dikkatli uygulanmalıdır. Çok fazla kahve veya su, göz içi basıncını geçici olarak yükseltebilir. Sıvı tüketimini gün içine yaymak daha sağlıklıdır. Antioksidan açısından zengin beslenme ve sigaradan uzak durmak göz sinirini korumaya yardımcı olur." ’’Bebeklerde de görülebiliyor’’ Glokomun nadir de olsa bebeklerde görülebileceğini belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, konjenital glokom hakkında şunları söyledi: "Konjenital glokomda göz içi sıvısının dışarıya akmasını sağlayan yapıların gelişiminde bozukluk olur. Bu durum göz içi basıncının yükselmesine ve göz dokularında hasara yol açabilir. Bebeklerde aşırı göz sulanması, ışıktan kaçma, gözleri sıkma ve kornea bulanıklığı en sık görülen belirtilerdir. Ayrıca göz büyüklüğünde artış ve korneada ödem görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır." Tedavinin genellikle cerrahi yöntemlerle yapıldığını söyleyen Op. Dr. İçağasıoğlu, "Erken dönemde yapılan müdahale ile görme büyük oranda korunabilir. Geç kalınırsa optik sinir hasarı kalıcı olur" dedi. Dünya Glokom Haftası mesajı Op. Dr. İçağasıoğlu, toplumda farkındalık oluşturmanın önemine değinerek şunları paylaştı: "Glokom sessiz ilerleyen bir hastalıktır. Belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir."
Samsun OMÜ’de "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" söyleşisi Samsun Ondokuz Mayıs üniversitesi (OMÜ) Merkez Kütüphanesi’nde "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" adlı söyleşi düzenlendi. Düzenlenen söyleşide; İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin ve Eğitim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye’de kadınların ulusal ve yerel siyasetteki konumunu sayısal verilerle değerlendiren Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin, kadınların siyasi olarak güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksinin 2025 verilerini paylaşan Keskin, kadınların siyasal temsilinin önündeki engelleri sıralayarak bu engellerin aşılmasına yönelik önerilerini dile getirdi. Keskin, kadınların siyasette yer almaları kadar kamu politikalarına ilişkin talep ve program sahibi olmalarının da önemli olduğunu belirtti. Söyleşinin diğer konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın ise Türk tarihinde ve toplumunda kadının yeri ile ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan sonra Samsun’un ilk kadın milletvekili Ayşe Meliha Ulaş’tan bahsetti. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün ardından düzenlenen söyleşide tarihe adını ilklerle yazdıran, siyasal temsilci ve milli mücadele döneminde etkin bir faal gösteren kadınlar konuşuldu. Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi destekleriyle düzenlenen söyleşi, teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Manisa Köprübaşı Çileği altın sezonunu yaşıyor Mart ayında kilosu 200 liraya alıcı bulan coğrafi işaretli Köprübaşı Çileği, dört mevsim süren hasadı ve yoğun talebiyle hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de ilçe ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Manisa’nın en küçük ilçesi olan Köprübaşı’nda coğrafi işaretli çileğin üretimi dört mevsim aralıksız devam ediyor. Tadı, aroması ve kalitesiyle dikkat çeken tescilli Köprübaşı çileğinin mart ayında kilosu 200 liradan alıcı bulması ise üreticinin yüzünü güldürdü. Tarlaya gelen bazı alıcıların çilekleri kendilerinin toplaması ise dikkat çekti. İlçede yaklaşık 4 bin dekar alanda yetiştirilen Köprübaşı çileği, yaz ve kış aylarının ardından bahar ayında da hasat edilmeye devam ediyor. Büyük emekle toplanan çilekler, Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelerdeki pazarlarda tüketiciyle buluşuyor. Mart ayında da üretimini sürdüren çilek üreticisi Selçuk Kayacan, örtü altında 6 dekar, açık alanda ise 4 dekar olmak üzere toplam 10 dekarda üretim yaptığını belirtti. Kayacan, Köprübaşı çileğinin hem açık arazide hem de sera altında yetiştirilebildiğini ifade ederek, fiyatların üreticiyi memnun ettiğini söyledi. Çileğin kilosunun 200 liradan başladığını dile getiren Kayacan, "Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Kayacan ayrıca Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret belgesiyle tescillendiğini hatırlatarak, ürünün yıl boyunca aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı’nda yaklaşık 500 üreticinin 4 bin dekarlık alanda çilek yetiştirdiği öğrenilirken, kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarının sürekli artarak devam ettiği bildirildi.