KÜLTÜR SANAT
Didim Belediyesi Halk Kütüphanesi gençlerin buluşma merkezi oldu 29 Mart 2026 Pazar - 20:58:05 Aydın’ın Didim ilçesinde 1996 yılında gönüllü emeğiyle kurulan kütüphane, bugün binlerce gencin eğitim ve buluşma merkezi haline geldi. Didim Belediyesi Halk Kütüphanesi, 1996 yılında gönüllülerin özverili katkılarıyla kuruldu. Aradan geçen yıllar içinde sürekli gelişerek büyüyen kütüphane, bugün yalnızca kitapların bulunduğu bir alan değil, gençlerin ders çalıştığı, araştırma yaptığı ve hayallerini şekillendirdiği önemli bir merkez haline geldi. Binlerce öğrenci ve genç, kütüphaneyi aktif olarak kullanmaya devam ediyor. 32 bini aşkın kitap koleksiyonuna sahip olan kütüphane, her yaş grubuna ve farklı ilgi alanlarına hitap eden geniş bir arşiv sunuyor. Özellikle öğrenciler için oluşturulan sessiz ve konforlu çalışma alanları, sınav dönemlerinde yoğun ilgi görüyor. Kütüphane, bilgiye erişimi kolaylaştırarak eğitimde fırsat eşitliğine önemli katkı sağlıyor. "Burası bir umut yuvası" Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, kütüphanenin önemine ilişkin yaptığı açıklamada "1996 yılında gönüllülerimizin büyük emeğiyle temelleri atılan kütüphanemiz, bugün gençlerimizin geleceğe umutla baktığı çok kıymetli bir merkez haline geldi. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve gençlerimize daha iyi imkanlar sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Didim Belediyesi Halk Kütüphanesi, sadece bir kütüphane değil, aynı zamanda bir umut yuvasıdır. Tüm gençlerimizi bu değerli alanı kullanmaya davet ediyorum" dedi.
29 Mart 2026 Pazar - 19:33 Saruhanlı’da deve güreşlerine binlerce vatandaş akın etti Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde bu yıl ikincisi düzenlenen "Saruhanlı Deve Güreşleri Festivali", yoğun katılım ve büyük coşkuyla gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı illerinden getirilen 90 devenin mücadele ettiği festival, binlerce vatandaşı bir araya getirdi. Saruhanlı Belediyesi himayesinde, Saruhanlı Devecilik Kültürü ve Deve Güreşleri Derneği tarafından Adiloba Mahallesi’nde organize edilen festival, renkli görüntülere sahne oldu. Etkinliği; Saruhanlı Kaymakamı Murat Acar, Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Cumhuriyet Savcısı Bayram Gülhan, AK Parti İlçe Başkanı Şerif Eroğlu, mahalle muhtarları ve çok sayıda vatandaş ilgiyle takip etti. Güreş sahasına girişte vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, yaptığı konuşmada Saruhanlı’da sosyal, sportif ve kültürel etkinlikleri artırarak sürdürmeye kararlı olduklarını ifade etti. Adiloba Mahallesi futbol sahasında gerçekleştirilen güreşlerde; Çanakkale, Muğla, Antalya, Aydın, Balıkesir ve Manisa’nın çeşitli ilçelerinden getirilen toplam 90 deve kıyasıya mücadele etti. Gün boyu süren organizasyonda heyecan bir an olsun dinmezken, tribünlerde renkli görüntüler oluştu. Festival kapsamında Ekrem Cıllı "Güreş Ağası" ilan edilirken, dereceye giren deve sahiplerine kupa ve madalyaları protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Saruhanlı Devecilik Kültürü ve Deve Güreşleri Derneği Başkanı Seyfettin Yılmaz ise yaptığı açıklamada, deve güreşlerini geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini belirterek organizasyona destek veren Saruhanlı Belediyesi’ne ve Başkan Cıllı’ya teşekkür etti. Saruhanlı’da geleneksel hale gelmesi hedeflenen deve güreşleri festivali, vatandaşların yoğun ilgisiyle önümüzdeki yıllarda da devam edeceğinin sinyalini verdi.
29 Mart 2026 Pazar - 17:13 Bodrum’da Acı Ot Festivali’ne insan seli Muğla’nın Bodrum ilçesinde bu yıl 7’ncisi düzenlenen Acı Ot Festivali, binlerce kişinin katılımıyla yoğun ilgi gördü. Sağanak yağışa rağmen vatandaşlar festival alanını terk etmedi. Muğla Valiliği, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Kaymakamlığı, Bodrum Belediyesi ve Bodrum Ticaret Odası’nın destekleriyle Ortakent Yahşi Yalılarını Güzelleştirme ve Mavi Bayrak Derneği (OYDER) tarafından düzenlenen festival, ikinci gününde de devam etti. Davul ve zurna eşliğinde kortej yürüyüşü gerçekleştirildi. Festival alanında ilk olarak Muğla Valisi İdris Akbıyık ile Bodrum Kaymakamı Ali Sırmalı stantları gezdi. Vali Akbıyık şeflerle birlikte mutfak standına girerek yöresel otlarından yapılan yemeğe yardım etti. Ardından Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci alana gelerek incelemelerde bulundu. Festivalde 325 stant yer aldı. Acı ot, baldıran, deli kenker, turpotu, tilkişen ve ada marulu gibi Bodrum’a özgü otlar sergilendi. Muğla Valisi İdris Akbıyık, Muğla ve Bodrum’un yeryüzünün cenneti olduğunu ifade ederek, "Burada sadece dünyanın en güzel denizi ve güneşi yok; aynı zamanda birçok derde şifa olan envaiçeşit otu var. Turizmi 12 aya yaymaya çalışıyoruz; faaliyetlerin sadece deniz, kum ve güneşe sıkışmasını istemiyoruz. Bodrum; gastronomisiyle, spor ve sağlık turizmiyle, mandalinası ve acı otuyla dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biridir. Mart ayında 100 bin kişinin bu festival için bir araya gelmesi, turizm adına müthiş bir değerdir. Modern dünyada insanlar artık doğaya dönüyor. Bizim bu değerlerimize ve çevremize sahip çıkmamız gerekiyor. Bu güzel organizasyondan dolayı OYDER’i, belediyelerimizi ve kaymakamlığımızı tebrik ediyorum. Bugün bereket yağıyor; barajlarımız doluyor. İnşallah bu yıl su sıkıntımız olmayacak; sebzemiz, meyvemiz ve otumuz bol olacak" dedi. Bodrum Kaymakamı Ali Sırmalı ise konuşmasında şunları söyledi: "Arkadaşlar, öncelikle bu seneki 7. Acı Ot Festivali’nde olmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Doğanın bereketini, emeğin değerini ve kültürümüzün zenginliğini ortaya koyan bu festivalde misafirlerle birlikte olmaktan dolayı kıvanç duyuyorum. Bu festivalin organize edilmesinde emeği geçen başta OYDER başkanımız olmak üzere muhtarlarımıza, belediyelerimize ve tüm paydaşlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Acı ot; kültürümüzün, mutfağımızın en önemli değeri. Bugün doğadan toplanan bu şifalı otlar halkımıza ve misafirlerimize tanıtılmakta, ikram edilmekte. Bu kültürün yaşatılması çok önemli. Bodrum ilçemiz tarihi ve deniziyle olduğu kadar, doğasının sunduğu şifalı bitkileriyle de çok önemli bir merkez. Özellikle gastronomi turizminin önem kazandığı bu dönemde, Bodrum’un şifa ve lezzet destinasyonu olması için bu etkinliklerin kritik olduğunu düşünüyoruz. Bodrum, 12 ay boyunca festivallerin yapıldığı bir şehir olmalı. Mandalina Festivali, Boat Show, Bodrum Cup ve Balık Festivali gibi etkinliklerle bu vizyonu gerçekleştiriyoruz. Bugün burada 320’den fazla stant kurulmuş durumda ve 100 bine yakın misafir bekliyoruz. Bu festivaller sayesinde sezonu erken başlatarak ilçemiz ekonomisine katkı sağlıyoruz." Gün boyu süren etkinliklerin ardından festivalin, akşam saatlerinde düzenlenecek konser programıyla sona ereceği bildirildi.
Niğde 8. Kitap Fuarı tamamlandı
02 Aralık 2025 Salı - 13:53 Niğde 8. Kitap Fuarı tamamlandı "Okuyan Şehir" kimliğini güçlendiren ve bu yıl 8’incisi düzenlenen Niğde Kitap Fuarı, on gün boyunca binlerce ziyaretçiyi ağırlayarak tamamlandı. Niğde Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen fuar, 21-30 Kasım 2025 tarihleri arasında milyonlarca kitabı, yüzlerce yayınevini ve Türkiye’nin sevilen yazarlarını Niğdelilerle buluşturdu. Kayseri firması Sun Fuarcılık organizasyonuyla düzenlenen Hazım Tepeyran Kültür Merkezi yanındaki alanda gerçekleştirilen fuar, özellikle gençlerin ve çocukların yoğun ilgisiyle dikkat çekerken, söyleşiler ve imza günleri şehrin kültürel hayatına büyük bir canlılık kattı. Başkan Özdemir: "Niğde, Türkiye’nin kültür şehirlerinden biri olmaya devam ediyor" Niğde Belediye Başkanı Emrah Özdemir, fuarın kapanışıyla ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: "Bu yıl 8’incisini gerçekleştirdiğimiz Kitap Fuarımız, her geçen yıl artan bir ilgiyle büyümeye devam ediyor. On gün boyunca şehrimizin dört bir yanından gelen hemşehrilerimiz, kıymetli yazarlarımızla buluştu, binlerce kitapla tanıştı. Özellikle gençlerimizin fuara gösterdiği yoğun ilgi bizleri son derece mutlu etti. Niğde artık sadece altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla değil, kültür ve sanat alanındaki yükselişiyle de Türkiye’nin örnek şehirlerinden biri haline geliyor." Fuar boyunca Şermin Yaşar, Bahadır Yenişehirlioğlu, Oytun Erbaş, Sinan Yağmur, Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Serhat Yabancı gibi çok sayıda ünlü isim Niğdelilerle buluştu. Düzenlenen söyleşi ve imza programları büyük ilgi gördü. Başkan Özdemir, şehrin okuma kültürüne yönelik çalışmalara da değinerek, "Son 6 yılda şehrimize kazandırdığımız 5 kütüphane ile gençlerimizi ve çocuklarımızı bilgiyle buluşturmaya devam ediyoruz. Kütüphanelerimize olan yoğun ilgi, bu alanda doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. ’Her mahalleye bir kütüphane’ hedefimiz için çalışmalarımız kararlılıkla sürecek" ifadelerine yer verdi.
BlackBox’ın Aralık ayı programı belli oldu
02 Aralık 2025 Salı - 13:28 BlackBox’ın Aralık ayı programı belli oldu Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, BlackBox’ta birçok içeriği sanatseverlere sunmayı sürdürüyor. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, öğrenme programlarının ana mekânı BlackBox’ta birçok içeriği sanatseverlere sunmaya devam ediyor. Mücevherin tuvaldeki ışıltısından edebiyatın başyapıtlarına ve modern sanatın öncülerine, pek çok konunun ele alınacağı etkinlikler sanatın farklı disiplinlerine ilgi duyan herkese hitap edecek. Gül İrepoğlu Anlatıyor konferanslarının aralık etkinliğinde mücevherlere odaklanılacak. 6 Aralık Cumartesi 14.00’teki "Resimde Işıldayan Mücevher" başlıklı konferansta, tarih boyunca derin anlamlar ileten, her dönemde sanatın ve beğeninin en incelikli ifade aracı olan mücevherin resimdeki yansımaları dünyadan ve ülkemizden örneklerle incelenecek. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin koleksiyonundaki kadın sanatçılara odaklanan "Kadınların Gözünden" seminerlerinin 18 Aralık Perşembe 18.00’de düzenlenecek etkinliğinde dönemin ileri gelenlerinden Şakir Paşa ailesinin kızı olarak İstanbul’da doğan ressam Fahrünissa Zeid konuşulacak. Hem Türkiye’nin hem de Orta Doğu’nun modern sanatında özel bir yere sahip ressamın yaşamını Doç. Dr. Seda Yavuz anlatacak. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin süreli sergisinden hareketle hazırlanan "Yan Yana Konferansları", serginin odağındaki sanatçı çiftler Melahat-Eşref Üren ile Eren-Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun hayatları ve eserlerinin Türk sanat tarihindeki yansımaları ele alıyor. 17 Aralık Çarşamba 18.00’deki "Aramızda Bir Şey Var" başlıklı etkinlikte Eşref Üren ve eserlerini, serginin küratörü Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp anlatacak. 23 Aralık Salı 14.30’daki "Sanatın İzinde Ernestine’den Eren’e" başlıklı konferansta ise Eren Eyüboğlu’nun hayatını ve sanatını Prof. Dr. Aydın Ayan anlatacak. Işıl Kasapoğlu’nun yazıp yönettiği, Serkan Keskin, Taner Ölmez, Nilüfer Alptekin ve Sibel Altan’ın rol aldığı, pratik zekâsı, hazırcevaplığı ve keskin mizahıyla Türk kültürünün unutulmaz halk kahramanlarından olan Nasreddin Hoca’nın eğlence dolu macerası 14 Aralık Pazar günü 12.00 ve 15.00’te iki seans ile çocuklarla buluşacak. İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Âli Yücel Klasikleri’nden seçilen başyapıtların, Türk edebiyatının değerli kalemleriyle yeniden hayat bulduğu Edebiyat Rotası sohbetlerinde 16 Aralık Salı 18.00’de Madam Bovary konuşulacak. Moderatörlüğünü gazeteci-yazar Seray Şahinler’in üstlendiği sohbetin konuğu yazar Defne Suman, Gustave Flaubert’in ünlü romanını kendi penceresinden anlatacak. Opera yönetmeni Figen Ayhan ile Sanatın Başka Tarihi konuşmaları, her bölümde dünya sanat tarihinin klasik dönemsel sınıflandırmasını takip ederek, sanatçının üretimleri aracılığıyla insana ve hayata bakışını tartışıyor. 21 Aralık Pazar 14.00’teki etkinlik, klasik dönemde Figaro’yu ele alacak. Sanat ve hayat bir arada Ayşegül 20. yüzyılda serisinde, yazar ve sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez her ay farklı bir dönemin etkili sanat akımlarını, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ndeki eserlerle birlikte ele almayı sürdürüyor. 1940’ların dansı tango performansıyla renklenecek etkinlik, 7 Aralık Pazar 14.00’te düzenlenecek. Sanat tarihçisi Doç. Dr. Ayşe Köksal ile "Görmenin Halleri" etkinliği Aralık’ta "Sanatta Tasarım" temasını ele alacak. 24 Aralık Çarşamba 18.00’deki etkinlikte güzel sanatlar ile tasarım arasındaki oluşturulmuş ayrım üzerine düşünülecek. Seza Sinanlar Uslu ile İz Sürüyoruz serisi aralık ayının konusu Mario Prassinos olacak. 1916’da İstanbul’da dünyaya gelen Mario, 1922’de ailesiyle Fransa’ya göç eder. İkinci Dünya Savaşı’nın tüm yıkıcılığına rağmen çalışmaları tuval resminden kostüm tasarımına, dokumalardan gravüre, geniş yelpazeye yayılır. Belleğinde saklı kalmış olanların etkisi ise özellikle yazmaya başladığında belirginleşir. 26 Aralık Cuma 18.00’de düzenlenecek etkinlikle, çocukken ayrıldığı evine geri dönmeyi hayal eden Prassinos’un hayat öyküsü mercek altına alınacak.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası keman virtüözü Robert Lakatos’u ağırlıyor
02 Aralık 2025 Salı - 12:48 İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası keman virtüözü Robert Lakatos’u ağırlıyor DenizBank’ın 21 yıldır desteklediği İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), Aralık ayının ilk konserinde romantik dönemin güçlü senfonik mirasını sahneye taşıyor. 5 Aralık Cuma akşamı Sırp kemancı Robert Lakatos’u İstanbul’da müzikseverlerle buluşturacak konser, İtalyan şef Alfonso Scarano yönetiminde dinleyicilere etkileyici bir sanat deneyimi sunacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) DenizBank Konserleri, 5 Aralık Cuma akşamı saat 20.00’de klasik müzik dünyasının dikkat çeken isimlerinden ünlü Sırp keman virtüözü Robert Lakatos’u Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda müzikseverlerle buluşturuyor. Kemandaki ustalığı ve teknik hâkimiyetiyle tanınan Lakatos, keman repertuvarının en zorlu eserlerinden biri kabul edilen Henryk Wieniawski’nin Birinci Keman Konçertosu’nu yorumlayacak. Sanatçı, etkileyici sahne enerjisi ve yorumları ile unutulmaz bir müzikal deneyim yaşatmaya hazırlanıyor. Konserin ikinci bölümünde ise uluslararası başarıları ile tanınan ünlü İtalyan şef Alfonso Scarano, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı yönetecek. Orkestra, Felix Mendelssohn’un Edinburgh’daki Holyrood Şapeli’nden aldığı ilhamla bestelediği, klasik müziğin en kendine özgü ve etkileyici eserlerinden biri olan İskoç başlıklı Üçüncü Senfoni’yi yorumlayacak. Şef: Alfonso Scarano Solist: Robert Lakatos (Keman) Program: Henryk Wieniawski, Keman Konçertosu No.1 Fa Diyez Minor Op.14 Ara Felix Mendelssohn Senfoni No.3 La Minor Op.56 ‘İskoç’2
Ertaş: "Dil birliği için coğrafya, halk, ülke ayrımı yapmadan "Büyük Türk Lügati" yazılmalı"
02 Aralık 2025 Salı - 11:59 Ertaş: "Dil birliği için coğrafya, halk, ülke ayrımı yapmadan "Büyük Türk Lügati" yazılmalı" Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş Türk Devletler Teşkilatı’nın 34 harflik ortak alfabe çalışmasını desteklediğini belirterek coğrafyalardan, ülkelerden, halklardan bağımsız, büyük Türkçe lügatin tek eser olarak ortaya konması gerektiğini ifade ederek dil birliğini sadece alfabe birliği olarak ele almanın Türk birliğine beklenen faydayı sağlamayacağını söyledi. TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, açıklamalarına şöyle devam etti: "Köklü tarihiyle, İslamla ve diliyle barışık dilbilimcilerin bir an evvel, Türkçemizin büyük lügatini yazması gerekmektedir. Kuran’ın terbiye ettiği Türkçe maalesef 19. ve 20. asırda dünya siyasî tarihinde yaşanan olaylar nedeniyle bir parçalanmışlık yaşamıştır. Terminoloji kaosuna sürüklenen Türkçe dilim dilim doğranmıştır: Anadolu Türkçesi, Rumeli Türkçesi, İstanbul Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Türkistan Türkçesi, Türk Lehçeleri, Türk Ağızları... Türk devletlerinde ve halklarında son yüz yılda sıkça yapılan elifba/alfabe değişiklikleri ve arayışlar bu kaosu derinleştirmiştir. Kiril ve Latin alfabeleri gibi alfabeler ve harf sayıları "ses bayrağımız" dediğimiz Türkçenin seslerini eksiksiz göstermekten uzak kalmıştır. Türkün ruhuna, mana ve hikmetine güncel alfabeler dar gelmektedir. Büyük Türk milletinin zengin söz varlığı güncel sözlük, derleme sözlüğü, ağızlar sözlüğü, lehçeler sözlüğü vb gibi çalışmalarla derlenip toplanmaya çalışılırken aslında iyice parçalanmıştır" Gaspıralı İsmail Bey’in "Dilde, fikirde, işte birlik" ideali İstanbul’da 20 asrın başında çıkan başta "Sebilürreşad" olmak üzere tarihi, siyasi ve edebî mecmuaların Kuzey Afrika’dan, Balkanlara, Anadolu’dan Türkistan’a tüm Türk coğrafyasında kolayca okunabildiğini hatırlatan Ertaş, " Gaspıralı İsmail Bey’in "dilde, fikirde, işte birlik" ideali bu bütünlüğün bozulmaya başladığı dönemde bir toparlanma ve kadim medeniyeti hatırlama refleksiydi. O vakit, ne yapılmalı? Türkçemize yeni libaslar, isimler bulma arayışını kenara koyup asrın başındaki kelime ve ses varlığımızı, günümüzdeki kelimeleri ekleyerek Kaşgarlı Mahmud’un 11. asırda yaptığı gibi "BÜYÜK TÜRKÇE LÜGÂT"i bir an evvel hazırlamalıyız. Bunun için: Latin alfabemize, ses varlığımızı eksiksiz gösterecek harfler eklenmeli ve derleme/tarama sözlüklerine kovulan kelimeler bu lügate taşınmalıdır. Türkçenin Afrika, Balkanlar, Anadolu, Kafkasya, Türkistan’daki söz ve ses varlığı tek bir lügatte toplanmalıdır. Bugün bize "dünya dili, bilim dili" dayatılan ve buna inanmamızı bekleyen cahil aydınlarımıza şunu sormak isterim: İngilizce neden bölük pörçük değil! Dünyanın her yerinde İngilizce ses ve kelime varlığı büyük oranda aynı. İngilizce sözlükler aynı... İngilizce dünyada Türkçe gibi ağız, lehçe, yerel, bölgesel gibi kelimelerin prangalarına vurulmuş mudur?" şeklinde konuştu.
Aydın’ın ‘Beybaba’sının mezarı 105 yıl sonra açığa çıktı
02 Aralık 2025 Salı - 11:19 Aydın’ın ‘Beybaba’sının mezarı 105 yıl sonra açığa çıktı Aydın’da halk arasında ‘Beybaba’ olarak tanınan ‘Kerimi’ mahlaslı Mustafa Asım Efendi’nin mezarı, ölümünden 105 yıl sonra ortaya çıkarıldı. Aydın’da uzun yıllardır mezarının yeri tam olarak bilinmeyen ve halk arasında "Beybaba" olarak tanınan Mustafa Asım Efendi’nin mezarı, yapılan araştırmalar sonucu gün yüzüne çıktı. 1851’de İstanbul’da doğan Kerimi, Osmanlı döneminde üst düzey memur olarak görev yaptı ve yaşamının son 20 yılını Aydın’da geçirdi. Aynı zamanda şair olarak da tanınan Kerimi, çok sayıda da divan eseri bırakmıştı. Yunan işgali sırasında Aydın’daki konağı yakılan ve birçok eseri kaybolan Kerimi’nin bugüne kadar 180’e yakın eseri toplandı. Bu zamana kadar birçok araştırmacı yazarın yaptığı araştırma ve yazılarında Kerimi’nin şairliği ve eserlerine yönelik çalışmalar yaptığı bilinirken, yıllardır mezarının yerine yönelik detaylı bir çalışma yapılmadı. Bugüne kadar elde edilen bilgilere göre Kerimi’nin mezarının, yaşadığı evin bahçesindeki bir incir ağacının altında olduğu söylenirken, tam anlamında tespit çalışmaları ve evin konumu bilinmiyordu. Araştırmacı Yazar Selman Giritoğlu ve Tarihçi Dr. Hilmi Anaç, yollarının kesişmesinin ardından yaptıkları araştırmalar sonrasında Mustafa Asım Efendi’nin (Kerimi) evinin konumunu tespit ederek mezarını 105 yıl sonra ortaya çıkardı. Kerimi’nin 3. kuşaktan torununa ulaşılan Anaç ve Giritoğlu, Aydın’ın Beybabası olarak tanınan Asım Kerimi’nin mezarının tescillenmesini istiyor. "Kendi köklerimi ararken böyle bir yolculuğum başladı " Asım Kerimi’ye kadar uzanan yolculuğunu anlatan araştırmacı yazar Selman Giritoğlu; "Kendi ailemin seceresini araştırıyordum ve Denizli’deki büyük dedemizin mezarını bulduktan sonra da en büyük dedemizin kim olduğunu öğrendik. Dedemi araştırırken de tevafuk olarak Asım Kerimi Baba’yı öğrendik. Benim büyük dedemin adının da Asım Baba olduğunu öğrenince merak ettim. Büyük dedem Asım Baba 1900 yılında doğmuş, Asım Kerimi Baba da 1900 yıllarına kadar hem Denizli’de ikamet etmiş hem de hem de memuriyetini burada devam ettiriyor. Bunun üzerine ben de Asım Kerimi Baba’yı araştırmaya başladım ve mezarının Aydın’da olduğunu öğrendim. Ama mezarın da nerede olduğu tam bilinmiyor. Sadece bir evinin bahçesinde olduğundan bahsediliyordu. Aydın’da da benim tanıdığım yoktu. Bunun üzerine sosyal medyanın gücünü kullandım ve araştırırken Hilmi Hocam ile karşılaştım. Daha sonra irtibata geçerek durumu anlattım kendisine. O da sağ olsun ilgilendi ve yaptığı araştırmalar sonucunda mezarın yerini tespit etti. Aydın’ın sevilen isimlerinden olan Dr. Bedri Noyan da zamanında Asım Kerimi’nin hayatını araştırmış, birçok eserini bir araya getirmiş. Asım Kerimi’nin 180’e yakın divanı oluşturuldu. Ben de bu eserleri bir araya getirebilmek, birkaç elle tutulur belgeyi bulmak için Aydın’a geldim. Hilmi Hocamızın desteğiyle aile büyükleri ile irtibat kurduk. Kerimi babanın 3. kuşaktan torunu Nusret Özkan Anıl Amca’ya ulaştık. Onunla görüştük ve mezarı yerinde gördük. Asım Kerimi’nin vefatında Aydın, Yunan işgali altındaymış. 1920’de vefat etmiş. O dönemde buralar tam bir karmaşa içerisindeymiş ve evinin bahçesinin de müsait olması sonucunda oraya defnetmişler. Bizler de bu mirası kendimize misyon edindik. Resmi kaynaklara göre şu an orada bir mezar yok. Amacımız da Asım Kerimi Baba’nın mezarının tescillenmesi. Aydın’da da çok bilinmiyor Asım Kerimi. Bu zat Aydın’da yaşamış ve birçok kişiye yardımcı olmuş. Aydın’ın kültürünü yaşatmak için de çok yardımcı olan bir kişi. O dönemde de Aydın’da ‘Beybaba’ olarak sevilen kanaat önderi bir kişiymiş Mustafa Asım Efendi. ‘Kerimi’ ise onun mahlası. İstanbul’da 1851 yılında doğmuş ve çok genç yaşta memurluğa atanmış. Sırasıyla bir çok ilde görev yapmış. Denizli’de görev yaptığı esnada Denizli’nin önde gelen ailelerinden olan Saraçzade’lerin kızı Fitnat Hanımla evlenerek hayatını kuruyor. Son görev yeri Aydın’da da ömrünün son 20 yılını tamamlıyor. Kendi köklerimi ararken böyle bir yolculuğum başladı ve çok anlamlı bir amaca hizmet edeceğimizi düşünüyorum. Aydın’ın Beybabası’nın mezarının tescillenmesini istiyoruz" dedi. "Bizi defineci zannettiler" Mezarın bulunmasına yönelik yaptığı araştırma sürecinden bahseden Tarihçi Dr. Hilmi Anaç ise "Aydın üzerine çalışırken Selman Bey ile yollarımız kesişti ve durumu anlattı. Daha önce de Asım Kerimi’yi sormuşlardı bana fakat saha araştırması yapmamıştım. Selman Bey’in de anlatması üzerine saha araştırmasına başladım. Mahallenin kanaat önderi isimlerle görüştüm, büyüklerimizle görüştüm. Hatta ilk başlarda bizi defineci zannettiler. Ulaştığımız yaşlı bir amcamız ile konuştuk. O da mezarın bahçedeki incir ağacının altında olduğunu söyledi. Oraya gidince biz şok olduk. İki tane mezarın, yan yana ve incir ağacının altında olduğunu görünce ve eldeki verilerle de uyuşunca tespit etmiş olduk. Daha sonra Selman Bey ile irtibata geçtim. Bir ev buldum ve anlatılanlara uyuyor, gel dedim. Hocam gelene kadar ben de daha detaylı araştırdım ve Asım Kerimi Baba hakkında devasa bir geçmiş ile karşılaştım. Çünkü Aydın’da çok sevilen bir adammış. Daha detaylı araştırmalar yaparken Sicill-i Osmanî Zeyli’de kaydını buldum. Burada Osmanlı’daki memurların biyografileri bulunur. Bir baktık ki, karşımızda İstanbul beyefendisi, Fransızca bilen ve doğu-batı dillerine hakim bir insan. Böyle bir insanın Aydın’a gelip, Aydın’da tutulması bence çok önemli. Ben tabi çalışmalarıma devam ettim. Daha sonra teyit etmek amacıyla devlet yıllıklarına baktım ve 1910 yılında Devlet Salnâmesi’nde ismini buldum. Telgraf ve Posta Müdürü Mustafa Asım Efendi diye ismi Aydın Sancağı’nda geçiyor, memur listesinde. Araştırdığımda Mustafa Asım Efendi’nin ismi devlet yıllıklarında geçiyor. 1895’ten 1910 yıllarına kadar Aydın’da faal, tanınan sevilen birisiymiş. Sonra araştırmalara devam ettim. Kemal Özkaynak’ın Aydın Şairleri ve Müellifleri kitabı ile karşılaştım. Burada Asım Kerimi Baba ile ilgili bilgi var mı diye baktım ve ciddi bilgilere ulaştım. 1944 yılında basılan bu kitapta da biyografi bilgileri vardı. Benim ulaştığım bilgilerle de örtüşüyordu" dedi. "Tescillenmezse mezarın izleri sonsuza kadar yok olur" Mustafa Asım Efendi’nin Aydın’da şair olarak da olgun dönemlerini geçirdiğini ifade eden Dr. Anaç; "En güzel divanlarını Aydın’da yazıyor. Ama bu divanlarının Büyük Aydın Yangını’nda yandığı kaynaklara geçiyor. Asım Baba’nın Aydın’da çok sevildiğini, kendisinin Beybaba olarak tanındığını öğrendik. Yani taşradaki halkın, O’nu bir abi, bir kanaat önderi gibi sevip saydığını da öğrenmiş olduk. Bahsettiğimiz zat, Aydın’ın Beybabası. O kadar sevilen bir insan. Bu arada Selman Bey ile evi kontrol ettiğimizde aileye de ulaştık. Üçüncü kuşaktan torunu Nusret Beyefendi’ye de ulaştık, görüştük. Bu mezarın tescil edilmesi gerektiğini kendisine de söyledik. Çünkü bu mezar tescil edilmez ise yarın bir gün buraya bir beton dökülür, yol geçer ve bu mezarın izleri sonsuza kadar yok olur. Selman Bey ile birlikte yaptığımız bu araştırmalar neticesinde Asım Kerimi Baba’nın mezarını 105 yıl sonra net olarak ortaya çıkarmış olduk ve tescillenmesini istiyoruz" dedi.
Ladik Akpınar Köy Enstitüsü Kütüphanesi’nin 10 bin kitaplık mirası bilim dünyasına kazandırıldı
02 Aralık 2025 Salı - 11:04 Ladik Akpınar Köy Enstitüsü Kütüphanesi’nin 10 bin kitaplık mirası bilim dünyasına kazandırıldı Ladik Akpınar Köy Enstitüsü Kütüphanesi’nde yer alan yaklaşık 10 bin eser, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından desteklenen proje kapsamında bilimsel yöntemlerle incelenerek literatüre kazandırıldı. Proje, hem kapsamlı bir akademik kitap ortaya çıkardı hem de binlerce eserin araştırmacılara dijital erişime açılmasını sağladı. OMÜ tarafından desteklenen "Kültürel Miras Değerinde Olan Ladik Akpınar Köy Enstitüsü Kütüphanesinin Sosyal Bilimler Literatürüne ve Samsun’a Kazandırılması" başlıklı proje başarıyla tamamlanmış ve iki önemli çıktı kamuoyuyla paylaşıldı. Proje, OMÜ Bölgesel Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Ladik Akpınar Fen Lisesi Müdürlüğü arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütüldü. Projenin yürütücülüğünü Dr. Öğr. Üyesi Cuma Yıldırım üstlenmiş; Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin, Prof. Dr. Ahmet Mutlu, Doç. Dr. İlyas Sucu, Doç. Dr. Aslı Yönten Balaban ve Doç. Dr. Hakkı Göker Önen araştırmacı olarak görev aldı. Kataloglama çalışmalarına OMÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığından Nagehan Sarıoğlu uzmanlık desteği vermiş; araştırma Ladik Akpınar Fen Lisesi’nde yürütüldü. Eser, Köy Enstitüleri’nin düşünsel mirasını günümüze taşıyan nitelikli bir kaynak Proje kapsamında Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü Kütüphanesi’nde yer alan yaklaşık 10 bin eser bilimsel yöntemlerle incelenmiş ve bu çalışma sonucunda kapsamlı bir akademik eser kitap olarak yayımlandı. Kitap, Akpınar Kütüphanesi’nin raflarından yola çıkarak Cumhuriyet’in bilgiyle kurduğu ilişkiyi, köy enstitülerinin eğitim vizyonunu ve bu vizyonun tarım, çevre, sanat, sosyoloji, siyaset bilimi, kalkınma ve modernleşme gibi alanlara uzanan çok katmanlı etkilerini ele alıyor. Alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan bu eser, köy enstitülerinin düşünsel mirasını günümüze taşıyan nitelikli bir kaynak niteliği taşıyor. 9 bin 479 eser, araştırmacıların kullanımına sunulmak üzere erişime açıldı. Projenin ikinci çıktısı olarak kütüphane koleksiyonunun ayrıntılı biçimde kataloglanması tamamlanmış ve toplam 9 bin 479 eser, araştırmacıların kullanımına sunulmak üzere Ladik Akpınar Fen Lisesi’nin web sayfası üzerinden erişime açıldı. Bu proje ile köy enstitülerinin bilgi birikiminin görünür kılınması, Samsun’un kültürel mirasına katkı sunulması ve sosyal bilimler alanında yeni araştırmalara ilham verilmesi amaçlanıyor.
"Hançer Havası"na yoğun ilgi
02 Aralık 2025 Salı - 10:53 "Hançer Havası"na yoğun ilgi Erzurum Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu "Hançer Havası" oyunu ilk gününde yoğun ilgi gördü. Mafyatik Komedi türündeki "Hançer Havası"nın yönetmeni Yakup Çağlayan oyunla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Erzurumlu delikanlı Hançer İsmail, gençliğinde uğradığı haksızlıkların gölgesinde raconuyla nam salmış bir kabadayıya dönüşür. Ta ki yıllar sonra kapısına, onu hiç tanımadan büyüyen oğlu Kıtlama Ali çıkana kadar! Bir mektubun açtığı kapı, baba-oğul kavuşmasını beklenenin çok ötesine taşır, mafya hesaplaşmaları, yanlış intikam planları ve tamamen Ali’nin saflığından doğan birbirinden komik hatalar mafyanın hesaplarını karıştırır" dedi. İsmail Hocaoğlu’nun yazdığı ve trajedinin içinden fışkıran mizahıyla, sertlikten doğan komedisiyle ve şaşırtıcı finaliyle izleyiciyi hem güldüren hem de "Bu da mı olacaktı?" dedirten bir tiyatro şöleni sunan "Hançer Havası", İbrahim Erkal Dadaş Kültür Ve Sanat Merkezi’nde sergilendiği ilk gününde seyircinin yoğun ilgisi karşılaştı, koltuklar tamamen doldu. Yakup Çağlayan, Emrah Çılgı, Yıldız Yiğit Kuzey, Sencer Torun, Yakup Abdullahoğlu Ferhan Önal ve Selçuk Ağırman’ın oynadığı oyunun müziklerini Orhan Pullu, Memet Aksakallı, Burak Maral ve Aydın Sırma yaptı. Oyunun reji asistanları: Sudenaz Aytekin, Ayçelen Özcan, dekorda Sinan Candan ve Evren Örs, koreografi/kostüm tasarımda Ferhan Önal, sahne aAmiri: Fatih Tekin, ışıkta Yusufcan Korkmaz, teknikte Rahmi Çubukçu ve Yavuz Sürmeli görev alırken, Genel Sanat Yönetmenliğini Emrah Çılgı yaptı. İbrahim Erkal Dadaş Kültür Ve Sanat Merkezi’nde sahneye konulan "Hançer Havası" sezon sonuna kadar her hafta Pazartesi ve Salı günleri tiyatro severlerle b uluşacak.
Kocagöz: "Antalya’nın kültürünü, edebiyatını, hafızasını ve yarınlarını birlikte inşa edeceğiz"
02 Aralık 2025 Salı - 10:37 Kocagöz: "Antalya’nın kültürünü, edebiyatını, hafızasını ve yarınlarını birlikte inşa edeceğiz" Kepez Belediyesi ev sahipliğinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenen "Akdeniz Kültür ve Edebiyat Başkenti Kepez Çalıştayı", Antalya’nın kültür ve edebiyat yolculuğuna yön verecek kapsamlı bir vizyon ortaya koydu. Antalya Vali Yardımcısı Tahsin Aksu, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ve gazeteci–TV programcısı Cem Seymen’in katılımıyla gerçekleştirilen çalıştay; yazarlar, akademisyenler, araştırmacılar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Antalya’yı Akdeniz’in kültür ve edebiyat üssü hâline getirmeyi amaçlayan çalıştayda, UNESCO Dünya Kitap Başkenti hedefi doğrultusunda uygulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir politikalar belirlendi. Kültür ve edebiyat başlıkları; Gençlik, Yapay Zekâ ve Dijital Okuryazarlık, Süreç ve Organizasyon, Sponsorluk ve Tanıtım, Kent Belleği ve Antalya Koleksiyonu ile Veri ve İstatistik olmak üzere altı tematik masada detaylı biçimde ele alındı. Çalıştayda çıkan önerilerle Kepez Belediyesi; okuma kültürünü bilimsel yöntemlerle ölçen, veri temelli, herkesi kapsayıcı ve UNESCO kriterleriyle uyumlu bir kültür modeli inşa etmeye hazırlanıyor. Bu doğrultuda gençlerin, engelli ve dezavantajlı bireylerin sürece katılımını artıran projeler, dijitalleşme odaklı uygulamalar ve kent belleğini görünür kılan çalışmalar ön plana çıktı. "Antalya’nın kültür yolculuğu Kepez’den başlıyor" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, Antalya’nın kültürel hafızasını güçlendiren bu çalıştayın şehrin geleceğine ışık tuttuğunu belirterek, "Antalya’nın kültürünü, edebiyatını, hafızasını ve yarınlarını birlikte inşa edeceğiz. Kitabın ‘fuarlaşmasının’ önüne geçerek etkinlikleri tüm yıla yaymak ve şehri kültürel bir üretim merkezi hâline getirmek öncelikli hedeflerimiz arasında" dedi. Başkan Kocagöz, çalıştayın vizyonunu "Antalya’yı UNESCO Dünya Kitap Başkenti yapmak istiyoruz. Bir şehir okuyorsa değişir, düşünüyorsa büyür, üretiyorsa dünyaya açılır" sözleriyle özetledi. Çalıştaydan çıkan fikirlerin kayıt altına alınmakla kalmayacağını, uygulamaya geçirilip ölçüleceğini de vurguladı. Altı tematik masada ortak hedef: güçlü kültür politikası Çalıştayda yer alan altı masa; sponsorluktan gençliğe, yapay zekâdan kent belleğine kadar pek çok alanda detaylı öneriler sundu. Dijital kütüphanelerden yazarlık atölyelerine, antika ve sahaf pazarlarından okuma kültürü endeksine kadar birçok yenilikçi proje gündeme taşındı. Kepez Belediyesi, çalıştay sonuç raporuyla birlikte Antalya’yı "okuyan, düşünen, üreten şehir" kimliğiyle UNESCO sürecine hazırlayacak güçlü bir kültür politikası ortaya koymayı hedefliyor.
Tunceli’de 621 yıllık tarihi cami ve denge sütunları görselliğiyle göz kamaştırıyor
02 Aralık 2025 Salı - 10:33 Tunceli’de 621 yıllık tarihi cami ve denge sütunları görselliğiyle göz kamaştırıyor Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde 1404 yılında yapılan Selçuklu eseri Yelmaniye Camii ve denge sütunları, sanatsal motifleriyle dikkat çekiyor. Çemişgezek ilçesi Tepebaşı Mahallesi’nde bulunan ve Timur döneminde Emir Taceddin Yelman Bin Keykubat tarafından 1404 yılında yaptırılan tarihi cami, giriş kapısının her iki yanında bulunan denge sütunlarıyla görenlerin ilgisini çekiyor. 621 yıldır ayakta kalan Yelmaniye Camisi’nin en ayrıcalıklı özelliği, giriş kapısının her iki tarafında bulunan denge sütunları. Bu sütunlar, caminin statik dengesini ve geçirdiği depremlerde herhangi bir hasar alıp almadığını gösteriyor. Yaşanan bir afet sonrasında sütunlar dönmezse, caminin temelinde veya dengesinde bir bozukluk olduğu anlaşılıyor. Halen ibadete açık olan tarihi cami, bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin de uğrak noktaları arasında yer alıyor. Cami hakkında bilgiler aktaran yöre sakinlerinden İbrahim Köse, "Bu cami aslında bir medresenin mescididir. Miladi takvime göre 1404 yılında dönemin Çemişgezek Beyi Emir Taceddin Yelman Bin Keykubat tarafından yapılmış. Bu caminin en büyük özelliklerinden biri sekizgen sütunlara sahip olmasıdır. Kapının her iki yanındaki bu sekizgen sütunlar, yapının depreme olan mukavemetini anlayabilmek için yapılmış. Herhangi bir göçük veya çökme oluştuğunda varlık sebebini gösteriyor. Bu sütunlar kendi ekseni etrafında dönebilme özelliğine sahip. Cami günümüzde hala ibadete açıktır ve Çemişgezek ilçemizin çok kıymetli eserlerinden biridir. Osmanlı ve Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır. Cami girişinde bulunan her iki sütun da çok güzel bir işçilikle yapılmış. Üzerindeki işlemeler taşa adeta bir ruh katmış. Depremin oluşturabileceği herhangi bir yapısal bozukluğu anlayabilmek için kendi ekseni etrafında dönebilen sütunlardır. Bu sütunların en önemli özelliklerinden biri de, Türkiye’de bu örneklerin çok nadir bulunmasıdır. Türkiye’deki birçok camide bu sütunlar yoktur. Tunceli’nin Çemişgezek gibi küçük bir ilçesinde bulunması buraya büyük bir önem katıyor"