KÜLTÜR SANAT
Çorum’da UNESCO gastronomi şehri olma hazırlıkları sürüyor 09 Mayıs 2026 Cumartesi - 21:25:29 Çorum’un, binlerce yıllık mutfak kültürü ile gastronomi alanında UNESCO listesine girmesi için yürütülen çalışmalarla ilgili bilgilendirme yapıldı. Çorum’da UNESCO listesine gastronomi alanında girmek amacıyla yürütülen "Gastro Çorum" projesi, şehri kültür, turizm ve gastronominin buluşma noktası haline getiriyor. Bu çerçevede, gastronomi şehri olma çalışmalarına katkı sağlayacak bir yarışma düzenleniyor. Çorum’a özgü lezzetlerin korunması, geliştirilmesi ve modern sunum teknikleriyle yeniden yorumlanmasını hedefleyen yarışma kapsamında, yarışmacılar Çorum’da yetişen ürünleri kullanarak hazırlayacakları yemeklerle hünerlerini sergileyecek. 1 Mayıs’ta kayıtların bittiği "Çorum Mutfağına Saygı" yarışması iki aşamalı olarak düzenlenecek. İlk etap 21-22 Mayıs tarihlerinde, ikinci etap ise 4-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Ayrıca, 3-7 Haziran’da, insanlık tarihinin en eski pişirme yöntemlerinden biri olan ateşle pişirmeyi merkezine alan Çorum Açık Ateş Şenlikleri gerçekleştirilecek. "Çorum Mutfağına Saygı" yarışması ve "Açık Ateş Şenlikleri" ve UNESCO gastronomi adaylığı çalışmalarıyla ilgili bilgilendirilme toplantısı yapıldı. Toplantıda yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi verildi. "Biz istiyoruz ki bunu önce yerel kamuoyu sonra da dünya kamuoyu bilsin" Düzenlenen programda konuşan Çorum Valisi Ali Çalgan, "Çorum için şu heyetin, buradaki hazırunun, şehri idare edenlerin, şehir dinamiklerinin bir araya gelerek bu şehre ne yapabiliriz düşüncesi sonunda ortaya çıkmış bir şey değil. Şehrimizin mutfak kültürü bizi böyle bir çalışma yapmaya mecbur bırakmıştır. Bu üretilmiş bir çalışmanın sonucu değil. Bize dayatılmış bir sonuçtur. Biz İstiyoruz ki bunu önce yerel kamuoyu sonra da dünya kamuoyu bilsin" dedi. "Çorum Anadolu’da kurulmuş olan Anadolu’daki ilk başkent" Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın da, "Çorum sıradan bir şehir değil. Anadolu’daki ilk başkent. Yöresel mutfak noktasında çok da istekli olmadığımız bir noktadan şu 3-5 yıl içerisinde Çorum Belediyesi’nin açmış olduğu 17 tane sosyal tesis içerisine Çorum mutfağını yöresel mutfağını kurmak suretiyle açtığı çığır. Onun dışında bizim Çorum su böreğimiz, tatlılarımız çok bulunamıyordu. Şu an aynı kalitede üretmek suretiyle birçok noktada bunların bulunduğu bambaşka noktalar var. Hamdolsun 3-5 yıl içerisinde bu gastronomi zenginliğimizi taşımayı başardık" diye konuştu. "Yemek kültürü de atalarımız ve dedelerimizle beraber Çorum’umuza buraya gelmiş bulunmakta" Çorum’da yemek kültürünün çok eskiye dayandığını vurgulayan AK Parti Çorum Milletvekili Avukat Yusuf Ahlatçı da, "1071 ve Malazgirt’ten Oğuzlar’ın saf bir boyu olan Oğuz boyu bu coğrafyaya yerleşmiş. Şimdi ilçelerimizin isimlerine bakıyorum. Oğuzlar, Dodurga, Bayat, Kargı ve diğerleri tamamı Oğuz boyunun saf boy isimlerinden oluşuyor. Dolayısıyla bu yemek kültürü de atalarımız ve dedelerimizle beraber Çorumumuza gelmiş bulunmakta" şeklinde konuştu. "Dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekilde hafızalara yerleştireceğiz" Çorum mutfağının farklı bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Çorum Esnaf ve Sanatkarlar Odası (ÇESOP) Başkanı Recep Gür ise, "Çorum gerçekten hepimizin için çok önemli, olmasa olmaz şehirlerimizden bir tanesi. Dünyanın birçok ülkesini geziyoruz ama Çorum mutfağının bizde farklı bir yeri var. İnşallah Çorum mutfağını gastronomide de dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekilde hafızalara yerleştireceğiz" ifadelerini kullandı. "Çorum’un en güçlü yanlarından birisi şuanki hayatta canlı bir şekilde varlığını sürdürüyor olması" Konsept ve Büyüme Danışmanı Yasemin Cerit Doğan da, "Burada hem yerel üretim, hem yerel ürünlerimiz, coğrafi işaretli ürünlerimiz ve de bu ürünleri üreten üreticilerimizi kapsayan programlar geliştiriyoruz. Bunun yanında uluslararası bilgi paylaşımı ve işbirliği UNESCO’nun da çok önem verdiği bir şey. Çünkü bir şehrin içinde yaptıklarımız aslında sadece burada kalıyor. Bunun hem ulusal anlamda diğer şehirlerimizle işbirliğiyle hem de uluslararası anlamda diğer ülkelerle paylaşarak çoğalmasını sağlıyoruz. En önemlisi de aslında katılımcı ve çok paydaşlı bir program modeli olması. Bu ne demek; hem toplumsal hem kamu tarafında hem özel sektörün hem de sivil toplum kurumlarının beraber aynı çatı altında aynı hedefe doğru yürüdüğü bir programdan söz ediyoruz. Çorum’un en güçlü yanlarından biri de aslında bu ekosistemin geçmişte kalmış olması değil, şu andaki hayatta da canlı bir şekilde varlığını sürdürüyor olması" dedi. "Çorum’un gastronomi şehri olmaması için hiçbir neden yok" Çorum gastronomisinin hak edeceği yerine geleceğini vurgulayan Halk Mutfakları Araştırmacısı, YazarAdnan Şahin, "Çorum’un gastronomi şehri olmaması için hiçbir neden yok. Tabii ki gastronomi şehri olma azmi yetmiyor. Olması gereken bazı teknik hususlar var. Bu anlamda yürünecek yol bence sonuçtan çok daha değerli. Çünkü siz bu yolu yürüdüğünüz zaman zaten şehrin gastronomik anlamda gelmesi gereken yere geleceğinden de bir şüphemiz yok" diye konuştu. Öte yandan, UNESCO listesine girmek için Çorum Valiliği, Hitit Üniversitesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ile turizm temsilcilerinin yer aldığı "Gastronomi Yürütme Kurulu"nun çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. Mart ayı itibarıyla Çorum’un tescilli coğrafi işaretli ürün sayısı Çorum leblebisi, has naklava ve Alaca boranası gibi değerlerin katılımıyla 31’e ulaştı. Daha önce EMITT ve ITB Berlin gibi dev fuarlarda boy gösteren Çorum mutfağı, 4-7 Haziran tarihleri arasında İspanya, İtalya ve Brezilya başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden açık ateş pişirme ustalarını ağırlayacak. Ünlü şeflerin katılımıyla gerçekleştirilecek bu özel etkinlikte geleneksel pişirme teknikleri dünyaya tanıtılacak. Çorum ayrıca, Ekim ayında İspanya’nın San Sebastian kentinde düzenlenecek olan dünyanın en prestijli gastronomi fuarlarından San Sebastian Gastronomika’da da yerini alarak uluslararası arenada gövde gösterisi yapacak.
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 16:46 Güllübahçe’de festival coşkusu başladı. Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Güllübahçe Mahallesi’nde düzenlenen 2. Priene Kültür Festivali başladı. İki gün sürecek festival, kortej yürüyüşüyle start alırken festival alanında renkli ve yoğun görüntüler yaşandı. Yaklaşık 200 yeme-içme, hediyelik eşya, organik ürün ve sosyal sorumluluk standının yer aldığı festival alanı vatandaşların akınına uğradı. Gün boyunca müzik, kültür ve sanat etkinlikleriyle dolup taşan festival, bölge halkı ile ziyaretçileri bir araya getirdi. Festivalin açılış törenine Söke Kaymakamı Ali Akça ve Söke Belediye Başkanı Dr. Mustafa İberya Arıkan, festivale ev sahipliği yapan Güllübahçe Mahallesinin Muhtarı Yusuf Çam başta olmak üzere siyasi parti temsilcileri, mahalle muhtarları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri katıldı. "Bugün tarihimizle yeniden buluşuyoruz" Açılış töreninin ilk konuşmasını yapan Yusuf Çam, festivalin yalnızca bir etkinlik olmadığını vurgulayarak, "Bugün burada sadece bir festival yaşamıyoruz. Tarihimizle, kültürümüzle ve geleceğimizle yeniden buluşuyoruz" dedi. Priene’nin gölgesinde sanatın, müziğin ve kardeşliğin buluştuğunu ifade eden Çam, Güllübahçe’nin küçük bir mahalle olsa da taşıdığı tarih ve kültürel değerle büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. Çam ayrıca festivalin düzenlenmesine katkı sunan tüm kurum ve kişilere teşekkür etti. Programda konuşan Priene Alan Başkanı Mine Aşçı Altan ise Priene Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne alınması için yürütülen çalışmalar hakkında katılımcılara kısa bilgiler verdi. "Priene, Söke’nin dünyaya açılan kültür kapısıdır" Festivalde konuşan Dr. Mustafa İberya Arıkan, festivalin yalnızca bir etkinlik değil, tarihi hafızanın yeniden ayağa kaldırılması anlamı taşıdığını belirtti. Priene’nin demokrasiye, felsefeye ve sanata tanıklık etmiş büyük bir medeniyet olduğunu söyleyen Arıkan, "Bu festival, Priene’yi UNESCO Dünya Kalıcı Miras Listesi’ne taşıma hedefimizin önemli bir parçasıdır. Ümit ediyoruz ki yakın zamanda Güllübahçe hak ettiği değeri bulacak ve tüm dünya tarafından daha yakından tanınacaktır" ifadelerini kullandı. Bir kentin yalnızca yollar ve binalarla değil, kültürü ve tarihiyle büyüdüğünü dile getiren Arıkan, "Priene bizim için yalnızca bir antik kent değil, Söke’nin dünyaya açılan kültür kapısıdır" dedi. Festivalin kültüre, tarihe, turizme ve geleceğe yapılan önemli bir yatırım olduğunun altını çizen Başkan Arıkan, organizasyona katkı sunan tüm kurumlara ve belediye ekiplerine teşekkür etti. Konuşmaların ardından halk oyunları ekipleri sahne alırken, festivalin ilk konserini Aydın Büyükşehir Belediyesi Konservatuvar Müzik Grubu verdi. Katılımcılar müzik dolu anlarla festival coşkusunu yaşadı. Festival, çeşitli etkinlikler, gösteriler ve Yavuz Selim Lisesi müzik grubunun konseriyle devam etti.
Geleneksel lezzetler Misi’de buluştu
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:43 Geleneksel lezzetler Misi’de buluştu Nilüfer Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği Misi Yerel Lezzetler Şenliği, tarihi Misi Mahallesi’nde Bursalıların yoğun ilgisiyle düzenlendi. Kadın derneklerinin yarıştığı yemek yarışması, ünlü şef Tahsin Küçük’ün atölyesi ve Hami Bakan konseriyle renklenen şenlik, Bursa’nın yerel lezzetlerinin ve kültürel değerlerinin en güzel örneklerini sundu. Nilüfer Belediyesi tarafından bu yıl 17’ncisi düzenlenen Misi Yerel Lezzetler Şenliği, Gümüştepe Mahallesi’nin (Misi Köyü) tarihi dokusunda gerçekleştirildi. Çok sayıda Bursalının katıldığı şenlik, yerel lezzetlerin ve kültürel mirasın buluşma noktası oldu. Şenliğe Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, Nilüfer Belediye Meclis Üyeleri, Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar, Gümüştepe Mahalle Muhtarı Haluk Balta, muhtarlar ile kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı. "Tarihimize sahip çıkıyoruz" Şenliğin başlangıcı, Nilüfer Roman Orkestrası ve Nilüfer Halk Dansları Topluluğu’nun gösterileri eşliğinde, protokolün katılımıyla düzenlenen coşkulu kortej yürüyüşüyle yapıldı. Misi Meydanı’nda son bulan yürüyüşün ardından açılış konuşmalarına geçildi. Açılışta konuşan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun, Misi Yerel Lezzetler Şenliği’nin her geçen yıl daha da büyümesinden mutluluk duyduklarını söyledi. Misi’nin 3 bin yıllık tarihiyle önemli bir miras olduğuna değinen Altun, Nilüfer Belediyesi olarak bu tarihe sahip çıkmak ve geleceğe taşımak için çalıştıklarını dile getirdi. Bunun yanı sıra geçmişten günümüze Türk mutfağının lezzetlerini ve tarımsal değerlerini korumak için çalıştıklarını kaydeden Altun, "Bizler festivallerimizle, şenliklerimizle Nilüferimizin marka ürünlerini, tarımsal değerlerini ve sizlerin el emeklerini daha fazla kişiye tanıtmak için çalışıyoruz" dedi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız ise şenliğin sadece bir gastronomi etkinliği olmadığını, kültürleri ve dayanışmayı güçlendiren bir organizasyon olduğunu belirtti. Saldız, "Yerel lezzetler kimliğimizi ve geçmişimizi temsil eder. Bu şenlik, Bursa’nın köklü değerlerini hatırlatırken aynı zamanda geleceğe taşımaktadır" diye konuştu. Şenliğe katılan vatandaşlara hoş geldiniz diyen Gümüştepe Mahalle Muhtarı Haluk Balta da, vatandaşların keyifli bir gün geçirmesini diledi. Geleneksel yemekler yarıştı Açılış konuşmalarının ardından merakla beklenen yemek yarışmasına geçildi. Nilüfer’de bulunan 10 kadın derneğinin geleneksel Türk mutfağının birbirinden lezzetli tarifleriyle katıldığı yarışmanın jüri üyeliklerini Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, ünlü şef Tahsin Küçük, Bursa Aşçılar Derneği’nden şefler Sibel Hatun, Serap Doğru ve Levent Elmacıoğlu yaptı. Yarışma sonunda, Atlas Köyü Kadınları Dayanışma Derneği "Alluciye" yemeği ile birinciliği kazandı. Ödüllerini, Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcısı Serpil Altun ile Şef Tahsin Küçük takdim etti. "Şalgamlı Mantı" ile ikinci olan Çamlıca Kadın Dayanışma ve Kültür Derneği, ödülünü Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Okan Şahin’den aldı. "Gül Barak Tatlısı" ile üçüncülüğü kazanan Görükle Kadın Dayanışma ve Kalkındırma Derneği’ne ise ödüllerini Başkan Yardımcıları Şirin Arıbaş ve Emre Karagöz sundu. Yemek yarışmasının ardından sevilen şef Tahsin Küçük tarafından bir atölye düzenlendi. Tahsin Küçük geleneksel Osmanlı mutfağından "Mutancana" yemeğinin yapımının inceliklerini, keyifli üslubuyla katılımcılara anlattı. Şenlik, Hami Bakan konseriyle devam etti. Kendi şarkılarını ve Karadeniz müziğinin sevilen eserlerini seslendiren Bakan, şenliğe katılan vatandaşlara müzik dolu bir akşam yaşattı.
TESK Başkanı Palandöken: "Ahilik, hoşgörüyü ve paylaşmayı esas alan bir hayat felsefesidir"
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:17 TESK Başkanı Palandöken: "Ahilik, hoşgörüyü ve paylaşmayı esas alan bir hayat felsefesidir" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Ahilik felsefesi yalnızca mesleki bir örgütlenme değil, aynı zamanda toplumun birlik ve beraberliğini güçlendiren, saygıyı, dürüstlüğü, hoşgörüyü ve paylaşmayı esas alan bir hayat felsefesidir" dedi. TESK Genel Başkanı Palandöken 22-28 Eylül tarihlerinde kutlanan Ahilik Haftası vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı. Ahilik kavramının toplumsal varlığın gerekliliklerinden birisi olduğunu vurgulayan Palandöken, açıklamasında Ahilik anlayışının, toplumun birlik beraberlik duygusunu geliştirdiğini belirtti. "Ahilik mirasını temel ilkelerden biri olarak görüyoruz" Ahiliğin yıllardır Anadolu coğrafyasında var olmuş ve bu zamana kadar toplumu bir arada tutan bir kavram olduğunu belirten Palandöken, "Yaklaşık 900 yıldır Anadolu topraklarında benimsenen Ahilik felsefesi yalnızca mesleki bir örgütlenme değil, aynı zamanda toplumun birlik ve beraberliğini güçlendiren, saygıyı, dürüstlüğü, hoşgörüyü ve paylaşmayı esas alan bir hayat felsefesidir. Yüzyıllar boyunca bu kültür sayesinde esnaf ve sanatkarlarımız üretimde kaliteyi, ticarette güveni ve toplum içinde adaleti gözetmiştir. Ahiliğin kökleri sadece Anadolu’ya değil, tüm insanlığa örnek olacak değerler taşımaktadır. 2 buçuk milyonu aşkın esnaf ve sanatkarlar camiası olarak bizler Ahilik mirasını bugün hala yaşatıyor, toplumumuzun gelişmesine yön veren temel ilkelerden biri olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Esnaf ve sanatkarlarımız, Ahilik kültürünün en güçlü temsilcisidir" Esnaf ve sanatkarlar tarafından Ahilik geleneğinin geçmişten geleceğe taşınacağını ve Ahiliğin toplumun temel taşı olduğunu söyleyen Palandöken, "Esnaf ve sanatkarlarımız, Ahilik kültürünün hem kurucusu hem de en güçlü temsilcisidir. Çarşılarımızda, pazarlarımızda, atölyelerimizde asırlardır süren bu anlayış sayesinde hem ekonomik hayat ayakta kalmış hem de toplumsal huzur korunmuştur. Ben de esnaf ve sanatkarlarımızın temsilcisi olarak, onların omuzlarında yükselen bu köklü geleneğin yaşayan bir miras olduğuna inanıyor, Ahilik değerlerini geleceğe taşımayı asli görevim olarak görüyorum. Çünkü esnaf ve sanatkarlarımız yalnızca üretim yapan, hizmet sunan kişiler değil aynı zamanda ahlaki değerlerin, dayanışmanın ve kardeşliğin taşıyıcı gücüdür. Onların iş yerlerinde sadece alın teri değil, aynı zamanda dürüstlük ve güvenin izleri vardır. İşte bu nedenle Ahilik kültürü, esnaf ve sanatkarlarımızın temsilinde asırlardır canlılığını korumakta ve geleceğe umut taşımaktadır" değerlendirmelerinde bulundu.
10 parça ile başladı, şimdi yüzlercesini evinde sergiliyor
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:11 10 parça ile başladı, şimdi yüzlercesini evinde sergiliyor Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde yaşayan Erdal Ertuğrul, uzun yıllar topladığı antikalar ile köyünde müze oluşturdu. 2 bin 500 parçanın sergilendiği müze, ziyaretçilerden tam not alıyor. Kamudan emekli olduktan sonra Yozgat’ın Aydıncık ilçesine bağlı Ağıllı köyüne yerleşen Erdal Ertuğrul, antika tutkusunu yaşatmak istedi. 10 parça antika eşya ile bu yolculuğa başlayan Ertuğrul, yaklaşık 2 bin 500 parça antika eşya topladı. Topladığı eşyaları sergilemeye karar veren Erdal Ertuğrul, 12 yıl önce Haceş Müze Evini oluşturdu. Yayık, eyer, çıkrık, çeyiz sandığı, eski saatler, körük, tokaç, aba, hamur teknesi, kızak gibi eşyaları evin odalarında sergileyen Ertuğrul, ülkenin dört bir yanından ziyaretçilerini ağırlıyor. "Ayda 3 bin ziyaretçimiz var" Haceş Müze Evinin yolculuğunu anlatan Erdal Ertuğrul, "Birkaç eşya ile başlamıştık. Zamanla büyüdü gitti. Şimdi 2 bin 500 objemiz ve ayda 3 bin ziyaretçimiz var. Objelerimizi gelenler getiriyor. Buraya üniversite öğrencileri gelir ders görür. Hocalar gelir kitap yazar. Böyle bir ortamın oluşacağı bizim de fikrimizde yoktu. Tahmini 10 adet malzemeyle başladım. Eski ambar, çıkrık ve radyo ile başladık. Zamanla gelen giden fikirler sundu yardımcı oldu. Malzemeleri gelenler kendileri getiriyor. Büyük obje olursa bize telefon açıyorlar. Biz gidip alıp geliyoruz. Köyümüzü çok sevdiğim için buraya yerleştim. 4 kuşak burada. Emekli olduktan sonra büyüdüğüm toprak kerpiç evlere dönüş yaptık" dedi. "İlçemize turizm açısından katkı sağladı" İl dışından ziyaretçilerin geldiğini ifade eden Ertuğrul, "Buraya Türkiye genelinde ziyaretçi gelir. Üniversiteler, müzeciler, tarihçiler gelir. Gelenler çok memnun oluyorlar. Onlar memnun oldukça biz de daha ne katabileceğimizi düşünüyoruz. Alanımızı büyüttük genişlettik. Burası yeterli diyoruz. Çünkü bu işin sonu yok. Biz yaşadığımız sürece sürdüreceğiz. Ama bizden sonra ne olur bilemiyorum. Buranın turizm açısından katkı sağladığını da düşünüyorum" diye konuştu. Köy sakinlerinden Erva Nur Özdemir, "Müzemiz uzun zamandır var. Çok ünlü bir müze. Buraya gelenler en çok müzeye geliyor. Tarihi eserlerden dolayı internette de karşımıza çıkan bir yer. Burası çok ünlü. Köyümüzde de tarihi yerler fazla. İlk sıralarda burası geçiyor" ifadelerini kullandı.
Kepez’in Uluslararası Akdeniz Tiyatro Ödülleri ilk kez sahiplerini buldu
22 Eylül 2025 Pazartesi - 11:03 Kepez’in Uluslararası Akdeniz Tiyatro Ödülleri ilk kez sahiplerini buldu Kepez Belediyesi tarafından düzenlenen ve bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Akdeniz Tiyatro Ödülleri, görkemli bir törenle sahiplerini buldu. Uluslararası Akdeniz Tiyatro Ödülleri, birbirinden değerli isimleri Antalya’da bir araya getirdi. Yaşamlarını kaybeden tiyatro emekçilerinin alkışlarla anıldığı gece, Mimar Sinan Akademi’nin sanat gösterileriyle renklendi. Gecenin açılışında, Gençlik ve Senfoni Orkestrası’nın tiyatro sahnelerini hatırlatan ve konukları geçmişe götüren ’Hoş Geldiniz’ müziği ile yapıldı. Açılış konuşmasını yapan Tiyatro Gazetesi Kurucusu Nazif Uslu, "Bizler tiyatro sanatının ülkemizde kültürleşmesi, toplum tarafından kabul görmesi için elimizden geldiğince bunun mücadelesini veriyoruz. Özellikle yerel yönetimlerin bu anlamda bunları desteklemesi bizim için çok kıymetli ve çok önemli. Bu nedenle yıllardır bu mesleği yapan insanlar olarak Kepez’de, Kepez Belediyesi’nin ev sahipliğinde böyle bir ödül törenini düzenlemiş olmak bizi çok mutlu etti" dedi. "Antalya binlerce yıllık köklü tiyatro kültürüne sahip" Bir kentin vizyonunu sadece yollar, binalar ve alt yapıların belirlemediğini, asıl vizyonu kültür sanat ve bilimin şekillendirdiğini söyleyen Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz de, "Sanatsa toplumların ortak dili, vicdan ve en güçlü bağ kurma aracıdır. Sanat susmaz sanat haykırır en önemlisi sanat birleştirir ve barıştırır işte bu nedenlerle Kepez Belediyesi olarak Kültür sanat bilim yatırımlarımıza devam ediyoruz. Kentimizi kültür sanat şehri yapmaya kararlıyız. Binlerce yıllık köklü tiyatro kültürüne sahip Antalya’mız Aspendos‘tan Termessos‘a, Perge‘den Side’ye kadar tarihin en görkemli tiyatro sahnelerini barındırıyor. İşte böyle bir coğrafyada sanatın sesini yükseltmek tiyatro ve tiyatro emekçilerine hak ettiği değeri vermek bizler için hem bir sorumluluk hem de bir ödevdir" ifadelerini kullandı. "Amaç yarıştırmak değil" Amaçlarının tiyatroları yarıştırmak değil, onları motive etmek, ihtiyaçlarını görülür kılmak ve onların seslerini daha geniş kitlelere ulaştırmak olduğunu belirten Kocagöz, "Bu gece 7 ülke 7 şehir sloganıyla yola çıktığımız büyük bir buluşma Kuzey Makedonya’dan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Özbekistan’dan Mısır’dan gelen uluslararası konuklarımızla yan yana oturuyoruz. Bunun yanında Kahramanmaraş, Mersin Adana ve Hatay gibi Akdeniz şehirlerimizin önemli tiyatroları da aramızda. Amacımız bir yarışı sahnelemek değil birlikte sanatın evrensel dili aracılığıyla barışı sevgiyi ve kardeşliği tüm dünyaya haykırmak. Kepez’i sanatla güzelleştirip Antalya’mızı sanat merkezi yapabilmek için çalışacağız, çalışmaya devam" diye konuştu. "Antalya’ya yakıştı" Akdeniz’in medeniyetlerin ortak dili olduğunu söyleyen Antalya Valisi Hulusi Şahis ise, "Bugün tiyatroyu insanı anlatan, insanın evrensel dili tiyatroyu esas alarak biz Akdeniz’i tekrar barışın, toleransın, kardeşliğin, güzelliklerin merkezi yapma fırsatını Antalya’dan tekrar yakalamak istiyoruz. Bu yüzden ilkini yapmış olduğumuz bu etkinlikte 7 ülkeyi 7 şehri 7 iklimi bir araya getiriyoruz. Bu hızla artacak, nasıl ki; Altın Portakal 60’ları buldu, Opera ve Bale Festivali 32’ncisi devam ediyor. Ben inanıyorum; Kepez’in ev sahipliğinde başlayan Akdeniz Tiyatro Ödülleri eminim onları, yirmileri ve yüzleri görecektir. Akdeniz’de barışın toleransın dilini herkese haykıracaktır. İlkler her zaman zordur. Bir işe başlamakta, onu bitirmenin yarısıdır. Bu etkinlik Antalya’ya yakıştı. Buradan bir barış güneşi gibi inşallah yükselecek ve tiyatronun dilini Antalya’dan her tarafa duyuracağız" dedi. "Antalya’dan haykırmak için bir aradayız" Bir şehrin büyüklüğünün antik tiyatronun büyüklüğüyle ölçüldüğünü vurgulayan Vali Şahin, "Eski dünya birbirleriyle tiyatro sahnesinde buluşuyordu. Orada buluşuyor, orada meseleleri çözüyorlardı. Bugün neden bunu yapmayalım? Tiyatro sahnesinde niye milletler buluşup kendi problemlerini barış içinde çözmesinler ve dünyayı tiyatroyla daha güzel yapmayalım. Biz Antalya’dan bunu haykırmak için bir araya geldik" diye konuştu. Kuzey Makedonya Kültür ve Turizm Bakanı Zorran Lutkov da "Bir siyasetçi kültürü sanatı ön plana koyuyorsa o siyasetçi başarılıdır" dedi. Ödüller sahiplerini buldu Gecenin sonunda ödüller sahiplerini verilirken, Kuzey Makedonya Kültür ve Turizm Bakanı Zoran Lutrov ve Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’e Uluslararası Sanata Evet ödülü verilirken, Atilla Klince ise jüri özel ödülüne layık görüldü. Gecede Uluslararası Tiyatro Hizmet Ödülü Doç. Dr. Birgül Yeşiloğlu Güler ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne, Yaşam Boyu Onur Ödülü Rezzan Ürey’e, Ahmet Adnan Saygun Özel Ödülü Antalya Devlet Senfoni Orkestrası Müdür Yardımcısı Meriç Esen’e, Uluslararası Opera Bale Ödülü Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürü Özgür Aslan’a, Uluslar Arası Akdeniz Tiyatro Ödülü Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürü Gökhan Tüzün’e, Nihat Yıldırım Uluslararası Emek Ödülü Mustafa Avkıran’a, Nihat Yıldırım Uluslararası Emek Ödülü Mehmet Ali Kaptanlar’a, Nihat Yıldırım Uluslararası Emek Ödülü Musa Uzunlar’a, Yılın Oyunu Ödülü Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Ceren Özmen’e, Şehir Tiyatroları Festivali Ödülü Adana Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Festival Genel Koordinatörü Seyfettin Süha Erol’a, Başarı Emek Ödülü, Samet Demir’e, Jüri Özel Ödülü Fırat Onur Deniz’e, Emek Dayanışma Ödülü Mahmut Ünver’e, Tiyatro Oyun Yazarı Ödülü Fatma Gülara Işık Tuğcu’ya, Yılın Oyuncusu Ödülü Gökhan Tüzün ve Ömür Sevgi Çil’e Uluslararası Tiyatro Ödülü Mazen El Gharabawy’e, Uluslararası Tiyatro Ödülü Elbek Eshmuradov ve Derman Atik’e, Başarı Emek Ödülü Cihan Atakul, Muhammet Kürtüloğlu ve Ali Gezgin’e, Uluslararası Sanat ve Kültür Haberciliği Ödülü Hasan Çakmak’a, Sanat ve Kültür Haberciliği Ödülü Ali Taş’a verildi.
Hobi olarak başladı, 2 bin eserlik müze açtı
22 Eylül 2025 Pazartesi - 10:30 Hobi olarak başladı, 2 bin eserlik müze açtı Eskişehirli sanatçı Arzu Özer, 15 yıldır hobi olarak sürdürdüğü bez bebek yapım sanatını, 2 bin eserin yer aldığı bir müzeye dönüştürdü. Yıllar içinde farklı dönemlerde ürettiği eserlerden oluşan müze, hem folklorik hem de fantastik bebeklere ve büyük kompozisyonlara ev sahipliği yapıyor. Eşinin de destek olduğu müze, Özer’in emeğinin ve sanatının bir yansıması olarak ücretsiz bir şekilde ziyarete açık. Koleksiyon, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor ve bölgenin en çok ziyaret edilen müzeleri arasında yer alıyor. "İlk günden itibaren yaptığım bütün eserlerden örnekler yer alıyor" Bebeklerin sahnelendiği platformların dekorlarında eşi ile birlikte yaptıklarını anlatan Arzu Özer, "15 yıl önce hobi amacıyla başladığım bez bebek yapım sanatında 2 bin bebeklik bir müzeye kavuşmanın sevincini yaşıyorum. Müzedeki eserler, 15 yıl boyunca yaptığım ve çeşitli dönemlere ait eserlerden oluşuyor. Müze de başladığım ilk günden itibaren yaptığım bütün eserlerden örnekler yer alıyor. Bu, benim için bir gurur kaynağı. Yıllardır yaptığım bu emeği, hem gelecek nesillere, hem de çocuklarıma bırakmanın gururunu yaşıyorum. Müze de sadece bez bebek yok. Her teknikten yapılmış bebekler var. Belli masallara ait bebekler olduğu gibi fantastik bebekler de yer alıyor. Ayrıca bu bebekler arasında büyük kompozisyonlar da var. O kompozisyonlarda yer alan dekorların yapımında da eşim yardımcı oldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum" dedi. "Kendi masalımın kahramanlarını oluşturuyorum" Dünyada bilinen bir sanat olduğuna dikkat çeken usta sanatçı Özer, "Müze de yer alan bebekler aslında bebek kavramında olmalarına rağmen bunlar aslında dünya da doll art, sanat bebekleri diye bilinen bir sanat dalına ait ürünler. Ben zaten folklorik ya da yöresel bebekler pek yapmıyorum. Benim yaptığım bebekler, tasarım bebekler, hayal dünyamın eserleri. Aslında ben kendi masalımın kahramanlarını oluşturuyorum" diye belirtti. "Her gün müzeyi ilk günkü gibi ziyaret ediyorum" Müzenin kendisi için büyük bir anlam ifade ettiğini söyleyen sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Müzenin açılışı her ne kadar da 2025 Mart olsa da 15 yıl önce oluşturulmaya başlandı diyebilirim. Çok duygulandım. Müzenin açılışını benim için büyük bir gurur kaynağı. O gün çok duygulanmıştım. Her gün ilk defa geziyormuş gibi gidip ziyaret ediyorum. Bebeklerim yoğun bir ilgi görüyor. Ücretsiz olarak ziyarete açık ve bölgedeki müzeler için de en çok ziyaret edilen müzeler arasında yer alması beni çok mutlu ediyor. Bundan da çok memnunum. Ayrıca ziyaretçilerimizi bu kadar çeşitli üretimi bir kişinin yapabilmiş olması çok şaşırtıyor. Bazı bebeklerin çok gerçekçi olmaları onların çok ilgisini çekiyor. Ara sırada bebek korkusu olan müzeseverler geliyor çok gerçekçi olduğu için korkanlar da var. Ama korku da bir duygudur. Onların korkmaları da hoşuma gidiyor."
Kula’da Bağdatlı Sultan Anma Etkinlikleri binlerce kişiyi buluşturdu
21 Eylül 2025 Pazar - 21:22 Kula’da Bağdatlı Sultan Anma Etkinlikleri binlerce kişiyi buluşturdu Manisa’nın Kula ilçesine bağlı Encekler Mahallesi’nde Horasan Erenlerinden Bağdatlı Sultan’ı anma etkinlikleri binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Etkinlik kapsamında önce Bağdatlı Sultan’ın türbesi ziyaret edilerek dualar okundu. Program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Encekler Mahallesi Muhtarı Tuncay Demir’in konuşmasıyla başladı. Muhtar Demir konuşmasında, "Bugün burada bu etkinliği yapabiliyorsak kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanımız Besim Dutlulu ve Kula Belediye Başkanımız Hikmet Dönmez sayesindedir. Kendilerine huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum" dedi. Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Ferhat Bakan, Kula Belediye Başkanı Hikmet Dönmez ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Yağız Kaya da birer konuşma yaptı. Kaya, "Burada olmaktan son derece mutluyum. Besim Başkanımızın hepinize selamı var" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Salihli Türkü Dostları grubu konser verdi, Menderes Cemevi Semah Ekibi semah gösterisi sundu. Türk Halk Müziği Sanatçısı Nilüfer Sarıtaş da sahne alarak söylediği türkülerle katılımcılara unutulmaz anlar yaşattı. Dev bakır kazanlarda pişirilen kavurma, pilav ve helva misafirlere ikram edilirken, Dede Erdem Sünbül’ün okuduğu gülbenk ile şükür niyazında bulunuldu. Gece geç saatlere kadar süren etkinliğe Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Yağız Kaya, Kula Belediye Başkanı Hikmet Dönmez, Manisa Büyükşehir Belediyesi daire başkanları, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve binlerce vatandaş katıldı.
Kuşadası İlim Meclisi’nde Fransız izleri ve kapitülasyonlar konuşuldu
21 Eylül 2025 Pazar - 19:15 Kuşadası İlim Meclisi’nde Fransız izleri ve kapitülasyonlar konuşuldu Kuşadası İlim Meclisi’nin 10. toplantısında, Marmara Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Gümüş konuk oldu. Prof. Dr. Gümüş, "Kapitülasyonlar, Yabancı Diller Karşısında Türkçe ve Kuşadası’nda Fransız İzleri" başlıklı sunumunda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Fransız etkilerini ve dil meselesini ele aldı. Sunumun ilk bölümünde Fransızca’nın Fransa’nın resmi dili oluş sürecine değinen Prof. Dr. Hüseyin Gümüş, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa’ya verilen kapitülasyonların Osmanlı limanlarında ticarete yön verdiğini belirtti. Gümüş, Fransız bayrağı taşıyan gemilerin imtiyazlı konuma sahip olduğunu, Rum, Ermeni ve Musevi tebaanın ise gümrük memuru, tercüman ve tüccar olarak önemli görevler üstlendiğini aktardı. 17. yüzyılda Arapça, Farsça, Osmanlıca ve Fransızca’nın diplomasi, edebiyat ve ticaret dili olduğunu vurgulayan Gümüş, Tanzimat Fermanı sonrası Fransızca’nın Osmanlı topraklarında hızla yaygınlaştığını, 19. yüzyılda Fransız kültürünün adeta bir moda haline geldiğini ifade etti. Sunumunun son bölümünde Kuşadası’ndaki Fransız izlerini anlatan Prof. Dr. Gümüş, Katolik Kilisesi, Levanten evleri, taş konaklar ve mezarlıklardan örnekler verdi. Türkçe’nin yabancı dillerin baskısına rağmen ayakta kaldığına dikkat çeken Gümüş, Türkçe’nin matematiksel yapısına vurgu yaptı.