ASAYİŞ - 30 Nisan 2026 Perşembe 08:35

Manisa’da okul çevrelerine sıkı trafik denetimi: 9 sürücüye ceza

A
A
A
Manisa’da okul çevrelerine sıkı trafik denetimi: 9 sürücüye ceza

Manisa İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince okul çevreleri ile okul servis araçlarına yönelik gerçekleştirilen denetimlerde 277 araç ve sürücü kontrol edilirken kusurlu bulunan 9 araç ve sürücüsüne toplam 27 bin 58 lira idari para cezası kesildiği bildirildi.


Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri ile ilçe trafik birimlerince 20 ekip ve 40 personelin katılımıyla okul çevreleri ve okul servis araçlarına yönelik denetim yapıldı.


Denetimlerde 277 araç ve sürücüsü kontrol edilirken, kusurlu görülen 9 araç ve sürücüsüne 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında işlem uygulandı. Ceza uygulanan sürücülerden 1’ine 75. maddeden, 8’ine ise diğer kanun maddelerinden işlem yapıldığı bildirildi.


Yapılan uygulamalar kapsamında toplam 27 bin 58 lira idari para cezası kesildiği açıklandı.



Manisa’da okul çevrelerine sıkı trafik denetimi: 9 sürücüye ceza

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kızını karaciğer nakli beklerken kaybetti, oğlu organ bağışıyla hayata tutundu Antalya’da yaklaşık 1 yıldır karaciğer nakli için bekleyen 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen, 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlamasıyla sağlığına kavuştu. 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle 15 yaşındaki kızını kaybeden Arzu Taşkesen, oğlunun nakil olmasının ardından donör aileye yazdığı mektupta, "Size o kadar minnettarım ki bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var" sözleriyle hem minnetini hem de yaşadığı üzüntüyü dile getirdi. Nakli gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ise kadavra bağışının önemine dikkat çekerek, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor. Burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor" dedi. Gaziantep’te yaşayan ve 1 yaşındayken karaciğer yetmezliği tanısı konulan 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen’in ailesi, yaklaşık 1 yıl önce Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi’ne başvurdu. Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu tarafından değerlendirilen Süleyman, uygun canlı donör bulunamaması nedeniyle kadavra bağışıyla gerçekleşecek nakil için bekleme listesine alındı. Yaklaşık 1 yıldır nakil bekleyen Süleyman için beklenen haber, 2 hafta önce geldi. 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlaması üzerine Taşkesen ailesine uygun karaciğer bulunduğu bildirildi. Gaziantep’te yaşayan aile, haberi aldıkları akşam yola çıkarak Antalya’ya geldi. Süleyman Taşkesen, Antalya’ya ulaştığı sabah Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Başarılı geçen naklin ardından küçük çocuk, yıllardır mücadele ettiği hastalığın sıkıntılarından kurtulup sağlığına kavuştu. "Aynı aile daha önce kızları için de başvurmuştu, maalesef kaybettik" Nakil süreciyle ilgili bilgi veren Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, Süleyman’a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdiklerini belirterek, ailenin yaklaşık 1 yıl önce merkeze başvurduğunu söyledi. Süleyman için uygun canlı donör bulunamadığını anlatan Aliosmanoğlu, "Biz Süleyman’a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdik. Yaklaşık 1 yıl önce başvuruda bulundular. Uygun canlı donör olmadığı için kadavra listesine almıştık. Uygun canlı donör olmadığını bilerek vurguluyorum. Ülkemizde maalesef kadavra bağışı az, yeterli değil" dedi. Aynı ailenin yıllar önce kızları için de karaciğer nakli başvurusunda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Birkaç yıl önce yine Süleyman’ın ablası için bize kadavra listesinden karaciğer nakli için başvurmuştu aynı aile. Maalesef o kızımıza kadavra çıkmadığı için onu kaybettik. Ona nakil gerçekleştiremedik ama Süleyman’da Allah’tan böyle bir şansımız oldu" diye konuştu. "Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini Süleyman’a naklettik" Vefat eden bir çocuğun ailesinin organ bağışı kararıyla Süleyman’ın nakil şansı bulduğunu ifade eden Aliosmanoğlu, ameliyat sonrası sürecin iyi ilerlediğini söyledi. Aliosmanoğlu, "Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini ailesi bağışlamıştı. Biz de iki hafta önce Süleyman’a nakil ameliyatını gerçekleştirdik ve her şey gayet iyi gidiyor. 4-5 gün önce de Süleyman’ı taburcu ettik" ifadelerini kullandı. "Kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor" Organ bağışının özellikle canlı donör bulunamayan hastalar için hayati önem taşıdığını belirten Aliosmanoğlu, kadavra bağışı konusunda toplumsal duyarlılığın artması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor ve burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor. Hatta keşke yeterli kadavra bağışı olsa da canlı nakilleri hiç yapmasak diye uğraşıyoruz ama maalesef o hassasiyete ya da o duruma ulaşamadık ülkemizde. Mümkün olduğu kadar bağışı artırmamız gerekiyor, ki çocuklarımız, gençlerimiz normal hayatlarına dönsünler, hayatlarını yaşasınlar. Buradan tüm ülkemize sesleniyoruz, herkesi organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz" diye konuştu. Türkiye’de yıllık yaklaşık bin 500 ile 2 bin civarında karaciğer nakli gerçekleştiğini aktaran Aliosmanoğlu, buna yakın sayıda hastanın da karaciğer nakli beklediğini belirtti. Aliosmanoğlu, "Bildiğim kadarıyla yaklaşık 30 bin civarında da böbrek nakli için bekleyen hastamız var. Bunların büyük çoğunluğu diyalizle devam ediyor ve buna bağlı komplikasyonlarla uğraşıyor. Yeterli bağış olduğunda aslında bu listeler erir. Hem karaciğer nakli hem böbrek nakli için umarım kadavra organ bağışında bu sayıları artırırız" ifadelerini kullandı. "Beyin ölümü bitkisel hayatla karıştırılmamalı" Kadavra bağışının beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabildiğini anlatan Aliosmanoğlu, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu vurguladı. Hasta yakınlarının zaman zaman beyin ölümünü bitkisel hayatla karıştırabildiğini belirten Aliosmanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Kadavra bağış beyin ölümü olan hastalardan oluyor. Beyin ölümü olan bir insanın geri dönme ihtimali yok. Bu durum ayrıntılı testlerle tespit ediliyor. Hasta yakınlarımız bunu bazen bitkisel hayatla karıştırıyor. ‘Yeniden bir umut belki hastamız geri döner ya da canlanır’ gibi düşünebiliyorlar ama beyin ölümü tanısı konulduğunda böyle bir ihtimal kesinlikle yok. Bağış olmadığında beyin ölümü olan kişi zaten vefat etmiş oluyor. Ama ailesi organ bağışladığında, o kişinin organları en az 4-5 kişiye yeniden hayat oluyor." Kızını aynı hastalıktan kaybetti, oğluna umut oldu Anne Arzu Taşkesen, oğlunun nakil sürecini anlatırken 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle kızlarını kaybettiklerini dile getirdi. Kızına geç kalındığını ve nakil yapılamadığı için onu kaybettiklerini belirten Taşkesen, "Biz Süleyman için geçtiğimiz kasım ayında nakil işlemleri için başvurduk. Daha önce kızımız için de nakil için başvurmuştuk, 15 yaşındaydı. Ona çok geç kalmıştık ve yetişemedik. Siroz oldu ve kaybettik. Süleyman’da daha bilinçli olduk, erken müdahale etmek istedik" dedi. Kendisinin de taşıyıcı olduğunu, genetik bir rahatsızlık nedeniyle canlı donör olmasının risk taşıdığını söyleyen anne Taşkesen, "Canlı verici olmak istedim ama taşıyıcı olduğum için, genetik bir rahatsızlığım olduğu için bendeki karaciğer de biraz riskli oluyordu. Onun için doktorumuz kadavraya yazdırmak istedi. Biz de kadavra listesine yazdırdık" diye konuştu. "Bir çocuktan haber geldi, hemen yola çıktık" Nakil olacağı haberini Gaziantep’te aldıklarını anlatan anne Taşkesen, o an hem sevinci hem de başka bir ailenin acısını aynı anda yaşadıklarını söyledi. Taşkesen, "Bir çocuktan vefat haberi geldi, o çocuğa da çok üzüldük. Gaziantep’teydik, hemen akşam yola çıktık. Sabahında buradaydık ve Süleyman hemen ameliyata girdi. Ameliyat çok şükür çok iyi geçti. Hiç beklemediğimiz bir anda oldu. O çocuğun ailesine bu bağışı yaptıkları için çok teşekkür ediyoruz" dedi. "Çocuklarını iki dakika kaybetseler beni anlarlar" Organ bağışının sadece bir hastayı değil, bütün aileyi etkileyen bir karar olduğunu vurgulayan Taşkesen, "İnsan başına gelmeyince anlamıyor. Benim yaşadığımı yaşamaları lazım birinin beni anlaması için. İnsanın çocuğu en değerli şeyi. İki dakika kaybetseler beni anlarlar. Organ bağışı yapmak insanların tek bir kişiyi değil; anneyi, babayı, kardeşi, akrabayı, herkesi ilgilendiriyor. O sadece bir kişi değil; bir aile, bir akraba, bir topluluk. O bizim bir dünyamız. Ameliyat olduğu için çok mutluyuz" ifadelerini kullandı. "Sürekli ‘Rahat uyumak istiyorum’ diyordu" Süleyman’ın nakil öncesi ciddi sıkıntılar yaşadığını anlatan anne Taşkesen, oğlunun özellikle kaşıntı ve uyku düzensizliği nedeniyle çok zorlandığını dile getirdi. Sürekli endişe içinde yaşadıklarını belirten Taşkesen, şöyle konuştu: "Ne olacak, nasıl olacak, kurtaracak mıyız diye sürekli bir endişe içindeydik. Çok şükür artık çok mutluyuz. Herkesi bilinçli olmaya davet ediyorum. Süleyman’ın nakil öncesi kaşıntıları oluyordu, uyku düzeni yoktu. Uykudan uyanıp sürekli kaşınıyordu. ‘Yeter artık, ben bundan kurtulmak istiyorum, rahat uyumak istiyorum, istediğimi yemek istiyorum’ diye hep dert yanıyordu. Artık inşallah normal, sağlıklı bir insan olarak hayatına devam edecek." Donör aileye mektup yazdı: "Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok" Oğluna karaciğeri bağışlanan kişinin bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüğünü belirten anne Taşkesen, donör aileye duyduğu minneti bir mektupla dile getirdi. Kendisi de evlat acısı yaşadığı için donör ailenin acısını çok iyi anladığını söyleyen Taşkesen, "Kimin organ bağışladığını öğrenmek istemiştim. Bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Bir yandan ailesine çok teşekkür ediyorum. Onların acısını ben de bir çocuk kaybettiğim için anlıyorum. Böyle bir şey yapmak çok zor bir şey. Çok zor bir şeyi başarmışlar. Hele bir çocuğunun organını bağışlamak çok zor ama bilinçlenmek böyle bir şey" dedi. Taşkesen, donör aileye yazdığı mektupta şu ifadeleri kullandı: "Merhaba hiç tanımadığım ama acısını yüreğimde hissettiğim can aile. Bundan 7 sene önce ben de karaciğer hastalığından kızımı kaybettim. 15 yaşındaydı, 23 Nisan doğumlu. Doğum günü geldi, kızım 22 oldu. 18 yaşında oğlum, 10 yaşında oğlum ve 8 yaşında kızım var. Süleyman 1 yaşındayken onun da hasta olduğunu öğrendim. Hep onda bir şey olur korkusuyla yaşadım. 10 yaşında yeşil gözlü, hayat dolu bir çocuk Süleyman. Dün bir telefonla Gaziantep’ten çıkıp yeniden buraya yetişmeye çalıştık. İçimde hem korku hem sevinç vardı. Çocuğum iyileşecekti. Sürekli kaşınan, her yerini yara yapan, geceleri uyumayan Süleyman artık deliksiz uyuyacaktı ve büyüyecekti. Size o kadar minnettarım ki. Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var. Süleyman’ın içindeki güzel yürek Can. Allah’ım rahmet eylesin, sizi cennetinde kavuştursun. Allah sizden bin kere razı olsun. Allah’a emanet olun. Süleyman’ın annesi." "7 senedir yüreğimde kızımın ateşiyle yaşıyorum" Mektubunda 7 yıl önce kaybettiği kızından da bahsettiğini belirten Taşkesen, "Kızım 15 yaşındaydı. Çok çektik. O da organ nakli olsaydı belki kurtarabilirdim. 7 sene oldu, 7 senedir yüreğimde onun ateşiyle yaşıyorum. Keşke herkes bilinçlense ve hiçbir çocuk, hiçbir hasta ölmese diyorum" ifadelerini kullandı. "10 yıldır çocuğumuz çok çekti" Baba Taşkesen de oğlunun yıllardır hastalıkla mücadele ettiğini ve naklin ardından büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi. Kızlarını kaybetmenin acısını da taşıdıklarını belirten baba Taşkesen, "İbrahim hocaya çok teşekkür etmek istiyorum. 10 yıldır çocuğumuz çok çekti. Bizi bu hastalıktan kurtardığı için hocamıza minnettarız. Geceleri çocuğum hiç rahat değildi. Kızımızın da acısı vardı. İbrahim hocaya ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi.
İstanbul Karaköy’de 68 yıl önce yıkılan cami ihya ediliyor İstanbul’un tarihi noktalarından Karaköy’de yer alan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, 68 yıl önce yıkılmasının ardından ihya edilerek yeniden ibadete açılmaya hazırlanıyor. Uzun yıllar atıl kalan camide, mülkiyetin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmesiyle birlikte inşaat çalışmaları başlandı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii yıkılmasının üzerinden 68 yıl sonra 6 ay önce yapılan ihale ile orijinalindeki gibi yeniden inşa ediliyor. 1903 yılında II. Abdülhamid döneminde bugünkü formuna kavuşan cami, Art Nouveau tarzında İtalyan mimar Romano Dranco tarafından yeniden inşa edildi. 1958 yılında yıkılan ve dönemin en süslemeli yapılarından biri olarak bilinen cami, uzun yıllar ihya edilmeyi bekledi. 2020 yılında alınan ihya kararıyla birlikte süreç başlatılırken, mülkiyete ilişkin hukuki sürecin tamamlanmasının ardından alan tamamen Vakıflar’a devredildi. Bu gelişmenin ardından caminin ince işçiliğiyle öne çıkan bir sanat eseri niteliğindeki cami, özgün mimarisine sadık kalınarak birebir yeniden inşa ediliyor. Yeniden inşası tek elden yürütülmeye başlandı. Yeniden inşa çalışmalarının Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından yürütüldüğü, caminin yıkıldığı yerde ve aynı proje esas alınarak yeniden inşa edildiği öğrenildi. Vakıfların inşaat ihalesini gerçekleştirdiği ve çalışmaları hızlandırdığı belirtildi. Dron ile kaydedilen görüntülerde, caminin çelik konstrüksiyon iskeletinin hızla yükseldiği ve sahada yoğun bir çalışma yürütüldüğü görüldü. "Karaköy’ün en tezyinatlı camisi" Araştırmacı yazar Tolga Saçıkara yaptığı açıklamada, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin Osmanlı’nın son dönem mimarisinin en dikkat çekici eserlerinden biri olduğunu belirterek, "Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, 17. yüzyıl eseri bir camimiz. 1903 yılında Abdülhamid Han bu haliyle yaptırıyor. Dönem içerisinde farklı yıkımlar geçirmiş. İtalyan bir mimara yaptırılıyor, Romano Dranco diye bir isim. Art Nouveau tarzında bir şekliyle inşa ediliyor. 1958 yılına kadar Karaköy’ün en tezyinatlı camisi olarak biliniyor. Şevket Eygi’nin ‘Cami Kıyımı’ kitabında da bu durumdan bahsediliyor. Adeta biblo gibi bir eserdi" dedi. "Mülkiyeti tamamen Vakıflara geçmiş durumda" Saçıkkara, caminin yeniden ihya sürecine ilişkin ise, "Aslında Kınalıada’ya yapılması planlanıyor. Ancak taşınma sırasında geminin batmasıyla birlikte birçok parçası Boğaz’ın sularına gömülüyor. Sadece iki parçalık bir kısmı kurtarılıyor. Uzun süredir ihyası bekleniyordu. 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tekrar ihya kararı alındı. Süreç içerisinde hukuki aşamalar yaşandı ve yaklaşık 5 yılın ardından caminin yeniden yapılmasının önü açıldı. O dönemde mülkiyetin bir kısmı farklı kurumlara aitti, bugün ise tamamen Vakıflara geçmiş durumda. Yeniden inşa süreci de bu şekilde başladı" ifadelerini kullandı. Ramazan ayında açılması planlanıyor Vakıflardan alınan bilgilere göre caminin aslına uygun şekilde, özgün mimarisine sadık kalınarak inşa edildiği ve önümüzdeki Ramazan ayında ibadete açılmasının planlandığı ifade edildi.
Diyarbakır İspanyol turistler AB Projesi kapsamında Diyarbakır’a geldi Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsü, AB _rojesi kapsamında İspanya’dan gelen eğitimciler ve öğrencileri ağırladı. Programda hem eğitim uygulamaları incelendi hem de kültürel etkileşim sağlandı. Avrupa Birliği (AB) Projesi kapsamında Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsü, uluslararası bir ziyaret programına ev sahipliği yaptı. İspanya’nın Galiçya bölgesinde yer alan Ourense şehrinden Escola Oficial de Idiomas de Ourense yöneticileri ve yetişkin öğrencileri, enstitüyü ziyaret ederek eğitim faaliyetlerini yerinde inceleme fırsatı buldu. "Blended mobility" (karma hareketlilik) modeli kapsamında gerçekleştirilen programda, projenin sanal ayağını eTwinning çalışmaları oluştururken, fiziksel hareketlilik bölümü Erasmus programı ile hayata geçirildi. Fiziksel hareketlilik faaliyetinin ise Escola Oficial de Idiomas de Ourense’nin akreditasyon projesi tarafından finanse edildiği belirtildi. Ziyaret kapsamında iki ülkenin yetişkin eğitimi alanındaki uygulamaları karşılaştırıldı. Program süresince konuk heyete enstitü bünyesindeki atölyeler gezdirilerek yürütülen çalışmalar hakkında detaylı bilgiler verildi. Ayrıca enstitüde eğitim gören kursiyerler ile İspanyol öğrenciler bir araya gelerek kültürel etkileşimde bulundu. İspanyol misafirler, ülkelerine özgü yiyecekleri paylaşarak katılımcılara farklı bir deneyim yaşattı. Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Okul Müdürü Ufuk Yakut, bir hafta boyunca İspanya’da Ourense şehrinden gelen yönetici ve yetişkin öğrencileri kurumlarında ağırladıklarını ifade etti. Yakut "Bu süreç, iki kurumun kültürü ve birlikte çalışma anlamında oldukça verimli geçti. Biz onların kültürlerinden faydalandık, onlar da bizim çalışmalarımızı yerinde görüp uygulayarak güzel sonuçlarla ve mutlu bir şekilde ayrıldılar" dedi. ’’Karşılıklı olarak ülkeleri ziyaret edeceğiz’’ Proje Koordinatörü İbrahim Altaş da sürecin verimli geçtiğini vurgulayarak, "Proje kapsamında hem eTwinning projesini hem de Erasmus projesini birlikte yürütmekteyiz. Etwinning projesini sanal olarak yürüttük. Erasmus projesinde ise İspanya’dan gelen katılımcılarımıza burada fiziki olarak ev sahipliği yapmaktayız. Toplam 11 katılımcımız, kurumumuzdaki farklı atölyeleri deneyimlemeye başladı. Biz de onlarla karşılıklı bir bilgi alışverişi gerçekleştirdik. Onların atölyelerinin nasıl çalıştığı ve eğitim sistemlerinin hakkında bilgi alırken, biz de onların deneyimlerinden faydalandık. Yetişkin öğrencilerimiz burada İspanya’dan gelen misafirlerle tanıştı. Kendi kursları hakkında bilgi paylaştılar. Bazı kursiyerler farklı kurslardan, bazıları ise el sanatları kurslarından gelerek kurumumuzu deneyimledi ve birebir çalışmalarda bulundu. Bu proje kapsamında misafirlerimiz burada bir hafta kalacak ancak projemiz toplamda bir yıl sürecek. Süreç içerisinde karşılıklı olarak ülkeleri ziyaret edeceğiz. Biz de İspanya’ya giderek onların çalışmalarını yerinde görme ve özellikle Galiçya bölgesindeki uygulamaları gözlemleme fırsatı bulacağız" diye konuştu. ’’Beni en çok şaşırtan kentteki Roma yapıları oldu’’ Oficial de Idiomas de Ourense Müdürü Nancy Casielles ise İspanya’nın Galiçya bölgesindeki Ourense şehrinden geldiklerini ve yetişkin eğitim kurumunda müdürlük yaptığını ifade etti. Casielles, projenin çok önemli olduğundan bahsetti. İlk defa bir "Blended" Proje gerçekleştirdiklerini ifade eden Casielles, ’’Blended, hem fiziki anlamda yürütülen eTwinning Projesi hem de Erasmus Projesinin bir arada yürütülmesidir. Diyarbakır insanının misafirperverliği zaten biliniyor. Önceden ne kadar misafirperver olduklarını duymuştuk ancak bu kadarını beklemiyordum. Gerçekten çok misafirperver insanlar, bu durum beni oldukça şaşırttı. Misafirperverlikleri için de ayrıca teşekkür ediyorum. Beni en çok şaşırtan şey ise Diyarbakır’daki Roma yapıları oldu. İnanılmaz derecede Roma eserleri gördük. Bu kadar Roma yapısının burada bulunması gerçekten dikkat çekiciydi. Ortak olarak beni en çok sevindiren nokta ise şu oldu. İnsanlık olarak duygularımızın aslında ne kadar benzer olduğu. Bu konuda tamamen hemfikirim. Bu projeyle birlikte önümüzdeki yıl için Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsü ile beraber bir K210 projesine başvurduk. Bu projede Almanya ve Finlandiya da yer alıyor. Eminim ki bu proje de kabul edilecek ve bu hareketlilikler devam edecek. Ancak kabul edilmese bile Diyarbakır’ı gerçekten çok sevdik. Kurumumuz Erasmus tarafından akredite bir kurum ve bütçemiz mevcut. Bu nedenle tekrar öğrencilerimizle birlikte Diyarbakır’ı ziyaret etmeyi planlıyoruz" şeklinde konuştu. İspanya’dan gelen Javier Pato da "Burada farklı kültürlerdeki çalışmaları karşılaştırma imkânı bulduk ve benim için çok farklı bir deneyim oldu. Farklı atölyeleri gezdik, çalışmaları gördük. Çok harika çalışmalar da var ve bunu oldukça ilginç buldum. İspanya’nın Ourense şehrinden geldim. Türkiye’ye ikinci gelişim ama Diyarbakır’da ilk kez bulunuyorum. Çok farklı bir kültüre sahip bir şehir. Burada bulunmak beni biraz şaşırttı; daha önce bu kültürü deneyimlememiştim. Kültür gerçekten harika ve bunu deneyimlediğim için çok memnunum’’ ifadelerini kullandı.