SAĞLIK - 05 Ocak 2020 Pazar 10:57

"Sünnet için en ideal dönem ilk 4 hafta"

A
A
A
"Sünnet için en ideal dönem ilk 4 hafta"

Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Hekimi Op.

Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Hekimi Op. Dr. Ali Gürtuna, bebeklerde yara iyileşmesinin çabuk olması, sünnet sonrası bakımın büyük yaştaki çocuklara oranla daha kolay olması ve psikolojik travma oluşturmaması nedeniyle sünnette en ideal yaşın doğum sonrasındaki ilk 4 hafta olduğunu söyledi.


Sünnetin dünyada takriben 12 bin yıllık bir geçmişi olduğunun düşünüldüğünü kaydeden Çocuk Cerrahi Hekimi Op. Dr. Ali Gürtuna, tüm dünyadaki erkek nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 15’inin sünnet olduğunu kaydetti. Sünnetle ilgili en sık karşılaştıkları yanlış bilginin ise ‘sünnetin çok basit ve her türlü koşulda gelişigüzel uygulanabilen bir cerrahi işlem’ olduğunu kaydeden Gürtuna, “Ülkemizde sünnetin geleneksel yöntemlerle devam edebildiğini hala görmekteyiz. Sünnet işleminin kim tarafından ve hangi koşullarda yapıldığı esasen önem arz etmektedir. Sünnet mutlaka bir cerrah tarafından uygun tıbbi koşullar sağlanarak yapılmalıdır” dedi.



En uygun sünnet yaşı


Sünnet yaşının hangi dönem için en uygun olduğu noktasında henüz kesin bir fikir birliği bulunmadığını kaydeden Gürtuna, şunları söyledi:


“Dünya üzerinde sünneti doğumdan sonraki ilk hafta içerisinde yapan klinikler olmakla birlikte, kimi merkezlerde ise yaşa bakılmaksızın herhangi bir zamanda yapılabilmektedir. Son yıllarda doğumu takip eden ilk 4-6 hafta içinde bebeklerde yara iyileşmesinin çabuk olması, sünnet sonrası bakımın büyük yaştaki çocuklara oranla daha kolay olması ve psikolojik travma oluşturmaması nedeniyle en ideal yaş olarak kabul edilmektedir. Çocuk psikiyatristlerince çocuğun 3 yaşını doldurduğu andan 5 yaşını doldurduğu döneme kadarki süreçte ruhsal gelişim aşamaları değerlendirildiğinde cinsel organını keşfetme çabası olması nedeniyle ileride psikolojik sorunlara yol açabildiği düşünülmektedir. Ancak çocuk başka bir cerrahi işlem nedeniyle genel anestezi alacaksa veya sık idrar yolu enfeksiyonu geçiriyorsa, penis başı derisi sık sık iltihaplanıyorsa, bu durumda sünnet yapılması elbette düşünülebilir. Sünnet penis kanseri ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da koruyucu öneme sahiptir. Yenidoğan dönemindeki bebeklerde cerrahi sünnetler lokal anestezi ile yapılabilmektedir. 6 ay ve üzerindeki yaş grubunda ise genel anestezi ile sünnet yapılmasının uygun olduğunu düşünmekteyim. Son dönemde en sık sünnet yapılan yaş döneminin 6 ay-2 yaş sonu arası dönem olduğunu görmekteyiz.”



Yenidoğan sünnetinin faydaları nelerdir?


Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde sünnet yapıldığında idrar yolu enfeksiyonlarının sünnetsiz çocuklara göre 10 kat azaldığının araştırmalarla kanıtlandığını kaydeden Gürtuna, “Bu dönemde sünnet yapıldığında genel anestezi gerekmez ve yalnızca lokal anestezi yeterli olur. Genel anestezi gerekmeyeceği için hastanın saatler öncesinden aç kalması gerekli değildir. Aksine sünnet öncesinde bebeğin yalnızca 1 saat aç kalması yeterlidir. Penis anatomisi ve sünnet derisinin damar ağı gelişme döneminde olduğundan sünnet işleminde ve işlem sonrasında kanama riski daha az olur. Benzer sebeplerden dolayı sünnet sonrası enfeksiyon daha nadirdir. Yenidoğan sünnetinin avantajlarından biri de bebeğin psikolojik travma yaşamamasıdır. Yenidoğan döneminde sünnet işleminden hemen önce küçük bir iğne ile lokal anestetik madde penis çevresine verilir. Sonrasında ağrı duyusu kaybolana kadar beklenir ve sünnete geçilir. Bu bölgesel uyuşturmanın etkisi yaklaşık 4-6 saat sonra ortadan kalkar ve sonrasında ağrı kesici fitil kullanımıyla sünnet sonrası dönem ağrısız atlatılabilir. Yenidoğan sünneti bebek doğduktan sonraki ilk 24-48 saat ile 2 aylık oluncaya kadar geçen zaman dilimi içerisinde özel koşullarda yapılır. Sünnet işleminin süresi yaklaşık 15 dakika olmakla birlikte ameliyat öncesi hazırlık, ameliyathaneye giriş-çıkış nedeniyle 1 saati bulabilir” dedi.


Sünnet işlemlerinde birçok yöntemin olduğunu ancak kendisinin de tercih ettiği yöntemin açık cerrahi yöntem olduğunu kaydeden Gürtuna, “Geleneksel-klasik veya dikişli sünnet olarak isimlendirilir ve bu yöntem en yaygın ve en güvenilir yöntemdir. İç ve dış sünnet derisi kesildikten sonra birbirlerine kendiliğinden emilebilen dikişlerle tutturulur. Dorsal slit ve eksizyon yöntemi, Sleeve yöntemi ve giyotin yöntemi gibi çeşitli teknikleri vardır. Benim de tercih ettiğim sünnet yöntemi budur. Bu yöntemde kendiliğinden eriyebilen materyal ile dikiş atıyoruz. Yani sünnet sonrasında dikişleri aldırmak gerekmiyor. Genel anestezi ile sünneti çocuk için en güvenilir kabul edilen, çocuk ve cerrah açısından en konforlu olan yöntem olarak kabul ediyoruz. Çocuğunuzu sünnetten önce sünnet konusunda doğru bir şekilde ve gerçekleri anlatarak bilgilendirin ve psikolojik olarak sünnete hazırlayın ve asla yalan söylemeyin. Pipisini kestirmek yerine sünnet ettirmek sözünü kullanın. Operasyon günü hastaneye gelirken mümkünse yalnızca anne, baba ve çocuğun birlikte gelmesi uygundur. Çok kalabalık gelinen durumlarda çocuğun bu durumdan olumsuz etkilendiği ve daha fazla tedirginlik ve korku belirtileri gösterdiği gözlenmektedir” şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul SYS Grup, drone tedbirini uluslararası arenaya çıkardı Grup bünyesindeki şirketlerin yetenekleri kullanılarak güncel tehditlere karşı oluşturulan Yeni Nesil Mobil Katmanlı İHA Karşıtı Savunma Mimarisi, Malezya’da düzenlenen DSA 2026 Fuarı’nda ilk kez yurt dışında tanıtıldı. Asya-Pasifik bölgesinin en prestijli savunma organizasyonlarından biri olan DSA 2026 (Defence Services Asia), bu yıl 23 Nisan’a kadar Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da ziyaretçileri ağırlayacak. Türk savunma sanayisinin küresel temsilcilerinden Samsun Yurt Savunma (SYS Grup), bölgedeki stratejik varlığını pekiştirmek ve modern muharebe sahasının en büyük tehditlerinden biri olan drone saldırılarına karşı geliştirdiği Yeni Nesil Mobil Katmanlı İHA Karşıtı Savunma Mimarisi’ni (C-UAS) tanıtmak üzere fuardaki yerini aldı. Değişen dünya dinamikleri ve asimetrik harp yöntemleri, savunma stratejilerinde yüksek performans yanında, bu tür sürdürülebilir ve maliyet etkin çözümleri zorunlu kılıyor. SYS Grup, kısa süre önce gerçekleştirdiği lansmanın ardından, bu yenilikçi mimariyi yurt dışında ilk kez Asya pazarının kalbinde görücüye çıkardı. Söz konusu savunma mimarisi, farklı menzil katmanlarında yüksek imha kabiliyeti sunan temel bileşenlerden oluşuyor. UNIROBOTICS, yüksek hassasiyetli TRAKON RCWS (Uzaktan Komutalı Silah Sistemleri) ile dijital entegrasyonu sağlıyor ve sistemin omurgasında yer alıyor. CANiK, dakikada 1200 atım hızına ulaşan CANiK M3, dakikada 950 atım hızına ulaşan M2F ve dakikada 650 atım hızına ulaşan M2 QCB ağır makineli tüfek ailesi caydırıcılık sağlıyor. AEI Systems’ın düşük geri tepmeli ve ayarlanabilir atım hızına sahip VENOM LR (30x113 mm) orta kalibre topu ile ateş gücü üst seviyeye çıkıyor. Bu entegre yapı, sürü drone saldırılarından taktik İHA’lara kadar geniş bir yelpazedeki tehditleri, geleneksel hava savunma füzelerine kıyasla çok daha düşük bir operasyonel maliyetle etkisiz hale getiriyor. Yeni Nesil Mobil Katmanlı İHA Karşıtı Savunma Mimarisi; SYS Grup’un sağladığı hızlı teslimat, güvenli tedarik zinciri, sorunsuz entegrasyon ve ölçeklenebilir üretim imkanlarıyla öne çıkıyor. Fuar süresince SYS Grup şirketleri, bu mimariyi gerçek kullanım senaryolarıyla tanıtarak, bölge ordularının modernizasyon projelerinde kritik bir çözüm ortağı olma vizyonunu vurgulayacak. SYS Grup CEO’su Cahit Utku Aral, şu değerlendirmelerde bulundu: "Değişen dünya dinamiklerini doğru okumak, savunma sanayii açısından her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Modern muharebe ortamı artık sadece güçlü sistemler değil, aynı zamanda maliyet etkin ve sürdürülebilir çözümler gerektiriyor. SYS Grup olarak geliştirdiğimiz tüm ürünleri bu anlayış doğrultusunda tasarlıyoruz. Yeni nesil mobil katmanlı C-UAS mimarimiz de bu yaklaşımın en somut örneklerinden biridir. Bu mimari sayesinde, her tür drone tehdidine karşı maliyet etkin ve ölçeklenebilir bir savunma yapısı oluşturabiliyoruz. Bu mimariyi duyurmamızın ardından geçen kısa sürede büyük bir ilgi gördük. DSA ile birlikte bu mimariyi uluslararası arenaya da çıkarmaya başladık. Asya-Pasifik uzun yıllardır güçlü varlık gösterdiğimiz pazarlardan birisi. DSA 2026’da bu pazardaki iddiamızı daha güçlü şekilde ortaya koyuyoruz. Fuar kapsamında hem mevcut iş birliklerimizi güçlendirmeyi hem de yeni ortaklıklarla bölgedeki varlığımızı daha ileri taşımayı hedefliyoruz."
Gaziantep Gaziantep’te Okçuluk il Birinciliği müsabakaları tamamlandı 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Okul Sporları Okçuluk İl Birinciliği müsabakaları, Şehitkamil Belediyesi M. Hayri Özkeçeci Stadyumu’nda başarıyla tamamlandı. Farklı yaş grupları ve kategorilerde düzenlenen organizasyona toplam 350 sporcu katılım sağladı. Gün boyunca devam eden müsabakalarda sporcular, teknik beceri ve konsantrasyonlarını en üst düzeyde sergileyerek kıyasıya mücadele etti. Gaziantep’i Türkiye Şampiyonası’nda temsil edecekler Müsabakalar sonucunda kendi kategorilerinde dereceye giren sporcular, Mayıs ayında Samsun’da düzenlenecek Okullar Arası Türkiye Okçuluk Şampiyonası’nda Gaziantep’i temsil etme hakkı kazandı. İl birinciliği organizasyonu, sporcuların ulusal düzeydeki yarışmalara hazırlanması açısından önemli bir aşama olarak değerlendirildi. Gençlerimiz gelecek adına umut veriyor Türkiye Okçuluk Federasyonu Gaziantep İl Temsilcisi İhsan Kaynak, organizasyonun ardından yaptığı değerlendirmede, müsabakaların yüksek katılım ve rekabet düzeyiyle dikkat çektiğini söyledi. Kaynak, "İlimizde okçuluk branşına olan ilginin her geçen gün artması bizleri son derece memnun etmektedir. Sporcularımızın disiplinli çalışmaları ve sergiledikleri performans, gelecek adına önemli bir potansiyeli ortaya koymaktadır. Türkiye Şampiyonası’nda, Gaziantep’i en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum. Bu süreçte bizi yalnız bırakmayan Şehitkamil Belediye Başkanı Sayın Umut Yılmaz’a, tüm antrenörlerimize, sporcularımıza ve velilerimize teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Velilerden spora destek mesajı Veliler ise çocuklarının sporla iç içe yetişmesinin önemine dikkat çekerek, bu tür organizasyonların gençlerin fiziksel ve zihinsel gelişimine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Veliler, organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurum ve yetkililere teşekkür ettiler.
Gaziantep GİBTÜ’de "Türkiye’nin 21. Yüzyıl Hedefleri ve Ortadoğu’da Barış" Konuşuldu Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ), önemli bir konferansa daha ev sahipliği yaptı. 2. ve 3. Dönem Kamu Başdenetçisi Avukat Şeref Malkoç "Türkiye’nin 21. Yüzyıl Hedefleri ve Ortadoğu’da Barış" başlığıyla düzenlenen programda, "Siyonizm demek İsrail demektir. İran, Lübnan ve Filistin’e yönelik yayılmacı saldırganlığın arkasında İsrail’in Arz-ı Mev’ud inancı, yani Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar uzanan coğrafyaya sahip olma inancı yatmaktadır" ifadelerini kulandı. Rektörlük Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlik, akademisyenler, öğrenciler ve davetlilerin yoğun ilgisiyle gerçekleşti. Programın açılış konuşmasını GİBTÜ Rektörü Prof. Dr. Şehmus Demir konuşmasında üniversitelerin yalnızca bilimsel üretim merkezleri değil, aynı zamanda toplumsal ve küresel meselelerin ele alındığı önemli platformlar olduğuna dikkat çekti. Rektör Demir, "Günümüz dünyasında barış, adalet ve istikrarın sağlanması; güçlü bir vizyon, sağduyulu liderlik ve uluslararası iş birliği gerektirmektedir. Türkiye, sahip olduğu geçmiş birikim ve stratejik konumuyla bu süreçte önemli bir rol üstlenmektedir. Üniversiteler olarak bizler de bu vizyonun akademik boyutunu güçlendirmekle sorumluyuz" dedi. "Türkiye’nin küresel ölçekte artan etkisine dikkat çekti" Konferansta konuşan Avukat Şeref Malkoç ise Türkiye’nin 21. yüzyıldaki hedeflerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Türkiye’nin küresel ölçekte artan etkisine dikkat çeken Malkoç, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanabilmesi için adalet, insan hakları ve güçlü diplomasi vurgusu yaptı. Kamu denetçiliği tecrübesinden örnekler paylaşan Malkoç, devlet ile vatandaş arasındaki güvenin güçlendirilmesinin, iç barışın en temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti. Küresel güç dengeleri, bölgesel çatışmalar ve arka plan üzerine değerlendirmelerde bulunan Malkoç, özellikle Ortadoğu’da yaşanan savaşların nedenlerine dikkat çekti. "İslam’ı, Müslümanlığı yok etmek istiyorlar" Malkoç, konuşmasında dünyadaki gelişmelerin iyi analiz edilmesi gerektiğini belirterek, savaşların ağır insani sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Ortadoğu’daki çatışmaların arka planında emperyalizm ve Siyonizm’in bulunduğunu savunan Malkoç, İsrail’in bölgedeki politikalarına yönelik eleştirilerde bulundu. Malkoç, " İslam’ı, Müslümanlığı yok etmek istiyorlar. Müslümanları köle yapmak istiyorlar. Dünyadaki petrol, madenler ve doğalgaz zenginliklerinin yüzde 60’tan fazlası İslam coğrafyasında. Dünyanın en genç nüfusu Müslümanlarda. Dünyanın en stratejik konumu Müslümanlarda. Bu dünyada olanları anlamak için emperyalizmi bilmek, Siyonizm’i tanımak gerekiyor. ABD’deki o çirkin Epstein olayından, Filistin-İran savaşına, dünyadaki para olaylarına varıncaya kadar hepsinin arkasında emperyalizm ve Siyonizm vardır. Emperyalizm bugün Avrupa’dadır, ABD’dir. Siyonizm demek İsrail demektir. İran, Lübnan ve Filistin’e yönelik yayılmacı saldırganlığın arkasında İsrail’in Arz-ı Mev’ud inancı, yani Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar uzanan coğrafyaya sahip olma inancı yatmaktadır. Tevrat’ta yaradılış bölümünde "Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları senin soyuna vereceğim" vaadine inanırlar. Ve yine Tevrat’ta; "Ancak Tanrı’nın sana miras olarak vereceği bu topraklarda, soluk alan hiçbir canlıyı sağ bırakmayacaksın. Onların tamamını yok edeceksin" denir. Siyonistler buna inanmaktadır ve onun için Filistin’e, Gazze’ye, Lübnan’a, İran’a her yere saldırmaktadır" ifadelerini kullandı. ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını eleştirdi Süreç üzerinden değerlendirmeler yapan Malkoç, medeniyetlerin yükseliş ve çöküş döngüsüne değinerek, İslam medeniyetinin geçmişte dünya barışına ve adaletine önemli katkılar sunduğunu söyledi. Avrupa’nın sömürgecilik faaliyetleriyle güç kazandığını ifade eden Malkoç, Osmanlı’nın bu süreçte direnişin sembolü olduğunu belirtti. Güncel gelişmelere de değinen Malkoç, Ortadoğu’daki çatışmaların küresel güç mücadeleleriyle bağlantılı olduğunu dile getirerek, özellikle ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını eleştirdi. Bölgedeki savaşların yayılma riskine dikkat çeken Malkoç, Türkiye’nin barışın sağlanması adına aktif bir rol üstlendiğini ifade etti. Türkiye’nin son yıllarda siyasi ve askeri alanda önemli bir güç haline geldiğini belirten Malkoç, savunma sanayisindeki gelişmelere ve dış politikadaki etkinliğe dikkat çekti. Türkiye’nin bölgesel barışın anahtar ülkelerinden biri olduğunu vurgulayan Malkoç, Filistin meselesi başta olmak üzere birçok konuda çözüm odaklı politikalar izlendiğini söyledi. Gençlere de seslenen Malkoç, Türkiye’nin geleceğinin bilinçli ve donanımlı nesillerle şekilleneceğini ifade ederek, öğrencilerin kendilerini her alanda geliştirmeleri gerektiğini vurguladı. Program, soru-cevap bölümünün ardından günün anısına hediye takdimiyle sona erdi.
İstanbul Limak 50 yaşında Temelleri 1976 yılında atılan ve bugün üç kıtada 14 ülkede 50 bine yakın çalışanıyla küresel bir oyuncu haline gelen Limak Holding, 50’nci yılını Antalya’da düzenlenen özel bir etkinlikle kutladı. Grubun yarım asırlık birikimi ile gelecek vizyonunun ele alındığı, ‘50’nin Gücüyle Geleceğe’ sloganıyla düzenlenen etkinliğe şirket çalışanlarının yanı sıra iş, bürokrasi, medya ve sanat dünyasından çok sayıda davetli katıldı. İnşaattan enerjiye, turizmden çimento ve teknolojiye kadar birçok sektörde, dünyanın farklı coğrafyalarında büyük ölçekli projelere imza atan Limak Holding, 50’nci kuruluş yıl dönümünü 17-18 Nisan’da Antalya’da düzenlenen özel bir organizasyonla kutladı. Şirket çalışanları ile iş, bürokrasi, medya ve sanat dünyasından çok sayıda davetliye Limak Holding Kurucu Başkanları Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız, Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serhan Bacaksız, Yönetim Kurulu Üyeleri Batuhan Özdemir ve Serdar Bacaksız ev sahipliği yaptı. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, yarım asırlık deneyim ve birikimin şirketin gelecek 50 yılına ışık tuttuğunu belirtti. Özdemir, "Limak, 50 yıl önce iki yol arkadaşının kurduğu bir hayalle, cesaretle ve büyük bir inançla yola çıktı. Çok güçlü bir mirasla ikinci 50 yılımıza adım atıyoruz. Sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve güçlü yönetişim eksenlerinde 2076’ya uzanan ‘Gelecek 50 Yıl’ımıza hep birlikte şekillendiriyoruz." ifadelerini kullandı. "Geleceği birlikte kuracağız" Konuşmasında Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendiği günden bu yana çok büyük bir yapıya liderlik etmenin sorumluluğunu aldığını vurgulayan Ebru Özdemir, şirketin başarısının temelinde değişim ve dönüşüme uyumun yattığını belirtti. Özdemir, şöyle devam etti: "Burada 50 yılı konuşurken en güçlü his şu; bu bir eşik. Önümüzdeki dönemi nasıl kuracağımıza hep birlikte karar verdiğimiz bir an. Yarım asır önce atılan ilk adım bugün Türkiye’den Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya on binlerce insanın birlikte ürettiği bir ekosisteme dönüştü. Bu yolculukta bizi ileriye taşıyan şey sadece yaptığımız işler olmadı; birlikte başarma kültürümüz, değişime uyum sağlama cesaretimiz ve güçlü bir aidiyet duygumuz var. Şimdi birikimimizi daha geniş bir etki alanına dönüştürme zamanı. Bu noktada neyi nasıl yaptığımız kadar, neden yaptığımız da her zamanki gibi belirleyici olacak. İkinci kuşak liderler olarak yarım asırlık bu sağlam temelin üzerine uzun zamandır emek verdiğimiz dört yapı taşı olan dijitalleşme, sürdürülebilirlik, sosyal etki ve kurumsallaşmayı ekliyoruz. Biz bunları ayrı başlıklar olarak görmüyor, Limak DNA’sının doğal bir parçası olarak ele alıyoruz. Önümüzdeki 50 yılda geleceği yine birlikte kuracağız." "Hayallerimizden ilerideyiz" Şirketin 50’nci yıl kutlamasında konuklara hitap eden Limak Holding Kurucu Başkanı Nihat Özdemir, "Yola çıkarken kurduğumuz hayallerin ötesindeyiz. Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz en kıymetli şey, ortaya konan eserlerden önce o eserlerin arkasındaki emek ve birlikte verilen mücadele. Biz şirketi kurarken hiçbir zaman sadece ticari bir başarı hedeflemedik. Amacımız ülkemize kalıcı eserler kazandırmak, bu topraklara değer katmaktı. Bugün dünyanın dört yanında altyapı ve yaşam alanlarından köprülere, havalimanlarından stadyumlara kadar yürüttüğümüz projelerde Türk bayrağını dalgalandırmak, bizim için en büyük gurur kaynağı. Şirketi bugünlere getiren en önemli güç ise birlikte çalıştığımız, birlikte üreten Limak ailesidir. 50 yıl önce atılan temelin, aynı değerler ve birlik duygusuyla daha uzun yıllar boyunca yol göstermeye devam edeceğine inanıyorum" diye konuştu. "Zorlukları dayanışmayla aştık" Şirketin temellerini 1976’da atan diğer isim olan Limak Holding Kurucu Başkanı Sezai Bacaksız da "Şirketimiz, her zaman dayanışmayla büyüyen, zorlukları birlikte aşan bir yapı oldu. Bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımları güçlü kurumsal yapımızla geleceğe taşımak en önemli önceliğimiz. Amacımız, yalnızca bugünü yöneten değil, nesiller boyu varlığını sürdürecek bir yapı oluşturmak. Gelecek 50 yılda da ülkemize değer katan, uluslararası alanda söz sahibi olan ve Türk mühendisliğini küresel ölçekte temsil eden projeler üretmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Limak Filarmoni’den 50’nci yıl performansı Programın açılışında Limak Filarmoni Orkestrası ile sahne alan ünlü tenor Murat Karahan, tüm katılımcıların coşkuyla eşlik ettiği mini bir konser verdi. Farklı disiplinlerden isimlerin ilham verici konuşmalarına da ev sahipliği yapan programda; liderlik, dayanıklılık ve değişime uyum gibi başlıklar ele alındı. Pasifik Okyanusu’nu geçen ilk görme engelli gezgin Mitsuhiro Iwamoto, ‘Fırtınada Liderlik: Karanlıkta Yol Almak’ başlıklı konuşmasında, kendi yolculuğundan örneklerle zorlukların kararlılık ve cesaretle nasıl aşılabileceğini aktardı. Prof. Dr. Acar Baltaş ise ‘Teknoloji Çağında Liderlik’ başlıklı konuşmasıyla, hızla değişen dünyada yöneticilerin yalnızca teknik bilgiyle değil, insan odaklı yaklaşım ve güçlü iletişim becerileriyle fark oluşturabileceğine dikkat çekti. İbrahim Selim’in sunduğu 50’nci Yıl Buluşması programı kapsamında, grubun yarım asırlık serüvenini anlatan belgeselin özel gösterimi yapıldı. Programda, farklı disiplinlerden konuşmacıların yanı sıra şirket çalışanları, kurucuları ve yönetim kurulu üyelerinin de katıldığı özel paneller düzenlendi. Programın finalinde ise Enbe Orkestrası davetlilere unutulmaz bir gece yaşattı.