POLİTİKA - 21 Nisan 2026 Salı 14:19

Turgutlu’da 23 Nisan’da ’Sessiz saygı’ korteji düzenlenecek

A
A
A
Turgutlu’da 23 Nisan’da ’Sessiz saygı’ korteji düzenlenecek

Turgutlu Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında, şehit öğretmen ve öğrencilerin anısına düzenlenecek "Sessiz Saygı Korteji" ile birlik, dayanışma ve hüzün dolu bir etkinliğe imza atacak.


Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bu yıl farklı bir anlamla karşılanacak. Turgutlu Belediyesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybeden Turgutlulu Öğretmen Ayla Kara ve öğrencilerin anısına "Sessiz Saygı Korteji" düzenleyecek.


23 Nisan Perşembe günü saat 20.00’de Koza Parkı Kavşağı’ndan başlayacak kortejde vatandaşlar, ellerinde Türk bayraklarıyla sessiz bir yürüyüş gerçekleştirecek. Etkinlikte hem acının paylaşılması hem de birlik ve dayanışma mesajı verilmesi hedefleniyor.


Öte yandan 23 Nisan kapsamında planlanan konser ve kutlama etkinliklerinin ise 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ertelendiği bildirildi.


Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, tüm vatandaşları korteje davet ederek, "Bu yıl 23 Nisan’ı derin bir acı ve hüzünle karşılıyoruz. Ayla Öğretmenimiz ve evlatlarımızın anısını yaşatmak için sessiz bir yürüyüşte buluşacağız" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Mart ayında 2,6 trilyon TL tutarında ödeme kartla yapıldı Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49 artarak 2,6 trilyon TL oldu. Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mart ayına ilişkin kartlı ödeme verilerini açıkladı. Buna göre, Mart ayında 2,6 trilyon TL tutarında 1,8 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleşti. Mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti. İnternetten kartlı ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53 büyüme ile 791,4 milyar TL oldu. Kart sayıları gelişimi Mart ayı itibarıyla Türkiye’de kredi kartı sayısı 146,2 milyon, banka kartı sayısı 214,7 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 97,9 milyon adet oldu. 2025 yılının Mart ayı ile kıyaslandığında kredi kartı adedinde yüzde 11’lik, banka kartı adedinde yüzde 8’lik artış, ön ödemeli kart adedinde ise yüzde 13’lük düşüş yaşandı. Toplam kart sayısı ise 458,8 milyon adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artış gösterdi Kartlı ödeme tutarı gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49 artarak 2.608,3 milyar TL oldu. Kartlı ödemelerin 2.218,8 milyar TL’si kredi kartları ile yapılırken 380,9 milyar TL’sinde banka kartları, 8,6 milyar TL’sinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartı ile yapılan ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 50, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 60 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise bu oran yüzde -76 oldu. Kartlı ödeme işlem adedi gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 1,8 milyar adet oldu. Kartlı ödemelerin 1.021,3 milyon adedi kredi kartları ile yapılırken 697,6 milyon adedinde banka kartları, 34,7 milyon adedinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartları ile yapılan ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12, banka kartları ile yapılan ödeme adetlerinde yüzde 26 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödeme adetlerinde ise bu oran yüzde -73 oldu. İnternetten kartlı ödeme tutarı gelişimi İnternetten kartlı ödemeler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53 artarak 791,4 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 31 oldu. İnternetten kartlı ödeme adedi gelişimi İnternetten kartlı ödeme adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artarak 257,2 milyon adede yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 15. Temassız ödeme tutarı gelişimi Kartlarla yapılan temassız ödeme adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 1.153,2 milyon adet oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 849,8 milyar TL oldu. Mart ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti.
Kocaeli Aile hekimliğinde yönetmelik ve maaş kesintisi tepkisi Yönetmelikteki değişiklikler aile hekimlerinin tepkisine sebep oldu. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, performans kriterlerinin karşılanmaması halinde maaşlardan kesinti yapılmasının sahada ciddi baskı oluşturduğunu vurguladı. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Aile Hekimliği Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler, performans sistemi, yazılım zorunluluğu, ekipmanların kamu malı sayılması, iş yükü artışı ve maaş kesintisi uygulamalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kurban, düzenlemelerin Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe girdiğini, bu durumun hukuki itiraz süreçlerini zorlaştırdığını ifade etti. Kurban, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi sürecine taşınan maddeler bulunduğunu, bazı değişikliklere rağmen yönetmeliklerin büyük ölçüde aynı şekilde yeniden yayımlandığını belirtti. Ayrıca iş yükünün arttığını, performans kriterlerinin zorlaştığını ve buna bağlı maaş kesintisi uygulamalarının gündeme geldiğini söyledi. "Uzlaşılamayan 4 madde kaldı" Aile Hekimliği Yönetmeliği değişikliğinden bahseden HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "İlk değiştirildiği sırada bakanlığımızla yaptığımız toplantıda ekibimizle 24 saat uyuyamadık. Bütün gece bu toplantıyla uğraştığımız gibi bakanlığı ikna etmeye de çalıştık. Bu süreçte birçok hata ve eksiklik giderilmeye çalışıldı. Ancak üzerinde uzlaşılamayan 4 madde kaldı. Bu maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirildi ve dava açıldı. Süreç Danıştay’a taşındı. Danıştay, Aile Hekimliği Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırı olabileceği kanaatiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Anayasa Mahkemesi de şimdi cevap verecek" dedi. "Haksızlık tespit edilmesine rağmen uygulamada değişiklik yapılmıyor" Danıştay’a göre de yönetmeliğin hatalı olduğunu söyleyen Adil Kurban, "Dava sonucunda bakanlığa değişiklik yapılması gerektiği bildiriliyor. Ancak bakanlık yalnızca cümle düzeyinde değişiklik yaparak aynı düzenlemeyi yeniden yayımlıyor. Bu nedenle süreç tekrar yargıya taşınıyor. Cumhurbaşkanı imzası nedeniyle bazı hukuki yollar da fiilen tıkanıyor. Aile Yönetmeliği’ne Cumhurbaşkanı’na imza attırıyorlar. Dolayısıyla da siz görevi suistimalden, hukuku uygulamamaktan, hukuku kandırmaktan dava açamıyorsunuz. Hukuken hakkımızı alamıyoruz. Davalar yaklaşık iki yıl sürüyor. Hukuki süreç o kadar gecikiyor ki neredeyse birçok insanın aile hekimliği süresi bitiyor. Haksızlık tespit edilmesine rağmen uygulamada değişiklik yapılmıyor" dedi. Performans kriterleri ve iş yükü Performans sistemine ilişkin açıklamada bulunan Kurban, "En sonunda ek performans kriterleri getirdiler. Bugün aile hekimleri diyor ki ’Biz bu yoğunlukta mevcut performans kriterlerini yerine getiremiyoruz. Gelen hasta sayısı çok fazla.’ Günde ortalama 70-80, bazen 90-100 hasta bakılıyor" diye konuştu. Yeni düzenlemeler ve maaş kesintisi Kurban, yeni düzenlemelere ilişkin değerlendirmesinde, aile hekimlerinin iş yükünün yaklaşık yüzde 30 oranında artırıldığını belirtti. Kurban, "Buna göre, hekimlerden mevcut yoğun çalışma şartları içinde ek performans kriterlerini de yerine getirmeleri bekleniyor. Bu kriterlerin karşılanamaması durumunda ise maaşlardan yüzde 7 oranında eksilecek.1300 yıllarında Osmanlı’da hayvanlara yüklenecek yüklerin bile hesabı varmış. Fazla yüklersen ceza veriliyormuş. Biz 2026’dayız. Buna rağmen insanlara bu kadar yük yükleniyor Biz insanız, onlar hayvan. Aramızdaki farka rağmen onlar gibi muamele göremiyoruz" şeklinde konuştu. Ekipman ve kamu malı tartışması Ekipman konusuna değinen Kurban, "Aile hekimliğinde cari gider var. Bu aslında oranın masrafları için verildi. Bu iş çıktığı zamanda Recep Akdağ zamanında şöyle demişti: ’Aile hekimlerinin biz hakkını veremiyoruz, onun için bir de cari gider verdik.’ Fakat şimdi bakanlık diyor ki ’Alınan malzeme sizin değil, kamu malıdır.’ Sen bize ASM’de bulunan malları parayla sattın. Madem kamu malıydı bize niye sattın? Dolap, masa, sandalye, bütün malzemeleri şahsımıza satıldıysa nasıl kamu malı olur? Benim aldığım EKG cihazı, tansiyon aleti nasıl kamu malı olur? Ekipmanlar ucuz bir şey değil. Öyle bir durumdayız ki dava edemiyoruz, kazansak ta hakkımızı alamıyoruz. Eylem yapamıyoruz, yaptığımız zaman maaş kesiliyor. Yapamayacağı işler hekimlere teklif ediliyor, eziliyor ve hakları talan ediliyor" ifadelerini kullandı. Yazılım ve zorunlu sistem Yazılım sistemine ilişkin konuşan Kurban, "Bakanlığımız aile hekimliği bilgi sistemi programı tek bir programa indirdi. Ama bu programı bakanlık üretmedi. Başka bir şirkete ürettirdi. Şimdi diyor ki siz bunu zorunlu olarak kullanacaksınız. Neden zorunlu kullanacağız? O programın kullanışsız olmasını bir kere kenara bırakın. Serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir yerde sen nasıl olur da bu kadar insanı işsiz bırakırsın? En güzel programları üreten, çoğunlukla aile hekimleri tarafından tercih edilen, ergonomik yapısı çok iyi olan programları iptal ediyorlar. Diyorlar ki sen zorla bu programı kullanacaksın. Parasını da devlet vermiyor, yine aile hekimliğinin kesesinden alıyorlar. Bana tercih hakkı da bırakmıyorlar" diye konuştu.
Antalya Şiddetin görünür hale gelip normalleşmesi çocuk ve gençleri olumsuz etkiliyor Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemlerde kamusal alanlarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. Konunun sadece bireysel değil toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Ünal, "Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır" dedi. Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası ve 28. Ulusal Klinik Eğitim Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında, etkinliğe ilişkin veriler paylaşıldı. Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu, sempozyumda 14 kurs, 30 panel, 10 uzmanla buluşma oturumu ve 6 konferans düzenlendiğini, ayrıca 82 sözlü ve 46 poster bildirinin sunulduğunu belirtti. Toplam 162 konuşmacının yer aldığı programa 441 katılımcı katılırken, 103 katılımcının burslu olarak desteklendiği bildirildi. Sempozyuma Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda’dan 6 yabancı konuşmacı da katkı sundu. "Bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemde artan şiddet ve intihar olaylarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Son dönemde okullarda ve kamusal alanlarda artan şiddet olayları, toplum ruh sağlığı açısından ciddi bir kaygı kaynağıdır ve yalnızca bireysel değil, toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu süreç, hem başkalarına yönelik saldırgan davranışları hem de bireyin kendine yönelen yıkıcı eğilimlerini, özellikle intihar düşüncesi ve girişimlerini artırabilmektedir. İstanbul’da son günlerde raylı sistemlerde art arda yaşanan intihar olayları hepimizi derinden üzmekte, bu durum yalnızca bireysel kayıplar açısından değil, toplum ruh sağlığı ve kamusal güvenlik açısından da acil ele alınması gereken ciddi bir soruna işaret etmektedir. İntihar davranışı, çoğu zaman çok etmenli bir süreç içinde ortaya çıkar. Ruhsal hastalıklar, umutsuzluk, yalnızlık, ekonomik ve sosyal zorluklar, travmatik yaşantılar, madde kullanımı, daha önceki kendine zarar verme davranışları, destek sistemlerinin zayıflaması, ölümcül araçlara kolay erişim ve profesyonel yardıma erişimdeki güçlükler bu süreçte rol oynayabilir. Bu nedenle, intiharı önlemede suçlayıcı ve damgalayıcı söylemlerden uzak, riskleri azaltmayı ve destek mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen, bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" dedi. "Tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir" Toplumda şiddet ikliminin azaltılması gerektiğini ve güven duygusunun yeniden tesis edilmesine yönelik adımların atılabileceğini ifade eden Ünal, "Toplumsal huzurun güçlendirilmesi, intiharı önlemenin temel şartların arasındadır. İntihar önlenebilir. Bunun için ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki bireylerin erken fark edilmesi, kriz anında hızlı ve şefkatli müdahale edilmesi ve ölümcül yöntemlere erişimin sınırlandırılması büyük önem taşımaktadır. İntihar davranışının bulaşıcı olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle medyada intihar haberlerinin sansasyonel ve ayrıntılı biçimde sunulmasından kaçınılmalı, bunun yerine yardım yolları ve destek mekanizmaları görünür kılınmalıdır. Raylı sistemlerde yaşanan intiharlar, sağlık hizmetlerinin yanı sıra kent planlaması, ulaşım güvenliği ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunda ele alınmalıdır. Uluslararası veriler, platform bariyerleri, güvenlik sistemleri ve personel eğitiminin etkili koruyucu önlemler olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir. Toplum olarak da sorumluluğumuz vardır. Çevremizde umutsuzluk, vedalaşma, içe çekilme, ’yaşamak istememe’ ifadeleri veya kendine zarar verme belirtileri gördüğümüzde bunu göz ardı etmemeli, yargılamadan destek olmalı ve profesyonel yardıma yönlendirmeliyiz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, korku ve sansasyon değil, dayanışma, erken müdahale ve erişilebilir destek sistemleridir" şeklinde konuştu. "Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95’den fazlasının sözel şiddete maruz kalıyor" Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri Dr. Gülsüm Zuhal Kamış ise, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, yıllardır çözülememiş bir sorun olduğunu ifade ederek, "Hekimler ve sağlık çalışanları yalnızca sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalmıyor, hayatını da kaybediyor. Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95’den fazlasının sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı şartlarda, meslektaşlarımız, bir taraftan Dr. Ersin Arslan, Dr. Fikret Hacıosman, Dr. Ekrem Karakaya, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Aynur Dağdemir ve mesleki baskıların gölgesinde hayatını kaybeden Dr. Melike Erdem gibi hayatını kaybeden meslektaşlarımızın acısını yüreğinde taşıyor, bir taraftan da sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor" diye konuştu. "Şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur" Türkiye Psikiyatri Derneği Saymanı Dr. Hayriye Mihrimah Öztürk ise kadına yönelik şiddet konusuna ilişkin, "Kalıcı çözüm yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı değildir. Şiddetin temelinde yatan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele edilmeden, eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda eşitlik sağlanmadan ve toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeden bu sorunun ortadan kaldırılması mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet kaçınılmaz değildir. Bu şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur. Dolayısıyla değiştirilebilir. Şiddeti önlemek, şiddete maruz bırakılan kadınlara inanmak, onları güçlendirmek ve destek mekanizmalarını erişilebilir kılmakla başlar. Sağlık sistemi, emniyet birimleri ve adli süreçler, kadınların yeniden travmatize edilmesini önleyecek şekilde yapılandırılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" Türkiye Psikiyatri Derneği Asistan Hekimlik Sekreteri Dr. Nur Temizkan ise dijital şiddetin, yalnızca teknolojik bir sorun olmadığını belirterek, "Toplumsal, psikolojik ve sistematik katmanları olan çok boyutlu bir kriz. Ve ayrıca dijital şiddet, bireysel bir psikopatolojiden ziyade, politik, sosyolojik ve kültürel unsurların bir sonucu. Dijital şiddet dediğimizde, internet, sosyal medya, akıllı telefonlar gibi araçlar üzerinden gerçekleştirilen her türlü taciz, tehdit, aşağılama, şantaj ve kontrol davranışını kastediyoruz. Bu, aslında geleneksel şiddetin ortadan kalkmış hali değil, dijital dünyaya taşınmış ve yeni araçlarla güçlenmiş bir uzantısı. Güncel verilere bakarsak, Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, kadın gazeteciler ve aktivistlerin üçte ikisinden fazlası dijital şiddete maruz kalıyor, bu vakaların yüzde 40 kadarı fiziksel şiddetle sonuçlanıyor. Türkiye’de yapılan çalışmalar ise her 10 kadından yaklaşık 3’ünün ısrarlı takibe maruz kaldığını, kadınların yarısından fazlasının ise dijital mecralarda taciz içerikli mesajlarla karşılaştığını gösteriyor. Bu bulgular, dijital şiddetin çoğu durumda fiziksel şiddetin alternatifi değil, onu önceleyen, besleyen ve sürekliliğini sağlayan bir süreç olduğunu göstermekte. Biz bugün şunu vurgulamak istiyoruz: Dijital alan da bir yaşam alanı. Orada maruz kalınan şiddet gerçek ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri son derece somut ve yıkıcı. Kadınların, gençlerin ve diğer tüm grupların dijital alanda var olabilmek için daha sessiz, daha görünmez olmak zorunda kalması bir çözüm değil. Dijital şiddet çok boyutlu bir kriz ve bununla ancak toplumsal, psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" dedi.