GENEL - 09 Kasım 2019 Cumartesi 10:00

Uluslararası Dini Araştırmalar ve Küresel Barış Sempozyumunun sonuç bildirgesi açıklandı

A
A
A
Uluslararası Dini Araştırmalar ve Küresel Barış Sempozyumunun sonuç bildirgesi açıklandı

Mardin’de Türkiye İmam Hatipliler Vakfınca (TİMAV) düzenlenen 5.

Mardin’de Türkiye İmam Hatipliler Vakfınca (TİMAV) düzenlenen 5. Uluslararası Dini Araştırmalar ve Küresel Barış Sempozyumunu sonuç bildirgesi yayımlandı.


Atatürk Kültür Merkezi’nde, Mardin Artuklu Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi ile İlim ve Hikmet Araştırma Merkezi desteğiyle 29 ayrı oturum halinde yapılan yurt içi ve yurt dışından çok sayıda bilim adamı ve akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilen "Toplum-Birey İkileminde Ortak Değerler ve Farklılıklar" temalı sempozyumun bildirgesi yayımlandı.


İki gün süren konferansın ardından hazırlanan sonuç bildirgesinde, şu ifadeler kullanıldı:


“Toplumlar ortak değerler üzerinde yükselirken, bireyler farklılıklar üzerinden kendilerini ifade ederler. Günümüz dünyasının temel sorunlarından birisi de bireylerin farklılıklarını ortaya koyma arzularıyla, toplumların ortak değerler inşa etme çabasının çatışmasıdır. Bu sempozyumda farklı bakış açılarıyla insanlık tarihinin birikimi, bilgi çağının imkanlarıyla birleştirilerek muhtemel çatışma alanları ve çözüm önerileri müzakere edilmiştir. Küreselleşen dünyada farklılıklara mecbur olunduğu aşikar olmasına rağmen bireysel ve toplumsal hayatta ortak değerler vazgeçilmezdir. Birey benliğini inşa ederken, ortak değerlere mutlak anlamda gereklilik duymaktadır. İnsanlığın geleceği ve huzuru, mutlak ben-merkezci batı medeniyetini referans alan bir anlayışla değil, ortak ahlaki değerleri önceleyen bir anlayışla inşa edilmelidir. Ancak birlikte yaşama için gerekli olan ortak değerler yereli yok saymamalı, evrensel karşısında yerel değerler göz ardı edilmemelidir. İnsanlık için elzem olan, yerel ve küresel ölçekte beraber yaşama ve müsamaha kültürünün yaygınlaşmasıdır. Kur’an ve sünnette adaletli olmaya ve haksızlıkları ortadan kaldırmaya yönelik tavsiyeler, ilahi buyruklar olmakla birlikte toplumun huzurunu temin edecek ahlakî gerekliliklerdir. Bu çerçevede, fertler ve toplum iyiyi ve adaleti tesis yolunda etkin bir birliktelik sergilemelidir. Hz. Peygamber’in farklılıkları yönetmesinin Medine Vesikası ile tüm insanlığa örnek olabilecek bir açılım olduğuna dikkat çekilerek bireysel ve kültürel farklılıkların göz önünde bulundurulmasının adaletli bir yönetim için gerekli olduğu vurgulanmıştır. Kişilerin ve toplumun tüm faaliyetlerinin izlenildiği ve ayrıştırıcı amaçlarla kullanıldığı günümüz dünyasında, bu nebevi yöntemin birleştirici özelliği çok daha büyük bir önem arz etmektedir. Savaş ve ekonomik sebebe dayalı göçler Batı toplumlarında İslamofobiyi körüklemiş, Müslümanların kamusal alandaki görünürlüklerinin artması batının seküler dünyasına karşı bir tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır. Avrupa’da yerleşik Müslümanların aynılaştırma ve dışlama pratikleri kıskacında seküler ikraha maruz kaldıkları gözlemlenmektedir. Buna karşılık son dönemde batı kamuoyunda İslamofobiye karşı oluşan hassasiyet umut vericidir. Günümüz dünyasında sadece bireyler değil toplumlar da medya vasıtasıyla yönlendirilmektedir. Medyanın değerleri yozlaştırıcı etkisine karşı toplumsal farkındalık oluşturulması oldukça önemlidir. Toplumsalın baskısında varlık mücadelesi veren bireyin kendini ifade yollarından biri olan sanat ve edebiyatın toplumsal hayata katkıları göz ardı edilmemeli ve insanlığın ortak değerlerinin oluşmasında sanat ve edebiyattan azami ölçüde istifadeye gayret edilmelidir. Sonuç olarak; 2 gün boyunca sunulan ve tartışılan bildiriler bağlamında bireyin farklılığını inkar etme, dışlama ve yok etme yoluna gitmeden, toplumsalı ve toplumsalın ortak zeminini inşa etmenin en sağlıklı yolunu bulma yolunda yapılacak çalışmaların değerine vurgu yapılmış, bu yönde yapılacak teorik ve pratik çalışmaların özendirilmesinin önemine dikkat çekilmiştir.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.