ASAYİŞ - 05 Nisan 2024 Cuma 14:15

Mardin’de mart ayında 127 terör operasyonu düzenlendi

A
A
A
Mardin’de mart ayında 127 terör operasyonu düzenlendi

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, "Mart ayında Mardin’de bölücü terör örgütü PKK ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerine yönelik toplam 127 operasyon düzenlenmiştir. Bu operasyonlar sonucunda gözaltına alınan 10 kişiden 9’u tutuklanmıştır" dedi.


Mardin Valisi Akkoyun, Asayiş ve Güvenlik Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu. Asayiş ve güvenlik verilerini gözden geçirerek, suç oranlarını azaltmayı ve huzur ortamını sağlayarak halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflediklerini açıklayan Vali Akkoyun, Mardin’i vatanın en huzurlu şehirlerinden biri yapmakta kararlı olduklarını vurguladı. Bu amaçla can ve mal güvenliğini tehdit eden her türlü suç ve suç örgütü ile mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüklerini, milletin birlik ve beraberliğine kasteden bölücü terör örgütlerine karşı kararlı mücadelenin sürdüğünü belirten Vali Akkoyun, il genelinde terör, asayiş, organize suçlar ile huzur ve güven uygulamalarında 5 uzun namlulu silah, 11 ruhsatsız av tüfeği, 101 ruhsatsız tabanca ve 2 bin 350 muhtelif mühimmatın ele geçirildiğini söyledi. Suriye sınır hattında yer alan Mardin’e yasadışı yollarla geçmeye çalışan kişilere yönelik gerekli çalışmaların yapıldığını ve bu kapsamda mart ayı içerisinde Suriye’den ülkeye yasadışı yollarla geçmeye teşebbüs eden 108 kişinin hudut birlikleri tarafından hudut hattı ötesinde engellendiği bilgisini paylaşan Vali Akkoyun, "Narkotik suçlarla mücadele kapsamında da Mardin’de mart ayı içerisinde toplamda 77 operasyon düzenlendi. Bu operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 19 kişiden 16’sı tutuklandı. Trafik denetimleri kapsamında mart ayında 652’si okul servis aracı olmak üzere toplam 90 bin 444 araç denetlendi. İlimizin huzuru ve güvenliği için devletimizin tüm kurumları ve her bir çalışanıyla verdiği mücadele kararlılıkla hız kesmeden devam ederken, kıymetli Mardinli hemşehrilerimizin verdikleri destekle daha da güçlenerek yol kat etmekteyiz" dedi.


"İlimizde teröre, onların işbirlikçilerine, zehir tacirlerine, organize suç örgütlerine her alanda gerek dijital mecralarda, gerek toplumsal mecrada faaliyetlerine müsaade edilmemiş ve edilmeyecektir" diyen Vali Akkoyun, "Bundan sonraki süreçte de Mardin’in daha huzurlu, daha güvenli bir yer olabilmesi için gayretle çalışmalarımızı hız kesmeden sürdüreceğiz. Bu gayretli çalışma sırasında vatandaşlarımızdan öncelikle 112 ihbar hattını etkin bir şekilde kullanmalarını istiyoruz" ifadelerini kullandı.


Toplantıya İl Emniyet Müdürü Cebrail Buğday, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral İdris Tataroğlu ile ilgili birimlerin amirleri katıldı.



Mardin’de mart ayında 127 terör operasyonu düzenlendi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Mesir Macunundan alabilmek için kazanın içine girdiler Manisa 486. Uluslararası Mesir Macunu Festivali, Ramazan Bayramının ikinci gününde Nevruz ateşinin yakılması, temsili Merkez Efendi ve Hafsa Sultan eşliğinde protokolün kortej yürüyüşü ve mesir macunu karma töreniyle başladı. Kazanda karılan mesir macunundan almak isteyen vatandaşlar, ellerindeki poşet, tencere ve plastik tabaklarla adeta birbirleriyle yarışırken, her sene olduğu gibi ortaya renkli görüntüler çıktı. UNESCO’nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan 486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali, Nevruz Bayramı şenlikleriyle beraber başladı. İlk olarak Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan etkinliklerde, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, mesir komitesi üyeleri tarafından Milli Egemenlik ve Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu. Saygı duruşunda bulunulması ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam eden etkinlikte şiirler okundu, halk oyunları gösterileri sunuldu. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Sudak’ın selamlama konuşması ve Nevruz’un önemine ilişkin yaptığı konuşmasının ardından protokol üyeleri Nevruz’un simgesi haline gelen renkli yumurtaları birbirleriyle tokuşturarak kırmaya çalışırken, Nevruz’un en önemli ritüellerinden olan örste demir dövüp ateş üzerinden atladı. Mesir Korteji düzenlendi Etkinlik, geleneksel hale gelen kortej yürüyüşüyle devam etti. Mesir Macunu sayesinde şifa bulan Hafsa Sultan ve Mesir Macununu hazırlayan Merkez Efendi’yi ve Manisa’da yetişen şehzadeleri temsil eden tiyatrocuların eşliğinde protokol üyeleri Manisalıları selamlayarak, Sultan Camii Külliyesi içerisinde yer alan Şifahanenin önüne kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Törenlere Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, CHP Manisa Milletvekilleri Bekir Başevirgen, Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Şifalı Mesir Macunu dualarla karıldı Mesir Karma Töreninin açılış konuşmasını yapan Manisa’yı Mesir’i Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, "Manisa hepimiz için çok önemli. Manisa deyince Mesir, Mesir deyince Manisa akla geliyor artık ve her yıl büyüyerek bu tanıtım anlamında da hem yurt dışında, yurt dışında bu gelenek, bu inanış büyüyerek devam ediyor. Her zaman söylediğim gibi biz Sultan Camii Kubbe ve minarelerinden sadece Mesir Macunu saçmıyoruz. İhtiyacı olanlara şifa, sevgi, kardeşlik, umut ve barış açıyoruz" dedi. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, "Şehrimizin gururu, kültürümüzün en kıymetli mirası olan Mesir Festivali geleneğimizin 486. yılını karşılamanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugün Manisa’mızda çifte bayram yaşıyoruz. 486 yıldır bu topraklarda mayalanan, hoşgörünün ve şifanın sembolü olan Mesir geleneğimizi bu yıl Ramazan Bayramı’nın ikinci gününde sizlerle beraber karşılıyoruz. Bayramın o birleştirici ruhu ile Mesir’in kadim şifasının aynı gün buluşması şehrimiz için çok güzel ve anlamlı bir denk geliş. Bayramın huzuru ile Mesir’in şifası Manisa’mızın bereketli topraklarında birleşiyor. 486 yıl önce Merkez Efendi’nin Hafsa Sultan’ın şifa bulması için hazırladığı bu şifalı macun bugün sadece bir geleneği değil, hoşgörüyü, dayanışmayı ve bir arada yaşam kültürünü temsil ediyor" şeklinde konuştu. Manisa Mesir Macunu Festivalinin sosyal dayanışmanın bir örneği olduğunu ifade eden Manisa Valisi Vahdettin Özkan ise şunları söyledi: "Mesir Festivali deyip geçmemek lazım. Klasik bir festival değil. Bir kere dünyanın en kadim ve en eski festivali Mesir festivalidir. Mesir Bayramı’dır. Aynı zamanda manevi olarak, şifa olarak inanç değerlerimiz açısından çok kıymetli bir bayramdır, bir festivaldir. Keza sağlık, sıhhat bulma açısından insanın ihtiyaçlarının önem hiyerarşisinde en önemlisi olan sağlık hizmetine erişimle ilgili o zamanın şartlarında en güzel ilaçlar terkip edilerek sunulmuştur. Aynı zamanda bir sağlık kurumunun ifadesidir" Kazanın içinde kıyasıya yarış Yapılan konuşmaların ardından Manisa İl Müftü Vekili Mehmet Nurlu’nun yaptırdığı dua ile birlikte Mesir Macunu kazanına 41 çeşit baharat ilave edilerek karıştırıldı. Protokol üyeleri tarafından hazırlanan temsili Mesir Macunu kazanı vatandaşların alabilmesi için sahneden aşağıya indirildi. Ellerinde kavanozlar, poşetler, plastik tabaklar ile kazanın içine ellerini daldıran vatandaşlar şifalı olduğuna inanılan Mesir Macunundan alabilmek için birbirleriyle yarışırken, ortaya her sene olduğu gibi renkli görüntüler çıktı. Sadece Manisalıların değil, İzmir, İstanbul gibi farklı illerden gelen vatandaşlar da macundan alabilmek için yarıştı. Kimi vatandaşlar mesir macununa bulanırken, macundan alabilen vatandaşlar ise yüzyıllardır yaşatılan geleneğin kendine has bir geleneği olduğunu ve her sene takip ettiklerini söyledi. Nevruz Bayramı ve Mesir Macunu Karma Töreniyle başlayan 486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali, 26 Nisan Pazar günü Sultan Camii kubbe ve minarelerinden vatandaşlara 10 ton mesir macunu saçılmasıyla sona erecek.
Muğla Muğla’da çoraplar farkındalık için boyandı Muğla Büyükşehir Belediyesi 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde farkındalık oluşturmak için etkinlikler düzenledi. 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde Türkiye Sakatlar Derneği Muğla Şubesi ile birlikte Down Sendromu Farkındalık ve Bayramlaşma etkinliği düzenleyen Muğla Büyükşehir Belediyesi Kısa Mola merkezlerinde de farkındalık çalışmaları gerçekleştirdi. Türkiye’de ilk olan ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından il genelinde 9 merkezde hizmet veren Kısa Mola Merkezleri’nde farklı etkinlikler düzenlendi. Kısa Mola Merkezleri’nde 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü nedeniyle çorap, ağaç boyama etkinliği gerçekleştirildi. Farklı veya renkli çorap giymek, özellikle 21 Mart Down Sendromu Farkındalık Günü’nde kromozom farklılığına dikkat çekmek için yapılan uluslararası bir eylem olarak nitelendiriliyor. Down Sendromunun bir eksiklik değil genetik bir farklılık olduğunu, farklılıklarının hayatı güzelleştirdiğini, toplumu zenginleştirdiğini, sevgi ve anlayışla bu özel bireylerin yaşama daha sıkı bağlandığının vurgulandığı etkinliklere katılanlar keyifli vakit geçirdi. Bu özel gün için hazırlanan her çorap farklılıkların bir zenginlik olduğunu, her bireyin eşit ve değerli olduğunu hissettirmek için boyandı. Etkinlikte oluşturulan farkındalık ağacı da sevginin, emeğin ve birlikte olma ifadesi olarak öne çıktı. "Tüm renklerimizle, farklılıklarımızla güzeliz" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras sevgi ikliminin hakim olduğu Muğla’da tüm vatandaşların eşit yaşam hakkına sahip olması, farklı renklerin bir arada mutlu yaşaması için çalıştıklarını söyledi. Başkan Aras; "Toplumumuzu bir arada tutan, güçlü olmasını sağlayan farklılıklarımızla birbirimize sahip çıkmamız ve sevmemizle doğru orantılıdır. Bir bahçeyi güzelleştiren rengarenk çiçekler gibiyiz ve bizler her rengimizle güçlüyüz. Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu 21 Mart nedeniyle bir kez daha vurguluyoruz. Bu farklılık bireylerin öğrenmesine, üretmesine ve topluma katkı sunmasına asla engel değil. Burada önemli olan fark etmek, anlamak, birlikte yaşama kültürünü güçlendirmektir. Muğlamızda tüm vatandaşlarımızın eşit, erişilebilir ve kapsayıcı yaşam hakkına sahip olması için çalışıyoruz ve diyoruz ki, Muğla’mızda biz tüm renklerimizle güzeliz" dedi.
Samsun Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli" Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, "Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. "Su ve cinsiyet teması öne çıkıyor" Kadınlar su alanında değişime öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Demir," Suyun aktığı yerde medeniyet vardır, adalet vardır, eşitlik vardır, güzellik vardır. Küresel iklim değişimi ve buna bağlı olarak etkisini her geçen gün artıran su krizi herkesi etkilemektedir. Bu etki, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya canlı türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu etkiye dikkat çekmek için Birleşmiş Milletlerin 1993 yılında 22 Mart’ı Su Günü ilan etmesi ve her yıl dünyada farklı etkinliklerle kutlanması yaygınlaşmış, her yıl farklı temalar ile kutlanır hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılı için ortaya konan Su Günü teması ‘Su ve Cinsiyet’tir. Toplum içerisinde sudan en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ne yazık ki suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakmakta, bu durum su krizini bir kadın krizi haline dönüştürmektedir. Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarının sağlanması 2026 Su Yılı’nın temel temasını oluşturacaktır. Kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir" diye konuştu. "Kuraklık riski kapıda" Suyu yönetmede toplumun görevine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, "İklim değişikliğinin oluşturduğu yaşam döngüsü, suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan riskleri ortaya çıkarmakta, bu sürecin yönetilebilmesi için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca toplumların görevi suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için dirençli bir yaşam döngüsü oluşturabilmektir. Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede, kadınları ve çocukları geride bırakan normlara ve davranışlara karşı duyarlı ve koruyucu olmaya hazırlamakla mümkündür. Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir, suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir. Bunun için bireylerin, okulların, kuruluşların, şirketlerin ve hükümetlerin, suyun aktığı yerlerde eşitliğin yeşermesini sağlamak için alacakları tedbir ve üstlenecekleri sorumluluklar etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. "Kadınlar suyun geleceğini şekillendirmelidir" Su krizini çözmek için kadınların liderliğine ihtiyaçlarını olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, " Su hizmetleri iklim değişikliğine dayanmalı ve herkesin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Su aktığı yerde eşitlik yeşerir. Kadınlar ve kız çocukları suyla ilgili kararlarda eşit söz hakkına sahip olduğunda, hizmetler daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve etkili hale gelir. Suyu, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha müreffeh ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir geleceğin itici gücü haline getirmek için kadın liderliğini ön plana çıkarmalıyız" ifadelerini kullandı. "Hazıra dağlar dayanmaz" Yaz aylarında kuraklık riskiyle ilgili Demir, "Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmekte, özellikle su sıkıntısı içerisinde olan ve su fakirliğine girmek üzere olan ülkemiz su kaynakları üzerine etkisi giderek artmaktadır. Son yıllarda yaşanan olaylar 2026 yılı ve sonrası için de bizleri endişeye sevk etmektedir. 2025 yılı son ayları ve 2026 yılının ilk aylarında alınan yağışlar ülkemizdeki su kaynaklarını biraz rahatlatsa da, ilkbahar yağışları ve yaz ayları bu sürecin yaşanmasında önemli etkiye sahip olacaktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Yaz ayları için uzmanların kuraklık riski ile ilgili önemli uyarıları bulunmaktadır. Bu süreçten ülkemizin de etkilenme ihtimali yüksektir. Yaz aylarında pek çok şehrimizde ve tarımsal sulamada geçen sene yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için mevcut suyumuzu bugünden doğru ve planlı kullanmalıyız" açıklamasında bulundu. "Ulusal Su Planı yürürlüğe girdi" Su, bugünün meselesinin değil geleceğin kurtuluşu olduğunun altını çizen Demir şunları söyledi: "İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde, Türkiye’nin su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımına yönelik yol haritasını ortaya koyan Ulusal Su Planı (2026–2035), Cumhurbaşkanımızın onayı ile kapsamlı bir yol haritası olarak yürürlüğe girmiştir. Ulusal Su Planı (2026–2035), suyu tüm sektörleri yönlendiren stratejik bir eksen olarak ele alarak su kaynaklarının kalite ve miktar açısından sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su güvenliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğine uyumu desteklemek amacıyla hazırlanmış; kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve öncelikleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Türkiye’nin su yönetiminde önümüzdeki on yıla yön veren Plan; su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımını destekleyecek şekilde yasal ve kurumsal yapının güçlendirilmesini, suya göre planlamanın esas alınmasını, havza ve bölge önceliklerine dayalı yatırımların önceliklendirilmesini ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarının geliştirilmesini öne çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra modern sulama, geri kazanılmış su ve tasarruf uygulamalarıyla su verimliliğinin artırılması; coğrafi bilgi sistemleri, yapay zekâ, büyük veri ve uzaktan algılama gibi araçlarla dijital ve veri temelli yönetimin yaygınlaştırılması; eğitim ile toplumsal farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi Planın temel bileşenleri arasındadır. Ulusal Su Planı (2026–2035); su yönetimine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunan ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını (STK’lar), özel sektörü ve üniversiteleri kapsamaktadır. Plan çerçevesinde belirlenen eylemler; planlama, yatırım, izleme, denetim, veri üretimi, kapasite geliştirme ve farkındalık faaliyetleri başta olmak üzere çok sayıda alanda ilgili ve sorumlu kurumlar tarafından hayata geçirilecektir. 2026 yılında su verimliliği ve sıfır su kaybı hedefiyle başlatılan çalışmalar hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle toplumsal farkındalık amacıyla yapılacak projeler, eğitim çalışmaları, bilinçlendirme uygulamaları ve bunların gerçekleştirilebilmesinde yerel yönetimlerin rolü çok önemlidir. Ülkemizin farklı bölgelerindeki kalkınma ajansları ve proje destek birimleri yerel yönetimleri teşvik ederek bu konularda öncelik edebilecek proje ve uygulamaları desteklemeli, üniversiteler ve kamu kurum ve kuruluşları, ülkemizin 21. yüzyıl vizyonunda da etkin ve öncelikli rol almalıdır.Su, bugünün meselesi değil geleceğin kurtuluşudur. Geleceğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir."