GÜNDEM - 29 Kasım 2025 Cumartesi 09:57

3 çocuk annesinin azmi: Hayvancılıkla uğraşırken çocukların ilk öğretmeni oldu

A
A
A
3 çocuk annesinin azmi: Hayvancılıkla uğraşırken çocukların ilk öğretmeni oldu

Mersin’in Erdemli ilçesinde 3 çocuk annesi 45 yaşındaki Habibe Tekeli, eşiyle hayvancılıkla uğraşırken ortaokul ve liseyi açıktan okudu ardından ise ön lisans ve lisans eğitimlerini tamamlayarak girdiği sınavları başarıyla geçti Kur’an kursuna öğretici olarak atandığı memleketinde 4-6 yaş arasında çocukların ilk öğretmeni oldu. 5 yıldır ilçede görev yapan azmiyle örnek olan Habibe öğretmen şimdi ise yüksek lisans yapmak için ALES sınavına girdi.


Önce hayvancılık şimdi ise çiftçilikle uğraşan 49 yaşındaki Fatih Tekeli ile evli olan 24 yaşında üniversite 17 yaşında lise ve 9 yaşında ilkokul öğrencisi 3 çocuk annesi Habibe Tekeli’nin azmi herkese örnek oluyor. Eşiyle köyde hayvancılıkla uğraşırken bir taraftan da ders çalışan bir taraftan da çocuklarını büyüten Habibe Tekeli, bir arkadaşının önerisi ile 2012 yılında ortaokulu, 2015’te liseyi ve 2019’da ise ön lisansı bitirdi. Azmiyle örnek olan 3 çocuk annesi eğitimini burada bırakmayarak dikey geçişle Elazığ’da bulunan Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Lisans Tamamlama Programını kazanıp sınavlarını başarıyla verdi. Lisans eğitimini 2019’da yüksek onur belgesiyle taçlandıran Tekeli, KPSS’ye girdikten sonra Konya’da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı yazılı ve mülakat sınavına girerek 2021 yılında memleketi Mersin’in Erdemli ilçesindeki müftülüğe bağlı Muhammed Mustafa Özer 4-6 yaş Kur’an Kursu’na öğretici olarak atanarak çocukların ilk öğretmeni oldu.


Eğitimlerini açık öğretimden tamamladı


Yaşamından kesitleri İhlas Haber Ajansı muhabirine anlatan Habibe Tekeli" 3 çocuk annesiyim yaklaşık 5 yıldır Erdemli Müftülüğü’nde Kur’an kursu öğreticisi olarak çalışıyorum. İlkokul mezunuydum. İlkokuldan sonra zorunlu olmadığı için ortaokul, lise ve üniversite okumadım. İki çocuğumdan sonra bir arkadaşın teşvikiyle ortaokula kayıt oldum. Dışardan ortaokulu bitirdim. Daha sonra 3 senede açık öğretimden liseyi tamamladım. Üniversite sınavına girdim ilahiyat ön lisansı kazandım. 2 sene ilahiyat ön lisans okudum. Sonra dikey geçişe gireyim dedim ilk girdiğimde Elazığ Fırat Üniversitesi İLİTAM ilahiyat lisans tamamlama programını kazandım" dedi.


"Hem hayvanlara bakıyordum hem de bir tarafta kitabım sürekli hazır oluyordu"


2 yılda da hiç bütünlemeye kalmadan lisans eğitimini de bitirdiğini anlatan Tekeli, "Tabi bunları yaparken çok zorlu bir hayat şartı vardı. Hayvanlarımız, ineklerimiz vardı, sabah namazından sonra 8’e kadar bir sağım zamanımız oluyordu, ikindi namazından sonra akşama kadar ineklerin altını temizleme, süt sağımı, yemlerini hazırlama oluyordu. Daha sonra sütü sağdıktan sonra eşim Erdemli’ye götürüyor, ben hayvanların başında kalıyordum. Hem hayvanlara bakıyordum hem de bir tarafta kitabım sürekli hazır oluyordu. Hayvanların başında eşim sağım yaparken ben yem çuvalların üzerine oturuyor ders çalışıyordum. Daha sonra sabahtan öğleye kadar sadece bir boş vaktim vardı o vaktinde eşim süte gidiyordu çocuklarımı da annem ve babama gönderiyordum. Sabahtan öğleye kadar o boş vakitte ders çalışmam gerekiyordu. Hiç yerimden kalkmadan ders çalışıyordum. Bütün işlerimi de öğleden sonra çocuklarım ve eşim gelince hallediyordum. Zaten ondan sonra ders çalışma imkanı zaten yok. Herkes yattıktan sonra uyumuyor yine ders çalışıyordum" ifadelerini kullandı.


3’üncü çocuğu 30 günlükten sınavlara girdi


Manevi açıdan çok zorlandığını en küçük oğlu 30 günlükken ilk sınava gittiğini aktaran Tekeli, "Annemle beraber gittim. Annem çocuğuma baktı. Ben sınavlara girerken bunun bilincinde olarak çok aşırı çalıştım. Yani gece bile uyumadım sürekli ders çalıştım. Bütünlemeye kalma ihtimalim yoktu. Çünkü Elazığ uzak hayvanlar burada eşim tek başına kalıyor tek başına yapılacak bir işimiz yok 2-3 günlük o zaman diliminde sınavlarım da çok şükür hiç bütünlemeye kalmadan 4 dönem mi de bitirerek mezun oldum. Diyanet İşleri Başkanlığının açmış olduğu sınav var Kur’an kursu öğreticisi, KPSS’den belli bir puan aldıktan sonra oraya girdim" diye konuştu.


"Yüksek bir puan alarak memleketime atandım"


Konya İhtisas Merkezi’nde girdiği sınavı kazanmasıyla memleketine atandığı dönemi dile getiren Tekeli, "Bütün sınavlara yalnız girdim. Eşim hayvanlardan hiç ayrılamıyordu içimdeki en büyük uhde budur. Yani bütün sınavlara tek başıma gitmem. Sınavlar oluyordu tek başıma gidiyordum. Elazığ’a da tek başıma gitmem gerekiyordu babam tek başına beni göndermemek için bir de küçük çocuk var diye ’annen de seninle gidecek’ dedi o çocuğa baktı ben o şekilde gittim. Sonra Konya’da tek başıma gittim sınava ve o zaman çok zoruma gitti. Bu son olsun dedim öyle dua ettim. Çünkü Konya’ya gittiğimde pandemi dönemiydi her yer kapalıydı otogarda sabahladım. Allah’ım dedim ’bu sınavı kazanayım İnşallah bu son olsun’ dedim. Çok şükür ilk girdiğim mülakatta yüksek bir puan alarak memleketime atandım. Kazanmam ile beraber bütün hayatımız değişti hayvancılığı boşadık köyden şehre Erdemli ‘ye taşındık, şimdi bütün sınavlara eşimle beraber gidiyorum Diyanet İşleri Başkanlığının açmış olduğu sınavlar oluyor. Geçen gün vaizlik sınavı oldu Ankara’da ona gittik" diyerek sözlerini sürdürdü.


"Çocukların ilk öğretmeni olmak beni çok mutlu ediyor"


Lisans eğitiminde 4 dönem yüksek onur belgesi aldığına vurgu yapan Tekeli, "4 dönem onur belgesi alınca beni telefonla aradılar, ’Dekan bey size başarı belgesi verecek’ dediler. Ben bir düşündüm ’Gidemem, inekleri yalnız bırakamam’ dedim. Oraya gitmedim, tabii ki bana sonradan o başarı belgesini gönderdiler ama şimdiki aklım olsa gider alırdım. Şu anda da çok sevdiğim çok olmaktan onur duyduğum bir mesleğim var onu yapıyorum. Çocuklara bir şey öğretmeyi çok seviyorum, onların ilk öğretmeni olmak beni çok mutlu ediyor. Onlara İslamiyet adına Din-i Mübin’i İslam’ı onların kalbini aşılamak Kur’an-ı Kerim’in sevgisiyle büyütmek, Allah’ın sevgisinin tohumunu kalplerine atmak benim için paha biçilemez. Şu anda çok mutluyum. İnşallah uzun yıllar Rabbim bu yolda hizmet etmeyi bana nasip eyler" şeklinde konuştu.


Lisans diplomasını bile almaya gidemediği için vekâlet verdiği dayısının aldığını da aktaran Tekeli, şimdi ise yüksek lisans yapmayı düşündüğünü bunun için ALES sınavına girdiğini sözlerine ekledi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul HİB Başkanlığına Prof. Dr. Murat Şeker seçildi Hizmet İhracatçıları Birliği’nin yeni başkanı Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. adına seçimlere katılan Prof. Dr. Murat Şeker oldu. Tek liste ile gidilen seçimli genel kurulda Prof. Dr. Murat Şeker’in listesi geçerli oyların tamamını alarak yeni yönetimi oluşturdu. Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) gerçekleştirdiği seçimli genel kurulla yeni yönetim kurulunu belirledi. Tek liste ile gerçekleştirilen seçimli HİB Genel Kurulu’nda geçerli oyların tamamını alan ve Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. adına seçimlere katılan Prof. Dr. Murat Şeker’in listesi HİB’in yeni yönetimini oluşturdu. Yeni yönetim kurulu; Prof. Dr. Murat Şeker (Türk Hava Yolları Teknik A.Ş.), Hediye Güral (NG Tasarım Otelcilik ve Turizm A.Ş.), Vehbi Serkan Kaptan (TAV Havalimanları Holding A.Ş.), Turgay Yaman (İGA Havalimanı İşletmesi A.Ş.), Mustafa Eröğüt (Acıbadem Sağlık Hiz. ve Tic. A.Ş.), Murat Baykara (Baynak Ulus. Nak. Turz. Dış Tic. Ltd. Şti.), Prof. Dr. Orhan Gazi Yiğitbaşı (İstanbul Medipol Üniversitesi), İlhan Bağören (Telenity İletişim Sistemleri San. Tic. A.Ş.), Fatih Volkan Kazova (Kazova Yapı İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.), Fatih Aksoy (Med Yapım Televizyon ve Filmcilik A.Ş.), Kemal Yamankaradeniz (Destek Patent A.Ş.) isimlerinden oluştu. HİB’in yeni Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, seçimlerin ardından yaptığı açıklamada, önceki başkan Şekib Avdagiç ve yönetim kurulu üyelerine görevde bulundukları süre boyunca ortaya koydukları vizyon, gayret ve özveri için teşekkür etti. "Bugün geldiğimiz noktada hizmet ihracatı artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur" diyen Şeker, "Küresel rekabetin her geçen gün daha da hızlandığı bu dönemde; başarı, birlikte hareket edebilen, değişimi doğru okuyabilen ve hızla uyum sağlayabilen yapılarla mümkündür. Bizler de bu anlayışla; dayanışmayı güçlendiren, iş birliğini artıran ve sektörlerimizin rekabet gücünü ileri taşıyan bir yaklaşımı esas alacağız" dedi. "Üç temel eksene yoğunlaşacağız" Yeni dönemde önceliklerinin hizmet ihracatını sürdürülebilir, katma değeri yüksek ve küresel ölçekte rekabetçi bir yapıya kavuşturmak olacağını dile getiren Şeker, bu doğrultuda üç temel eksen üzerinde yoğunlaşacaklarına dikkat çekti. Şeker, "Bu eksenlerden birincisi; küresel pazarlarda derinleşme ve çeşitlenme. İkincisi; katma değerli hizmet üretimi ve markalaşma. Üçüncüsü ise dijitalleşme ve insan kaynağı. Bu hedefleri hayata geçirirken; şeffaf, katılımcı ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışını esas alacağız. Üyelerimizin sesini daha fazla dinleyen, sorunlara hızlı çözümler üreten ve ortak aklı merkeze alan bir yapı kurmak önceliklerimiz arasında. Ticaret Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumlarımızla olan güçlü iş birliğimizi daha da ileriye taşıyacak; sektörlerimizin ihtiyaçlarını doğru şekilde ifade eden, çözüm üreten ve yol açan bir Birlik olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Mersin Denizde cansız bedenleri bulunmuştu: İki arkadaştan birinin cenazesi defnedildi Mersin’in Silifke ilçesi açıklarında deniz yüzeyinde bulunan 2 erkek cesediyle ilgili başlatılan soruşturma sürerken, hayatını kaybedenlerden Halil Çelik’in cenazesi toprağa verildi. Olay, dün Taşucu Mahallesine bağlı Boğsak Şahin Kayası açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, dün 14.20 sıralarında Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı Harekat Merkezi’ne, deniz yüzeyinde 2 kişinin hareketsiz halde bulunduğu yönünde ihbar yapıldı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sahil güvenlik ekipleri kısa sürede olay yerine ulaştı. Deniz yüzeyindeki 2 erkek cesedi ekipler tarafından bota alınarak Silifke Sahil Güvenlik iskelesine getirildi. Yapılan incelemelerde hayatını kaybeden kişilerin 69 yaşındaki Akın Acar ile 66 yaşındaki Halil Çelik olduğu öğrenildi. Cenazeler, kesin ölüm nedenlerinin belirlenmesi amacıyla Mersin Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Olayla ilgili inceleme devam ederken, şahısların denize açıldıkları teknenin battığı ihtimali üzerinde durulduğu, bulunması için bölgede çalışmaların sürdüğü öğrenildi. Cenazelerden biri defnedildi Hayatını kaybeden Halil Çelik’in cenazesi bugün ikindi namazı sonrasında Bolacalıkoyuncu Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Akın Acar’ın ise yarın öğle namazına müteakip Taşucu Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacağı belirtildi. Öte yandan Halil Çelik’in yakın arkadaşı Mevci Arslan, arkadaşının yaklaşık 15 yıldır balıkçılık yaptığını ve denizi iyi bildiğini söyledi. Arslan, "5 metre uzunluğunda bir tekne almıştı. Zaman zaman diğer arkadaşları ile de balığa giderdi. En yakın arkadaşı Akın’dı. Cumartesi günü oturduk yemek yedik. Dün için balığa gideceğiz erken döneriz dedi. Şaşırdık. Halil o kadar hava durumunu takip eder ki ben anlamam. İnanamıyoruz. Hiç kimse inanamıyor. Bu nasıl olur. Valilik uyarı yaptı diyorlar. Tekne yok. Ama bilmiyorum derinliği ne kadar tekne çıkarılır mı? Benim kendi düşüncem sanki ya kayaya vurdu ya da başka bir şey vurmuş olabilir. Durum acı" dedi.
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "AB kendi içerisinde tartışma yaşıyor" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezinde gerçekleştirilen MYK toplantısı devam ettiği sırada gündeme dair açıklamalarda bulundu. Toplantıda siyasi değerlendirmelerin yapıldığını ve dış politikadaki gelişmelerin yakından takip edildiğini aktaran Çelik, "Gerek Rusya-Ukrayna Savaşı, gerek Gazze ve diğer kriz alanları konusunda ülkelerin arasındaki ittifaklar çatlarken NATO ile ilgili tartışmalar oluyor. Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor. AB Komisyon Başkanı Von Der Leyen’in çok talihsiz bir açıklaması oldu. Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkeleri zikrederek, bunların Avrupa’ya nüfuz etmesinin engellenmesi gerektiğini ifade etti. Avrupa bütünleşmesinin bu şekilde sağlanması gerektiğini ifade etti. Bu, AB’nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren temel bir açıklama. Türkiye gibi AB’ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Bu bir sır değildi ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında her zaman bir aydınlanma Avrupası yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupa’sını gösteriyordu. Biz de bu konuda uyarılarımız yapıyorduk. Bunun sonuçlarıyla sadece Türkiye-AB ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. AB, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yaşıyor. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran savaşı konusundaki etkisizliklerini görüyoruz. Burada Von Der Leyen’e sorulması gereken soru şu; bir Avrupa Komisyonu Başkanı olarak bir aday ülkeye dönük bu çifte standardınızın ideolojik temelleri nedir? İkinci olarak da her zaman söylenir; AB bir ekonomik güç oldu ama hiçbir zaman bir siyasi güç olamadı. Bugün NATO meselesinde de görüldüğü gibi kendi güvenliğini bile kendisi sağlayamayan bir birlik durumunda. Bütün bunlar tartışılırken Von Der Leyen’in aday ülke olan Türkiye’nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içerisine girmesi AB’nin bugün neden bu halde olduğunu iyi gösteren bir durum" diye konuştu. "AB, Türkiye’yi bu kadar güçlü görüyorsa o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır" "Madem Türkiye, bütün Balkanları ve Avrupa’yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir" diye konuşan Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Von Der Leyen, aslında söylediklerinin altyazısında itiraf ediyor. Bu itirafıyla da aslında bir tür büyüyen ve ilkelere dayanan bir Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa’yı söylüyor. Ama, zikrettiği diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye, AB’ye bir aday ülke. Onu, bu kadar güçlü görüyorsanız o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz." "Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümetinin uyguladığı fanatizmin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı bunu gerçekleştirdiğini hatırlatan Çelik, "Lübnan’da İsrail askerinin bir Hazreti İsa’ya ait bir heykeli parçalamasındaki nefret doğal olarak Hristiyan aleminin tepkisini çekti. Burada şunu görmek gerekiyor; tamamen ideolojik bir motivasyonla, fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir yapı ile karşı karşıyayız. Bunların, Müslüman ve Hristiyanların değerlerine hiçbir saygıları yok. O yüzden biz insanlık ittifakı diyoruz, insanlık ittifakının topyekun bu fanatizmi durdurması gerektiğinden bahsediyor. Bu arada Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" değerlendirmesinde bulundu. "(ABD-İsrail-İran) Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir" İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırıların ardından ortaya çıkan tablonun yakından takip edildiğini dile getiren Çelik, "Ateşkes sağlandı ama İslamabad’daki müzakereler istenilen şekilde henüz ilerlemiyor. Biz İslamabad’daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir, bu savaş haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir. Burada zenginleştirilmiş uranyum meselesi, Hürmüz Boğazı, İran’ın talep ettiği tazminatlar, güvenlik garantileri olmak üzere pek çok konu var. Tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. İslamabad’daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönüşmemesi, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun tam bir destek vermesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. İsrail’in Lübnan’a saldırarak ve başka bölgelerde kriz çıkartarak Gazze’yi unutturmaya çalıştığına değinen Çelik, "Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi ama İsrail, ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmiyor. İlk aşamayı da tahrip etmek için elinden geleni yapıyor. Bu çerçevede tek taraflı birtakım dayatmalarda ve şartlarda bulunuyor. İsrail’in Gazze’de suikastlara ve kadın, çocuk dahil olmak üzere insan öldürmeye bir son vermesi lazım. Bu ilk aşamanın en azından var olması için gereken en temel insani zemin. Yine ilk aşama için mutabık kalınmış olan yardımların Gazze’ye tam olarak ulaşması gibi ilkelerin yerine gelmesi lazım ama İsrail bunlardan da uzak duruyor. O yüzden ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç İsrail’dir. Yine Batı Şeria’ya saldırmaya devam ediyor ve orayı Gazzeleştirmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunun da muhakkak surette önlenmesi gerekiyor" dedi. Ayrıca Çelik, dış politika gündeminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesaisinin en yoğun bir şekilde barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam ettiğini de sözlerine ekledi. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretilmesi son derece yanlıştır" Bir gazeteci tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye karşıtı açıklamaları sorulması üzerine Çelik, "Fransa’nın açıklamalarının yakından takip ediyoruz, doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleri ile ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Çok yakın zamanda Sayın Macron, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Fransa’nın, Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkârlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Fransa’nın Akdeniz’deki istikrarsızlıkla, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel sona erdirilmesi ile ilgilenmesi gerekir. Suriye’de birtakım farklı grupları desteklemek yerine Suriye’nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Yine Fransa’nın, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa Rum Kesimi’nin etrafında bir bayrak göstermekten ve gemi göndermekten bahsediyor. Ayrıca Yunanistan’la ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir; bu tip tavırların Fransa’ya, Yunanistan’a, Akdeniz’in güvenliğine, NATO müttefikliğine ne katkısı var? Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur. Yunanistan açısından ise günün sonunda herkes gidiyor biz baş başa kalıyoruz. Dolayısıyla Yunanistan’ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkanı varken, sürekli olarak başta İsrail olmak üzere birtakım ittifaklar peşinde koşup Türkiye karşıtlığı söylemini yükseltip bundan elde edeceği nedir? Biz, ‘Yunanistan’a üçüncü ülkeler araya girmesin, Türkiye ve Yunanistan berrak, net bir şekilde müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretsin’ diyoruz. Ama, onun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak lazım, otobandan ayrılınca çoğu kez şarampole düşüldüğü görülmüştür. Tekrar aynı hatayı yapmaya gerek yok. Rum Kesimi’nin İsrail ile kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirmiş bir Siyonist şebeke ile yan yana durmak onların bileceği bir iştir. Bugün Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi uluslararası sorunlarda da tarihin doğru tarafında durmuyorlar. Fransa’dan Akdeniz’e kadar olan tüm bu bölgede değerlendirmelerin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğu son birkaç yıldır üst üste görülüyor. Fransa’nın bunlardan vazgeçmesinde, Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi bir zeminde ve doğru bir yaklaşımla ele alması herkesin faydasınadır" cevabını verdi. "Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz" Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullanılan ifadelerle ilgili soru üzerine Parti Sözcüsü Çelik, "Biz, CHP ya da başka partiler ile köşe yazarları hakkındaki bu tartışmalar bizi ilgilendiren tartışmalar değil. Ama, kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade; bir nefret söylemidir. O ifade; doğrudan bir nefret söylemi olarak kodlanmalıdır ve tümüyle reddedilmelidir. Alevi canlarımıza dönük bu şekilde çirkin ifadeler kullanılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz ve reddediyoruz" açıklamasında bulundu.