GÜNDEM - 20 Mayıs 2025 Salı 11:33

Kadınlar eğitimde, çocuklar güvende

A
A
A
Kadınlar eğitimde, çocuklar güvende

Mersin Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığının Halkkent MERCEK’te eğitim alan kadın kursiyerler için artık bir de ‘çocuk oyun odası’ hizmeti sunuluyor. Yeni kurulan oyun odasıyla birlikte, anneler gönül rahatlığıyla derslere katılırken, 3-6 yaş arasındaki çocuklar da çocuk gelişim uzmanı eşliğinde yaşlarına uygun oyun ve etkinliklerle vakit geçiriyor.


Kursa gelen kadınlar, daha önce çocuklarını bırakacak güvenli bir yer bulmakta zorlandıkları için eğitimlere katılamıyordu. Yeni kurulan oyun odasıyla birlikte, anneler gönül rahatlığıyla derslere katılırken, 3-6 yaş arasındaki çocuklar da çocuk gelişim uzmanı eşliğinde yaşlarına uygun oyun ve etkinliklerle vakit geçiriyor. Böylece kadınlar meslek öğreniyor çocuklar da uzman gözetiminde eğlenerek gelişiyor. Kadınların eğitim yolculuğunu kesintisiz sürdürebilmeleri için sunulan bu hizmet, sadece bir oyun odası olmanın ötesinde, toplumsal eşitlik ve fırsat adaleti açısından da önemli bir adım.



"Anneler içleri rahat bir şekilde eğitim alıyor"


MERCEK Meslek Edindirme ve Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya, kadınların çocuklarını teslim edecek yerleri olmadığı için kursa katılamadıklarını, bu yüzden de ‘çocuk oyun odası’nı hayata geçirdiklerini söyledi. Maya, "Kendini geliştirmek ya da meslek edinmek isteyen anneler, çocuklarını bir yere teslim etmekte çok zorlanıyorlar. Bizim eğitimlerimiz de sürekliliği olan eğitimler. Bir gün gelip bir gün gelmeme durumları eğitimde geri kalmaları anlamına geliyor ve anneanneye, babaanneye ya da komşuya sürekli olarak teslim edemiyorlar" dedi.



"Çocuklar, oyun odasında anneler de kursta eğitim alıyor"


Kadınların kursa gelirken çocuklarını da yanlarında getirmek istediğini ancak bunun iş sağlığı ve güvenliğinin yanı sıra pedagolojik açıdan doğru olmadığına değinen Maya, "Çocuklarını bir yere teslim edemedikleri durumda yanlarında getirmek istiyorlar ama hem iş sağlığı ve güvenliği açısından hem de pedagojik olarak yetişkinlerin eğitiminin içerisinde çocukların dahil olmasını doğru bulmuyoruz. Çocuk için çok zararlı olabilecek atölyelerimiz var. Aşçılık ya da dikiş atölyemiz çocuklar için tehlikeli diye biz kayıt alamıyorduk. Ama şimdi çocuk oyun odasını açtığımızdan beri annelerin içi rahat ve çocuklarını güvenli bir şekilde çocuk oyun odasına bırakıyorlar" diye konuştu.


Oyun odasında 3-6 yaş arası çocuklara oyunlarla eğitim verilirken ilkokula giden çocukların da ödevlerine destek olunduğunu sözlerine ekleyen Maya, "Çocuklarla, çocuk gelişimi uzmanı arkadaşımız ilgileniyor. Hem 3-6 yaş arasında olan çocukların oyun ve etkinliklerle kaliteli vakit geçirmelerini sağlıyor hem de deilkokul çağında olan çocuklarımızın ödevlerine de destek oluyor. Bu durumda annelerin içi çok daha rahat ediyor. Anneler bu durumdan çok memnunlar. Böyle bir hizmeti sunduğumuz için bize devamlı teşekkür ediyorlar" ifadelerini kullandı.



"Çocuk oyun odası olmasaydı bu kursa gelemezdim"


MERCEK’te protez tırnak yapımı eğitimi alan kadınlardan Yeşim Taşer, oyun odasının kendilerine önemli bir konfor sağladığını söyleyerek, "Kurs çok güzel gidiyor. Kursa başlayalı 3 hafta oldu. Kızımı okula bırakıp oğlumu alıp buraya geliyorum. Oğlumu gönül rahatlığında çocuk oyun alanına bırakıyorum. Ben ders görürken çocuğumda öğretmenle beraber oyun oynuyor. Oyun odası olmasaydı zaten kursa gelemezdim. Bu hizmetten çok memnunum" şeklinde konuştu.



Kadınlar eğitimde, çocuklar güvende

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.