KÜLTÜR SANAT - 08 Şubat 2026 Pazar 09:05

Ulalı Bayramî Mürşidi Hüsâm Efendi’nin gerçek kimliği ve dîvânı ilk kez yayınlandı

A
A
A
Ulalı Bayramî Mürşidi Hüsâm Efendi’nin gerçek kimliği ve dîvânı ilk kez yayınlandı

Muğla’nın Ula ilçesinde büyük mutasavvıf Bayrâmî Şeyhi Muabbir Hüsâm Efendi’nin kimliği, silsilesi, şiirleri, yetiştirdiği öğrencileri ve etkisi 450 sene sonra ilk kez bilimsel olarak kaleme alındı. Hacı Bayram-ı Velî’nin, Akşemseddîn ve Akhisarlı Mecdüddin İsâ Efendi’nin silsilesinden yetişen Muabbir Hüsâm Efendi’nin hayatını ve şiirlerini içeren çalışma pek çok bilinmezi de aydınlığa çıkardı.


Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden edebiyat ve tasavvuf tarihçisi Dr. Mustafa Tatcı’nın uzun süren araştırmaları sonunda yazdığı eser ’Bayrâmî Şeyhi Ulalı Hüsâm Efendi ve Mehmed Şâfiî’nin Hayatı-İlâhîleri’ ismini taşıyor.



Yanlış atıflar düzeltildi: 450 yıllık yanılgı aydınlandı


Kitabı hazırlayan Dr. Mustafa Tatçı, çalışmayla ilgili olarak şunları söyledi:


"Yıllardır Hüsâm Efendi’nin adı, Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî ve oğlu Mehmed Şâfi‘î ile karıştırılıyor, hatta ona ait olmayan eserler Hüsâm mahlaslı başka kişiler adına yayımlanıyordu. Yeni çalışma; yazmalar, kitâbeler, menâkıbnâmeler ve silsilenâmeler üzerinden yapılan karşılaştırmalarla bu büyük yanılgıyı kesin biçimde ortadan kaldırdı. Bu çalışmada Hüsâm Efendi’nin Gelibolu’da başlayan Akhisar, Mısır, Hicaz, İstanbul ve nihayet Menteşe/Ula’da devam eden ilginç hayat hikâyesi ile Divan-ı İlahiyatı bulunmaktadır. Eserde ayrıca Hüsâm Efendi’nin oğlu Şâfiî’nin de bilinmeyen hayatıyla şiirlerine yer verilmektedir. Hüsam Efendi tasavvuf tarihinde olduğu kadar edebiyat tarihinde de adından söz edilmesi gereken önemli bir mutasavvıf şairdir. O, şiirleriyle Yunus Emre mektebine mensup bir şairdir. Onun divanı Yunus’un, Hacı Bayram-ı Velî’nin, Akşemseddîn, İbrahim Tennurî, İbrahim Gülşenî ve Dede Ömer Ruşenî’nin bir devamı niteliğindedir."



Ula’da bir gönül ocağı: Anadolu’nun unutulmuş irfan havzası


Şeyh Hüsam Efendi’nin ’Ula’da bir gönül ocağı, Anadolu’nun unutulmuş irfan havzası’ olduğuna işaret eden Dr. Tatçı, "Vâhib Ümmî’nin Elmalı’da, Merkez Efendi’nin İstanbul’da, Şabân-ı Velî’nin Kastamonu’da gönüller uyandırdığı dönemde Şeyh Hüsâm Efendi Ula’da bir irfân ocağı kurdu. Burada yetiştirdiği onlarca gönül ehlini başta Menteşe çevresi olmak üzere, Adalara, Ege, Marmara ve İç Anadolu’ya ve hatta Kırım’a gönderdi. Evliya Çelebi 1671’de Ula’ya ziyaretinde Hüsâm Efendi’nin hatırasının elan canlı olduğunu anlattıktan sonra bu büyük gönül için ’Din deryâsının dalgıcı, yakîn incisi Hazret-i Şeyh Hüsâmeddîn’ nitelemesinde bulunur" dedi.



Kitabın hazırlanışı ve işlevi


Anadolu’nun unutulan bir Pîr’inin 450 yıl sonra yeniden hatırlanacağına dikkat çeken Dr. Tatçı, kitabın kültür ve irfan tarihimizle ilgili olarak da şunları söyledi:


"Yeni kitap çalışması, sadece bir dîvân yayını değil; Anadolu tasavvuf tarihinin boş kalmış bir kısmını yeniden inşa eden kapsamlı bir keşif niteliği taşıyor. Ula ve Menteşe çevresinde yüzyıllarca yaşamış büyük bir irfan geleneğinin gerçek kurucusu yeniden hatırlanacak hale geldi. Eser, hem kültür tarihçileri hem tasavvuf akademisyenleri, hem de yerel tarih araştırmacıları tarafından ’Menteşe-Ula irfan havzasının merkezi’ olarak değerlendiriliyor. Gelibolu’da doğup Akhisar’da pişen, Mısır ve Mekke’de olgunlaşan, Ula’da bir irfan ocağı kuran bu büyük pîrin sesi nihayet yeniden duyuluyor. Ulalı Hüsam Efendi, sadece bir mutasavvıf değil; Anadolu irfanının kayıp halkasını tamamlayan bir büyük pirdir. Şimdi, dört yüz elli yıl sonra, onun dîvânı, silsilesi, şahsiyeti ve mirası nihayet doğru isimlerle, doğru kaynaklarla gün yüzüne çıkıyor."


Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Muğla İl Temsilcisi Prof. Dr. Namık Açıkgöz, "Dr. Mustafa Tatçı’nın bu çalışması, yöremizin kültürel zenginliklerine çok önemli bir katkıdır. Biz TYB Muğla İl Temsilciliği ve Metinbilim Enstitüsü Derneği olarak her türlü toplantıyı gerçekleştirmeye hazırız" dedi.



Ulalı Bayramî Mürşidi Hüsâm Efendi’nin gerçek kimliği ve dîvânı ilk kez yayınlandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Kurum, 500 bin konut projesi için 9-15 Şubat kura takvimini açıkladı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Türkiye genelinde 500 bin sosyal konutun inşa edileceği Yüzyılın Konut Projesi’nde 9-15 Şubat kura programını paylaştı. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı’nın hayata geçirdiği Yüzyılın Konut Projesi’nin kura çekimlerinde 6 hafta geride kaldı. 29 Aralık 2025’te başlayan kura süreci, 7 Şubat Cumartesi günü Kırıkkale’de bin 736, Yalova’da bin 805 konutun kura çekimiyle devam etti. Bugüne kadar 50 ilde kuralar çekildi 29 Aralık 2025 - 8 Şubat 2026 tarihleri arasında, Adıyaman, Şırnak, Hakkari, Siirt, Van, Mardin, Ağrı, Batman, Iğdır, Bitlis, Kars, Muş, Ardahan, Antalya, Bingöl, Tunceli, Gümüşhane, Bayburt, Artvin, Rize, Erzurum, Malatya, Erzincan, Şanlıurfa, Trabzon, Tokat, Amasya, Manisa, Sivas, Kastamonu, Aydın, Giresun, Kilis, Sinop, Niğde, Ordu, Aksaray, Karabük, Samsun, Nevşehir, Bartın, Elazığ, Kayseri, Zonguldak, Kırşehir, Düzce, Kahramanmaraş, Afyonkarahisar, Yalova ve Kırıkkale’de kuralar çekildi. Böylece 50 ilde toplam 177 bin 126 sosyal konutun hak sahipleri noter huzurunda belirlenmiş oldu. "Takvim tıkır tıkır işliyor" Sosyal medya hesabından 9-15 Şubat haftasının kura takvimini paylaşan Bakan Kurum, "Nasıl ki 455 bin konutu tamamladık, teslim ettik; şimdi de 500 bin yuvayla vatandaşımızı ev sahibi yapıyoruz! Yüzyılın Konut Projesi’nde takvim tıkır tıkır işliyor! 50 ilimizde kuralar tamam. Şu ana kadar 177 bin konutun hak sahibini belirledik. Bu hafta 7 şehrimizde daha kura heyecanını paylaşacağız. Kura çekilişleri biter bitmez de temelleri atacak, 2027 Mart ayından itibaren konutlarımızı teslim etmeye başlayacağız! Ev Sahibi Türkiye" mesajını verdi. 7 ilde 25 bin 985 sosyal konutun daha hak sahipleri belirlenecek 9-15 Şubat haftası takvimine göre; 9 Şubat Pazartesi Yozgat’ta 2 bin 858, Kütahya’da 3 bin 592, 10 Şubat Salı Bilecik’te bin 419, 11 Şubat Çarşamba Çankırı’da bin 753, 12 Şubat Perşembe Bolu’da bin 950, 13 Şubat Cuma Tekirdağ’da 6 bin 865, Balıkesir’de 7 bin 548 konutun daha hak sahipleri belirlenecek. Böylece 9-15 Şubat 2026 haftasında 7 ilde toplam 25 bin 985 konutun daha kurası çekilecek. 15 Şubat’ta kurası çekilen il sayısı 57’ye, hak sahibi belirlenen konut sayısı ise 203 bin 111’e yükselecek.
Gaziantep 17 yıl sonra aydınlatılan cinayette karar Gaziantep’te 2007 yılında kaybolan Erdal Öztürk’ün kayınpederi ve kayınbiraderleri tarafından öldürülmesine ilişkin açılan davada mahkeme kararını açıkladı. Gaziantep’te 2007 yılında ortadan kaybolan Erdal Öztürk’ün birikethanede darbedilerek öldürüldüğü ve cesedinin de yakılarak gömüldüğü 2024 yılında ortaya çıkmıştı. 17 yıl sonra Erdal Öztürk’ün öldürülmesine ilişkin davada karar duruşması görüldü. Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada "Kasten öldürmek" suçundan yargılanan sanıklar, sanık avukatları, maktul aile ve maktul aile avukatları hazır bulundu. Duruşmada söz alan maktul aile suçluların en ağır cezayı almasını istedi. Sanıklar suçlamaları kabul etmedi Duruşmada savunma yapan maktulün kayınpederi Hanifi Y., "Maktul Erdal benim damadım olur. Erdal ismini hatırlamadığım bir mahallede ev kiralamıştı. Bir iki ay oturduktan sonra Erdal bıçaklanmış diye duydum. Kaynanasını da yanıma alarak damadımı ziyarete gittik. Yarasına baktık, Erdal bıçaklanmıştı. Evde yatıyordu. Kendisine neden evde gitmediğini sorduğumuzda beni ’yabancı bıçaklamadı’ dedi. Kim diye sorduğumuzda ’annem ile babam çocuklarına beni bıçaklattı’ dedi. Geri kendisini oraya bırakıp köye gittim. Bir ay sonra geri geldim. Erdal kumar oynamış. Ev sahibinden borç altın almışlar. ’Seni köye götüreyim mi oğlum’ dedim. Kendisi de bana ’ev varsa götür baba’ dedi. Ben de eşimin abisinin köydeki evine kendisini oturtturdum. Benim normalde birikethanem vardır. Esnaf adamım. Benim yanımda bir, iki, üç gün gelip çalıştı. İki-üç günden sonra çarşıda iş yerime adamlar geldi. ’Erdal’ın kayınbabası sen misin’ dediler. Ben de evet dedim. ’Erdal’ın bize kumar borcu var’ dediler. Ben Erdal’ın kumar oynadığını bilmiyordum. Erdal da o esnada Mehmet Hanifi ile traktöre biriket yüklüyorlardı. Erdal’ı yanıma çağırdım. ’Bu adamlar kim’ dedim. ’Onlar yalan konuşuyorlar’ dedi. ’Onlar yalan sen sağ mısın’ dedim. ’Git biriketini yükle’ dedim. Aynı adamlara da paraların hepsini sorarak üzerimde şu an para olmadığını söyleyip, ’haftaya gelin hesabınızı kapatayım’ dedim. İki üç gün daha durduktan sonra Erdal benden 30 TL borç istedi. Ancak ben kendisine 60 TL verdim. Fazla para verdim ki geri dönüşünde parası olsun diyeydi. Erdal’ın gidişi o gidişti. Bir daha dönmedi. Ben de tuttum kumar oynayan kişilerin kulübüne bir iki sefer gittim. Orada birkaç arkadaş çıktı. Bana ’nasıl böyle bir adama kız verdin’ dediler. Ben de utandığımdan bir daha o kulübe de gidemedim. Erdal’ın nasıl öldürüldüğünü ne gördüm ne de kendisini öldürdüm. Ölümü ile ilgili bir bilgim yoktur. Benim Yavuzeli’nden yanımda çalışan işçilerim vardır. Bana işçi gerek olduğundan Erdal’ı da yanımda çalışması için teklif ettim. Erdal benim yanımda 1 hafta çalıştı. Bana okumuş olduğunuz 04/12/2007 tarihli maktulün bana ait birikethaneden sinyal alanına girdiği hususunu hatırlayamam. Olsa olsa benim kendisine 60 TL verdiğim ve ayrıldığı gün olabilir. HTS kayıtlarında otogara geçtiğim doğrudur. Ben işim gereği her yere giderim. Erdal’ın amcası Mehmet Öztürk isimli şahsı tanımam. Kendisi ile hiç görüşmem olmadı. Erdal’ın kumar borcu sebebi ile ben oğullarıma ve damadıma ’bulun getirin şu adamı’ şeklinde sözler söylemedim. Ben bu zamana kadar karakolda ifade vermedim. Savcılıkta ifadem alınmadı. Hakim karşısına da çıkmadım. Beraatime ve tahliyeme karar verilsin" dedi. Sanık karakol ifadesiyle çelişti Karakol ifadesinde yalan söylediğini ifade eden sanık Hanifi Y., "Fayat S. isimli bir şahsa damadımın borcundan ötürü ödeme yaptım. Fayat S. şu an ceza infaz kurumundadır. Edirne’de cezaevinde diye biliyorum. Borcu ödedikten sonra oğlum Mehmet Hanifi’nin bu işe kızdığını, damadım ile konuşmaya gittiği, demir levye ile damadımın kafasına vurduğu ve öldürdüğü daha sonra traktör ile taşıdığı şeklindeki ifadeleri vermiştim. Ancak 4-5 gün nezarethanede kalmıştım. Hanımım da diğer nezarethanede kalıyordu. Polisler hanımını hastaneye kaldırdık, serum verildi deyince ben de böyle ifadeler verdim. Bu ifadeleri verince çıkacağımı düşündüm. Bunun üzerine bu şekilde yalan ifade verdim. Kolluk kuvvetlerine yer gösterme işlemi yaptım. Onlara ’damadımı oğlum Mehmet Hanifi öldürdü’ dedim. Yerini göstermeye götürdüm. İş yerine yakın bir yeri gösterdim. Kaza alanında ifadem ile uyumlu şekilde yanmış lastik bulunmasının sebebi o bölgenin dere olması ve başka insanların gelip burada lastik yakmalarından kaynaklıdır. Erdal’ın ne zaman kaybolduğunu ay-yıl bazında bilmiyorum" diye konuştu. "Benim Erdal ile hiçbir şekilde bağlantım yoktur" Duruşmada savunma yapan maktulün kayınbiraderi sanık Orhan Y. ise, "Benim Erdal ile hiçbir şekilde bağlantım yoktur. Babamın olan iş yerine günde bir kamyon kum dökerim. Onun haricinde ben döktükten sonra oradan çıkarım. Ardından başka iş yerlerine kum çekerim. Başka da Erdal ile bir istişarem yoktur. Kim Erdal’a ne yapmış, kim öldürmüş görmedim. Erdal bizim yanımızda 1 hafta kadar çalıştı. Ondan sonra da gitti gelmedi. Kumar oynarmış babamın yanına kumar alacaklıları gelirmiş ancak ben bunları da görmedim. Sadece bunlar benim duyumlarımdır. Bu hususları babamdan ve orada bulunan işçilerden duydum. Babam Erdal’ın alacaklılarına ve Fayat S.’ye borçtan ötürü ödemeler yapmış. Benim Erdal ile hiçbir şekilde bağlantım yoktu. Kız kardeşim ile Erdal evlendiğinde düğüne bile katılamadım. Çünkü benim günlerim hep yollarda geçerdi. Babam bize ’Erdal’ı bulun getirin konuşalım’ şeklinde bir şey söylemedi. HTS kayıtlarımda da iletişimimin olduğu açıktır. 03/12/2007 tarih saat 20.17’de telefonumun pasif hale getirildiği, 06/12/2007 tarih saat 16.02’de telefonumun aktif hale getirildiği hususunda telefonum bozuktu. Bu sebeple arızalı olduğundan kendi kendine kapanmış olabilir. Telefonumu evde çocuklar ile kardeşlerim ile açmak için uğraşırdım. Ancak açılmadı. Bir iki gün sonra gidip tekrar telefon aldım. Çünkü işim telefonlaydı. Bildiklerim bunlardan ibarettir. Beraatime ve tahliyeme karar verilsin" dedi. Maktulün diğer kayınbiraderi sanık Mehmet Hanifi Y. de suçlamaları kabul etmeyerek beraatini talep etti. Heyet kararı açıkladı Mahkeme heyeti sanıklara, kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanıklar hakkında haksız tahrik hükümleri uygulanarak cezalar indirildi. Buna göre Hanifi Y., kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırılırken, Mehmet Hanifi Y. ve Orhan Y., yardım etme suçundan ceza aldıkları için 10’ar yıl hapis cezasına çarptırıldı. Resul Y.’nin ise beraatine karar verildi. Heyet, ceza verilen sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. "Sanıklar, suçu 17 yıl boyunca gizlemiş" Duruşmadan sonra açıklama yapan maktul avukatı Önder Alkurt, "Sanıklar, emniyet müdürlüğünde verdikleri ifadelerde özellikle baba sanık olmak üzere olayın tüm detaylarını anlatmış, maktul Erdal Öztürk’ün nereye gömüldüğünü, kuyuya atılarak nasıl yakıldığını ayrıntılı biçimde ifade etmiştir. Ancak DNA incelemesinde maktulün kimliğinin kesin olarak tespit edilememesi üzerine sanıklar, mahkeme aşamasında bu ifadelerinden vazgeçmiştir. Bu durum dahi sanıklar hakkında iyi hal indirimi uygulanmaması için başlı başına yeterlidir. Sanıklar, suçu 17 yıl boyunca gizlemiş, suç ortaya çıktıktan sonra ise iki sanık eylemi kabul etmemiştir. Buna rağmen iyi hal indirimi uygulanması, hukuken de vicdanen de kabul edilebilir değildir. Verilen iyi hal indirimi kararı, hukukun yanlış uygulanmasıdır" ifadelerine yer verdi. Olay geçmişi Gaziantep’te 2007 yılında kaybolan ve o zaman 23 yaşında olan Erdal Öztürk’ün silahla ateş edilerek, kafası kesilerek ve yakılarak öldürüldükten sonra gömüldüğü ortaya çıktı. Gaziantep’te 17 yıldır kayıp olarak aranan Erdal Öztürk’ün cinayete kurban gittiği ortaya çıktı. Polis ekipleri, Erdal Öztürk’ün kaybından kısa süre sonra evlendirilen dini nikahlı eski eşten şüphelendi ve kadının akrabalarını takibe aldı. Cinayeti itiraf eden şüphelilerin Erdal Öztürk’ün cesedini parçaladıktan sonra lastikle yaktıkları ortaya çıktı. Olayla ilgili Erdal Öztürk’ün kayınbabası Hanifi Y., kayınbiraderleri Orhan ve Mehmet Hanifi Y. ile bacanağı Resul Y. gözaltına alınmıştı.