EĞİTİM - 24 Kasım 2024 Pazar 10:25

Bilimin ışığında bir öğretmenin hikâyesi

A
A
A
Bilimin ışığında bir öğretmenin hikâyesi

Muş Bilim ve Sanat Merkezinde öğretmenlik yapan ve hayata geçirdiği projelerle öğrencilerine ilham kaynağı olan Birsen Geçer, öğrencilerini bilim ile geleceğe hazırlıyor.


Mesleğinde üstün başarı göstererek projeler gerçekleştiren Birsen Öğretmen, Türkiye’nin ilk uzay yolcusu Alper Gezeravcı tarafında uzayda denen Propolisin Antibakteriyel Etkisi (PRANET) projesinin hazırlanmasında öğrencilerine öncülük ederek bu başarıyı uzaya taşımıştı. Zeynep Nehir Çamlıca, Dilşah İmran Avcı ve Baver Bedirhan Bingöl’ün öğretmenleri Birsen Geçer ile hazırladığı "Propolisin Antibakteriyel Etkisi" (PRANET) projesinin uzayda test edilmesi tüm yurtta övgü ile söz edildi.


Yıllardır büyük bir özveriyle çalışan Geçer, öğrencilerini bilimsel düşünceye yönlendiren projelerle adından söz ettirmeye devam ediyor. Teknoloji odaklı projeleri sayesinde öğrencilerin büyük bir başarıya imza attığını söyleyen Birsen Öğretmen, “Öğretmenler akademik bilgiyi sadece öğrencilere aktaran kişiler değil, aynı zamanda onları geleceğe hazırlayan, hayata hazırlayan kişilerdir. Bizler de tabi ki bu proje sürecinde elbette akademik katkılarımız söz konusu oldu ama bunun yanında öğrencilerimizden problem çözme becerisi gelişti. Eleştiren bakış açıları gelişti, sorumluluk aldılar, işbirliği içerisinde birlikte bir çalışmayı ortaya koydular. Bunlar öğrencilerimin üzerinde olumlu olduğunu düşündüğüm katkılardan birkaç tanesi. Projemizin ismi PRANET, aslında bu isim bir kısaltma. Propolisin Antibakteriyel Etkisi isimli projemizin bir kısaltması. Bu projedeki amacımız, daha önce yapmış olduğumuz çalışmaya benzer Propolis’in antibakteriyel özelliğinin üzerinde bir takım testler yaptık, bunu projelendirdik. O proje sonucunda etkili bir antibakteriyel olduğu sonucuna ulaşmıştık. Daha sonra Türk Bilim Misyonu çağrısını duyduktan sonra da aynı projeyi bir de mikro yer çekimi ortamında denemeyi amaçladık. Türk Bilim Misyonu çağrısından sonra da mikro yer çekimi ortamında neden olmasın dedik. Bunu bir de belki orada deneyebiliriz diye düşündük. Bunların hazırlığını yaptık ve projemiz de kabul edildikten sonra Alper Gezeravcı tarafından uzayda gerçekleştirildi. Olumlu sonuçlar aldık” dedi.


Projeleri uzayda denenen öğrencilerden Zeynep Nehir Çamlıca, hocalarının desteğinin kendileri için değerli olduğunu ifade ederek, “Birsen Hocamızın desteği bizim için gerçekten çok değerliydi. Türkiye Bilim Misyonu’ndan haberdar olmamıştık, ancak Birsen Hocamız bu çağrıyı fark edip bizim adımıza mail göndererek projeye katılmamız için vesile oldu. Onun katkıları olmasaydı belki de bu fırsatı yakalayamayacaktık. Kendisine bu noktada sonsuz teşekkürler. Birsen Hocamız sadece projemize destek olmadı, aynı zamanda hayatımızda da çok özel bir yer edindi. Gelecekteki meslek hayatımıza bilim insanı olursak, onun öğretilerini ve bu süreçte kazandığımız deneyimleri hep yanımızda taşıyacağız. İnsanlara faydalı işler yapma hedefimizi sürdüreceğiz ve bugünleri hep güzel bir şekilde hatırlayacağız” şeklinde konuştu.


Birsen öğretmenin yalnızca akademik anlamda değil, sosyal anlamda da kendilerine çok büyük katkılar sağladığını ifade eden Dilşah İmran Avcı da, “Birsen Hocamız sayesinde bu noktaya gelebildik. Eğer Birsen Hocamız gibi ilgili ve duyarlı bir öğretmen olmasaydı, belki de Türkiye Bilim Misyonu kapsamında bu projeden haberdar bile olmayabilirdik. Ancak Birsen Hocamız, projemizi bu misyona taşımamıza öncülük ederek bizim yolumuzu açtı. Hocamız yalnızca ders anlamda değil, sosyal anlamda da bizlere çok büyük katkılar sağladı. Öğrencinin fikirleri önemsendiğinde, öğrenciye fırsat verildiğinde ne kadar yol katılabildiğini Birsen Hocamız sayesinde çok iyi gözlemledik” diye konuştu.



Bilimin ışığında bir öğretmenin hikâyesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Ölmek üzereyken buldu, evinde bebek gibi besledi Sivas’ta apartman boşluğuna düşerek ölümün eşiğine gelen, yerde nadir nadir görülen ebabil kuşu, duyarlı bir vatandaşın çabasıyla yeniden hayata tutundu. Sivas’ta yaşayan Ferda Üredi, evinde oturduğu sırada komşusu kapısını çaldı. Komşusunun apartman boşluğuna bir kuş düştüğünü söylemesi üzerine hemen zemin kata indi. Üredi, havalandırma boşluğunda hareketsiz halde yatan kuşu fark etti. Kuşu eline aldığında yorgun, bitkin ve yaralı olduğunu gören Üredi, hayvanın uçamayacak halde olduğunu ve ayağını da kullanmakta zorlandığını fark etti. Ölmek üzere olan kuş için zaman kaybetmeyen Üredi, hemen bir veterinere götürerek, tedavi altına alınmasını sağladı. Veterinerde yapılan kontrolde ise kuşun, yerde nadir görülen ve yaşamlarının büyük bölümünü havada geçiren ebabil kuşu olduğu anlaşıldı. Tedavi sürecinin ardından kuşu sahiplenen Üredi, evinde büyük bir özenle bakımını üstlendi. Ebabil kuşunu adeta bir bebek gibi elleriyle besleyen Üredi, özel mama hazırlayarak hayatta kalması için yoğun çaba sarf etti. Ebabil kuşu bakımın ardından yeniden güç kazananak doğal yaşal alanı olan gökyüzüne bırkakıldı. "Kuşa kıyamadım" Kuşu elleriyle beslediklerini söyleyen Ferda Üredi, "Komşum zili çaldı ve apartman boşluğuna bir kuş düşmüş dedi. Gidip baktıktan sonra ben ilk başta kırlangıç zannettim. Kuşu bulduğumuzda uçamıyordu. Kuşu alıp hemen veterinere götürdüm. Veteriner ise bu kuşun bana ‘ebabil kuşu’ olduğunu ve bunların çok değerli olduğunu söyledi. İlk bulduğumuzda ölmek üzereydi ve ben de kıyamadım. Mama ve şırınga ile beslemeye başladık. Bugün diğer güne göre çok daha canlı durumda. Çok mutluyum" dedi. "Çok nadir görülen kuşlardır" Veteriner Hekim Pelin Karaköse ise kuşun kendisine geldiğinde ölmek üzere olduğunu belirterek, "Bu kuşu bir hasta sahibim getirdi. Çok nadir yere inen kuşlar bunlar. Birazda yabani ve hırçın yapılı kuşlardır. Ama bizim elimizdeki kuş çok sakin yapılı bir hayvan. Bize ilk geldiği zaman çok daha kötü bir durumdaydı. Burada tedavisini uyguladık. Kanat yapısı da zarar görmemiş. Özgür bir şekilde doğaya salınmayı bekliyor" diye konuştu. Ömrünün büyük kısmını uçarak geçiriyor Ebabil kuşları ömürlerinin neredeyse tamamına yakın bir kısmını havada uçarak geçirmeleriyle biliniyor. Beslenme, uyuma ve çiftleşmelerini de havada gerçekleştiriyorlar. Genelde yumurtlayacakları dönem yere inen bu kuşlar, ayakları omdukça kısa olduğu için yeniden havalanmakta güzlük çekiyor. Bir havalanışta yaklaşık 200 bin kilometre uçabilen ebabil kuşları sürü halinde hereket ederler.
Eskişehir Yunus Emre’nin hatırası Eskişehir’de yaşatılıyor Eskişehir’de bulunan Yunus Emre Türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok kişi tarafından ziyaret ediliyor. Şiirleriyle insanlığa sevgi ve hoşgörüyü öğütleyen halk şairi Yunus Emre’nin türbesi, Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy Mahallesi’nde bulunuyor. 1240-1320 yılları arasında yaşadığı ve Almanların tren yolu inşaatı nedeniyle 6 Mayıs 1949’da kabri taşındığı belirtilen Yunus Emre’nin türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok vatandaş tarafından ziyaret ediliyor. Türbenin manevi atmosferinde bir araya gelerek dualar eden ziyaretçiler, Yunus Emre’nin hatırasını yaşatmaya devam ediyor. "Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" Türbenin geçmişiyle ilgili bilgiler paylaşan belediye görevlisi Hami Secit, "Hazretler, burayı dergah olarak kullanmıştır. 1240-1320 yılları arasında yaşamıştır ve 627 yıl yattığı kabir burasıdır. 1940 yılında Almanlar tren yolu yaparken Hazret bundan rahatsız olduğunu dile getiriyor. Tabii bu yaklaşık 7 yıl sürüyor, en son 5 metre ileriye almayı onaylıyorlar. Oraya alınıyor ama yine de Hazret rahatsız olduğunu belirtiyor ve 28 Haziran 1947 tarihinde kabr-i şerifleri açılıyor. Biyolojik inceleme de yapılmıştır, 80-82 yaşlarında bir Türkmen’e ait olduğu kesinleşmiştir. Devlet görevlileri burayı tescillemişler. Hazretler sağ yanına yatmış vaziyette ve sol elinin mahrem yerini örttüğü vaziyette çıkarılıyor. İslami şartlara göre gömülü olduğu görülüyor ve 2 yıl sandukada kaldıktan sonra ikinci kabr-i şeriflerine alınıyor. Yoğun bir katılım oluyor, çeşitli illerden yaklaşık 30-40 bin kişinin geldiği rivayet edilir. 1947’deki şartlardan bahsediyoruz, teknoloji yok. Halim Baki Kunter’in ’Hatıralarım’ diye bir kitabı vardır, orada bahseder zaten. Böyle bir yoğun katılımla 6 Mayıs 1949 yılında ikinci kabr-i şeriflerine alınmıştır. Hafta sonu kalabalığız, çeşitli illerimizden gelenler oluyor. Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" dedi.