EKONOMİ - 10 Mayıs 2021 Pazartesi 12:19

4 saatte bir kilo toplanabilen çileğin kilosu 200 TL

A
A
A
4 saatte bir kilo toplanabilen çileğin kilosu 200 TL

Ordu’nun Fatsa ilçesinde dağ çilekleri toplanmaya başlandı.

Ordu’nun Fatsa ilçesinde dağ çilekleri toplanmaya başlandı. Bölgede kendiliğinden yetişen ve zor şartlarda toplanan çilekler, yöre halkının kışlık reçel ihtiyacını da karşılıyor.


Dağ çileği dağlarda ve yüksek vadilerde kendiliğinden yetişiyor. Halk arasında ‘yaban çileği’ olarak bilinen ve doğal ortamda yetişen dağ çilekleri toplanmaya başladı. Kimileri kendi ihtiyaçları için çilekleri toplarken, kimileri ise ek geçim kaynağı olarak çileği satmayı tercih ediyor.


Bir kişinin yaklaşık 4 saatte bir kilogram toplayabildiği ve kilogramının 150 ile 200 TL arasında olan dağ çileğini toplamak ise dikkat ve sabır istiyor. Fındık bahçeleri, ormanlık alan ve günlük yaşamın olduğu yerlerde yetişen dağ çileğinin lezzeti ve kokusu ise adından söz ettiriyor.



“Çok meşakkatli bir toplama süreci var”


Sefaköy Mahallesi’nde reçel yapmak için dağ çileği topladıklarını söyleyen Ersin Ezgü, doğada kendiliğinden yetişen dağ çileklerinin kokusu ve lezzetinin çok güzel olduğunu söyledi. Ezgü, “Genelde reçel amaçlı topluyoruz. Topladığımız çilekleri kazanlar kaynatarak çilek reçeli yapıyoruz. Her yıl kendi yetişmesini güzellik olarak nitelendiriyoruz. Daha yeni yetişmeye başladı ve ilk topladığımız çileklerle kendi ihtiyacımızı karşılıyoruz. Reçeli çok lezzetli, çok faydalı bir meyve. Kokusu bile her şeye değer. Fındık ocaklarına yakın yerlerde yetişen dağ çileklerini özenle topluyoruz. Para ile satın almanız çok zor bana göre. Zahmetli bir toplama aşaması var. Uzak bahçelerde yetiştiği için meşakkatli bir toplama süreci var. Çilesi zor ama lezzeti ile o çileyi bizlere unutturuyor. Mevsiminde satış yapan kişiler çileğin kilosunu ortalama 150 TL ile 200 TL arasında satıyor” dedi.



“Lezzeti ve görüntüsü harika”


Her yıl mevsiminde bahçelere giderek dağ çileklerini topladıklarını ifade eden Vildan Ezgü ise “Toplaması çok zahmetli. Gerçekten zor şartlarda yetişiyor. Lezzeti harika. İlkbahar ayı geldiğinde dağ çileklerini kendilerini yeşil bahçelerde gösteriyor. Kıpkırmızı görüntüsü ile harika bir meyve. Reçeli çok güzel oluyor. Mevsimini iple çekiyoruz” şeklinde konuştu.



“Çok fazla kişinin ulaşamadığı yerlerde yetişiyor”


Dağ çileğinin lezzetinin ve kokusunun hiçbir meyvede olmadığını söyleyen Emrecan Yavan, en önemli unsurun organik olmasından kaynaklandığını ifade ederek, “Çok fazla kişinin ulaşamadığı alanlarda dağ çilekleri yetişiyor. Harika görünüşü ve lezzeti ile kendisini bizlere toplatıyor. Her yıl bu mevsimlerde fındık bahçelerinde yetişiyor. Organik yetişen çilekleri kimisi reçel yapmak için kimisi ise ek geçim kaynağı amaçlı topluyor” ifadelerine yer verdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Ankara’da Kırım Tatar Sürgünü’nün 82. yıldönümünde anma etkinliği Ankara’da, Kırım Tatar Sürgünü’nün 82. yıl dönümünde anma etkinliği düzenlendi. Dönemin Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in kararıyla, 18 Mayıs 1944’te Kırım Tatar Türklerinin bir gece içinde insanlık dışı koşullarda kendi vatanlarından Orta Asya’ya sürgün edilişinin üzerinden 82 yıl geçti. Sürgünün yıl dönümünde Ulus Meydanı’nda düzenlenen anma töreninde bir araya gelen Kırım Türkleri, yaşadıkları durumu bir kez daha dile getirdi. "Sovyetler artık yok ama Kırım Tatar halkı hala var" Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Kırım Tatar halkının tüm zorluklara rağmen hala var olduğunu söyleyerek, "Bugün, 18 Mayıs 1944’ü anma günü. Halkımızın yok edilmek için hayvan vagonlarına doldurulduğu, Sibirya ve Özbekistan çöllerine sürüldüğü günün yıl dönümü. Bugün halkımızın, nüfusunun yarısını bir yıl içerisinde kaybettiği günün yıl dönümü. Bugün bizim için bir son değil. Bize uygulanan asimile sürecinin bir sonucuydu. Biz bunu 1944’ten öce de görmüştük. Eli kalem tutan bütün halkımızın kurşuna dizilerek yok edildiklerini görmüştük. Bu süreç çok uzun bir süre devam etti. O gün halkımız için bir son değil, yaşama iradesi için bir başlangıç günüydü. O gün başlayan milli hareketimiz daha sonra dünyada sesini duyurmaya başladı. Kırım Tatarları tekrardan ayağa kalkmaya başladı Sovyet Birliğinin en tehlikeli dönemlerinde sesini bütün dünyaya duyurmaya başladı. Bütün dünyada itibar kazandık. Sovyetler yıkıldı. Stalin yok oldu gitti. Bizi sürenler gitti ama Kırım Tatar halkı yaşadı. Sovyetler artık yok ama Kırım Tatar halkı hala var" dedi. "Hiçbir zaman halkımız vatanından vazgeçmeyecek" Kırım Tatar Türklerinin, vatanlarına olan sıkı bağını dile getiren Şahin, "Bize 1944’ü layık gören Rusya tekrardan vatanımızı işgal etti. Milli hareketimiz yok edilmek, kurultayımız ve meclisimiz terörist olarak kabul edilmek istendi. Halkımızın üzerindeki baskı bugün de devam ediyor. Kırım Tatarları 20 ülkede yaşıyor. Oradakiler vatanları olan Kırım’a bağını hiçbir zaman koparmadı. Her geçen gün de bu bağı güçlendiriyorlar. Milli hareketleri devam ettiriyorlar. Bizler her 18 Mayıs’ta yeniden yaşama irademizi, inancımızı ve imanımızı pekiştiriyoruz. Hiçbir zaman halkımız vatanından vazgeçmeyecek. Bir gün mutlaka dünyanın dört bir yanında yaşayan Kırım Tatar’ı, Ukrayna ile toprak bütünlüğü içerisinde medeniyetlerini ve kültürlerini tekrar ayağa kaldıracaktır" ifadelerini kullandı. "Kırım halkı kendi özüne bağlı kalmaya devam ediyor" Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Dzhelialov ise törende, "Kırım Tatar halkına karşı gerçekleştirilen bu durum sadece yerinden etmek eylemi değildi. Yerli halkı vatanından, tarihinden, kültüründen ve geleceğinden mahrum bırakma girişimiydi. Aradan 82 yıl geçti ancak bu acı yalnızca tarihi bir sayfa olarak kalmadı. Ne yazık ki Kırım Tatarları için hala yaşamının bir parçası durumunda. Kırım’ın 2014’te işgal edilmesinden sonra Rusya, yarım adaya yeni bir baskı dalgası getirdi. Zulüm, siyasi nedenlerle gerçekleştirilen tutuklamalar, ifade özgürlüğünün bastırılması, Kırım Tatar halkının ulusal kimliğinin çarpıltılmasına ve siyasi temsilinin yok edilmesine yönelik girişimler yapıldı. Ancak ne 1944’teki sürgün ne de 2014’te işgal bu halkı yok edebildi. Kırım halkı kendi özüne bağlı kalmaya devam ediyor" ifadelerine yer verdi.
Antalya Denizde can pazarı: Herkes seferber oldu ancak hastanede hayatını kaybetti Antalya’nın Alanya ilçesinde serinlemek için denize giren bir vatandaş, bir süre sonra gözden kayboldu. Cankurtaranların müdahale ettiği olayda denizden çıkartılan ve sağlık ekipleri tarafnıdan sahilde ilk tedavisi yapılan tatilci hastanede hayatını kaybetti. Boğulma tehlikesi geçiren tatilciye yardım etmek için denize giren bir vatandaş ta yine cankurtaranlar tarafından kurtarıldı. Olay, saat 11.00 sıralarında Alanya ilçesi İncekum Halk Plajı’nda meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, yaklaşık 40 yaşlarında olduğu değerlendirilen ve kimliği henüz öğrenilemeyen bir vatandaş serinlemek için denize girdi. Bir süre sonra denizde açıldığı belirtilen vatandaş gözden kayboldu. Durumu fark eden çevredeki vatandaşlar, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulundu. İhbar üzerine harekete geçen bölgede görevli cankurtaranlar, vatandaşı sudan çıkararak kıyıya getirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından şahsa kalp masajı yapıldı. Daha sonra ambulansa alınan vatandaşa, hastaneye sevki sırasında da müdahalenin sürdüğü öğrenildi. Hastaneye kaldırılan şahıs, doktorların yaptığı tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Denizde boğulma tehllikesi geçin biri olduğunu duyup kurtarmak için denize giren bir vatanadaş ta yine cankurtaranlar tarafından sağ salim kıyıya çıkartıldı. "Vatandaşları denize girmemeleri konusunda uyarmıştık" Vatandaşı denizden çıkaran cankurtaran Ahmet Payalıoğlu, "Burada vatandaşların bağırışlarını duyunca hepimiz yardıma koştuk ve vatandaşı denizden çıkardık. Aynı anda 3-5 kişi boğulma tehlikesi geçirdi. Daha sonra vatandaşa kıyıda solunum cihazı takılarak suni teneffüs yapıldı. Diğer boğulma tehlikesi geçiren vatandaşların durumu iyiydi ancak bir kişinin durumu ağırdı. Solunum cihazıyla hastaneye götürüldü, daha sonra da hayatını kaybettiğini öğrendik. Vatandaşları denize girmemeleri konusunda uyarmıştık. ‘Tamam’ dediler ancak biz ayrıldıktan sonra tekrar denize girmişler ve akıntıya kapılmışlar. Biz vatandaşlara denize girmemeleri gerektiğini söylüyoruz ama bazen bizi dinlemiyor, hatta tepki gösteriyorlar" dedi.