POLİTİKA
25 Nisan 2026 Cumartesi - 19:44 CHP Genel Başkanı Özel: "Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Özgür Özel, "Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Genel Merkezinde gerçekleştirilen Belediye Başkanları Buluşmasına katıldı. Özel, yaptığı konuşmada, "Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada büyükşehrin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız" ifadelerini kullandı. Görüşmelerde herkesin teker teker dinlendiği ve gerekli raporların alındığını belirten Özel, "Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak" diye konuştu. "Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız" Özel, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin konuşan Özel, "Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadeleden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır" açıklamasında bulundu. "Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız" Zorluklara karşı mücadele edeceklerini vurgulayan Özel, şu ifadeleri kullandı: "Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 19:17 İçişleri Bakanı Çiftçi: "Siyaset, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Türk Talebe Birliği Genel Merkezi’nde "Siyaset Okulu"nun açılış programına katıldı. Bakan Çiftçi, "Eğer ahlak yoksa eğer sorumluluk duygusu yoksa eğer ideal yoksa ilerleme dediğimiz şey sadece bir illüzyondan, bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Ona göre; başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez. Bu yüzden gençlerin en önemli görevi, kendi medeniyetinin kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmektir" dedi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Türk Talebe Genel Merkezi’nde açılan "Siyaset Okulu"nun açılış programına katıldı. Programa Bakan Çiftçi’nin yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Eski Başkanı İsmail Kahraman, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ile Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanı Tahsin Başarır katıldı. Açılışta konuşma yapan Bakan Çiftçi, "Milli Türk Talebe Birliği, bizim koordinatlarımızın çizildiği, fikir dünyamızın şekillendiği, dava şuurunun ruhlarımıza sindiği bir adres, bir cemiyettir. Milli Türk Talebe Birliği; Medine’de ruhuyla Ravza’yı bekleyen, kefenini giyip Anadolu’ya yürüyen, erenleriyle gönüllere giren, savletiyle Doğu’yu ve Batı’yı titreten, Kudüs’ü doruklarda bekleyen, Sultan Alparslanların, Fahrettin Paşaların, Ahmet Yesev’lerin, Abdülhamid Hanların iradelerini kuşananların cemiyetidir. Milli Türk Talebe Birliği; ’Yeniden Büyük ve Güçlü Türkiye’ diyen, Anadolu’nun saf çocuğunu ayağa kaldıran, dava taşını gediğine koyan, Ayasofya’nın zincirlerini kıran, yeniden minarelerinden Ezan-ı Muhammedi’leri okutturan milletin adamı, muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın cemiyetidir, ocağıdır" diye konuştu. "Başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez" Bakan Çiftçi, konuşmasının devamında, "Bugün burada bir siyaset okulu vesilesiyle bir araya gelmiş olsak da, aslında konuşacağımız mesele yalnızca bir siyaset teorisi ya da siyaset pratiği değildir. Bugün burada konuşacağımız mesele; bir medeniyetin anlamı, bir milletin istikameti ve bir gençliğin omuzlarına yüklenen büyük sorumluluktur. Eğer ahlak yoksa eğer sorumluluk duygusu yoksa eğer ideal yoksa ilerleme dediğimiz şey sadece bir illüzyondan, bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Ona göre; başkalarının kavramlarıyla düşünen bir toplum, kendi kaderini tayin edemez. Bu yüzden gençlerin en önemli görevi, kendi medeniyetinin kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmektir" dedi. "Siyaset; halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır" Çiftçi, "Bugün sizler yalnızca bir üniversite öğrencisi, bir genç insan değilsiniz. Sizler aynı zamanda, bu milletin yarınını şekillendirecek olan iradenin temsilcilerisiniz. Bu yüzden taşıdığınız sorumluluk sadece bireysel bir sorumluluk değildir, tarihi bir sorumluluktur. Güçlü olanın haklı sayıldığı, çıkarın adaletin önüne geçtiği bir düzende huzur mümkün değildir. Siyaset, makam, mevki, şan, şöhret için aracı kılınacak bir uğraş alanı da değildir. Siyaset; hırs, kibir ve enaniyeti tatmin aracı da değildir. Siyaset; halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek çalışmaktır. Bugün Türkiye, tarihinin en kritik eşiğindedir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye de bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Bizim coğrafyamız sadece bir toprak parçası değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanıdır. "Türkiye Yüzyılı" vizyonu, bu sorumluluğun farkında olmanın bir ifadesidir. Bu vizyon sadece ekonomik kalkınmayı değil; aynı zamanda kültürel, ahlaki ve fikri bir yükselişi hedeflemektedir. ‘Yeniden Büyük ve Güçlü Türkiye’ ideali, ancak bu çok boyutlu anlayışla mümkün olabilecektir. Sizlere tavsiyem; daha çok okuyun, farklı düşünceleri tanıyın ama kendi medeniyetinizin perspektifini de kaybetmeyin. Eleştirin, sorgulayın, tartışın ama bunu yaparken ahlaktan ve saygıdan asla taviz vermeyin. Çünkü gerçek entelektüellik sadece bilgi sahibi olmak değil, aynı zamanda erdem sahibi de olmaktır. Bizler sadece bugünün değil, yarının da sorumluluğunu taşıyoruz. Bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmek için çalışmak, üretmek ve kendimizi de geliştirmek zorundayız" şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, mevkidaşıyla ortak basın toplantısı düzenledi
17 Ekim 2025 Cuma - 19:22 Bakan Fidan, mevkidaşıyla ortak basın toplantısı düzenledi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün. Diğer türlü her iki tarafta kendi bağımlılıklarıyla devam ederler" dedi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile Ankara’da bir araya geldi. Görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi.Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle Türkiye’nin toplam ticaret hacminin 220 milyar dolarının 50 milyar dolarlık kısmını Almanya ile gerçekleştirildiğini dile getiren Bakan Fidan, ikili ticaret hacmini yakın gelecekte 60 milyar dolara yükselmesini hedeflediklerini aktardı.Türkiye ve Almanya arasındaki ikili ilişkiler söz konusu olduğunda ülkeler arasında en güçlü bağlardan birinin Almanya’daki Türk topluluğu olduğuna dikkati çeken Bakan Fidan, "Türk toplumunun Almanya’daki toplumsal, ekonomik ve kültürel hayata sunduğu katkılar iki ülke içinde gurur vericidir. Sayın Bakan’dan Almanya’daki kardeşlerimize Türkiye’den selamlarımızı götürmesini istirham ediyorum" ifadelerini kullandı.AB, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda olduğunu anımsatan Bakan Fidan görüşmede, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelere vakit kaybetmeden başlanılması gerektiğini vurguladığını belirterek "Almanya’nın desteğini beklediğimizde kıymetli mevkidaşımla paylaştım. Bir diğer öncelikli konu ise vize serbestisi diyaloğunun yeniden canlandırılması bu konuda karşılıklı niyet beyanını tekrarladık. Türkiye’nin yapması gereken dört, beş tane konu var. O konuda bizim sistem içindeki ön görüşmelerimiz bitti. Gerekli adımları atacağız. Cumhurbaşkanımız da bu konuda oldukça hassas. Bu alandaki ilerlemenin Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz" şeklinde konuştu.Türkiye ve Almanya’nın iki müttefik olarak Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren konularda da yakın çalışmaya önem verildiğini dile getiren Bakan Fidan, "İmkan ve kabiliyetlerimizin güçlü olduğu savunma sanayi alanında kısıtlamaların değil ortak projelerin gündemde olduğunu görüyoruz. Bu yöndeki ve atılan adımları söyledi. Almanya’nın son dönemde bu yönde attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Ülkemizin SAFE mekanizmasına etkin katılımı ve ortak projeler geliştirmesi de kritik bir öneme haizdir" dedi.Türkiye ve Almanya’nın Gazze’deki ateşkesin devamlılığı, insani yardımların kesintisiz girmesini ve savaşın kalıcı olarak durmasını beklediklerini aktaran Bakan Fidan,"Şu anda Gazze’de oluşturulan barış ikliminin, ateşkesin bozulmaması gerektiği, bu konuda atılması gereken adımların gereken uluslararası işbirliğin ortaya konması gerektiği konusunda da hem fikiriz. Türkiye olarak bu konudaki görüşlerimizi değerli meslektaşımla paylaştık. Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın Filistin’le ilgili Gazze’yle ilgili sorunlarda ortaya koyacağı her türlü yapıcı adımın çok büyük değer taşıyacağını ifade ettik. Türkiye sağlanan mutabakatın uygulanmasına yönelik üzerine düşeni yaptığı gibi bundan sonrasında da fazlasıyla yapmaya hazır. Özellikle bu çerçevede adı geçen görev gücü, barış kurulu veya uluslararası ısrar gücü gibi şu anda tam altı doldurmamış konuların hayata geçtikçe içinde yer alma konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konan tam bir irade var. Tabii atılan her adımın kalıcı barışa hizmet etmesi gerekmekte" diye konuştu."Türkiye’nin Gazze’ye nefes Filistin’e umut olmaya devam edecektir" diyen Bakan Fidan, "Gazze’nin yeniden imarına yönelik çabaları da aktif destek vermeyi sürdüreceğiz. Gazze’de yükselecek her bina insanlığın ortak vicdanının eseri olacaktır. Henüz yolun çok başındayız. Nihai amacımız iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve tüm acılara rağmen barış ve refahın hakim olacağı bir Orta Doğu kurmaktır" dedi.Görüşmede Alman mevkidaşı ile Suriye’deki güncel durumun da ele alındığını belirten Bakan Fidan, "Suriye hükümetinin SDG’yle yürüttüğü görüşmeleri yakından takip ediyoruz. Entegrasyonun ülkenin güvenliğine halkın beklentilerine ve ekonomik kalkınmasına somut katkılar getirmesini de bekliyoruz. Bu çerçevede Suriye Hükümetinin ülkenin kuzeydoğusunda ve doğal kaynaklar üzerinde kontrol tesis etmesine imkan sağlanması gerekmekte" ifadelerine yer verdi.Ukrayna’da devam eden savaşın da görüşmede ele alındığını aktaran Fidan, Gönüllüler Koalisyonu’nun çalışmalarının ele aldığını ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunmasının yanı sıra savaşın Avrupa’ya yayılmasının önemli olduğunu söyledi.Almanya Dışişleri Bakanı için Türkiye ziyaretinin Almanya için önemini vurgulayan Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul, "Almanya’da birçok insan dikkat ediyor, çünkü aile bir bağları var, burada kökleri var. Bizim bağlarımızın yoğunluğu bizim ilişkimizi bu kadar özel kalıyor. Yüzden fazla kardeşliği ilişkisi, Türk-Alman Gençlik Köprüsü geçtiğimiz yıl onuncu yıl dönümünü kutladı. Türk-Alman Üniversitesi bu önemi bir ortaya koyuyor. Ekonomik ilişkilerimiz de ortada. Türkiye’de 8 binden fazla Alman şirketi 120 binden fazla insanı istihdam sağlıyor" dedi."Dış politika konularında ve aynı zamanda iyi bir dost"Türkiye ve Almanya’nın çıkarlarının örtüştüğüne işaret eden Bakan Wadephul, "Türkiye, bizim için sadece NATO’da bir müttefik aynı zamanda stratejik bir ortak. Bütün dış politika konularında ve aynı zamanda iyi bir dost. Bugün gerçekten Orta Doğu’daki konu bizi meşgul etti. Nihayet rahatladık. Silahlar sustu, rehinler serbest bırakıldı. Buraya gelirken ülkelerimizin etkisini kullandık. Kişisel ilişkilerimizi kullandık ve eş güdüm halinde hareket ettik" ifadelerine yer verdi.Türkiye’nin Hamas ile görüşerek önemli katkıda bulunduğunu belirten Wadephul, Şarm El-Şeyh’te imzalanan anlaşmayı sağlamlaştırmak için Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’de bir yönetimin sağlanmasının gerekli olduğunu ifade etti."Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek isterse Almanya her zaman güvenilir bir ortak olacaktır"Almanya’nın AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesini istediğini dile getiren Waldephul, "Gümrük Birliği’nin güncellenmesini istiyoruz. Vize serbestisini istiyoruz. Pozitif bir gündem oluşturmak istiyoruz. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek isterse Almanya her zaman güvenilir bir ortak olacaktır" dedi.Bakan Fidan, kendisine yöneltilen Rusya-Ukrayna arasında gerçekleştirilen arabuluculuk görevine ilişkin soruya, "Trump’ın önce Putin’le Alaska’da görüştüğünü daha sonra gelip Washington DC’de diğer taraf olan Zelenski ve Avrupalı liderlerle görüştüğünü gördük. Önemli olan iki tarafla da bu konuyu götürmek ayrı ayrı görüşürsünüz ya da onları beraber bir yerlere getirerek görüşürsünüz. Burada Putin’le buluşuyor olması bence Ukrayna’nın yokluğunda bir karar alınıyor değil. Amerika’nın şu anda böyle ara bulucu tavrı yok. Her iki tarafla da ayrı ayrı konuşuyor" ifadelerini kullandı."Gazze’de devam eden işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm bunların hepsi kameralar önünde oldu"İsrail tarafından Hamas’ın cesetleri çıkarmasını bahane edildiği yöndeki sorulara ilişkin Bakan Fidan, "Bu bizim için endişe verici. Acaba Hamas’ın özellikle enkaz altında kalan cesetleri çıkarmadaki yetersizliği. Çünkü alet, edevat yok. İsrail bir mazeret olarak kullanıp tekrar ateşkesi bozacak mı? Bu konuda uluslararası toplumun endişesi var. Ama şunun altını çizmek gerekiyor. Gazze’de devam eden işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm bunların hepsi kameralar önünde oldu. Uluslararası toplumu öyle bir dehşete düşürdü ki bunun bir an önce son bulması için uluslararası toplum büyük bir şu anda hassasiyet içerisinde bunun tabii devam etmesi gerekiyor. Özellikle ateşkes anlaşmasının kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesi, Gazze’deki imarın yeniden başlaması fevkalade önemli ve daha da önemlisi kalıcı barışın getirmesi için iki devletli çözümün hayata geçmesi gerekiyor. Bu konuda birtakım toplantılar şimdiden yapılmaya başlandı. Gazze için atılması gereken adımlar var" dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği üyeliği konusunda Türkiye’nin stratejik hedefinin arzusunun devam ettiğini ve Dışişleri Bakanlığı’nın ve Bakanının bu konuda elinden geleni yapması gerektiği talimatını verdiğini hatırlatan Fidan, şu ifadeleri kullandı:"Bu bizim halktan aldığımız meşruiyetle ortaya koyduğumuz resmi politika ve bu konuda da ciddiyiz, samimiyiz, atılması gereken adımlar var. Tabii bu tek taraflı bir eylem değil. Avrupa Birliği’nin de bu konuda az önce meslektaşım da söyledi, her iki tarafa da düşen yükümlülükler var. 2007’ye kadar bir zamanın ruhu vardı. Ondan sonra değişen bir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkiler manzumesi var. Ama bugün yakın geçmişimizden ders çıkararak artık Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde zamanın ruhuna uygun yeni bir stratejik çerçeveyle yeni bir bakış açısıyla bir bütünleşme sağlanması gerekiyor. Bu konuda ifade ettiğim gibi Cumhurbaşkanımızın iradesi tam hükümet olarak da biz bu konuda elimizden geleni yapma konusunda kararlıyız. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentisi, Avrupa Birliği’nin özellikle siyasi irade olarak Türkiye’nin üyeliği konusundaki ki az önce sayın meslektaşım ifade ettiler.""Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün"Coğrafyanın önemini vurgulayan Bakan Fidan, "Türkiye’nin şu anda Avrupa’da işgal ettiği coğrafyayla Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı havayı teneffüs etmekle aynı bölgede bulunmakta. Bizim başka coğrafyalara bakan unsurlarımız da var. Ama Avrupa’da beraber oluşturacağımız bir ittifak beraber oluşturacağımız bir çekim merkezi bizi dünyanın geri kalanına daha az bağımlı hale getirir. Aksi takdirde Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün. Diğer türlü her iki tarafta kendi bağımlılıklarıyla devam ederler" açıklamasında bulundu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:56 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşması sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kurtulmuş, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile görüşmeye ilişkin soruya, ‘’Bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir’’ dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşması programına katıldı. Program sonrası açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, ‘’ Dicle Üniversitesinin akademik yıl açılış programı esasında gelişmiş olan bir program aylar öncesinden bu programda katılmak isteyen komisyon üyesi arkadaşlarımızdan Diyarbakır milletvekillerinden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’ndan 30’a yakın arkadaşımızla birlikte bugün burada Diyarbakır’ı ziyaret ettik. Hem üniversite programı hem az evvel tamamladığımız buradaki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirdiğimiz istişare programlarının yararlı olduğu kanaatindeyim. Diyarbakır’da çok kısa da olsa sokakta dolaştığımızda halkın gözündeki bu terörsüz Türkiye sürecine ilişkin umudu, coşkuyu gördüğümü zannediyorum. İnşallah bu süreç başarılı bir şekilde Türkiye’de bütün kesimlerin vermiş olduğu bu katkıya yaraşır şekilde herkesi memnun edecek ve Türkiye’nin geleceğini hakikaten garanti altına alacak Aydınlatacak bir süreç olarak tamamlanır. İnşallah faydalı bir gezi olduğu kanaatindeyim’’ diye konuştu. Daha sonra basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kurtulmuş, ‘’Gerçekten konuşmanın akışı içerisinde de herhalde de tam yerine oturdu diye düşünüyorum. Manası itibariyle birlikte olmayı, el ele olmayı, barış içerisinde olmayı, aramızda huzurun, esenliğin hakim olmasını dileyen Kürtçe bir dizeydi. Bunun Türkiye’deki kardeşliğe ve esenliğe katkısı olacağı kanaatindeyim. Konu komisyonun gündemindedir. Komisyon da gündemine hakimdir. Nihayetinde bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir. Süreç içerisinde Şimdi tekraren söylüyorum. Şimdi komisyon hakikaten çok titiz bir çalışma yaptı. 15 toplantı, onlarca saat, yüzlerce saat süren belki çalışmalar yapıldı. 138 sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderi dinlendi. Fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız çok farklı insanlar oldu. Ama sonuçta bu komisyon başlı başına şunu başarmış oldu Türkiye’de tam manasıyla olgun bir klasik tartışma ortamı kurulabilir ve buradan sonuç çıkarılabilir. Ve 11 siyasi partinin meclisteki 11 siyasi partinin katkı verdiği komisyon her şeyi konuşarak uzlaşarak belli bir noktaya getirdi. Sonuçta bunun bir sonucunda da bir rapor ortaya konulacak. Komisyonun raporunda şimdiye kadar konuşulan konular hatta grupların yeni teklif olarak ortaya koyacağı konular da komisyonun raporunda tartışılarak çoğunluğun kararıyla oluşturulabilir. Şu anda komisyonun hazırlamış olduğu bir rapor yok. Henüz hazırlık aşamasında değiliz. Çok temel bir insani haktan bahsettim. Herkesin doğuştan gelen haklarından birisi kendi ana dilini kullanabilmesidir. Nasıl karar alınacağı konusu ise ifade ettiğim gibi komisyonun vereceği bir karardır. Komisyon da bir tekraren altını çizerim yasa yapmak için kurulmuş bir komisyon değildir. Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Bu komisyon sadece bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder. O tavsiyelerde hep beraber aramızda arkadaşlar, komisyon üyesi arkadaşlar konuşacak, tartışacak. Eğer karar alırsa. Benim temennim alınacak kararın daha evvel aldığımız üç kararda olduğu gibi ittifakla anılarak meclisin genel kuruluna komisyonun raporunun gönderilmesidir’’ şeklinde konuştu. (YRT
Baybatur: "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak"
17 Ekim 2025 Cuma - 18:55 Baybatur: "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak" AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından Manisa genelinde yürütülen konut projeleri kapsamında, kentte toplam 7 bin 80 yeni konutun inşa edileceğini açıkladı. AK Partili Baybatur, TOKİ’nin Manisa’daki 17 ilçede yürüttüğü çalışmalar kapsamında Yunusemre’de 2 bin, Şehzadeler’de bin 500, Akhisar’da bin, Turgutlu’da 750, Salihli’de 500, Kula’da 350, Soma’da 250, Saruhanlı’da 120, Demirci’de 200, Alaşehir’de 200, Gölmarmara’da 110 ve Gördes’te 100 konutun yapılmasının planlandığını açıkladı. Proje kapsamında, her ilçede bölgesel ihtiyaçlara göre altyapı, sosyal donatı ve çevre düzenlemesi içeren yeni yaşam alanları oluşturulacağını kaydeden Baybatur, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ iş birliğiyle yürütülen çalışmaların ardından, zemin etütleri ve planlama süreçlerinin tamamlanmasıyla inşaatlar etaplar halinde başlayacağını söyledi. "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak" diyen AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, projeye ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, vatandaşlarımızın güvenli, modern ve konforlu yaşam alanlarına kavuşması için TOKİ eliyle Manisa genelinde büyük bir yatırım hamlesi başlatılmış durumda. Manisa’nın merkezinden en uzak ilçesine kadar her noktada, 7 bini aşkın yeni konutu şehrimize kazandırıyoruz. Bu projeler sadece konut değil, aynı zamanda yeni bir yaşam kültürü, güçlü bir şehir planlaması ve sosyal bütünleşme anlamına geliyor. Bu önemli projeyi bizlerde yakından takip ediyoruz. Bazı listede yer almayan ilçelerimiz için de çalışmalarımız devam ediyor. En kısa süre de o ilçelerimize de müjdeli haberi vereceğiz. Amacımız, hemşehrilerimizin daha güvenli konutlarda, huzurlu ve dayanıklı yaşam alanlarında hayat sürmelerini sağlamak. Her bir projede, vatandaşın refahı ve şehirlerin geleceği temel önceliğimiz"
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"
17 Ekim 2025 Cuma - 18:51 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, "Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyleyerek, "Bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır" diye konuştu. "Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur" Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, "Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma dönemi on binlerce insanın hayattan kopartılmasına neden oldu, iki trilyon dolara mal oldu. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı" şeklinde konuştu. "Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır" 5 Ağustos’tan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin, Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ "Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır" Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, "Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu ınurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. "Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız" Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız." Komisyon çalışmalarına değinen Kurtulmuş, "Komisyon çalışmalarındaki dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır" dedi. Toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:43 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, ‘’ Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz’’ dedi. Bir otelde düzenlenen toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyledi. Kurtulmuş, ’’Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla Bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır’’ diye konuştu. ’’Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur’’ Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, ‘’ Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma terör dönemi on binlerce insanın hayattan koparılmasına en azda iki tip trilyon. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı’’ şeklinde konuştu. ’’Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır’ Takdire şayan bir mesai ile 5 Ağustostan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin. Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ ’’Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır’’ Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, ‘’Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu Onurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. ’’Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız’’ Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız. Komisyon çalışmaları belli bir şekilde bir noktaya geliyor. Şunu da söyleyeyim. Komisyon meselenin tamamı değildir. Komisyon çalışmalarında bu dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Şunu yapmamız lazım. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Sabah ifade ettim, bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım efendim farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Ben deniz arkadaşlarımız dünyanın hemen hemen her yerini dolaşıyoruz. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır.’’ (YRT
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Hamas ile İsrail arasında varılan mutabakatın kalıcı olması için yoğun çaba içerisindeyiz"
17 Ekim 2025 Cuma - 16:57 Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Hamas ile İsrail arasında varılan mutabakatın kalıcı olması için yoğun çaba içerisindeyiz" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hamas ile İsrail arasında varılan mutabakatın kalıcı olması, kalıcı barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içerisindeyiz. Ancak İsrail’in kötü sicili dolayısıyla tedbiri ve temkini elden bırakmıyoruz" dedi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen Türkiye-Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu’nda konuştu. Yatırımcılara seslenen Erdoğan, "İlkini 2016 yılında tertiplediğimiz forumun zaman içerisinde Afrika’nın dört bir yanından katılımcıların desteğiyle somut projelere dönüşen kararların alındığı bir platform haline geldiğini memnuniyetle görüyorum. Küresel ticarette belirsizlik ve risklerin arttığı bir dönemde 2 gün süresince gerçekleştirdiğiniz toplantılarda tarım, gıda, tekstil, enerji, madencilik ve sağlık gibi konularda çok kıymetli değerlendirmeler paylaşıldı, paylaşılıyor. Afrika’nın farklı ülkelerinden İstanbul’umuza teşrif eden misafirlerimiz, ülkelerindeki yatırım ortamını ve ticari imkanlarını hem diğer katılımcılara hem de Türk iş dünyasına anlatma fırsatı buldu. Neticede ticari münasebetlerimizin geleceğine dair güçlü bir sinerji oluştu. Hızla büyüyen ekonomisiyle, hızla gelişen yatırım ortamıyla, üç kıtanın tam merkezindeki coğrafi konumuyla Türkiye’nin kapısı, dünyanın farklı bölgelerinden her yatırımcıya, her girişimciye ardına kadar açıktır. Devletimizin ilgili tüm kurumları, ilgili bakanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığına bağlı yatırım ajansımız, ülkemize huzurla yatırım yapmak isteyen herkese gereken desteği vermeye hazırdır. Bunu buradaki tüm dostlarımızın çok iyi bilmesini rica ediyorum. Ülkemizde bulunduğunuz süre zarfında sizler de şahit oldunuz. Hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir ön yargı taşımadan, özellikle kimseye bir dayatmada bulunmadan, eşitlik, karşılıklı saygı ve kazan-kazan ilkeleri temelinde tecrübemizi, siyasi ve kültürel birikimimizi sizlerle samimiyetle paylaşmanın gayreti içerisindeyiz" dedi. "Gelecek yıl Türkiye-Afrika ortaklık zirvesinin dördüncüsünü tertipleyeceğiz" 2005’i Türkiye’de ’Afrika Yılı’ ilan ederek kıtayla ilişkilerde yeni bir sayfa açtıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "O günden bu yana tam 20 sene geçti. Bu 20 yılda el ele, omuz omuza, hepsinden öte gönül gönüle vererek ilişkilerimizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Türkiye-Afrika ilişkilerinin müşterek çabalarımızla stratejik ortaklık seviyesine ulaşmasından fevkalade memnunuz. Bu sene ayrıca ülkemizin Afrika Birliği’ndeki gözlemci statüsünün 20. yılını idrak ediyoruz. Gelecek yıl Türkiye-Afrika ortaklık zirvesinin dördüncüsünü tertipleyeceğiz. Hazırlıklarına başladığımız bu önemli zirvenin kıtanın kalkınmasına ve refahına yönelik gayretlerimizin yeni bir nişanesi olacağına inanıyorum. Afrika kıtasıyla geçmişi 10. yüzyıla dayanan köklü bir muhabbete ve dostluğa sahibiz. Timbuktu’dan Harar’a, Kahire’den Cape Town’a kadar pek çok şehirde bu dostluğun, kardeşliğin ve kaderdaşlığın silinmez izleri, hatıraları vardır. Sizlerin huzurunda büyük bir gururla söylüyorum, görev süresi boyunca kıtaya 50’nin üzerinde ziyaret gerçekleştirmiş bir siyasetçiyim. Uzun yıllar sonra 2011’de Mogadişu’ya giden ilk hükümet başkanıydım. En kuzeyinden en güneyine, en batısından en doğusuna kadar Afrika’nın dört bir yanındaki kardeşlerimin misafiri oldum. Bu ziyaretlerim vesilesiyle Afrika’nın zengin kültürü ve insanlarını yakından tanıma fırsatı buldum. Yüzlerimiz ve gözlerimizin renkleri farklı olsa da gözyaşlarımızın renginin aynı olduğunu, Somali’den Sudan’a birçok yerde bizzat gördüm. Her ziyaretimde hayatın tüm zorluklarına rağmen yüzlerinden tebessüm hiç eksik olmayan Afrikalı kardeşlerimin yaşama sevincine hayran kaldım. Şunu da bilmenizi isterim ki gittiğim her ülkede kendimi yabancı bir yerde değil, kendi evimde, kendi ülkemde gibi hissettim. Ülkemizin tanınmış şairlerinden Nazım Hikmet, bundan 63 yıl evvel Afrika halklarına şöyle sesleniyordu; ‘Kardeşlerim, bakmayın sarı saçlı olduğuma. Ben Asyalıyım. Bakmayın mavi gözlü olduğuma, ben Afrikalıyım. Ağaçlar kendi dibine gölge vermez. Benim oradakiler gibi tıpkı, benim orada aslanın ağzındadır ekmek. Ejderler yatar başında çeşmelerin ve ölünür benim orada 50’sine basılmadan sizin oradaki tıpkı.’ Evet, Türkiye’nin de çok ciddi bir ekonomik, siyasi ve sosyal buhranlar yaşadığı bir dönemde yazılan bu mısralar, evrensel bir dayanışmayı yansıtıyordu. Elbette 63 sene öncesinin o sancılı günleri artık ülkemizde geride kaldı. Hamdolsun Türkiye aradan geçen sürede çok değişti, çok gelişti. Özellikle son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık" diye konuştu. "23 yılda yıllık ortalama 5,4 oranında büyüme kaydettik" Türkiye’nin G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Nereden nereye geldiğimizi göstermesi açısından birkaç rakamı sizlerle kısaca paylaşmak arzusundayım. G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz. 2024 yılı satın alma gücü paritesine göre 12. sıradayız. İnşallah bu sene 11. sıraya yükseleceğiz. 23 yılda yıllık ortalama 5,4 oranında büyüme kaydettik. 2002’de 238 milyar dolar olan milli gelirimizi 2024 yılında 1,5 milyar dolar sınırına getirdik. Kişi başına düşen milli gelirimiz 3 bin 608 dolarken, 2024 yılında 14 bin 751 dolara ulaştı. 2025 yılı ikinci çeyreğinde kişi başı milli gelir 17 bin dolara yaklaştı. Merkez Bankası rezervimiz 27 milyar dolardı, bugün 189,7 milyar dolar. 36 milyar dolar olan ihracatımız bugün 270 milyar doları zorluyor. Turist sayımızı 15 milyondan 62 milyon 270 bine, turizm gelirimizi ise 61 milyar doların üzerine çıkardık. Savunma sanayiindeki başarı hikayemizi sizler zaten biliyorsunuz. Şuraya da özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. 2002 yılında ülkemizdeki motorlu kara taşıtı sayısı 8,5 milyonken, bugün itibarıyla 33 milyonu buldu. 2000’li yılların başında 13 milyon civarında binamız vardı. Son 23 yılda bunu ikiye katlayarak, 26 milyona ulaştırdık. 26 olan havalimanı sayımız 58’e yükseldi. Eğitimde derslik sayımız 343 bindi, bugün 615 bini geçti. 76 olan üniversite sayımız aynı şekilde 308’e ulaştı. Sağlıkta yatak sayımızı 164 binden alıp 271 bine çıkardık. Şehir hastaneleri adını verdiğimiz 25 adet modern sağlık kampüsünü milletimizin hizmetine sunduk. Malumunuz 6 Şubat 2023 tarihinde 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz asrın en büyük deprem felaketlerinden birini yaşadık" dedi. "Kıta genelindeki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 15 milyar doları aştı" Deprem bölgesi için 90 milyar dolar civarında harcama yaptıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yalnızca 2,5 yılda 304 bin konutu afetzede vatandaşlarımıza teslim ettik. Yıl sonuna kadar hedefimiz 453 bin konutun anahtarlarını takdim etmek. Bu çarpıcı rakamları ve oranları daha da çoğaltabiliriz. Sadece 23 yılda başardıklarımız, inşallah gelecekte başaracaklarımızın teminatıdır. Şurası da ülkemiz açısından gurur vericidir. Türkiye, milli gelire göre dünyada en fazla yardım yapan ülkelerden biridir. Kimsenin inancına, kimliğine, kökenine bakmıyor, nerede olursa olsun ihtiyaç sahiplerinin yaralarını sarmak için koşturuyoruz. Bunları yaparken de başkaları gibi hiçbir maddi karşılık beklemiyoruz. Sizlerin de çok iyi bildiğine inandığım bir Afrika atasözü şöyle diyor; ’Hızlı yol almak istiyorsan yalnız git ama eğer uzak menzilleri hedefliyorsan birlikte yürü.’ İşte hikmet dolu bu sözün ışığında Afrika’yla ilişkilerimizi uzun vadeli ve sürdürülebilir bir gelecek tasavvuru üzerine bina ettik. Hamdolsun biz tarihinin hiçbir sayfasında sömürgecilik lekesini, bu utancı taşımamış bir ülkeyiz. Asırlarca gittiğimiz her yere barışı götürdük, huzuru götürdük, sevgi ve saygıyı götürdük. Aynı zamanda refah ve istikrarı götürdük. Kıtayla münasebetlerimizi hüsnüniyet ve samimiyetimizin yanı sıra işte bu tertemiz sicilimiz sayesinde günden güne geliştirdik, güçlendirdik. Kıtadaki büyükelçilik sayımızı 44’e çıkardık. Kısa vadede hedefimiz 50. Bugün Ankara’da 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliği faaliyet gösteriyor. Bilhassa ticaret ve yatırım alanlarında yakaladığımız olağanüstü başarı hem ülkemizin hem de Afrika ülkelerinin refahına katkı sağlıyor. Bugün Türk yükleniciler Afrika’da toplam değeri 97 milyar dolara ulaşan 2 binden fazla projeyi üstlenmiş durumda. Kıta genelindeki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 15 milyar doları aştı. Bu yatırımlar neticesinde 100 binden fazla Afrikalı kardeşimiz istihdama katılarak üretimi destekliyor. 49 Afrika ülkesiyle iş konseylerimiz, 31 ülkede de ticari müşavirliklerimiz var. Kıtanın geneliyle 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaretimiz, 2024 yılı sonu itibariyle 40 milyar dolar bandında. Türk Hava Yollarımız kıta sathında 42 ülke ve 64 noktaya sefer düzenliyor. Eşim Emine Erdoğan’ın himayesinde Ankara’da açılan Afrika Kültür Evi ile 9 yıldır kıtanın kültürel ve beşeri zenginliğini ülkemize taşıyoruz" şeklinde konuştu. "Afrika Birliği’nin barış çabalarına en güçlü desteği veren ülkelerden biriyiz" Türkiye Bursları, Maarif Vakfı, Diyanet Vakfı, TİKA ve sivil toplum kuruluşlarıyla eğitimden kalkınma yardımlarına kıtadaki dostlarının her daim yanında olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Afrika Birliği’nin barış çabalarına en güçlü desteği veren ülkelerden biriyiz. Ankara süreci kapsamında Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın çözümüne yönelik arabuluculuk rolümüz bu çabaların bir örneğidir. Sudan’da süren çatışmalar sizin gibi bizi de derinden yaralıyor. Ülke de önce ateşkesin sağlanmasını ve ardından da kalıcı barışın diyalog yoluyla tesis edilmesini arzu ediyoruz. Sudan’da yaşanan insani dram artık felaket boyutuna varmıştır. Sudanlı kardeşlerimizi sadece kurşunlar ve bombalar değil, maalesef açlık ve susuzluk da öldürüyor. Uluslararası toplumun ve kuruluşların Sudan’daki trajediye yeterince eğilmediğini üzülerek müşahede ediyoruz. Sudan’da akan kanın durması hepimizin insanlık görevidir. Türkiye olarak, biz her çatışma bölgesinde olduğu üzere kardeş Sudan’a da yardımlarımızı ulaştırıyoruz. Bir gerçeğin altını hassaten çizmek durumundayım. Kolonyalizm kağıt üzerinde yıllar önce son bulmuş. Fakat postmodern yöntemlerle varlığını bir şekilde devam ettirmiştir. Afrika’ya geçmişte ’beyaz adamın yükü’ gözüyle bakanlar bugün de benzer bir yaklaşım içindedir. Batı dünyası ne yazıkki Afrika Kıtası’ndaki iç savaş, çatışmaları kıtanın kaderi olarak görüyor. Bunun için ekonomik çıkarı olmayınca sorunların çözümü noktasında elini taşın altına koymaktan kaçınıyor. Hatta kimi aktörlerin bu çatışmaları körüklediğini hepimiz biliyoruz. Neticede savaş baronları kazanırken, kaybeden masum siviller oluyor" diye konuştu. "Hamas ile İsrail arasındaki mutabakatın kalıcı olması, kalıca barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içindeyiz" Çatışma ve krizlerin yüklerini genellikle çocuklar ve kadınların çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunu sadece Sudan ve diğer çatışma bölgelerinde değil, işte en son hem de çok dramatik bir şekilde Gazze’de gördük. İsrail’in 2 yıl boyunca sürdürdüğü saldırlarda 68 bin Filistinli şehit oldu, 170 bini aşkın kardeşimiz yaralandı. Bazıları açlıktan olmak üzere 20 binden fazla çocuk öldü. Gazeteciler sırf hakikati duyurdukları için katledildi. Enkazların altında ne kadar masumun naaşının olduğunu kimse bilmiyor. Tüm insanlığın gözü önünde 2 yıl boyunca bir soykırım yaşandı. Ve sözde medeni dünya buna engel olamadı. Doğru düzgün tepki göstermedi. Daha vahimi soykırım sürerken bize, Afrikalı kardeşlerimize demokrasi dersi veren Batılı devletler, İsrail’e silah yardımı yapmaya devam etti. Şunu burada büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Gazze soykırımında tıpkı Türkiye ve Türk milleti gibi Afrikalı kardeşlerimiz de gerçekten vicdanlı bir duruş sergilemişlerdir. Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davası bu süreçte tarihe not düşen cesur bir tavır olmuştur. Mazlumları yanlız bırakmayan Afrika halklarına bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Biliyorsunuz bizim de gayretlerimizle Gazze’de ateşkes sağlandı. Pazartesi günü Şarm el-Şeyh’te 4 ülkenin liderleri olarak çok önemli bir deklarasyona imza attık. Hamas ile İsrail arasındaki mutabakatın kalıcı olması, kalıca barışa zemin oluşturması için yoğun çaba içindeyiz. Ancak İsrail’in kötü sicidili dolayısıyla tedbiri ve temkini elden bırakmıyoruz. Gazze’nin süratle yaralarını sarmaya ve yeniden ayağa kalkmaya ihtiyacı var. Biz bunun için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Sizlerden de Filistin halkıyla dayanışmanızı güçlendirirek sürdürmenizi özellikle istirham ediyorum" dedi.